7. bölüm / 41
GÖKYÜZÜMTERCİHLER
Bölümler 41Şu an: TERCİHLER
- 1 CESARET3.733 kelime
- 2 GÖNÜL TERAZIM3.772 kelime
- 3 HARABE KALBİM3.505 kelime
- 4 CAN KIRIKLARI3.837 kelime
- 5 SÖZ3.827 kelime
- 6 ÖZGÜR KUŞLAR3.519 kelime
- 7 TERCİHLER2.434 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 YENİ HAYAT3.259 kelime
- 9 KÜÇÜK BİR KRİZ2.354 kelime
- 10 DAR SOKAK4.353 kelime
- 11 BİTMEYEN AYRILIKLAR5.122 kelime
- 12 YÜREĞİMİN ÇİÇEĞİ4.650 kelime
- 13 HUZUR4.266 kelime
- 14 KAR TANESİ5.636 kelime
- 15 SEVDAMIN KANATLARI4.448 kelime
- 16 RÜYA3.682 kelime
- 17 GEÇMEYEN ZAMAN3.953 kelime
- 18 BUZDAN ATEŞ4.560 kelime
- 19 VİCDAN KURŞUNU5.482 kelime
- 20 YİNE4.969 kelime
- 21 HASBELKADER4.722 kelime
- 22 TEK NEFES5.145 kelime
- 23 BAYAT POĞAÇA5.533 kelime
- 24 ÇAY4.152 kelime
- 25 ANILARIN KOKUSU4.700 kelime
- 26 PINAR4.637 kelime
- 27 ELÇİ4.153 kelime
- 28 ÖMRÜMÜN SAHİBİ4.720 kelime
- 29 HAYALLER3.399 kelime
- 30 TEK HAYAL4.875 kelime
- 31 YÜREĞİ ÇOCUK4.425 kelime
- 32 TESADÜF4.453 kelime
- 33 NİKÂH4.645 kelime
- 34 EVİM4.388 kelime
- 35 YORGUN4.659 kelime
- 36 ÖZLEMELER4.183 kelime
- 37 VUSLAT 13.004 kelime
- 38 VUSLAT 22.460 kelime
- 39 VUSLAT 31.805 kelime
- 40 BEN BENİM3.142 kelime
- 41 HAYATIMIN HEDİYESİ (FİNAL)1.571 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Güneş ne zaman ki batıdan doğar. Umutlardan vazgeçmenin zamanı gelmiştir artık.
Üç masa kadar ötemize Sevda'nın gelmesiyle ikimizde ona baktık.
Yüzünde güller açarken elleri ayakları çocuk gibi yerinde duramıyordu.
"Cüneyt aramış belli." diyen Gökhan gülümserken telefonu çalmaya başladı.
"Efendim Ayça."
Ayça şubedeki kadın polisti.
.......
"Off Ayça'ya Mustafa'nın ne işi var o baksın."
........
"Tamam Ayça tamam, yarım saate gelirim."
Yüzü asılarak telefonu cebine soktu.
"Şubeye dönmem lazım maalesef, sizi eve bırakayım."
"Bu sefer itiraz etmeyeceğim."deyince ikimizde gülümsedik.
Gökhan ayağa kalkarak beni sandalyeyle masadan uzaklaştırdı.
Sevda'ya seslenemek için baktığımda, telefonunu kapatmış bize doğru geliyordu.
Sevda'nın yanımıza gelmesini beklemeden hızlı adımlarla beni arabanın yanına getirdi, ön kapıyı açınca karşıma geçerek gülümsedi.
Neden bu şekilde gülümsediğini anlamaya çalışırken ve Sevda'yı kontrol ederken bir anda bana doğru eğildi.
"Kusura bakma güzelim, "demesiyle beni kucaklaması bir oldu.
İlk anda şaşkınlıktan ne diyeceğimi bilemezken, oturtmak için arabanın içine doğru eğilince ilk kez burnuma dolan kokusunun güzelliği sarhoş etmişti beni.
Nasıl bir kokuydu Allah'ım. Birbirlerine hasret kalmış, kurak toprak ve ilk yağmur damlasının kavuşması, toprak kokusu. Ne kadar çok yağarsa o kadar yağmura doyarak daha da güzelleşen koku gibi.
Yüreğim kendine bile hissettiklerinin tarifini yapamazken, nasıl bu kadar ruhuma işlemişti.
Kapımı kapatıp sandalyeyi içeriye götürürken beynimide almış götürmüştü.
Sağ elimle zorla emniyet kemerimi taktım.
"Minee aloo." derken omuzumdan sallamasıyla kendime geldim.
"Ne var Sevda yaa!"
"Dünyadan Mine'ye. Buraya dönsen artık."dedi şikayet eder yüzüyle birlikte.
Başımı iki yana sallayıp sessiz kalmayı tercih ettim.
"Mineee, Cüneyt aradı buluşalım dedi."
derken sevinçle telefonuna bakıp duruyordu.
Kendi halinden benim arabaya nasıl oturduğumu bile farketmemişti.
Gökhan'ın arabaya gelmesiyle utancımdan kaçamak bakışlar atarken yüzündeki gülümsemeyi görüyordum.
Sevda telefonuyla uğraşırken, Gökhan arabayı çalıştırdı.
"Boyunu babandan almışsın." dedi.
"Evet, babama benzediğimi söylerler."
Konuşmadan arada bakışarak yolu bitirmek üzereyken aklıma biraz sonra ayrılacağımız gelince içime hüzün çöktü. Ben Sakarya'ya nasıl gidecektim?
Sevdiğin insanın varlığına alışmak ne kadar kolaymış. Ya yokluğa alışmak. Sevmek mi zor ,ayrı kalmak mı diye sorsalar; severken ayrı kalmak derim.
Arabayı sağa çekerek durdurunca eve geldiğimizi anladım.
Ne çabuk bitmişti yollar.
Önce Sevda inerek bina girişinden tekerlikli sandalyeyi getirmek için gidince, sadece birbirimizin buğulu gözlerine baktık.
Sevda arabanın yanına gelerek kapımı açtı. Yardımıyla arabadan sandalyeye geçince binanın önüne geldik. Sevda için sorun üç basamaktı.
Gökhan arabadan inerek sandalyenin ön tarafından kaldırıp basamakları çıkmamıza yardım etti.
Kapı önüne gelince bırakırken gözlerime bakarak "görüşürüz" derken bile özlemeye başlamıştım.
Biz kapıdan içeri girince o da arabaya giderek çalıştırdı.
"Sevda kapıyı kapatmadan beni çevirsene."
O arabanın camından, ben kapıdan birbirimize bakarak gözlerimizle vedalaştık.
Yatağıma oturarak düşünürken gerçek olan, fakat rüya gibi geçen zamanın her saniyesini yeniden yaşadım.
Ne kadar güzel zaman geçirsem de yorulmuştum. Biraz uyumak iyi gelir düşüncesiyle yatağın için de kayarak uzandım.
Hemen uykuya giderek, gözlerimi açtığımda akşam olmak üzereydi. Akşam yemeği, çay faslı derken gece olmuştu.
Telefonu alarak mesajlara girdiğimde Gökhan mesaj atmıştı.
-Güzelim.
-Efendim canım.
Çok güzel geçen bir günün, güzel yorgunluğundan uyumuşum.
-Seninle geçen her anım güzel, iyice dinlen ki çabuk iyileş.
-Annemin kemik suyu sayesinde çok sürmez.
-Güzelim üç gün önemli işlerim var maalesef seni göremeyeceğim.
-Olsun görev bu, sen iyi ol, kalbinin bende olduğunu bileyim yeter.
-Kalbimin her atışı senin için, her anımda düşüncemde sen varsın.
-Kendine dikkat et. Dinlenmen için senden şu anlık ayrılıyorum.
-Rüyamda seni görürüm diye uykuya severek gidiyorum.-
-Allah'a emanet ol canım grs.
-Ilk fırsatta ararım. Grs.
Her gece dualarımda o vardı artık.
Sevda'nın artık dükkana gitmesi gerekiyordu.
Kendimi oldukça iyi hissediyordum. Gökhan'ın sevgisi ayrı bir ilaç olmuştu, ruhuma da, bedenime de.
Üç günün sonunda onu nasıl göreceğimi düşünür olmuştum. Aklıma gelen fikri denemeye karar verdim.
İş dönüşü babam odama geldi.
"Nasılsın kızım."
"Daha iyiyim baba, sağol.
Baba bana koltuk değneği alır mısın?"
"Niye sandalyen var ya!"
"Artık değnekle yürüyebilirim, kolumda ki dikişler de iyi, bir de ben evde durmaktan çok sıkıldım."
"Ee ne yapacaksın!"
"Ben dükkana gitsem artık, sadece kasa da otursam bile yeter bana. Sevda ayak işlerine bakar." Dedim başımı yana eğerek. Tam bir masum kedi bakışını da verdim gözlerime.
"Yapabilecekmisin, sürekli oturarak."
"Evde de oturuyorum, gerçekten çok sıkıldım. Yarın denerim dayanamazsam gitmem."
"Tamam madem. Aslında her sabah işe geç gitmem sıkıntı olmaya başladı.
Yarın pansumanın son günü, doktora da görünürsün. Oradan dükkana bırakırım seni."
"Tamam babacım sağol."
Sarılarak ayrılınca babam salona gitti.
Dükkanda durmak kafamı dağıtacaktı,
bir şekilde Gökhan'ı da rahatça görebilirdim.
Sevda'yı arayarak haber verdim. Önce telâşlanırken, sonra sevinmişti.
Sabah erkenden uyanmıştım, annem kahvaltıyı hazırlayınca bugün mutfakta beraber yapmıştık.
Babamla hastaneye gittik, önce doktora muayene olunca 'dikişlerimin iyi olduğunu, vereceği kremi sürmemin yeteceğini' söyleyince hastaneden ayrılmıştık.
Giderken koltuk değneği de alarak dükkana geçtik.
Taksiden inince dükkanı ilk gördüğümde yaşadığım kaza rüya gibi olsada gözümün önüne geldi. Arabanın fren sesi, ayaklarımdaki acılar ve camın kırılma sesi. İçim tuhaf olsa da, babama belli etmedim. Bu korku sanırım bir süre benimle birlikte olacak.
Dükkanın için de iki müşteri vardı. Sevda ve Ali amca gülerek bizi karşılarken, kasaya geçerek oturdum.
Ali amca gülümseyerek karşıma geçti.
"Hoş geldin kızım, buradan kalkmak yok. Sevda'yı bayılana kadar çalıştırabilirsin benden sana izin."
"Yanımda olsun baba, ben çalışmaya razıyım."derken yanıma gelen Sevda'yla sıkıca sarıldık.
Babama dönerek aklımda ki düşünceyi söyledim.
"Baba tekerlekli sandalyeyi Omur İliği Felçlileri Derneğine bağış yapalım mı?"
Babamdan önce Ali amca söz aldı.
"Benim arkadaşım var dernekle bağlantılı, haber veririm burdan hemen alırlar."dedi.
Babam yanıma gelerek bana sarıldı.
"Koca yürekli kızım benim." derken sırtımı sıvazladı.
"Mine'yi ben akşam eve bırakırım, sabah da alırım. Aklın kalmasın." dedi Ali amca babama.
"Sağol arkadaşım. Benim işe gitmem lazım, görüşürüz kızlarım."diyerek kapıya doğru yürüdü babam.
"Güle güle babacım."
Babamı yolcu ederek yanımıza gelen Ali amca, firsat bekliyor ve eline geçmiş gibi acele etmeye başladı.
"Kızlar benim dışarda işlerim birikti, idare edersiniz."
"Ne zaman dönersin babacım."
"Akşam üstünü bulur, gelirim dükkanı kapatıp Mine'yi eve bırakırız."
"Tamam baba rahatça işlerini gör, biz biraz hasret giderelim."
Hepimiz birden gülümserken Ali amca
dükkandan dışarı çıkarak gitti.
Tabureyi çekerek yanıma oturan Sevda'nın imalı bakışları başlamıştı.
"Mine'm söyle bakalım, görüşmeyeli eniştemle nasıl gidiyor?" Dedi çenesine elini dayayarak.
" Bilmem ki ne desem!" Dedim dudaklarımı aşağı doğru kıvırarak.
"Nası' yani! Konuşmadınız mı, mesajda mı atmadı. Sen arasaydın madem. Açmadı mı yoksa. Küstüm diye mesaj atsaydın! Ay cevap versene! "
Mübarek dinlemeye yetişemedim o nasıl bir soru sorma hızıdır.
"Müsade edersen cevap vereyim Suzan!"
" Bende söyle diyorum işte!"
Ayyyhh
"Yok üç gündür görüşmedik."
"Bende görüşemedim, çok özledim ya."
"Sizin nasıl gidiyor, eniştemle sen söyle. "
"Enişten feda olsun sana." deyince beraber gülmeye başladık.
"Telefonda güzel gidiyor. Bir de yüz yüze görüşebilsek."
"İnşallah görüşürsünüz, biz de."
Müşterilerin gelmeye başlamasıyla işimize geri dönünce çalışmayı ne kadar özlediğimi anladım.
Akşam üstü yaklaşınca Sevda'nın telefonu çaldı, eline aldığı telefona bakınca olduğu yerde sevinmeye başladı.
"YüceAllahım şu telefonu çalarken gördümya sana şükürler olsun." diyerek sevinçle telefonu açtı.
Gökhan aramadı, neden aramadı diye düşünürken heyecanlanmaya başladım. Fırsatı olunca arayacağına kanaat ederek kendimi teselli ettim.
Telefonu kapatan Sevda bana döndü.
"Mine işleri bitmiş, Gökhan ne yapıyor dedim, 'kalan işleri ona yıktım, yarın anca müsait olur.' dedi.
"O benim elime düşer inşallah," dedim gülümseyerek.
Ali amcanın gelmesiyle dükkanı toparlayarak beni eve bıraktılar.
Annem kapıyı açarak bana gülümserken gözleri buğulu şekilde bakıyordu.
"Hoş geldin kızım, yine seni kapıda beklediğim için şükürler olsun."
"Bende çok mutluyum anne, özlemişim işe gitmeyi."
Yemek, çay derken gece olmuştu, odama geçince telefona baktığım da Gökhan'dan mesaj gelmemişti.
Müsait olunca atar diye kendime teselli vererek üstümü değiştirip yattım.
Sabah uyandığımda, işe giderken en çok giydiğim kıyafeti keserek, şalımı bağlayarak Ali amcanın gelmesini bekledim.
Zil çalınca bende aşağıya inerek arabayla dükkana gittik.
Bir saat geçince Ali amca dükkana ürün alacağını söyleyerek gitti. Arabaya binmesiyle Sevda bana bakarak heyecanla konuştu.
"Masamız bizi özlemiş, yavaşça çık çayları alıp geliyorum." deyince ikimiz de gülümsedik.
Her şeyini özlemişim, telaşını yorgunluğunu küçük masamızdaki çay içmelerimizi.
Burası benim için sadece çalıştığım yer değildi. Kendime güvenimin temelini attığım yer, dostluklar nasıl olmalı öğrendiğim yer, bana ben yapan nice fikirleri bulduğum bir okul gibiydi.
Sevda fincanlar elinde gelince yanıma oturdu.
"Ya Sevda Gökhan hala aramadı. Cüneyt'e sorsan mı."
"Sorarım. Dün akşam nasıl geçti. Yorgunluk var mıydı?"
"Biraz vardı. İyi geldi burası ama sen Cüneyt'i arar mısın?"
Atarlanmaya başlayacaktım birazdan.
"Konuşuyoruz işte acelen ne sonra sorarım." Diye benden önce atarlandı.
"Ben şimdi istiyorum."
"Ayyy al Gökhan'ı başına çal."
Demesiyle görüş alanıma giren motoru takip ederken önüme gelerek durunca içimdeki hasret kendini gün yüzüne çıkardı.
"Gökhan."
"İyi enişte de lafın üstüne gelirmiş. " dedi Sevda gülerek.
Motordan inerek kaskını çıkardığında gülen yüzüne bakmaya doyamadım.
Üniforma kadar mı yakışırdı birine.
Yanımıza gelince Sevda 'hoşgeldin' diyerek içeriye geçti.
Tabureyi alarak sağlam olan bacağımın dibine oturdu.
"Hoşgeldin."
"Hoş bulduk."
Sevda çay getirerek Gökhan'ın önüne bırakarak içeriye döndü.
"Nasılsın güzelim."
En güzel gülümsemesiyle karşımdaydı.
"İyiydim, seni gördüm daha iyi oldum."
"Bu hâlinle işe gelmişsin."
"Evde çok sıkıldım, seni görmek için tek çarem buydu."
"Seni çok özledim güzelim. Ne yapacağız böyle birbirimize hasret."
"Bilmiyorum, bir yolunu bulmamız lazım, aslında sürekli dükkana gelmen doğru değil."
"Biliyorum, ailenin duymasıyla seni zor duruma düşürmek istemiyorum. Bulacağım bir çaresini merak etme."
"Biliyorum, bulursun. "
Ne dedim ben diye kendime kızarken benim yüzüm kızarmış, Gökhan ise olduğunca gülümsüyordu.
Boğazımı temizleyerek lafı değiştirmek istedim.
"Dün akşam Cüneyt Sevda'yı aradı, işleri sana yıkmış, kendi rahatça konuşuyordu."
"Bundan sonra bedava yıkamaz, bugün seni görmem için beni idâre etmesini isteyerek kabul ettim. İkimiz birden çıkamıyoruz."
"Pazar günleri ikiniz birden çıkabilirseniz beraber bir yerde oturalım.
Cüneyt'i de tanımak istiyorum. Bakalım Sevda'yı hak ediyormu!"
"Eder benim kardeşim, kendim kadar güvenirim ona."
"Yanii seni de tam anlamıyla tanıyamadık ama! Önce senden mi başlasak. Siz Esra'yla akraba mısınız?"
"Evet. Cüneyt ve Esra öz teyze çocukları. Onların anneleri ve benim annem kuzenler."
"İyi de siz ikiniz birden nasıl aynı şehirde çalışıyorsunuz."
"Ben buraya geldikten altı ay sonra Cüneyt'in tayini çıktı. Baba tarafından İç İşleri Bakanlığında tanıdığı var, onu araya koyarak benim yanıma geldi."
"Mutlu olmuşsundur."
"Oldum fakat ilk görüşmemizde 'senin üstün olarak canına okumaya geldim' dedi."
"Yok ya yapmamıştır öyle."
"Nerdeyse yaptı sayılır, çoğu işini bana yaptırdı. Bundan sonra sıra bende, acısını fena çıkartacağım."
İkimizde gülümserken gözlerimizin içine bakıyorduk.
" Üzgünüm ama gitmem lazım güzelim."
Üzülerek başımı salladım.
Gözlerimin içine bakarak ayağa kalktı.
"Görüşürüz güzelim."
"Görüşürüz canım, dikkat et kendine."
Kaskını takıp motoru çalıştırarak uzaklaştı.
Ayağa kalkarak içeriye girip kasaya oturdum. Arka taraftan elinde çayıyla gelen Sevda otuz iki diş sırıtarak yanıma oturdu.
"Ee nasıl geçti bakalım."
Derin bir ahhh çektim.
"Rüya gibi, Sevda biz Sakarya'ya nasıl gideceğiz."
"Offf aklıma getirme ya, bilmiyorum."
"Eee siz ne zaman buluşacaksınız."
"Bu akşam, işten çıkınca kıyafet bakacağım diye avmde ineceğim.
Babama da yalan konuşur oldum, Allah'ım sen günah yazma yarabbim."
"Aminnn, al benden de o kadar."
Kazanın üstünden bir ay geçmişti, bugün doktora gittiğimde alçıyı çıkarmıştı.
Bacağımın iyi olduğunu söylemiş yürürken bir süre daha dikkatli olmamı söyleyince sevinçle eve dönmüştüm.
Eve geldiğimde Elif yanıma gelerek önce bacağıma baktı.
"Abla bacağında resim yaptığım şey nerde, neden çıkardın?"
"Çünkü bacağım iyileşti artık çıkarmam gerekiyordu."
"Çıkardığınız şey nerde?"
"Doktor attı onu."
"Bana getirseydin keşke."
"Neden!"
"Onun üstüne yaptığım resimler için ne kadar çok uğraştım ben. Saklardım dolabımda."
Gülerek sarıldım sarı papatyama.
"Ben sana istediğin kadar resim defteri getiririm, onlara yaparsın, istersen en güzelini duvara asarız."
"Tamam."
Yanağından öperek daha çok sarıldım.
Aradan geçen günlerde Gökhan'la az ve kısa da olsa dükkana gelerek görüşmüştük.
Bugün benim için büyük günlerden biri. Tercihler açıklanacak. Hayatıma nasıl yön vereceğim, hayallerime ulaşabilecek miyim! En önemlisi sevdiğim bölümü okuyup sevdiğim mesleği yapabilecek miyim?
Herkes tutturmuş ağzına bir laf; gir kpss'ye devlet memuru ol. Hem maaşın garanti olur. Üstelik bütün tatillerinde rahat edersin.
Herkes memur olmak mecburiyetinde mi! Sevmediğim bir işte robot gibi nasıl çalışabilirim. Ben hayallerimi, sevdiğim işimi ruhsuz çalışan olmak için satmayacağım.
Evet başaramaya bilirim. Ama bütün yüreğimle denerim defalarca denerim. Yine de olmazsa en azından ömür boyu "keşke deneseydim belki başarırdım" düşüncesinin pişmanlığını yaşamayacağım.
Ne derler; bizim kaderimiz yazılıdır. Ama kader de gayrete aşıktır. Ben başkaları için kendimi pişmanlığa mahkum etmeyeceğim.
Okul tercihimiz kabul edilmişti, evet edildi. Sevda'yla ne kadar birbirimize sarıldık bilmiyorum. Ama gözlerimin yaşlanmasına izin vermedi.
"Bu gözlerin yaşları artık hayallerine bir adım daha yaklaştığın için son kez aksın. Gidiyoruz zürafam gidiyoruz."
İnternetten iki odalı, eşyalı ev bulmuş, Ali amca işlemlerini halletmişti.
Okulun açılmasına bir hafta kala giderek kendi işlemlerimizi halledecektik.
Bir yandan sevinirken, Gökhan'dan ayrılacağım için bir yanım acıyordu.
Yatmak için yatağa girince telefonu alarak Gökhan'a mesaj attım.
"Canım alçıyı çıkardık, yarından sonra pazar günü hep baraber bir yere gidelim."
"Geçmiş olsun güzelim, siz istediğinizyeri söyleyinbiz size uyarız. "
" Peki biz ayarlayalım sana haber veririz. "
Pazar gününü iple çekmiştim.
Annemlere alçıyı çıkardığımız için gezeceğimizi söyleyerek evden çıktım.
Sevda'yla orta yolda buluşarak Gökhan'ları bekledik.
Arabayı Cüneyt kullanıyordu, Sevda onun yanına, bende Gökhan'ın yanına arkaya oturdum.
"Nasılsın güzelim, normal hâline dönmene çok sevindim."
"Gördüğün gibi, daha iyiyim."
Usulca elimi tutup parmaklarımı sardı narin parmakları. Onun yanında güven vardı, huzur vardı. Daha ne isterdim Allah'tan.
Usulca bana seslendi.
"Yanımdasın, kalbin benimle daha ne isterim Allah'tan."
Sözlerini duyunca gülümsedim. O anda kalbimden geçen kelimeyi söylemeden edemedim.
"Sakarya'ya benimle gelmeni."
Biraz benden uzaklaşınca yüzüne baktığımda, şaşkınca gülümseyerek yüzüme bakıyordu.
"Bende çok isterim fakat mümkün görünmüyor."
"Gökhan tayinle kendini oraya aldıramaz mısın?"
Bana iyice şaşırmış şekilde bakarken, ben umutla bakıyordum.
"Bende çok isterim güzelim ama malesef, bir yıl oldu buraya geleli ve tayin imkanım yok. İki yılı doldurunca zorlarım ama sanmıyorum."
Sesi hüzünlenmişti, üzüldüğünü anlıyordum.
"Ama yaa."
Bu anların bitmesini hiç istemiyordum.
Kır bahçesi gibi bir yere gelmiştik. Çok tatlı bir bahçesi vardı.
Hep birlikte masaya oturunca yanımıza gelen garsona yemek siparişlerimizi verdik.
Cüneyt'in ve Sevda'nın konuşmaları beni güldürürken, bir yandan da şaşırıyordum. İki insan bu kadar mı birbirine benzerdi.
Oldukça güzel geçen yemeğin ardından Gökhan 'biraz yürüyelim mi?' diye sorunca hep birlikte ayaklandık.
Cüneyt hesabı ödeyerek yanımıza gelince, kır bahçesinin hemen kenarından küçük ormana doğru giden patika yola girerek Sevda'lar önde biz arkada yürümeye başladık.
Bir kaç adım atmışken Gökhan'ın elimi tutmasıyla ilk önce yüzüne baktım, elini daha sıkı tutarak ona karşılık verdim.
Ellerimin içi terlemeye başlamıştı. Vücut yapısına göre bir erkeğin eli bu kadar küçük ve narin nasıl olur diye düşündüm.
"Ne zaman gidiyorsunuz?"
"İki hafta sonra Eylül ortaların da. "
"O kadar çabuk mu!"
"Okul açılmadan gitmemiz gerek, anca yerleşiriz."
"Açılmaya bir kaç gün kala gitseniz. Bir kaç gün daha kazanırdım."
"Malesef olmaz..Her işlerimizi ona göre ayarladık. Babalarımıza anlatmak zor olur."
Onun sesi, benim gözlerim buğulanmıştı.
"Seni tanırken bu kadar çabuk ayrılacağımız aklıma gelmemişti."
"Benim geldiği için senden uzak durmak istedim ya zaten."
"Yok sen kalbimde ol uzak olmana razıyım artık. Kara gözleri içimi yakan güzel, seni seviyorum."
Seni seviyorum...
Sevda meltemiydi gözbebeklerimden kalbime doğru esen.
Kalbimde ki sevgin duygularımın belgesi olsa, seni seviyorum sözün mühürü olurdu.
"Ben de seni seviyorum. Gökyüzüne bakınca sana özleyerek, gülümseyerek baktığımı unutma." derken sesim titriyordu.
"Benim de sana baktığımı aklından çıkarma güzelim."
Kendinden biraz uzaklaştırıp yüzüme bakınca gözyaşımı baş parmağıyla okşar gibi sildi.
"Yapma! Böyle ayrılırsak aklım hep sende kalacak."
"Elimde değil. Senden uzak kalacağımı bilmek içimi acıtıyor."
"Çünkü ayrılık da sevdâya dâhil
Çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili.*"
*Atilla ilhan
Bölüm etkileşimi
