GÖKYÜZÜM kitap kapağı

40. bölüm / 41

GÖKYÜZÜM

BEN BENİM

Vaveyla Yazarı: Sultan Güven

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 41Şu an: BEN BENİM

Aşkın birçok rengi vardır.
Mavi,
Koyu mavi,
Kapalı mavi,
Açık mavi,
Deniz mavisi,
Havuz mavisi,
Okyanus mavisi,
Gökyüzü mavisi...
Sen yeter ki iste!
Hadi gülümse, bulutlar gitsin...
Sait Faik Abasıyanık

Mine’den
Ben kimim?
Bu soruyu en son kendime sorduğum günün hatırası acıyla tebessüm ettirdi yüzüme.

Şimdi bildiğim, ruhumdaki yaraların izinin bile kalmadığı...

Ben benim. Ben artık güzel, güçlü, âşık bir kadınım. Hayatımın ideallerini gerçekleştirmek için çabalayan ve kavuşmaya çok yakın olan, ne istediğini, nelerin karşısında durması gerektiğini çok iyi bilen kararlı bir kadınım.

Kalbim!

Benim bedenimde olan ama her zerresi onunla atan kalbim...

Sözleriyle, bakışlarıyla, dokunuşuyla kalbime damla damla şifa olan sevdiğim.

Yaşadığım hayatın anlamını, huzurunu ilmek ilmek işleyerek kazandım. Gençliğimin, saatlerimin elimden akmasına müsaade etmiyorum artık. Her anını doya doya yaşıyorum. Sevgiyle, aşkla, umutla.

Kaderimin geleceğinden korkmuyorum. Bu kadar çaba, emek ve duamın boşa çıkmadığını gördüm. Bu yaşıma kadar kırk yıllık hayat yaşamış olsam da her günüm bir olgu oldu benim yaşıma.
Ben bir ayçiçeği gibi boynum bükük büyüdüm.

Şimdi her gün güneşime çeviriyorum yüzümü gülümseyerek.

Güzel Allah’ımdan ben çiçek istedim, O bana ayçiçeği bahçesi verdi.

Gökyüzünde uçuyor hissetmek bu olsa gerek. Her gözlerine baktığımda, parmaklarının saçıma her dokunuşunda, gülümsemesinde yüreğime yeni bir kanat takılması başka nasıl açıklanabilir, bilmiyorum.

Bu yeni evlilik büyüsü değil; bu aşkı, sevmeyi, arkadaşlığı, her acımda, mutluluğumda elimden tutup bırakmayacak biriyle el ele hayat yolunda en özgürce yaşamak hâli olmalı.

Her sabah kedi gibi koynuna sokularak yataktan kalkmama isteğini nasıl yeneceğiz diye düşünmeden edemiyorum.

Bizim evimiz, beraber kahveler içtiğimiz, namaz kıldığımız, göğsüne sığınarak film izlediğimiz ev değil; yuvamız oldu. İnsan kendini ait hissetmediği yerin güzelliğini çok da önemsememeli.
Zira betondan dört duvara güzelliği veren, içinde yaşadığın mutlulukmuş.

Boynumdaki saçlarımın nazikçe çekilip koklanarak verilen buseyle uyanmak vazgeçilmezim oldu.

“Gözlerini aç da günüm aydın olsun güzelim,” dedi efsunlu sesiyle. Yüzüme şımarık bir gülümseme yerleşirken sırtüstü yatarak gözlerimi açtım.

“Günaydın canım.”

“Işığı görsün diye göz yaratılmış, seni sevsin diye de kalbim.”

Ah benim pır pır atan kalbim!

“Bak beni böyle uyandırmaya alıştırırsan elli sene sonra bile bunları isterim,” dedim traş losyonu kokan yanağından öperek.

“Hııı demek öyle. Ama benim daha güzel bir uyandırma planım var.”

Zaten yarım açık duran gözlerimi merakla kıstım. Güleç yüzüne daha da güzel bir gülümseme yerleşti.

“Küçük hanım, bugün benim mesaim başlar. Şöyle Türk kadınları gibi kalk da kocana kahvaltı hazırla bakalım,” dedi kolumdan dürterek.

Eline hafifçe vurdum.

“Bismillah Gökhan, ilk iş gününde göbeğini kaşıyan krolara dönme lütfen.”

“Gerçek hayata hoş geldiniz küçük hanım,” dedi alaycı bir imayla kahkaha atarken.

Hayaller ve hayatlar dedikleri bu olsa gerek demeyeceğim. Çünkü hayatımı süsleyen hayalimi yaşıyorum.

Yatağa uzanarak ellerini başının altından bağlarken beni takip etmekle meşguldü. Üstümü değişerek mutfağa yönelince o da arkamdan geldi. Mutfağa girdiğimde hazır olan kahvaltı masasını görünce arkama dönüp gülümsedim.

“Sabah sabah güzel şakaydı,” diyerek göğsünden sarılarak başımı yasladım.

“Seni evde bırakıp gitmek düşüncesi uykumu kaçırdı. Ben de sevgili eşime sürpriz yapayım dedim.”

“Teşekkür ederim.”

“Ben seni bırakıp nasıl işe gideceğim. Akşam nasıl olacak.”
“Herkes nasıl alışıyorsa biz de öyle alışırız.”

“İyi de ben alışmak istemiyorum.”

“Ben bugün çarşıya giderim. Biraz alışveriş yaparım, kahve içerim. Yorgun gelirim, evde uzanırım. Vakit geçer nasılsa.”

Öyle şaka yapılmaz, böyle yapılır düşüncesiyle gülümsedim.

“Git evden de rahat edeyim diyorsun yani. Sen beni gönderip öğleye kadar da uyursun sandım.”

“Yani hayat canım. Hadi otur, ben çayları doldurayım.”

Masadaki çay bardaklarını alarak ocağın yanına bıraktım ve çayları doldurmaya başladım.

“Benim şiirlerim çay kokar,
Düşlerim sade sen,
Demlikte nefesin,
Bardakta gamzen...
Sızılarım diner, uyur dertlerim,
Çayı sen demlersen.”
(Cemal Süreya)

Belimden sarılarak yanağıma öpücük kondurdu.

“Haydar Amcalarda kaldığın akşam yollamıştın bu şiiri.”

“Her çayım sen koksun istiyorum. Benim çaykolik olduğumu biliyorsun güzelim.”
“Bilmez miyim canım! Hadi otur.”

Bardakları alarak masaya oturdum. İki gündür aklımı kurcalayan düşünce yine hücum etti.

“Pışşt, ne düşünüyorsun? Akşama beni nasıl karşılayacağını mı?” dedi göz kırparak.

“Evde yalnız başıma canım sıkılacak,” dedim masumca üzgün bir sesle.

“Aslında iş aramayı düşünüyorum,” dediğimde elindeki çay bardağıyla kala kaldı.

“Olmaz! Okulun bitene kadar çalışmanı istemiyorum. Tatilin evinin keyfini çıkar. Diplomanı aldın mı zaten çalışacaksın,” dedi kesin bir sesle.

“Ama hayatım ben—”

“Okuldan işe gideceksin, yorgun geleceksin, seni görmek için bir saatim zor olacak. Üstüne ders çalışacaksın. Benim mesai saatlerimi söylemiyorum bile. Hayır, konu kapanmıştır.”

Tahminim doğru çıkmıştı ama yine de şansımı denemek istemiştim.

“Off tamam o zaman. Ben Zülal kızı görmek istiyorum. Bugün.”

“Bana böyle emirlerle gel güzelim. Başım gözüm üstüne. O zaman çabuk hazırlan, erken çıkalım.”

“Tamam canım.”

Aceleyle yaptığımız kahvaltı sonunda mutfağı toplayarak hazırlandık. Onu yanımda üniformasını giyerken görünce hayranlıkla baktım sevdiğime.

İlk görüşüm değildi ama evimizde, benim yanımda ilk giyinişiydi.

İçimden maşallah çektim ve başka kızların benim gördüğüm gibi görmemesi için dua ettim.
Yola çıktığımızda sabahın serinliğini, Sapanca Gölü’nün güzelliğini seyretmek iyi gelmişti. Sevdiğim yanımda olduktan sonra ben hep iyiydim.

“Güzelim, okul tatilken ehliyeti alsan diyorum, ne dersin!”

“Olur canım ama bir şartla!” Dedim aklımdaki yaramaz düşünceyle. Kaşlarını çatarak merakla bana baktı.

“Ne şartı?”

“Bana motor kullanmayı öğreteceksin!”

“İyi de ehliyetleri farklı.”

“Biliyorum ama istiyorum.”

Hiç işine gelmediğini belli eden yüz ifadesiyle saçını karıştırdı.

“Bakarız güzelim. Sen ehliyeti al, araba kullanmayı öğren de!”

“Klasik Türk erkeği sözü ‘bakarız’,” dedim gözlerimi devirerek.

Olmayan bıyık altından gülerken yanağımdan makas aldı.

“Demek bensiz keyif yapmak için işe gitmemi bekliyordun?” dedi başını hafifçe sallayarak.
Biliyorum, beni kızdırmak için takılmıştı.

Yüzüne bakarak kocaman kahkaha attım.

“Aklımın ve kalbimin yanında olduğunu bil yeter. Ben evimde seni beklerim,” dedim yanağından öperek.

Esma’nın evinin önüne gelince kemerimi çözdüm.

“Öğle arası dışarıda yemek yiyelim,” dedi Gökhan.

“Bakarıııız canım!” dedim kapıyı açarken.

Esma’ya mesaj atarak kapıda olduğumu yazdım. İki dakika sürmeden kapının otomatı açıldığında hızlıca yukarı çıktım.
Kapının önünde saçı başı karışmış Esma’yı görmeyi beklemiyordum.

“Hoş geldin gelin hanım!” dedi fısıltıyla.

“Hoş bulduk annecik,” dedim fısıltıyla.

Özlemiştim arkadaşımı. Kaç aydır doğru dürüst görmemiştim ve Zülal kızı sevmeye fırsatım olmamıştı. Kına ve düğün telaşını gördüm saymıyorum.

Oturma odasına geçtiğimizde Zülal gözleri açık şekilde etrafı incelemekle meşguldü.

“Teyzesinin çiçeği, ne kadar büyümüş. İyi de çocuk uyanık, niye fısıltıyla konuşuyorsun?” dedim kucağıma alırken.

“Halimden anlamıyor musun, kafa mı kaldı Mine? Uyusun diye alışkanlık oldu.”

Katmerli boynunun altından koklaya koklaya öptüm prensesi. O fındık kadar burnu, siyah kaşlarına değecek uzunlukta kirpikleri, minik dudakları vardı. Rabbim bir melek yaratmıştı.

“Ben üstümü değişip geleyim, sen keyfine bak,” diyerek odadan çıkan Esma’yı çok da umursamadım. Bebek sevmeyeli uzun zaman olmuştu. Doya doya, koklaya koklaya öptüm küçük hanımı.

“Ee nasıl gidiyor evlilik? Bitmiş düğün izni,” diyerek içeriye girdi Esma.

“Bugün itibarıyla bitti. İlk sabah ben de bu cimcimeyi görmek istedim.”

“Balayı nasıldı, galiba deprem olmuş ‘başka yere gitmişler’ dedi Sevda.”

“Sadece onu mu söyledi yoksa manyak Cüneyt’in yaptıklarını da söyledi mi?” dedim aklıma gelen düğün gecesiyle.

“Yok başka bir şey söylemedi, ne oldu ki?”

Sinirli bir gülücük çıktı dudaklarımın arasından.

“Ne olmadı ki! Cüneyt düğün gecesi oyun yaparak Gökhan’ı otelden polise aldırdı. Sabaha kadar şubede kaldı.”

Sesli şekilde kahkaha atan Esma uzunca güldü.

“Sonrasını sormuyorum,” dedi gülmeye devam ederken.

“Gökhan’ın çok fena intikam planları var. İnce ince hesap yapıyor onların düğün gecesi için.”

“Hakkıdır yapsın tabii.”

Zülal kız uyuyunca keyif kahvesi yaptık. Her annenin yaptığı gibi doğum anılarını anlatmadan olmazdı tabii ki.

“Canım yemek hazırlayalım, beraber yeriz. Tek başıma yarım tabak yemekten bıktım.”

“Yok canım ya, Gökhan öğle arası yemeğe çıkarız dedi. Saatte geldi sayılır, zahmet etme.” Derken kapının zili çaldı.

Esma ile birlikte kapıyı açmaya gidince kapıda elinde poşetlerle Emre ve Gökhan’ı görmeyi beklemiyorduk.

“Emre hayırdır bu saatte?” dedi Esma şaşkınlıkla.

“Kızımı özledim,” dedi aceleyle ayakkabılarını çıkarıp içeriye girerken. Arkasından Gökhan ayakkabılarını çıkartıp içeriye girdi.

“Gökhan!”

“Ben de Emre’nin kızını özledim. Yiyecek bir şeyler aldık. Hazırlayın, yiyelim hadi.”

“Zülal uyuyor!” Dememize kalmadan ağlama sesiyle Emre odaya yöneldi. Kucağında Zülal’le içeriye girince Gökhan’ın gözlerinde ışıltılı bakışlarla onları izlediğini gördüm. Benim babasız büyüyen kocam baba olmak için yanıyordu, biliyordum.

Emre’nin kucağında uzaktan severek gözlerini manidar bir şekilde bana çeviren kocama kaşlarımı kaldırarak cevap verdim.

Yemek yemek en iyisiydi. Mutfağa giderek poşetlerdeki pideleri çıkartıp masayı hazırlayınca herkesi çağırdım.
Zülal kız yatağında sessizce dururken biz rahatça yemeğimizi yemiştik.

“Bu kızın bütün garezi bana. Yalnız başıma zaten doğru dürüst bir şey yiyemiyorum, yerken de illaki ağlıyor,” diye hayıflanan Esma’ya;

“Akıllı kızım benim. Misafire saygılı, babasının kızı,” dedi Emre gururla.

“O zaman kızına tembih et annesine de yemek yedirsin bir zahmet. Ben doyarsam o da doyar,” dedi ağzına pide tıkarak.

Gökhan’la ikimiz bu atışmaya gülerken onlar devam ediyordu. Gökhan bana bakıp işaret ederek öylesine konu açtı sandım.

“Bugün bir kız on dört yaşında yok, sevgilisine kaçmış. Ailesi şikâyete geldi. Neyse kızı bulduk, diyor ki ‘siz benim özgürlüğüme karışamazsınız.”

“On dört yaşındaki çocuk!” Güldük Esma ile birlikte.

“Babası ‘bacaklarını kırarım’ demedi mi?” dedi Emre.

“Yuh Emre, hangi çağda yaşıyorsun? Evlat dövülmez, tehdit edilmez. Özellikle kız evladı çok seveceksin ve sevgini göstereceksin,” dedi Esma çemkirir gibi.

“Ben kızımı, gözümün nuru gibi koruyacağım. On dört yaşında elin oğluna kaçacak. O kızı varya!” diyerek kendi sözünü kesti Emre.

“Şimdiki aşklar kreşte başlıyor Emre. Sonra ana sınıfı derken tutamıyorsun kızları. Yandın oğlum sen,” diyen Gökhan’ın bacağını dürttüm. Bir de yangına körükle gidiyordu muzır.

“Bıyık altından gülme Gökhan Bey. Senin kızın olana kadar benim de oğlum olursa görürsün sen sevgiliyi. Beşik kertmesi yapacağım onları.”

“Yavaş gel Emre, bir laf et çocuklara ben senin bacaklarını kırarım,” dedi Gökhan.

“Bunlar doğmamış çocuğa don biçiyor,” dedim kendi kendime.

“Ahh yeter. Ne saçma konuşuyorsunuz ya. İkiniz de sevgilinizle evlendiniz, çocukların hayatına karışamazsınız,” diyerek kesip atan Esma oldu. Benim içten içe gülmekten yanaklarım acısa da sesimi çıkarmadım.

Emre ve Gökhan’ın işe dönmesiyle Esma ile baş başa kaldık.

“Esma, İlknur Teyze nerede, evde yok,” dedim masa başı sohbetin arasında.

“Teyzem İstanbul’da. Karaciğerinden rahatsız, doktora gitti. Sanırım hastalığı ciddi. Annemle birlikte hastaneye gidip geliyorlar.”

“Yaa iyi olur inşallah. Benim evimin yanında dayanağım o benim. O varken kendimi yalnız hissetmiyorum. Rabbim şifa versin inşallah.”

“İnşallah canım, inşallah.”

Hayatımda sevdiğim insanların yerleri en önde oldu her zaman. Artık kimsenin saf değiştirmesini istemiyorum. Onlar en önde yanımda kalsınlar ki güçlü kalmaya devam edeyim.

Ağacın çimleri benim, köküm Gökhan ve ailem. Arkadaşlarım ve en kıymetli olan ailem dediğim insanlar dallarım. Onlarla bütün oldukça ben bir orman gibi kalabalık ve bütünüm.

Elbet bir gün Rabbim bana da meyve vermeyi nasip etsin.

Ama zamanında olmalı ki en güzel hâlime ulaşıp onu doğru bir insan olarak yetiştireyim. Rahmetli Neşet Ertaş’ın da dediği gibi: “Analar insandır biz insanoğlu.”

Arabada sessizce yaptığımız dönüş yolculuğunda telefonumdan Neşet Usta’dan şarkı açarak devam ettim. Ben kendi dünyama dalarken yanından geçip gittiğimiz insanların anlık hâllerine baktım. Herkesin kendine göre bir işi, bir telaşı ve keyfi var. Biz yeni bir hayatın başlangıcında oyunun kurallarını öğrenmeye çalışıyoruz.

Gökhan’ın işinin uzamasıyla gece yarısına doğru geldiğimiz evin camlarını açarak içeriye mis gibi yaz havasını buyur ettim.

Gökhan’ın durgunluğunu yeni fark ettiğimde duşa girmişti. Yatağı açarak hazırladım ve yatsı namazını kıldım. Üstüne pijamalarını giyen Gökhan’ın balkona çıktığını anladım.

Namazımı bitirip üstüm müsaitken yanına gittim ve karşısına oturdum. Sigara içmemek için büyük kâse ile çekirdek almış, onlarla savaşa girmişti.

Yanına oturarak onun savaşına eşlik etmeye başladım. Gökhan “ne oldu” der gibi göz kırparak gülümsedi. Ben de “hiç” der gibi başımı sallayarak gülümsedim.

Biz artık konuşmadan birbirimizi anlama evresine geldiysek ne mutlu bize. İçeriden gelen telefon sesine ayaklanarak masanın üstündeki telefonu aldım. Annem arıyordu ama büyük ihtimal Elif’ti.

“Efendim.”

“Abla.” Sesiyle gülümseyerek balkona çıktım.

“Efendim Elif.”

“Abla benim, canım sıkılıyor, bize gelsene.” Dedi morali bozuk şekilde.

“Gelemem sarı papatyam, enişten işe gitmeye başladı.”

“Zaten sadece sen gel, eniştemi çağırmıyorum ki,” dediğini Gökhan da duymuş, bir anda elinde çekirdek ile dura kalmıştı. Sitemle gülümsemesi yok mu, ona çok yakışıyor.

“Elif olmaz öyle, niye canın sıkıldı onu söyle canım.”

İşte arkadaşıyla oynarken onun dediğini yapmamış, bu da ağlamış diye bir şeyler geveledi. Allah’ım bu kız herkesi yönetmek istiyor.

“Elif sen yarın arkadaşına resim yap, hediye götür. Yeniden barışın, oldu mu canım?”

“Üff tamam abla ya,” diyerek telefonu kapattık.

“Küçük hanıma bak, beni adam yerine koymuyor,” dedi Gökhan. Küçük bir kahkaha atarak elini tuttum.
“Bu mübarekte sigaradan beter. Sigarayı bir tane içip bırakıyordum, bunu bitirene kadar bırakamıyorum.”

Ayağa kalkarak kâseleri de eline alıp mutfağa geçti. Kaseleri yerleştirip tezgâhı düzenli bırakınca “ben yaparım” diyerek müdahale etmek istesem de Esma’nın bugün söylediği aklıma geldi.

“Evdesin diye bütün işleri sen yapmaya kalkma. Hatta yardım etmesini iste ki alışsın. Sende iki ay sonra okulda olacaksın zaten. Baştan nasıl alıştırırsan öyle gider. Acı tecrübe konuşuyor,” diyerek kendini işaret etmişti.
Gökhan’a kıyamasam da huzursuzca sesimi çıkarmamıştım.

Sevda’nın Cüneyt abiden çekeceği vardı. Sevda deyince ben şoklardayım. Sevda düğünden sonra beni aramamış, hatta mesaj bile atmamıştı. Gerçekten nasıl bu kadar sabrettiğini merak ettim. Özlemiştim can dostumu.

Yıllardır hep beraberdik. Bu belki de en uzun ayrılığımız olmuştu. Gökhan yanımda olsa da dostun yeri bir başkaydı. O da evlenince hepten ayrı kalacaktık.

Evimi de özlemiştim. Gözlerimin dolması normal gelmeye başladı. Elimle rüzgâr yapıp odama yöneldim.

Yarın Suzan’ımı aramaya niyet ederek yatak odasına geçtim. Yatağa uzanmış Gökhan telefonu karıştırmakla meşguldü.
Dolaptan askılı pijamalarımı alıp üstümü değişmeye başladım. Beni görünce telefonu bırakıp beni izlemeye başladı. Ya utandım ama bakmasa mı acaba?

“Canım, Cüneyt abi hiç aradı mı seni?” dedim yatağa girerken.

“Hah aramaya ne yüzü var ne isteği vardır onun. Hâlâ faturayı hazmetmekle meşguldür.”

Kıkırdayarak yanına doğru sokuldum.

Küçük bir buse verdi dudağıma.
Başımı göğsüne koyup uyumaya çalışsam da beş dakika sürmeden kendimi tamamen ayırdım. Bu sıcakta bu kadar sarılmak fazla gelmişti. Ama elini tuttum. Sanırım ben temas bağımlısıyım. Ona dokunmadan uyuyamıyorum.

Aralık olan camdan içeriye nazenin şekilde dolan sabah ezanının sesiyle uyandım.
Gökhan yanımda yoktu. Yataktan kalkarak sabahlığımı üstüme geçirdim. Yeni evli olmasam, şunlara verilen paraya kıysam hayatta giymezdim sabahlık denilen giysiyi.

Açık olan banyo ışığını fark edince kapıya tıklayarak seslendim. Cevap gelmeden kapının kendisi açıldı. Canım kocam uyanmış, abdest almıştı.

“Sabahlarınız hayır olsun kadınım.”

Kadınım...

Sevgiliyken “güzelim” demesi içimi eritirdi. Hâlâ eritiyor ayrı mesela tabii ki ama “kadınım” başka çarpıyor yüreğimi.

Sevgimle, kalbimle, her zerremle onun olduğumu hissediyorum.

“Senin de olsun adamım,” diyerek tebessüm ettim. Yanağımdan öperek banyodan çıktı. O odaya doğru giderken ben banyoya girip abdest aldım. Odanın kapısına geldiğimde Gökhan içimde duygu meltemleri estiren o soruyu sordu.

“Güzelim, seccade nerede?”

Sabahın en kör karanlığında sorulan en güzel soruydu.

Yeryüzüne doğan güneş gibi ışık dolmuştu bütün evimin içine. Yüzümde anlamını ifade edemeyeceğim bir hisle tuvalet aynasının en alt çekmecesinden seccadeyi alarak eline verdim ve yanağından öptüm.

“Burada canımın içi, burada.”

“Abdest bozdurma bana!” diyerek göz kırptı. Seccadeyi sererek namaza durunca gururla, sevgiyle, nazarla baktım sevdiğime. Aceleyle üstümü giyindim. Dolaptan başka seccade alarak arkasına serip ben de namaza durdum.

En sevdiğim insanla birlikte en Sevgili’nin huzuruna durmak nasıl bir histir, anlatamam. Her duanın doyulmaz tadını bilmek. Bu dünyada bu kadar güzel his veren bir ibadet ya cennette nasıl güzel olurdu. Allah’ım sen bana cennetinde onunla olmayı nasip et.

Bu güzel sabahlarımızın bitmemesini dileyerek duamı bitirdim.
Gökhan’ın ikinci iş günü, benim evde yalnız kaldığım ilk gündü. Şimdi Sevda olsaydı ne güzel beraber kahve keyfi yapardık. Evi toparla, telefona bak, kitap oku... Ayyh canım sıkılıyor yaa.

Yeniden telefonu alıp Sevda’yı aradım. Uzunca çalmasına rağmen açmadı. Yine hayretler içindeyim. Telefonu yanıma atarak koltuğa uzandım.
İçime düşen can sıkıntısıyla ayaklandım. Ezana kadar Kur’an-ı Kerim okumaya niyetlendim. Abdest alıp kollarımı kurularken çalan telefona koştum.

“Suzan’ım!” dedim sevinçle.

“Minnakım. Canımcığım nasılsın bakalım yeni gelin?” diye karşılık verdi can dostum.

“İyiyim Suzan’ım. Evde yalnız kaldım, canım sıkılıyor ya. İş yok, okul yok, Gökhan yok... Pöfflerden şiir yazdım,” dedim nazlı nazlı.

“Ay çen beni mi özledin? Çen kocanı mı özledin hı?” diyerek dalga geçti.

“Sen beni neden hiç aramadın, mesaj bile atmadın? Komalık hasta falan olmadın değil mi?”

Kocaman kahkaha attı.

“Yani benim komalık olduğumu düşünüyor ama benim arkadaşım aramak zahmetinde bile bulunmuyor. Neymiş, kocası varmış artık. Yesinler kocanı be!”

Ay bir de trip yedik iyi mi!

“Benim sana sitem etmem gerek Suzan. Neden aramadın!”

Haklı olan bendim yahu.

“İlk birkaç gün utandım. Sonra Cüneyt’in yaptığını duyunca daha çok utandım. Sonra gelince acısını çıkartırım diye bilerek aramadım,” dedi sesi içine kaçarak.

“Eniştem çok kızdı mı?” diye sordu.

Kocaman kahkaha attım. Kızmak neydi sahi, delirmenin alt kademesi mi?

“Sevda’cığım düğün geceni uyuyarak geçirmeye hazır ol. Gökhan plan üstüne plan yapıyor,” dedim gülerek.

“Ama hak etmiş koca kafa. Şaka yapmakta beni bile geçmiş,” dedi sinirle.
“Kavga mı ettiniz?” dedim sinirine güvenerek.
“Kızdım biraz ama başka bir şey için kavga ettim. Boş ver. Ayak dönüşüne ne zaman geliyorsunuz?”
“Hafta sonu inşallah. Fark eden neyse, artık memleket aşkı coştu içimde. Sanki aylardır ailemi görmemiş gibi özledim.”

“Psikolojik baskıdır o. Ben geleyim, canın sıkılmazsın!” dedi imalı imalı. Şakadan olsun bir defa gel desem kalkar gelirdi manyak.

“Yok canım, alışırım elbet. Beni rahatsız etme lütfen,” dedim nazlı nazlı.

"Hiii, hemencecik sattın beni ya! Alacağın olsun minnak. Kapatmam lazım canım, Cüneyt arıyor. Bundan sonra her gün ararım, merak etme,” diyerek telefonu yüzüme kapattı.

Keyfim yerine gelse de en iyisi kalkıp yemek hazırlamaktı. Önce Kur’an-ı Kerim okuyacaktım, değil mi?
“Ayy evimin kadını olarak şu yemeği yapayım, bunu da yapayım,” derken beş altı kişiye yetecek yemek yaptığımı en sonunda anladım.

Kendime bir kahve ısmarlayarak salona geçtim. Mutfakta unuttuğum telefonun sesiyle geri dönüp elime aldım.

“İlknur Teyzem!”

“Çiçeği burnunda gelinim, hoş geldin,” dedi yorgun sesiyle.

“Hoş bulduk teyzem, sen geldin mi?” dedim hevesle.

“Geldim, birkaç gün dinlenip gideceğim. Sen yalnız mısın? Gelsene, özledim seni kızım,” dedi sesi çatallaşırken.

“Hemen geliyorum teyzem.”
Kahvemi bırakıp üstümü değiştim, anahtarı alarak hızlıca İlknur Teyzem’in evine doğru yürüdüm.

Sevda’yla kirada oturduğumuz evin önünden geçerken ister istemez o tarafa yönelerek baktım. Bir yılda bile olsa ne çok şey yaşamıştım o evde. Bahçe kapısından girip hızlıca merdivenlere yöneldim. Evin kapısını açarak beni karşılayan İlknur Teyzem’le özlem dolu tebessümlerle baktık birbirimize. Sonra sanki öz teyzemmiş gibi sarıldım.

“İlknur Hanım, bakıyorum kilo almışsın, göbek yapmışsın ayol,” dedim göbeğini severek.

“Zayıflamışım aslında ama göbeğim meydanda kaldı sanki,” dedi.

Bir kahve de yaparak güzel temmuz gününde balkon sefası yaptık. Kısa sürede olsa muhabbet etmeye doymadığımız insanların şen sesini duymayı özlüyormuş insan. Tebessüm ederken yüzünün güzelliği, sesinin tonu dahi insanın hayalinden çıkmıyormuş meğer.

Herkes söylediğiyle anılır diye bir söz var. Güzel söz söyleyin, güzel sözleri hatırlayın. Gün gelir bu güzel sözlerle avutursunuz kendinizi. Çünkü giden geri gelmiyor.

Artık evde hazırlanmış kocamı beklemeye başladım. Bina kapısının sesiyle kapının dürbününden baktım. Kocacığım gelmişti.

Hemen kapıyı açıp kenara çekildim. Sakince ayakkabılarını çıkarıp içeriye girdi ve kapıyı kapattı. Şimdi ise gözlerinde nice düşüncelerle tatlı tatlı bana bakıyordu.

Beni baştan aşağı bir süzdü. Şaşkınlığımdan “Hoş geldin” demeyi bile unutmuştum.
“Ne oldu haya—” Sözümü bitiremeden belimden sarılıp sıkıca göğsüne bastırdı beni.

“Hoş geldin canım,” diyerek başımı çekip yüzüne baktım.

“Bu günleri görmek için ne kadar dua ettim biliyor musun? Şimdi dualarımın kabulü için şükür etmeyeyim mi!” diyerek sıkı bir öpücük aldı alnımdan.

Beni ne kadar istediğini, sevdiğini bilsem de yine her sevgisini ruhuma yansıtması yeniden ve yeniden âşık ediyor beni kendine.

Güven veren ruhunu yeniden sevmek çok kolaydı benim için.

“Ayrıca çok özledim seni,” diyerek bu sefer boyun girintisinden derin bir soluk çekti.

“Şükür bin şükür,” diyerek kollarımı sıkıca göğsüne sardım.
Sevgi değil, saygı biterse evlilik biter benim düşüncem. Eşine, can yoldaşına saygı duymayan zaten sevgi de hissetmez. O ancak alışkanlık ya da kendine bağımlı olma arzusu olur.

Önümüzde uzun yıllar vardır inşallah. Neler göreceğimizi bilmiyoruz. Zor zamanlar elbet olacak.

Önemli olan zor zamanında senin elinden tutanın, iyi zamanında elini bırakmamasıdır.

Körün gözü açıldı mı ilk önce bastonunu atarmış sözünü haklı çıkarmamak gerek.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1.969okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18