21. bölüm / 41
GÖKYÜZÜMHASBELKADER
Bölümler 41Şu an: HASBELKADER
- 1 CESARET3.733 kelime
- 2 GÖNÜL TERAZIM3.772 kelime
- 3 HARABE KALBİM3.505 kelime
- 4 CAN KIRIKLARI3.837 kelime
- 5 SÖZ3.827 kelime
- 6 ÖZGÜR KUŞLAR3.519 kelime
- 7 TERCİHLER2.434 kelime
- 8 YENİ HAYAT3.259 kelime
- 9 KÜÇÜK BİR KRİZ2.354 kelime
- 10 DAR SOKAK4.353 kelime
- 11 BİTMEYEN AYRILIKLAR5.122 kelime
- 12 YÜREĞİMİN ÇİÇEĞİ4.650 kelime
- 13 HUZUR4.266 kelime
- 14 KAR TANESİ5.636 kelime
- 15 SEVDAMIN KANATLARI4.448 kelime
- 16 RÜYA3.682 kelime
- 17 GEÇMEYEN ZAMAN3.953 kelime
- 18 BUZDAN ATEŞ4.560 kelime
- 19 VİCDAN KURŞUNU5.482 kelime
- 20 YİNE4.969 kelime
- 21 HASBELKADER4.722 kelime · Okuduğun bölüm
- 22 TEK NEFES5.145 kelime
- 23 BAYAT POĞAÇA5.533 kelime
- 24 ÇAY4.152 kelime
- 25 ANILARIN KOKUSU4.700 kelime
- 26 PINAR4.637 kelime
- 27 ELÇİ4.153 kelime
- 28 ÖMRÜMÜN SAHİBİ4.720 kelime
- 29 HAYALLER3.399 kelime
- 30 TEK HAYAL4.875 kelime
- 31 YÜREĞİ ÇOCUK4.425 kelime
- 32 TESADÜF4.453 kelime
- 33 NİKÂH4.645 kelime
- 34 EVİM4.388 kelime
- 35 YORGUN4.659 kelime
- 36 ÖZLEMELER4.183 kelime
- 37 VUSLAT 13.004 kelime
- 38 VUSLAT 22.460 kelime
- 39 VUSLAT 31.805 kelime
- 40 BEN BENİM3.142 kelime
- 41 HAYATIMIN HEDİYESİ (FİNAL)1.571 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Üstümü değişerek telefonuma baktığımda DMden gelen mesajı açtım. Gökhan'dan gelmişti, telefon numarasını engellesemde sosyal medyayı unutmuştum.
Gönderdiği mesajda ne yazdığı değil, benim hayatıma nasıl etki edeceğini önemsiyordum. Bu yüzden bir süre açıp açmamakta kararsız kalsamda açmayarak telefonu koltuğun üzerine bıraktım. Yeni bir sessizce fakat içimi üşütecek kadar sert esen rüzgâra hazır mıydım bilmiyorum. Karşı koltuğa geçerek uzandım. Telefonla karşılıklı bakıştık bir süre.
Kalbim, beynim, gururum bütün kılıçlarını çekerek savaşa başladılar. Sevdim, çok sevdim. O kadar çok sevdim ki onunla sınandım. Kalbim bitirdi dedim, sevda ateşinin izi oradan; tam yüreğinin ortasındayım, külleri savursanda beni silemezsin dedi.
Belirsizliği hiç bir zaman sevmedim. Gökhan beni belirsizliğin kuyusunda yanlız başıma bırakmıştı.
Telefonu elime alarak mesajı açtım.
-Mine konuşmak istiyorum. Her şeyi, neden ayrılmak istediğimi açıklamak istiyorum. Telefondaki engeli kaldır lütfen.
O kadar basit olduğunu mu düşünüyordu? Açıklayacak bende onu affedeceğim. Vay be! Fakat beni rahat bırakmayacağı kesindi. O zaman önce benim rahatlamam gerekiyordu. Bitirme sırası benimdi artık. Telefonda ki engeli kaldırarak ben aradım. Yüreğimde ki kayaları boşaltmanın zamanı çoktan gelmişti.
Sesine bile dayanmak için dikleştirdim yüreğimi. Onun sesi; sevgimi sakladığım, kozasında bekleyen kelebeklere ışık damlası gibiydi.
"Mine." dedi tedirgin sesiyle. Sıkışan nefesime rağmen salonun içinde volta atarak heyecanımı yenmeye çalıştım fakat korkularım sakin kalmama engel olsada her duygunun özgürleşme vaktiydi.
"Seni sevmediğimin farkına vardım diyerek açıklamıştın. Başka açıklamaya hiç gerek yok." dedim içimde ki fırtınaları estirmeye başlayarak.
"Mine ben-"
"Sen ne? Bırak artık kalbimi kanatmayı. Yetmedi mi kanattığın?"
"Mine lütfen. Bir dakika olsun sadece dinle beni. Açıklamama izin ver" demesi umrumda değildi. Konuşma sırası sadece benimdi bu yüzden kelimelerini ağzına teptim.
"Koskaca Türkiye'de, onca ilçe de, onca şube varken sen İzmit'e neden geldin?"
"Ben gelmedim. Kalbimin attığı yere tayinim çıktı." dedi.
Kalbimin attığı yer...
"Senin kalbin sevgi için atmayı biliyor mu?"
Fırtınamın sakinleşmeye başlamasına engel olmalıydım.
"Ben seni üzmemek için uzak durmak istedikçe kader sana yaklaştırıyor." demesi sakinleşmek isteyen rüzgarımı dahada sertleştirdi.
"Kader?! Esma'nın karşı dairesi de mi kader?" dedim bütün öfkemle.
"Mine'm bilmiyordum yemin ederim bilmiyordum. Internetten buldum daireyi." dedi sözlerini vurgulayarak.
"Düğünde binlerce saniye yanındaydım. Nefesin kadar yakındım. Neden anlatmadıysan şimdi de anlatma!" dedim titrerken sorgulayan sesimle.
"Kucağımdaki hâlini görseydin, konuşmaya sende korkardın!" derken sesi fazlasıyla çatallaşmış gibi çıkıyordu.
"Ben sana çok izin verdim. Sende susarak açıkladın. Beni arama, karşıma çıkma, hasbelkader bile karşıma çık-ma!" derken ellerimle birlikte bedenimde gerilmişti.
"Hasbelkalder de kadere dahil Mine'm" dediğinde gözlerimi yumarak derin bir nefes aldım.
"Bana Mine'm deyip durma artık. Ben seni unutacağım dedim. Sözümü tuttum. Bana verdiğin onca söz bir yemin etmedi tabiki. Beni rahatsız etmeyeceğine yemin et. Şimdi!" dedim kararlı sesime kattığım öfkemle birlikte.
"Yemin mi edeyim?! Ben yeminimi çoktan ettim Mine'm."
"Yemin ettiysen beni neden arıyorsun? Yemini tut beni-artık-rahatsız-etme." dedim vurgulayarak.
"Ben hayatımda iki yemin ettim. Biri babamın intikamını alacağım diye. Biri senden başka kimseyi sevmeyeceğim diye. Görüşürüz-güzelim." diyerek kapanan telefonla, yeniden bakışmaya başladık.
Bana güzelim deme! Dedim telefona karşı.
Beynim kendini kapatmış, gururum kış uykusuna yatmış gibiydi. Sadece kalbimin yaşam belirtileri vardı.
Sadece beni seveceği için mi yemin etmişti?
"Aaahhh!O zaman neden ayrıldın şerefsiz!" diyerek telefonu bir koltuğun üstüne, kendimi diğer koltuğun üzerine hızla atmamla alnımı ahşap olan koltuğun koluna kütleterek vurdum.
"Yaaaa!" diyerek acıyla doğrularak oturdum.
Resmen beynim zonklamıştı. Elimi alnıma koyarak acıyla gözlerimi yumdum.
"Ulan Gökhan bitmedi canımı yakmaların!" diye kendi kendime söylenirken yerimden kalkıp buzdolabından aldığım bir parça buzu alnıma bastırdım. Kendi halime sinirden gülerek salona döndüm.
Haklı olan bendim, son sözü benim söylemem gerekiyordu. Fırtınamı, ılık meltem olarak bana geri çevirmişti. Dedikleriyle daha çok yük eklemişti yüreğime.
Araya sıkıştırdığı üç Mine'm, bir güzelim lafının da farkındaydım ama.
Üstelik başımı vurmama sebep olmuştu.
Iki yemin. İntikam yeminini tutmuştu. Yani benden başka kimseyi sevmeyecek miydi? Kıvrılmaya başlayan dudaklarıma engel oldum.
Bitmemişti, ben içimdekileri boşaltmadan bitemezdi.
Telefonu koltuğun üstünden alıp yeniden ararken sakin ve dikkatlice koltukta bağdaş kurarak oturdum.
Yine ilk çalışta açtı.
"Mine." derken sesi daha rahat geliyordu.
"Yemin ettim diyorsun? Seni sevmediğimin farkına vardım diyorsun. Sen nasıl bir dengesizsin anlamıyorum!" dedim yeniden harlanan öfkemle. Elimdeki iyice eriyen buzu yan taraftaki sehpaya uzanarak bıraktım.
"Senin bir gülüşünde, bir damla göz yaşında bütün dengemi bozuyor. Elimde değil güzelim." derken dudaklarının kıvrıldığını hissetmiştim.
"Güzelim deme bana! Laf ebeliği de yapmayı kes!!" dedim emirvaki sesimle.
"Mine'm. Gözlerimi açtığım gün, yine ağlattım seni dedim. Kaç defa ağlattım seni? Ben seni herkesten korumak isterken, kendimden koruyamadım anlamadın mı?" dedi tane tane, sakince söyleyerek.
"Gözyaşlarımın sayısından sana ne?! Beni başkalarından korumanı istemedim, sadece beni sevmeni istedim" dedim sakince, tane tane karşılık vererek. Bir süre sessiz kaldı.
"Başkalarının bir damlasını düşünürken, ben yağmurun oldum, daha fazla olamazdım" dedi.
"Bilerek mi ağlattın?!" dedim sorgulayarak.
"Tabi ki hayır." dedi sesi çatallaşırken.
"Seni sevmiyorum diyerek, bilerek ağlattın!" dedim öfkeyle sözlerimi vurgularken.
"Senin öfkeni, kıskançlığını, mesleğinin tehlikesini, her şeyini kabul etmiştim. Bilerek canımı yakmak istemeni kabul edemiyorum." dedim çatallaşmaya başlayan sesimi kontrol ederek.
"Seni kendimden başka türlü koruyamazdım anlasana. Ben ömrümde sadece seni sevdim Mine!" demesi bütün düşüncelerimi iyice karıştırdı.
Samet'in arabada söylediği sevenlerini koruma iç güdüsü geldi aklıma. Ve Samet...
"Benim, başka biri var artık. Rahat bırak beni." dedim sakince, sözleri birbirine karıştırarak. sessizliğinin ardından en sert tepkisini bekledim.
"Kiiim?" dedi gülmeyle karışık.
"Proje ARKADAŞIN Samet'mi ?!" dedi alaycı şekilde. Arkadaşın cümlesine vurgu yaptığında, nereden öğrendiği kafamı daha çok karıştırsada kendimi toparladım.
"Ben-senin-oyuncağın-değilim. Artık beni-arama. Açıklama yapman hiç bir şeyi değiştirmeyecek." dedim ve telefonu ben kapattım. Korkularım haklı çıktım diyerek bütün vücudumda acıyla dans ediyordu sanki. Bitmişti işte, altı aydır beynimi kemiren kurt, kelebek olup uçmuştu sonunda. Yeniden koltukta yatarak defalarca dönüp durdum.
Telefona gelen mesaj sesiyle yeniden elime aldım.
GÖKYÜZÜM:
- Sen veya ben... Ne yaşarsak yaşayalım ben seni sevmekten vazgeçmeyeceğim (.).
Daha rehberdeki adını değiştiremedim. Engelledim ama silemedim. Benden vazgeçmeyeçekmiş. Beraber yaşasaydık, beraber vazgeçmeseydik sevgimizden.
Kendinden korumak istemiş, saçmalık. Bazen insan korumak isterken daha çok zarar verdiğinin farkına varamıyordu. Varsa bile önemsemiyordu.
Her duyguyu paylaşmanın nedeni sevgiydi. Evlilik bir evin içinde tamamlamaktı sadece. Ben onun göz yaşlarını bile paylaşırdım.
Düşünmekten yorularak olduğum koltukta uyuya kalmışım. Sevda'nın kapıyı açma sesiyle açtım gözlerimi. Ev ne kadar sıcak olmuş terlemişim. Kalkarak mutfağa gidip su içtim. Üstünü değiştirip yanıma geldi Sevda.
"Mine, Esma aradı. Hafta sonu Haydar amcalar yemeğe gidecekmiş bizi de çağırdı." dedi buzdolabından aldığı soğuk su şişesini diklerken.
"İstiyorsan sen git. Ben gitmeyeceğim." dedim bardağımı yıkarken. Yüzüne muzurca bir gülümseme yerleştirmiş eğilerek gözümün içine baktı.
"Abimi görmekten korkma. Ben varken seni yiyemez bebeğim." dedi alaylı şekilde.
"Görmeye gerek yok. Bana kafayı yedirecek şerefsiz." diyerek mutfaktan çıkarken "Şerefsizzz?! Ne demek?" diyerek arkamdan gelen meraklı Melahat burnumun dibinde bitti.
"Yeni bir şey olmuş belli. Anlat hemen!" diyerek parmağıyla tehdit etti.
"Yok bir şey Suzan." diyerek koltuğa yöneldim.
"Vaaar, var minnak." diye arkamdan söylenirken, onu umursamadan telefonumu elime alarak koltuğa oturdum. Yan oturduğum koltukta bacaklarımı kendime doğru çekerek telefonu karıştırmaya başladım. Ne aradığımı bende bilmiyordum.
"Seri minnak geliyoorr." diyerek en büyük tehdidini etmişti. Minnak demeye başladımı olayı anlatsam bile yüz kere minnak demeden durmazdı. Üstelik bağırarak.
Gözlerimi devirip "Telefonda konuştuk." diyerek susup telefonumla ilgilenmeye devam ettim.
"Ee ne konuştunuz?" derken koltuğa atlayarak dizlerinin üstünde, karşıma oturdu.
"Neden ayrıldığını söylemek istemiş." dedim telefondan gözlerimi çevirmeyerek.
"Ayyy! Penseylemi laf alacağım ağzından. Hepsini anlatsana ya!" dedi bıkkınlıkla nefes vererek.
Bıkkınlıkla oflayıp yüzüne baktım.
"Beni ağlattığı için korumak istemiş. Uzaklaşmam için seni sevmiyorum demiş miş miş." diyerek hızlıca anlatıp yeniden telefona bakmaya başladım.
"Bu mu yani nedeni?" dedi şaşırarak. Salise süren sessizliğini yine kendisi bozdu.
"Eee seni hâlâ seviyorum dedi mi?" dedi merakla elimdeki telefonumu yana doğru itip gözlerimin içine bakarak.
Telefonu kurtarıp yeniden bakmaya başlarken sadece başımla onayladım.
"Biiiliiiyooordum. Abiim benim be!" diye neşeyle bağırarak koltuğun üstünde zıpladı manyak.
"Sen ne dedin minnak?" dedi heyecanla.
"Bir daha beni arama dedim."dedim umursamaz şekilde.
"Offf." derken elimdeki telefonu alarak arkasına sakladı.
Suratı bir karış asılmış, kaşlarını çatmıştı.
"Niye?" dedi hesap sorar gibi. En sert bakışlarımı gönderdim merakla bakan gözlerine.
"Sen mi soruyorsun bunu?! Niyeymiş!" diyerek arkasından telefonumu aldım.
Yaşadıklarımı bir ben bilirdim, bir de Allah. Olduğum yerden kalkarak yatağıma giderek uzandım. Bir daha arama dedim fakat arayacağını iyi biliyordum. Affetmem hiç kolay değildi. İnadıma gitmemesi onun için iyi olurdu. Gözlerimi tavana dikmiş düşüncelerimin içinde boğuluyordum. Ki telefon çaldı.
"Efendim Arzu hanım." dedim merakla.Bu saatte neden aramıştı ki?
"Mine; Hale'nin bakıcısı Dilek'in kocası çok kötü trafik kazası yapmış. İşi bıraktı, yerine birini bulana kadar tüm gün gelebilir misin?" dedi.
"Üzüldüm Arzu hanım. Gelirim tabiki Hale'yle ilgilenmek beni mutlu eder." dedim.
"Tamam canım. Sabah sekizde burada olursun o zaman. Ücretini de konuşuruz." dedi memnun olmuş sesiyle.
"Tamam Arzu hanım. Görüşürüz." diyerek telefonu kapattık. Yatağımdan kalkıp odasında yatan Sevda'ya sabah erken çıkacağımı söyledim. Elif gibi yalandan ağlamaya başladı.
"Bütün gün tek başıma ne yapacağım ben ya!" diyerek bağırırken odama geçerek sabah için kıyafet ayarladım.
******GÖKHAN'DAN*******
İki aylık raporum bitmiş, sabah göreve başlayacaktım. Bedenen yaralarım iyileşmişti fakat Mine'den ayrılmak beni kahretmişti. Onun kalbini, hayatını, umudunu, bana olan sevgisini altüst etmiştim. Sakarya'ya döndüğü gün yemin etmiştim.
"Bedenimdeki kurşun izleri silindiği gün, seni de kalbimden sileceğim. Sen ömür boyu sevgime mahkumsun, ben sensizliğe gardiyan."
Uzun bir yatak döneminden sonra yeniden göreve başlamanın heyecanıyla yattım yatağıma.
Sabahın ilk ışıkları üstümdeki üniformamı gururla parlattı yeniden. İçimde üniformama ihanet ettiğim düşüncesi oldukça azalmıştı fakat bitmemişti. Bu yüzden psikoljik destek almaya başlamıştım. Şubeden içeriye girerken meslektaş arkadaşlar karşılamıştı.
En son odamda müdür bey yanıma geldiğinde arkasından giren başı türbanlı memur arkadaşa baktım bir süre. Tuğçe olduğunu anlamamla, müdürün yanında tepki vermemek için zor tutmuştum kendimi. Resim çekmek istemesini müdürün zoruyla kabul etmiştim.
Tuğçe yanlız kaldığım ilk firsatta yanıma gelecekti biliyordum. İdrak etmek istemiyordu, benim için başının türbanlı olup olmaması önemli değildi. Benim için önemli olan karakteriydi ve Tuğçe; Mine'nin tırnağı dahi olamazdı.
Kaç defa edeplice-kendince- bana yakınlaşmaya çalışması umurumda değildi. Ben gözlerimi dahil kalbimi de Mine'den başkasına kapatmıştım artık.
Soruşturmam aylar sonra bitmiş, ceza alarak dosya kapanmıştı. Beni Kars'a sürükleyen olayın ardından verdiğimiz itiraz dilekçemiz sonuçlanmış hakkımızı geri iade etmişlerdi.
Benim tayin hakkım vardı fakat Mine'den ayrı olduktan sonra nerede olduğumun bir önemi kalmamıştı ve ben yerimde kalma dilekçesi verdim. Ondan ne kadar uzak olursam, onun için daha iyiydi.
Ayrı kaldıkça unutmak için çabalardı insanoğlu. Bense sevgimin içinde boğulmak için çabaladım.
Müdür bey gelip soruşturmadan dolayı dilekçemin kabul olmadığını, tayinimin İzmit'e çıktığını söylediğinde üzülsem mi sevinsem mi bilemedim. Mine bir adım uzağımdayken onu görmeden durmaya nasıl dayanacaktım.
İzmit'te şube belli olunca internetten kiralık ev bulup anlaştım. Sadece anneme ve kardeşim Gökçe'ye söylemiştim tayinimin çıktığını. Cüneyt dahi bilmiyordu.
Tayin iznimin başlamasıyla eşyalarımı alarak ilk önce memlekete döndüm. Bir yandan evimdeki büyük eşyaların bazılarını toparlarken bir yandan toprağının kokusuna hasret kaldığım şehrimle özlem giderdim. Eşya toplama işim bitince nakliyeye vererek arabamla İzmit'e gittim.
Ruhum uçarak gidip, bir an önce Mine'ye yakın olmak istiyordu. Ben şimdiden kendimi kontrol edemezken ondan nasıl uzak duracaktım?
Bir haftayı bulan eve yerleşme işimin arasında karşı dairemde ki gençle tanışmıştım. Haftaya düğünü olduğunu söyleyerek beni de davet etmişti.
O gün verdiğim yeni kararı gerçekleştirme zamanıydı. Sabah bir şeyler atıştırarak hazırlanıp dışarı çıktım. Ve interneten araştırarak karar verdiğim Yamaha MT-07 siyah motor ve yeni kıyafetle birlikte kask aldım.
İşlemleri halledip, ertesi gün motoru aldığım gibi hem motorla, hem Mine'yle hasret gidermek için Sapanca'ya doğru yola çıktım.
Beni yıkmak için bütün gücünü kullanan rüzgârı, vücudumla ortasından kılıç gibi keserek, özgürlüğe son sürat gitmeyi kesinlikle çok özlemiştim. Yüreğim bile ne hissedeceğini şaşırmıştı. Onun hatıralarını tazelediği için sevinsin mi? Ondan ayrıldığı için kendini dövsün mü bilemiyordu.
Kendisi olmasada beraber gezdiğimiz yerde kokusunu bırakmıştı adeta. Beni mutlu etmeye bu bile yetmişti.
Sapanca'dan dönüşte bir kez ayak üstü uğradığım şubeye gitme vakti gelmişti. Pazartesi günü göreve başlayacaktım. Şubeye giderek müdür ve çalışma arkadaşlarıyla tanışıp odama geçtim.
Bir süre odamda oturduğumda koridora bakan, jaluzilerini yarım kapattığım penceremin karşısına oturan kızı farkettiğimde pencereye yaklaşarak baktım. Bütün güzelliğiyle karşımdaydı, iki adım uzağımda. Ben onun hayalini Sapanca'da ararken o benim gözlerimin önündeydi.
Onun gülendâmını görmenin mutluluğu bütün bedenimi sarmışken, kapının koluna uzanan elimi geri çekerek sıktım. Çünkü yanına gidememenin acısı tek kurşunla mutluluğumu öldürdü.
Çantasından fısfısı çıkarıp sıkarken yanına gitmemek için kendime zor engel olmuştum. Endişeyle olduğum yerde sallanıp dururken Esma ve Sevda'nın yanına gelmesiyle rahat nefes aldım.
Buraya Esma için geldiğini düşünürken onların şubeden çıkmasıyla motorla onları takip ettim.
Nedenini bilmiyorum ama güzel Allah'ım bana lütufta bulunuyordu resmen.
Esma'yla birlikte kiralık tuttuğum evin karşı dairesine girdiler. Beni düğüne davet eden Emre Esma'nın nişanlısı olmalıydı ki Mine'de düğüne gelmişti. Bir fırsatını bulup onunla konuşmam gerekiyordu. Ondan ayrılma pişmanlığının bitme zamanıydı artık.
Her şeyi anlatıp pişmanlığımı, onu her zaman sevdiğimi söylemeyi, kendimi affettirmeyi son kez deneyecektim. Kınanın kadınlar arasında olduğunu ve evin hemen arkasında ki çay bahçesinde olması hoşuma gitmişti. Mine içerideyken nasıl konuşacağım konusunda Sevda'dan yardım almak istedim. Kadınlar içeride eğlenirken Mine'nin çıkarak salonun yan tarafına geçmesiyle gülümsedim.
Uzakta karanlığın içinde beni görmediğini biliyordum da karşısına nasıl çıkacağımı bilmiyordum. Ne olacaksa olsun diyerek iki adım atmıştım ki yanına gelen kadının çöpçatan konuşması beni deli etmeye yetmişti.
Çocukta burada, seni beğenmiş ne demekti? Saygısız biri olsam yaşına bakmaz kadını azarlardım. Fakat Mine'nin kadına karşılık söylediği sözleri yeniden kurşun yemiş kadar yakmıştı canımı.
Benim sevgilim var demişti, yarın o da gelecek demişti.
Benim...
O kadar çok mu benimsemişti onu?
Başarmıştım işte, canı çok acısın beni çabuk unutsun istemiştim ve o da unutmuştu.
Titremeye başlayan vücudum kaskatı kesilmişti, olduğum yerde taş gibi kalmıştım bir süre. Benim güzelime, benim gece gözlüme başka gözler bakıyordu. Kendime ceza olarak kendim yeterdim.
Eve nasıl döndüm bende bilmiyordum. Ceketimi ve gömleğimin düğmelerini kopararak hışımla çıkartıp yatağın üstüne firlattım. Sürüklediğim bedenimle uzandım yatağıma.
Bedenimin kımıldayacak hali olmasa da yüreğim, göğüs kafesime sığmıyordu. Odamda, sevmediğim karanlığa sığınarak, camın kenarında ki berjerde sabah güneşi gözlerimi yakana kadar oturup karşımdaki binaya baktım.
Yıllardır yapmadığım istek içime peydah olurken, onu en iyi anlatmanın yolunu bulmuştum. Yerimden kalkarak elime aldığım kalem ve kağıtla onu yazmak istedim. Sayfalarca yazabilecekken tek cümle döküldü kalemimden;
-Kaderin kalemini kırmak isterdim. Gönül sayfamızda bizden başka isim yazmasın diye.
Yüreğimin bir yanı unuttu seni derken, bir yanı gözlerinle görmeden inanma diyordu. Aklımda inanmak istemiyor, kabul etmiyordu gerçeği.
Düğün saati yaklaştığında oturduğum berjerden kalkarak hazırlandım. Kendimi göstermeden, uzaktan onu ve... gelecek olan herifi görecektim sadece.
Aklımın, kalbimin gerçeği kabul etmesi için bunu yapmam gerekiyordu. Binadan çıkarak oldukça kalabalık olan arabalardan birinin arkasından gelen erkek tarafını izlemeye başladım.
Binanın kapısından çıkan Mine, gonca gülden güzel olmuş, alımlı hâliyle gözleri üstüne çekerek süzülürken, gözlerimin mutluluğu boğazıma dizilmişti.
Onun... yanına gitti, gülümseyerek konuştu ve arabasına binerek gittiler. Arabada onun narin ellerine tutmasına izin mi verdi? Ona, gözlerinin içinde kaybolmasına, kokusunun ciğerlerine dolmasına izin mi verdi?
Arabanın camı açık olduğu halde sıkışan nefesim önümü görmeme engel olurken, sinirden direksiyonu nasıl sıktığımın farkına ellerim iyice acıyınca vardım.
Burada olduğumu bilmiyordu, tayin iznimde bıraktığım, hilal bıyıklarım ve sakallarımla beni çabuk farketmezdi. Olabildiğince yaklaşmak istedim. Esma ve Emre'nin salona ilk girişinden sonra, kapının yanındaki erkek kalabalığının arkasından onun güzelliğini beynime kazırken, maytapların yanmasıyla ağzını narin eliyle kapatmasının nedenini anlamıştım. Astım krizi geçirmek üzereyken iki adım önümden hızla dışarı çıkmaya çalıştı.
Sevda ve o şerefsiz fark etmemişti bile. Bir müddet kararsız kalsamda onun o halini görmeye daha fazla dayanamayarak yanına gidip kucağıma alarak dışarıda ki ilk bank'a yatırdım.
Gözlerini yummuş hırıltılı şekilde kesik kesik nefes almaya çalışırken Sevda'nın içeriden çıkmasını umarak ayak ucunda dolaşmaya başladım. Ben Sevda'yı beklerken eski patronu Erkan şerefsizi geldi yanına.
Beni görüp görmemesi umrumda değildi artık çünkü zor aldığı nefesin arasında "beni hastaneye götürün!" demesiyle gemileri yakmıştım.
Kucağıma aldığım gibi hızla arabama gidip arka koltuğa yatırdım. Sevda'yı arayıp o sorumsuz herif ile geldiklerinde son sürat en yakındaki özel hastaneye gittim.
Acil müdahale odasına bıraktığımda çok iyi anladım ki, yüce Allah'ım bana lütufta bulunmuyordu. Ona yaşattığım acıyı anlamam için beni onun acısıyla sınıyordu.
Acı ekmiştim, kahır biçiyordum. Yüreğimin bile söylemek istemediği 'Sevgilisi'nin olması da benim cezamın faiziydi.
Kucağımda canıyla uğraşırken, herşeyimle canına canımı feda etmeye hazırken, gözlerini açıp"seni sevmediğimin farkına vardım" deseydi ben ölmesem bile aklımı kaybederdim. Ben bunu ona yaşattım. Mine bana rağmen dayanabilmişti.
Sevda'nın Mine'nin yanına girmesiyle, o herifin yanında aldım soluğu. Mine nefes almaya uğraşırken o, dışarda sigara içiyordu üstelik. Bütün acımı sinirimle yoğurup üstüne doğru giderken kaşlarını çatarak bana baktı.
"Sen Mine'nin astımı olduğunu bilmiyor musun? Niye dikkat etmedin. Ne biçim..." derken yumruğum havada kaldı. Sen de kimsin Mine'den sanane diyerek karşılık verseydi ne cevap verecektim? Ne verecek cevabım vardı, ne de cevap vermeye yüzüm.
Arabama geri dönüp Sevda'ya mesaj atarak düğüne geri döndüm. Esma'ya görünmeden Emre'yi tebrik edip gölün kıyısında ki banklardan birine oturdum. Telefona gelen mesaj sesiyle elime alıp baktığımda Sevda'dan gelmişti.
-Abi Mine iyi, hastaneden çıktık düğüne dönüyoruz.
-Gölün kenarındayım. İki dakika olsun yanında olmak istiyorum.
Yazarak cevap verdim. Sadece yanında olmak istedim son kez. Ne konuşacağımı dahi bilmezken daha çok canını yakmak istemezdim. Konuşmama gerek yoktu, benim varlığım canını yakmaya yetiyordu.
Yorgun olsa bile en güzel haliyle beş metre yanımdayken aramızda aşılmaz dağlar vardı sanki.
Başka biri vardı hayatında, yüreğinin acısı geçmiş iyileşmişti.
"Daha iyi misin Mine?" diye zorla çıktı kelimeler ağzımdan.
"Hangi organımı soruyorsan daha iyiyim," dediğinde anladım.
Beni sevmekten vazgeçmişti fakat hâlâ kızgındı bana. Kızgınlığa dönen acısı, her ses tonunda fazlasıyla belliydi.
"Yaraların güzel kapanmış, gördüm," demesini ilk anda anlamsam da kabul edemezdim.
Ondan ayrıldıktan sonra Tuğçe'yle birlikte olacağımı düşünmesi isteyeceğim son şeydi. Benim midemi bulandıran birine dokunacağımı nasıl düşünürdü?
"İyileştiğim falan yok."
Onunla kendini nasıl kıyaslardı?
"İzmit'e neden geldin?" sorusuna verecek cevabım yoktu. Tayinim çıktı desem de inanacağından şüpheliydim ve sustum. İçimde biriken cümleler volkan olmuş depremler yaratırken sustum. Acım kanıma karışmış damalarımda gezerken daha fazla dayanamadım. O şerefsizin kaçıncı defa Mine'nin adını söylemesine dayanamadım.
Kendimi zorla attığım sahilde bir bankta, körfezin esen soğuğu içimi titretene kadar oturdum. Etrafımdan geçen kalabalık insanların her biri ayrı düşünceyle bakıyordu denize.
Kimi huzurla soludu iyot kokusunu, kimi mutlulukla. Akşam kızıllığının büyüsünde elele geçenlerin başka anlamlar vardı yüzlerinde. Kimi çocuğunun elini tutmuştu, kimi yarinin elini aşkla. Kalabalık bir çevrenin içinde yanlız kalmış bir bendim sanki. Kendimi bilerek attığım pişmanlığın denizinde boğulmamak için çabaladım.
Canım dediği; canını en çok yakan kişiydim.
Üstüne basa basa söylediği hiç kimseydim ben. Ben bir hiç uğruna, hiçliğin içinde kendimi boğmuş; koskaca Asayiş Şube Müdür Yardımcısıydım. İnsanın içinde insan olmadıktan sonra, dışındaki rütbe hiç bir anlam ifade etmiyordu.
Onu sevmişti, ona bakmıştı. Elini tutmuştu. Özlemişti. Ellerimi daldırdığım saçlarımı tek tek koparmak istedim.
İlk oturduğum andan itibaren tek bir şarkıyı paylaşıp, dinledim. Tekrar, tekrar, tekrar. Duymasını istedim. Içimdeki depremlerin şiddetini bilsin istedim.
******
Nasıl anlatayım pişmanlığımı
Sensiz ne haldeyim sorma sorma
Sana bakanlara düşmanlığımı
Cahilliğime ver yorma yorma
Sen gideli herşey renginden oldu
Gönlümün gülleri sarardı soldu
Hayatımın gülen yüzü kayboldu
Bir çift dileğim var kırma kırma
Ahh bir çift dileğim var kırma kırma
Tutma benim gibi onun elini
Onu benim gibi sevme sevme
Ben kimseyi sevmedim senin gibi
Sende benim gibi sevme sevme
Sende benim gibi sevme sevme
İBRAHİM ERKAL
*
*****
Şu an yanımda Cüneyt'in olmasını isterdim. Bana kızsa da küfür de etse beni dinlerdi ve anlardı. Ayrılarak yaptığım saçmalığın farkındaydı. İkimizi de korumak için benimle mücadele etmişti.
Ama o hatayı yapmıştım. Ne zamanı geri alabilirdim, ne Mine'nin sevgisini.
Birbiri ardına içtiğim sigaramın sonuncusunu, ağzına kadar dolan küçük karton bardağın içinde söndürerek çöpe attım.
Benim hayatımı adadığım bir mesleğe sahiptim ve ona fazlasıyla borçlu olduğum için eve geri döndüm. Ilık bir duşun ardından hilal bıyıklarım ve sakallarımla vedalaşarak tıraş oldum. Acıyla dolmuş midemin bulantısı geçmesi için bir kaç lokma yiyerek yattım.
Yüreğim uyumak istemese de bedenim dayanamadı ve uyudum. Telefonun sesine uyanırken gözlerimi sokak lambasının aydınlattığı odada gezdirip çalan telefona uzandım.
Gece yarısı, önce azarı sessizce dinleyip, Cüneyt'e ifade verme zamanı gelmişti. Sorduğu sorulara gözlerimi açmadan kısaca cevap verdiğimde Cüneyt son sözünü söyleyerek yüzüme kapattı.
"Mine'nin hatırı için seninle barıştım. O kızdan uzak dur, yemin olsun seni silerim."
Bütün umut kapılarım yüzüme kapanırken Mine'mi, gece gözlümü her an'ımda aklımda olmasından mutlu olarak yaşayacaktım artık.
Belki kaderime karşı gelerek isyan etmiş oluyordum fakat her zerremde onun adı yazarken, başka kimseyi istemiyordum.
Her sabah işe gitmek için dairemden çıkarken, karşı dairenin kapısına baktım umutla. Her gün yolumu değiştirip yanına gitmemek için kendimle savaştım. Kanlı bıçaklı kavga ettim kalbimle.
Onun için canımın acımasını bile sevmeye başlamıştım. Yeni görev yerimde işime adapte olmakta ilk günlerde zorlanmıştım.
Yaklaşık bir yıldır hazırlığı yapılan büyük operasyon için her gün toplantı yapıyorduk. İşin ciddiyetini kavradığımda Mine'nin acısını bir kenara bıraktım. Benim büyük bir sorumluluğum vardı ve onu önemseyerek borcumu ödeyebilirdim.
Operasyonun günü yaklaşırken, Kocaeli Emniyet Müdürlüğüne gelerek, Sakarya Emniyet Müdürü ve Cumhuriyet Baş Savcısı ile yapacağımız toplantı için elimde dosyalarla toplantı odasına girdim. Sakarya Emniyet müdürü, yardımcısı ve Baş Savcı ile tanışarak masaya otururken beynimin en altlarındaki geçmiş günler kendini ortaya çıkardı. Düşünceye dalmış, yüzüne dikkatle bakarken en acı günlerim yine karşıma oturmuştu işte.
Esmerliği aynı, başının üzerinde saçlar azalmış, şakaklarındaki saçlar beyazlamaya başlamış, orta yaşlara yaklaşmış, yüzünde bir kaç çizgi ve hafif göbeği olan Savcı Barış Yurtbay.
Babamın öldürüldüğü hafta; ilk görev yerinde, ilk görev haftasında, ilk cinayet vakası olarak babamın davasına bakan, ilk olmasının önemiyle evimize gelerek bizi ziyaret eden, genç ve azimli o zaman Savcı olan Barış Yurtbay.
Güzel yaradanın işine sual olmazdı. Beni Kars'a göndererek babamın katilini öldürtmüştü, İzmit'e getirerek şimdi Cumhuriyet Baş Savcısı Barış Yurtbay'ın karşısına oturtmuştu.
Benim Müdürüm Abdullah Müdürün seslenmesiyle kendime gelerek toplantıya başladık. Tam üç saat süren toplantının ardından, toplantıda ki herkes kalkarak Emniyet'e biraz uzak olan restorana gitmek için dışarı çıktık.
Herkes kendi arabasıyla giderken, Savcı Barış bey beni kendi makam arabasına davet ettiğinde kabul ederek; koruması şoförünün yanına, ben de Savcıyla birlikte arkaya oturdum.
Arabaya oturur oturmaz resmi makamının ağırlığını gösterdi.
"Gökhan amirim, bana neden dikkatli baktığınızı şimdi açıklaya bilirsiniz!" dediğinde burukça tebessüm ettim.
"Tabi ki sayın Savcım, ben on beş yaşındayken babam öldürülmüştü. Sizin ilk görev yerinizdeki ilk davanızdı babamın olayı. Evimize ziyarete gelmiştiniz," diyerek açıklarken önce çatık olan kaşları şaşkınlığa dönmüştü.
"Taksici İhsan Bozbey davası. Sen Gökhan Bozbey." dediğinde başımla onay verdim.
Resmi havası anında dağılmış abi edasıyla baktı bana.
"Sen liseye gidiyordun, müzik yarışmasına katılmıştın, şimdi Müdür Yardımcısı olmuşsun," diyerek beni gözleriyle süzdü.
"Baban görseydi gurur duyardı, eminim," dedi tebessüm ederek.
Gördüğüm kâbuslar hiç öyle işaret vermediği için acıyla tebessüm ederek "Sağolun" dedim.
"İlk davamın olayını sonuçlandırmak çok istedim fakat olmadı. Katil yakalandı mı?" dedi.
"Onu sonuçlandırmakta bana nasip oldu," diyerek Kars'ta yaşadığım olayı kısaca anlattım.
Restoranın önüne doğru yaklaşırken Barış bey bana dikkatle baktı.
"Gökhan bey, sen babanın intikamını almak için mi polis oldun?" dedi.
Bu soruyu beklemesem de gözlerimi önüme çevirerek "evet" diyerek mecbur cevapladım.
"Gökhan bey" diye seslenen Barış beye gitti gözlerim.
"Bu güzel vatanımızda kırk yıldır terör denen bela var. Sadece Türk olduğumuz için de düşmanlarımız oldu, olmaya devam edecek. İntikam almak için polis, asker, hakim ya da savcı olmak isteyen ve intikam alanda sadece sen değilsin. Onun için yaptığından asla pişman olma," derken eliyle omuzumu tuttu.
Pişmanlığımdan hiç söz etmesem de halimden anlamıştı. Hepimiz mesleğimizle birlikte insan kurdu olmuştuk. Restoranda oldukça resmi geçen yemekten sonra tekrar geri dönüş yoluna geçtik.
Dönüşte biraz daha abi kardeş gibi muhabbet ederek onun ailesinden, benim ailemden iş hayatımızdan muhabbet ederek yolu bitirmiştik. Beni İzmit'e Şubeye bıraktıklarında yolcu ederek işime döndüm.
"Asla pişman olma!" cümlesi bütün günümü düşünerek geçirmeme neden olmuştu. Barış bey haklıydı aslında. Nice şehitlerin çocukları da babalarının yolundan gidip intikamlarını almak için aynı mesleği seçmişlerdi.
Üç gün boyunca düşünerek mesleğime ihanet ettim pişmanlığı vicdanım da bitmişti nihayet. Beş ay boyunca aldığım psikolojik yardım, şu cümleler kadar etkili olmamıştı.
Fakat pişmanlık bende kısır döngüye dönüşmüştü. Artık saçma gelen düşünde için Mine'yi kaybetmiştim. Hayatında başka biri olmasaydı ayaklarına kapanır, beni affetmesini isterdim.
Tek umudum vardı, ondan ayrılması ki Mine büyük bir sıkıntısı olmadıkça bunu yapmazdı. Operasyon için son toplantı yapıldığında ben katılmayarak şubede kalmıştım.
Odamda bilgisayarda operasyon dosyasıyla uğraşırken kapı tıklatılarak hemen açıldı.
"Amirim misafiriniz var" diyen Mesut kenara çekilerek Baş Savcıya yol verdi.
Ayağa kalkarak karşılayıp kendi koltuğuma oturması için yer gösterdim.
"Toplantı erken bitince makamında kahve içmek istedim," dedi koltuğa oturarak.
"Onur duydum Sayın Savcım," diyerek odamın kapısına yönelip Mesut'tan bize iki Türk kahvesi getirmesini istedim.
Tekrar odaya döndüğümde telefonum çalınca Savcı, önünde ki telefonumun ekranına bakarken "müsadenizle" derken alarak açtım. İş ile ilgili kısaca konuşup telefonu kapattığımda Savcı işaret ve orta parmağıyla gösterip telefonumu istedi.
Benim telefonumla ne işi olabilirdi fakat mecburen verdim. Kilit tuşuna basarak ekrana kısa müddet bakıp bana çevirdi.
"Bu kız kim?" dedi kilit ekranında gördüğü Mine'yle beraber çekilmiş resmimizi göstererek.
"Benim kız arkadaşım-dı, daha doğrusu," dedim burukça çıkan sesimle.
Telefonu tekrar kendine çevirerek biraz daha baktı.
Neden ayrıldığımızdan başlayarak bir çok soru sonunda, kendi cevap verdi.
"Gururlu ve dürüst birisi olduğu belli. Oğluma ders çalıştırması için konuştuk. Şartları bize uymuştu fakat ailesi konusunda kendi isteğiyle kabul etmedi."
Savcı Barış beyin evinde oğluyla ilgilenecekti. En azından kalabalık ortamda çalışmayacaktı. İçim biraz daha rahat etmişti çünkü kimin yanında olduğunu artık biliyordum. Beni artık ilgilendirmese bile.
Abisi Ayaz'ı kısaca anlatarak Mine'ye güvenmeleri konusunda kefil oldum. Kesinlikle Mine benden daha güvenilirdi çünkü sözlerini tutuyordu.
Kahvelerimiz bittiğinde ayağa kalkıp tokalaşarak yolcu ederken birden dönerek bana baktı.
"Sen Mine'yle barışmak için neden çabalamıyorsun?" dedi sorgulayan gözlerle bakarak.
"Başka biriyle görüşüyor," derken kelimeler ağzımdan zorla çıkmıştı.
Kaşlarını çatarak bana baktı.
"Hayır görüşmüyor, ben erkek arkadaşı olmadığı şartıyla işe aldım. Ben doğru söylediğine eminim. Sence bu konuda Mine yalan söyler mi?" dedi.
Bir anda kalbimin atışı değişmişti.
"Hayır söylemez," derken dudaklarımın kıvrılmasına engel olamadım.
Işaret parmağını yüzüme doğru uzatarak bakışlarını dikleştirdi.
"Erkek arkadaşı kuralını sende bozamazsın, uzak dur!" dediğinde gülerek odamdan çıkarak bina kapısından yolcu ettim.
Savcıyı yolcu ettikten sonra aklım tamamen Mine'ye takılmıştı. Samet denen herif sevgilisi değil miydi yani? Kimdi ki bu kadar samimi olmuşlardı?
Telefonu alarak hemen Cüneyt'i ararken bir elim saçlarımın içine geçirerek odamın içinde volta atmaya başladım. Uzun çalışlar sonunda açıldı.
"Sana bir şey soracağım bana doğru cevap ver?" dedim emri vaki.
"Sorun Gökhan bey," dedi hafiften nefesini bırakarak.
Müsait değildi ki resmi olarak cevap verdi.
"Sevda'nın Samet diye arkadaşı var. Samet'le nerede tanışmışlar?" dedim.
"Samet; Mine'nin sınıftan arkadaşı, ikisi proje yapmışlar. Samet'in sevgilisi eee adı Gülin'di. Oda Sevda'nın sınıfından arkadaşı, Sevda'yla Gülin de beraber proje yaptılar. Niye sordun?" dediğinde hayatımda hiç bu kadar mutlu olduğumu hatırlamıyordum.
"Sen kuzenlerin kralısın. Sonra anlatırım,"diye yüksek sesle konuşarak telefonu yüzüne kapattım. Telefonu masaya bırakarak iki elimi saçlarıma geçirerek parmaklarımı başımın üzerinde birleştirdim. Yoktu işte sevgilisi yoktu.
Beni sevmekten vazgeçmiş olabilir miydi? Kızgınlık: sevmek. Az da olsa beni sevdiğini biliyordum, kendimi yeniden sevdire bilirdim. En azından bir ihtimalim vardı.
İçimdeki heyecanı, mutluluğu anlatmaya kelimelerim yetmezdi. Sevda'nın çok konuşmasına ilk defa bu kadar sevinmiştim.
"En güzel hediye sana feda olsun Sevda!" dedim odanın içinde dolaşmaya devam ederek.
Samet demek arkadaşıydı, benim için hâlâ şerefsiz konumundaydı ve sevgili numarasını iyi yutturmuşlardı. Şu an görev saati olmasa motora atlayıp son sürat Adapazarı'na giderdim. Gidiş gelişlerim çok olacağı için uzun yol motorunu boş yere almamıştım.
"Süzme salağım ben! Hemen inandım salağım salak!" diyerek odamın içinde ellerim belimde dolaşırken açık olan kapımdan gelen sesle o tarafa döndüm. Yüzünde kocaman gülümsemeyle beni inceleyen Abdullah müdürümle bakışmaya başladık.
"Gökhan! Salaklığınla sonra övünürsün dosyalarla toplantıya gel."
diyerek gitti. Istediği kadar gülebilirdi umrumda değildi. Çünkü benim yüreğim kahkaha atıyordu artık.
Mutluluk kanıma işlemiş, tüy gibi hafiflemiştim. Sabırsızlıkla bitirdiğim mesai sonunda hızla evin yolunu tuttum.
Motoru park ederek hızla eve çıkıp üniformamı çıkardım.
Direk karşısına çıkabilirdim fakat önce kızgınlığının geçmesini sağlamalıydım.
Kızgınlığını geçireçeğime emindim de, kırgınlığının izi muhakkak kalacaktı.
Kadınlar bizim gibi değildi, affetseler bile unutmazlardı. Mine gibi gururlu kadınlar asla...
Altıma spor bir kapri üstüme yüzücü atleti geçirirken aklımda ne söylemem gerektiği dolanıp duruyordu.
Heyecanım gerginlikle yer değiştirdiğinde sakinleştiricimi alarak salona geçtim. Büyük kupayla çay... Şifa mübarek.
Havanın sıcaklığı odanın içini bunaltıcı hale getirirken, camı açarak eve hava girmesini sağladım. Derin bir nefes alarak 'Can tanem' yazısına tıkladım, arama yapmadı. Tekrar tıkladım yine aramadı.
En son mesajla yolladığım Cengiz Kurtoğlu Saklı Düşler şarkısından sonra beni engellemiş miydi? Mine'yi ikna etmek ayrılmak kadar kolay olmayacağı kesindi. Dm'den mesaj attım.
İçimdeki neşem, mutluluğum bir anda nefesimle birlikte bedenimden uçarak uzaklaşmıştı.
Cevap vermediği halde engeli kaldırmış olabilir diye defalarca aradım fakat kaldırmamıştı.
Umutsuzca çöktüğüm berjerde verdiğim acıların hesabını yaptım. Beni affetmesi için her şeyi yapardım da neyi nasıl yapacağımı bilmiyordum.
Acıların yaktığı ateş bedenimi kavurmaya başlarken telefonumun çaldığında "Seni affettim onun için aradım" diyecek basitliğe sahip olmadığı için çekinerek açtım.
Beş aydır içinde biriken öfkesini boşaltmaya başladı. Sadece açıklamak istiyordum ondan sonra istediğini söyleyip kızgınlığını boşaltılmasına sesimi çıkarmayacaktım. Fakat ısrarla beni arama derken rahatsız etmemem için yemin etmemi istedi.
"Ben hayatımda iki yemin ettim. Biri babamın intikamını alacağım diye. Biri senden başka kimseyi sevmeyeceğim diye. Görüşürüz-güzelim," diyerek telefonu kapattım.
Ondan başka kimseyi sevmeyeceğime inanması için biraz zaman vermek istedim. Nedenini hâlâ açıklayamamıştım ve onun da kızgınlığının bitmediğine emindim.
Tekrar aramak konusunda kendimle cebelleşirken çok sürmeden o aradı. Aklı karışmıştı, cevap arıyordu ve bende gerçekleri söyleyerek cevapladım. Kızgınlığını yüzüme vurmaya devam ederken kekeleyerek birisi var demesi istemsizce güldürdü.
"Kim? Proje arkadaşın Samet'mi?" dediğimde kaçmak için beni arama diyerek kapattı. Bir adım daha ilerlemiştim. Gerçekleri azda olsa biliyordu ve öfkesini biraz boşalmıştı. Yeni adımlar atmak için biraz zaman vermeliydim.
"Buna da şükür yarabbim!"
Huzurlu uyku istiyorsan vicdanını temiz tut.
Bölüm etkileşimi
