9. bölüm · GÖKYÜZÜM

KÜÇÜK BİR KRİZ

Sultan Güven

Cahit Zarifoğlu'nun "Bir başka şehirde yeniden başlamak istiyorum" dediği yerdeyim.

Evet yeni başlangıçlar yapmak için seçtiğim şehirdeyim ve ayrılık mutsuzluğu bitmişti artık.

Mutfağa gittiğimde Sevda aldığımız pideleri hazırlamış elinde telefona bakarak beni bekliyordu.

Ayranları doldurarak önüne bırakırken kaşları birbirine yapışacak kadar çatıldı.

Ben daha ne olduğunu anlamadan binada yankılanan sesle bağırırken, bir elinde telefon diğer elinin parmaklarını açık olabildiğince geriyordu.

"Cüneytttt, kim bu gebertirim seni Cüneyt."

Baş parmağımı ön dişlerime tutarak başımı yukarıya kaldırdım.

"Kızım manyak mısın ne bağırıyorsun bu kadar, ne olmuş Cüneyt'e?"

"E.. küfür ettirme bana Mine, ne olacak şuna bak. Ahu afet bir sarışınla resim paylaşmış birde." derken telefonunu bana çevirdi.

Kızın güzelliğini görünce istemsizce ben de kaşlarımı çattım.

"Kız felaket güzelmiş yaa." dememle yüzü kıpkırmızı olmuş, Sevda telefonu önümden çekerek silahı olsa beni vuracak sinirle bana bakıyordu.

Hâline kahkaha atabilecekken, şu anda kendimi tutmam daha mantıklıydı. Ekrana tekrar bakarken gözlerinin bütün beyazları çıkmıştı.

"Şuna bak ya,'Canım geldi.' yazmış bir de, senin canının saçlarını yolarım. Kim bu etiketlemiş?" derken ben de telefona doğru kafa uzattım.

"Beybgkc" yazan ekranı kıracak kadar sıkıyordu. Kızın profiline bakınca gizli hesap olduğunu gördü.

Sinirle telefonu masanın üzerine bırakınca ben kendime doğru çevirdim.

Gökhan'ın da kullandığı motora yaslanmışlar, kızın neredeyse beline gelen düz sarı saçlarının altından omzuna kolunu atmış, kız da ona arkasından sarılıp başını Cüneyt'in omuzuna yatırmış, ikisininde kaskları elinde gülerek resim paylaşmıştı.

Dikkatimi çeken ise kıyafetti.

"Sevda bu Gökhan'ın kıyafetiyle kaskı değil mi?"

dediğimde Sevda telefonu kendine çevirerek dikkatle baktı.

"Bence onun kıyafeti, bir de eniştemin kıyafetini mı vermiş sarı yelloza."

"Öyle deme kıza belki kardeşi falandır. Yoksa Gökhan'ın kıyafetlerini niye versin ki!"

Gözleri yine sinirden kararmıştı.

"Onu mu savunuyorsun bir de, onun kız kardeşi on beş yaşında. Sence bu kız on beş yaşında mı!"

"Yok en az yirmi üç falandır herhalde."

"Ya Mine deli etme beni Cüneyt'in sinirini senden çıkartırım, offf." derken telefonu masaya sertçe bıraktı.

Gülmemek için daha fazla kendimi tutamadım, kahkaha atarken elim ayran bardağına çarpınca ayran masanın üzerine devrildi.

Gülmeye devam ederek kalkıp havlu peçete yırtarak dökülen ayranı sildim.

Peçeteleri çöpe atıp ellerimi yıkadım, tekrar ayran doldurarak yerime oturdum.

"Sevda bence akrabası falandır."

"Tabi tabiî, ben de kuzenlerime hep canım diyorum, böyle sarılıyorum değil mi?"

Sevda'nın siniri ve mimik hareketlerine gülmeden duramıyordum.

"Gökhan'a sorayım mı, bence kim olduğunu bilir, kıyafetini verdiğine göre."

"Doğru sorsana ne olur. Cüneyt'i arayıp paralardım onu ama kendimi küçük düşüremem." desede duruşu hiç öyle demiyordu.

Gülmekten yanaklarım acımıştı.

"Mesaj atayım, işim var demişti. Hemen cevap vermeye bilir."

"Yaaa." derken Elif gibi yalandan ağlıyordu.

Telefonumu elime alıp mesaj yazdım.

-Canım.

-Sana bir şey sormam gerek.

-Cüneyt çok güzel bir kızla resim paylaşmış, kim olduğunu biliyormusun?

-Lütfen akrabası falan de, yoksa Sevda sinirden beni parçalayacak.

Görmeyince telefonu masaya bırakarak soğuyan pideyi yemeye başladım.

Sevda kollarını göğsünde bağlamış, dudaklarını şişirerek telefona sabit şekilde bakıyordu.

"Sevda hadi ye. Cüneyt'i döverken güçlü olman lazım. "dedim kıkırdayarak.

"Dalga geç sen, tabiî eniştem değil resimdeki."sinirle bana bakarak.

"Evet değil, o yüzden gayet rahatım."

Bir yandan pidesini yerken bir yandan olan öfkesini, kendi kendine konuşarak
dışarı atıyordu.
Yemeğimiz bitince ben masayı toparlarken, Sevda türk kahvesi yaptı.
Kahvelerimizi alarak salona geçince telefona tekrar baktığımda Gökhan hâlâ mesajı görmemişti.
Sevda bir yandan kahvesini içerken, bir yandan Cüneyt'in resmini büyüterek inceliyordu.
Her detayına tek tek sinir olarak resimle kavga ederken mesaj gelince telefonu elime aldım.
Sevda kendi derdinden mesaj geldiğini fark etmeyince önce kendim okumaya karar verdim.

Gökyüzüm:

Gözyaşıyla gülme emojisi atmıştı bir düzine.

-Güzelim mesajı okuyunca kocaman kahkaha attım.

-Sence kız güzel mi peki?

Bu nasıl bir soru? Kıskançlık seviyemi ölçmek için beni mi denemek istiyor?

-Güzel ne demek, manken gibi.

Hadi bakalım hangimiz daha uyanık?

-Demek beğendin.

-Beğenmeyecek gibi değil ki.

-Evet çok güzeldir. Çokta akıllı ve beceriklidir.

Sevda'ya kendimi güldürmemek için sakin kalmaya çalışsam da sinirlerim gerilmeye başlamıştı.

-Allah sahibine bağışlasın.

-Amin amin.

Yeter ama ya!

-Gökhan kim olduğunu söylesen artık.

Yine gülme emojisi.

Araya giren telefon aramasıyla 'tam zamanını buldun.' derken annem arıyordu.

Bugün neler yaptığımızın dökümanını isterken benim aklım mesajlardaydı.

Kısaca özet geçerek nazikçe telefonu kapattım. Tekrar mesajlara girdiğimde yedi mesaj gelmişti.

-Resimdeki Gökçe.

-Benim kız kardeşim.

Oldukça yüksek sesle 'hadiii canım!' derken gözlerim büyümüştü. Kocaman attığı tek adımda yanıma oturarak telefona baktı Sevda.

"Ohaa kız kardeşi mi?!"

-Cuma akşamı annemle geldiler.

-Maalesef ben yoğun olduğum için dün Cüneyt gezdirdi.

-Abilerine baka baka bizden beter motor hastası oldu.

-Doğru düzgün görüşemedik bile.

-Yarın Eskişehir'e dönüyorlar.

-Sevda'ya söyle içi rahat olsun.

-Ayrıca dokunmasın benim sevdiğime.

-Fena bozuşuruz.

-Tamam söylerim. Gökçe'yi Allah sevdiğine bağışlasın.

-Ailesi varken, neden sevdiğine?

Kocaman kahkahayı biz atmıştık.
Bu kadar güzel kız kardeşi kıskanmamak mümkün değildi.

-Benim ailem varken, neden sana bağışlayacaksa onun için.

Ağzına fermuar çekmiş emojisi.

-Sen ne yapıyorsun?

-Yeni geldim eve. Annemler var diye ev kalabalık balkona kaçtım.

-Misafirin varmış ben seni meşgul etmeyeyim daha fazla.

-Mesai saati haricinde sana her zaman vaktim var güzelim.

-Grs canım.

-Grs güzelim.

Telefonu kapatarak yanıma bıraktığımda Sevda'yla birbirimize bakarak gülmeye başladık.

"Sakın bir daha görümceme laf etme."
dedim işaret parmağımı sallayarak.

Ağzına fermuar çekmiş işareti yaparak gülmeye devam etti.

Telefonu eline alarak resime tekrar baktık.

"Minee bu kız ne kadar uzun boylu baksana eniştemin kıyafeti tam olmuş üstüne. Aynı boydalar demek ki."

"Evet fakat yüz simaları hiç birbirine benzemiyor, gözleri yeşilmiş. Esra bize geldiğinde demişti ya, 'beden öğretmenliği yapıyor' diye." dedim incelediğim resime bakarak.

"Huhhh, içim rahat artık."
diyerek sırıtan Sevda'ya yeniden gülmeye başladım.

"Sen rahatça gül, ben fincanları yıkayayım."diyerek fincanları alıp mutfağa gitti.

Güzel geçen günün ardından mutlulukla uyumuştum. Gece evde, gündüz biraz şehiri gezerek bir hafta geçmişti.
Gökhan'ın gelmesine sayılı gün kalmışken, her geçen saat heyecanlanıyordum.

Pazertesi günü okul açılmış, onun ayrı heyecanıyla günlerimiz su gibi geçmeye başlamıştı.
Sabah erkenden okula gitmek için hazırlanıp, iki tane tost yaparak kahvaltı yaparken aklıma gelen fikri Sevda'ya söyledim.

"Sevda burada çarşamba pazarı varmış, okul çıkışı gidip dolaşalım mı?"

"Olur gidelim, önce çıkan; manzara bankta beklesin."

"Tamam, hadi çıkalım."

Masayı toparlayıp hazırlanarak evden çıktık. Eylül ayının sonuna gelmemize rağmen hava bugün güneşli ve sıcaktı.

Üstüme merserize kısa hırkamı alarak evden çıktık. Son dersim boş olduğu için erken çıkıp, Sevda'yı beklemek için fakültenin önünden çıkarak karşıya geçtim.
İleride ki Sapanca gölünü gören banka oturup muhteşem görünen mazraya baktım, şurada insan bütün dertlerini unutabilirdi. Ya da dertlerini daha derinden hissedebilirdi.
Elimdeki kitaplarımı yanıma koyarak telefonu çıkartıp Gökhan'la son buluşmamız da çektiğimiz resimlere bakmaya başladım.
Gökhan'ın bana sarılarak gülümseyerek çektiği resme bakarken, özlemim zirve yapmıştı.
Derin bir nefes verdim.

"Ah gökyüzüm çabuk geçse zaman, kaybolsam yine gözlerinde."

"Belki o kadar beklemene gerek yoktur."

"Sesli mi düşündüm..."

"Evet."

Başımı yukarı kaldırdım.

!!!

"Gökhann." dedim gördüğümün doğruluğuna kendimi inandırmaya çalışırak.

"Efendim güzelim." derken gülümseyerek tam yanıma gelmişti.

"Sensin." dedim şaşkınlık içinde.

"Benim gece gözlüm, benim."

Oturduğum yerden aniden kalkarak sarıldım boynuna sıkıca, keskin toprak kokusunu çektim ciğerlerim dolana kadar. Biraz uzaklaşıp yüzüne baktım, gülümseyen güneş gibi içimi ısıttı bakışı.

"Sensin, gerçekten sensin." dedim yeniden sıkıca sarılırken.

Belime doladığı kollarıyla sıkı sıkı sarıldı.

"Benim güzelim, benim."

Arkasından bir boğaz temizleme sesiyle bir koluyla belime sarılırken, diğer kolunu ayırdı benden.

Yan dönerek kenara çekilince gördüğüm kişiyle yine şaşırmıştım.

"Cüneyt sende mi geldin?" dedim.

"Geldim de, seni görünce beni anında unuttu bu." derken eliyle Gökhan'ı gösteriyordu.

Gözlerini devirdi Gökhan.

"Hemen iğnele zaten, seni de görürüz biraz sonra." dedi kendi de iğneleyici konuşarak.

Sağ koluyla sardığı belimi kendine doğru sıkıca çekince, kısa olan deri ceketinin altından bende sarıldım beline.

Biz nasıl bir durumdaydık tam olarak!!!

Hasretten, heyecandan bu kadar yakınlaşmakta olduğumun farkına sonra vardım kendimi çekmek isterken Gökhan daha sıkı sarılarak bana izin vermedi.

Cüneyt:
"Mine! Sevda kaçta çıkar?" derken arkasına bakıyordu.

Kolumda ki saate bakarak cevap verdim.

"On dakikaya çıkar." dedim.

Arkamı dönerek bankın üzerinde ki kitaplarımı elime aldım.

"Oturalım,"dedim.

Ben kenara doğru, Gökhan dibime, Cüneyt'te onun yanına oturdu.

Cüneyt: Bu nasıl bir manzara, çok güzel yaaa, burası Sapanca gölü değil mi?" dedi.

"Evet, karşısı da Sapanca." dedim.

"Gerçekten çok güzel," derken Gökhan elinin parmaklarının arasından parlaklarımı geçirerek tuttum.

Elimi bırakmadan kolunu başımın üstünden geçirerek omzuma koydu.

Başımı çevirerek yüzüne bakmaya başladığımı anlayınca gülümseyerek karşılık verdi.

"En güzel manzaram sensin." deyince başımı koydum güven veren omuzuna.

Cüneyt oturduğu yerden kalkarak karşımıza geçti.

"Ben onun kapısında bekleyeyim, en iyisi." derken heyecanlı olduğu sesinden belliydi.

"Arabayla bizi burdan alırsın." dedi Gökhan.

"Tamam."diyerek yeniden fakülteye doğru yürüdü.

Biraz uzaklaşarak yan döndüm, gözlerini, gülüşünü, rüzgar vuran saçlarını her şeyini özlemiştim, hasretle baktım yüzüne.

"Nasılsın güzelim?" dedi gözlerimin içine bakarak.

"Muhteşemim, çok mutluyum, bundan daha iyi nasıl olabilirim ki."

Gülümseyerek karşılık verdi.

"Bende çok mutluyum, içimdekinden daha çok özlemişim seni."

"Okulun yeri çok güzelmiş, nasıl gidiyor?"

"Üç gün oldu başlayalı, şimdilik güzel."

"Alışabildiniz mi çevreye?"

"Şimdiye kadar sadece ev sahibiyle görüştük, ama alıştık sayılır."

"Sen mutluysan, bende mutluyum."

İlk heyecandan sonra aklım başıma yeni gelmeye başlamıştı.

"Demek cumartesi gelecektin, sürprizin büyük oldu." dedim gülümseyerek.

"Aslında bana da süpriz oldu." derken biraz yüz ifadesi değişmişti.

"Nasıl yani!" dedim ne demek istediğini anlamaya çalışarak.

"Yâni izin alamam diye bekliyordum.
Bugünden verilince ben de şaşırdım."
derken gözlerini kaçırdı.

"Yâni kaç gün burdasın?" dedim heyecanla.

"Yine iki gün, yarın akşam üstü gideceğiz."

"Bugünden deyince hafta sonuna kadar kalacaksın sandım."

Başını iki yana salladı.

"Bende çok isterim fakat maalesef güzelim."

Yanımıza gelen arabayla ikimiz de o tarafa baktık.

Sevda ön tarafa oturmuş, otuz iki dişi birden görünecek şekilde sırıtıyordu.

Yerimizden kalkarken, Gökhan kitaplarımı alarak arabanın yanına geçtik.

Kapımı açarak gülümsedi.

"Buyrun küçük hanım."

Gülümseyerek karşılık verdim.

"Teşekkür ederim beyfendi."

Arabaya Sevda'nın arkasına oturdum.
Sevda arkaya doğru dönmeye çalıştı.

"Gözün aydın küçük hanım."

"Senin de hanımefendi."

Yan taraftan dolanarak yanıma oturan Gökhan, bana doğru yanaşarak kitaplarımı öbür tarafına bıraktı.

Yola çıkarken Cüneyt navigasyonu açtı.

"Şu Sapanca'ya bir gidelim mi?"

"Olur," dedik Sevda'yla birlikte.

"Biz kurtlar gibi açız, beraber yeriz diye buraya kadar geldik." diyen Gökhan'a baktım.

"Biz de açız, öğle de bir şey yemedik."

"Tamamdır, oraya gidelim restoranı da buluruz." dedi Cüneyt.

Oturduğu yerde deri ceketini çıkaran sevdiğime baktım.

Sevdiğim...

Kısa kollu, beyaz, kalın siyah yan şeritleri olan, kaslarını belli eden ince merserize kazak, altına siyah kot ve siyah spor ayakkabı giymişti. Yine dikkatleri üzerine çekecek kadar yakışıklı görünüyordu.
Çevreye bakarak geçen yarım saat yolculukta, yerleşim yerlerinden bahsederek yol bitmişti.

Göl kıyısına yakın bir yerde bulduğumuz restoranla arabayı park ederek, hepimiz indik. Gökhan deri ceketini alarak yeniden giydi.

Balık restoranının kapısındaki garsona 'bahçe masası var mı?' diye sorunca önümüzden giderek yol gösterdi.
Göle neredeyse sıfır olan masaya karşılıklı oturduk.

Sandalyesini iyice bana yaklaştıran Gökhan, kolunu sandalyenin üstüne koydu.

Masanın üzerinde duran menüleri açıp listeye baktım. Yanımıza gelen garson siparişlerimizi sordu. Hep birlikte mezgitte karar vererek, yanına kola söyleyince garson geri döndü. Göle doğru başımı çevirdim, batmakta olan akşam güneşinin muhteşem yansıması içime ayna gibiydi.

"Canım yemekler gelene kadar resim çekelim mi, manzara çok güzel." dedim Gökhan'a bakarak.

"Olur güzelim," deyince Sevda'yla Cüneyt'te ayaklandılar.

Önce hep birlikte, sonra eşli olarak bir çok resim çektik. Hava baya serinlemiş olsa da masaya gelen balıklarla yemeğe başladık. Yanımızdan geçen garsondan Sevda ve kendim için polar şal istedim. Bayağı üşümeye başlamıştım.
Garson içeriye gidip elinde iki tane krem rengi polar şalla geri geldi.
Gökhan ve Cüneyt ayağa kalkarak polarları elinden alıp açarak sırtıma örttü.
O kadar acıkmışız ki kimse konuşmadan yemek yiyorduk.
Artık karnımız doymaya başlayınca, aklım da yerine gelmişti. Önünde ki yemeği yiyen Gökhan'a baktım.

"Canım, siz ikiniz birden hafta içi nasıl çıktınız, üstelik iki günlük." dediğimde Sevda önce bana sonra Cüneyt'e gözlerini çevirdi.
Bir anda dikkat kesilen Gökhan, Cüneyt'le göz göze geldiler.

"Ayarladık bir türlü, burdayız ya güzelim tadını çıkarın." dese de cevabı beni pek ikna etmemişti.
Üstüne gitmemeye karar vererek, yemeğime devam ettim.
Yemek bitmek üzereyken telefonum çalınca cebimden çıkartarak ekrana baktığımda ev sahibi İlknur teyze arıyordu.

"Efendim İlknur teyze."
.....

"Biz nerdeyiz!" derken şu an da ki ortamımızı söylemek istemedim.

"Biz bugün çarşamba pazarına gittik, oradan çarşıya geçerek yemek yedik şimdi İlknur teyze."
......

"Yok merak etme, kahve de içip öyle geleceğiz."

.....

"Tamam, görüşürüz."

Telefonu kapatarak masanın üzerine bıraktım.

"Allah'ım sen günah yazma, yalan konuştum kadına." dedim.

"İlknur teyze kim?" dedi Gökhan düz bir yüz ifadesiyle.

"Ev sahibi." dedim.

Başını sallayarak onay verdi.
Yemeğimiz bitince arkasından künefe tatlısını yiyerek iyice doymuştuk.

"Kalkalım mı, baya soğuk oldu." diyen Gökhan'a 'olur' diyerek hep birden ayaklandık.
Masanın üzerindeki hesap kartını alarak içeri giden Gökhan'ın arkasından Cüneyt'te ayaklanarak peşinden gitti. Biz de polarları sandalyeye bırakarak arabaya doğru yürüdük. Restoranın kapısına gelen Gökhan ve Cüneyt ayaküstü konuşmaları dikkatimizi çekmişti.

"Sevda bunlar da bir hâller var ama anlamadım."dedim.

"Farkettim, önemliyse çıkar meydana." dedi.

Arabanın yanında beklerken ikisi de gelince Cüneyt arabanın arka kapısını açarak bana 'öne otur' dedi.

Ön koltuğa oturunca arabanın içi daha sıcak gelmişti. Gökhan şoför koltuğuna oturarak, arabayı çalıştırdı.

"Saat daha sekiz, ne yapalım?" dedi Gökhan bana bakarak.

"Bizim eve yakın avm var oraya gidip kahve içelim mi?" derken arkaya doğru Sevda'ya baktım.

"Olur, "dediklerinde yola çıktık. Yeni evimizi, gezilerimizi, okulumuzu sormalarıyla muhabbet ederek yolu bitirmiştik. Arabayı avmnin otoparkına değil de, arka tarafında ki mahallenin sokak arasına bıraktık.
Aşağıya inince elimi tutmasıyla sıcak elleri içimi ısıtmıştı.
En üst kata cafelerin olduğu yere çıkarak, balkona yakın köşeye oturduk.
Kahve siparişlerimizi verince, Gökhan bana baktı.

"Yarın dersiniz var mı?"

"Benim sabah var, öğleden sonra bir dersim var girmesem de olur." dedim.

"Benim de sabah aynı, öğleden sonra bir dersim var, fakat girmem lazım." dedi Sevda.

"Kaç gibi çıkarsın Sevda'm?" diyen Cüneyt'e baktık.

"İki gibi sanırım." dedi Sevda.

Gökhan ikimize birden bakarak işaret etti.

"Sabah sizi okula biz bırakalım, öğleden sonra yine alırız." deyince ikimizde onayladık.

Kahvelerimiz bitmişti, "hadi size eve bırakalım, sabah erken kalkacaksınız."

diyen Cüneyt'le hepimiz ayaklandık.
Arabanın yanına gidince, Sevda'yla Cüneyt yine arkaya oturdular.
Elimi tutan Gökhan arabaya iki üç adım kala olduğu yerde durarak beni de hafifçe çekti.

Durduğum da diğer elimi de tutarak yüz yüze bakacak şekilde durduk.

"Güzelim, çok güzel bir gün oldu. Güzelce dinlen ki, yarın daha güzel olsun."

"Senin yanında olduğum her an güzel, sen de iyice dinlen. Yarın tam olarak kaçta gidersiniz."

"Altı gibi çıkarız."

"Hasretimin bitmesi için çok kısa. Birikim yapmam lazım. Özledikçe kullanırım. " dedim üzüntülü ses tonuyla.

Dudaklarının kenarı kıvrıldı hafifçe.

Sokak lambasının ışığı yüzüne o kadar güzel yansıyordu ki, başka bir kayboluştu gözlerinde.

"Ben seni her an özleyeceğim. Ne kadar uzakta olsakta kalbim her an seninle.

Her fırsatta yanına koşarak geleceğim.

Seni sevdiğimi sakın unutma." dedi olabildiğince yumuşak ses tonuyla.

"Her an seni bekleyeceğim, her an özleyeceğim, seni sevdiğimi sen de sakın unutma." dedim özlem dolu sesimle.

*****
Ey kalbim!
Ey suları usul usul yükselen gizli deniz.
İçimiz damar damar parçalansa da
Dışımız lâl gibi sessiz.

(İSMET ÖZEL)