Emrin Olur kitap kapağı

6. bölüm / 45

Emrin Olur

6. Bölüm; Ya Yoksa Kimsesi?

Yazar: Nidanur Yaman

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 45Şu an: 6. Bölüm; Ya Yoksa Kimsesi?
  1. 1 1. Bölüm; 3. Kat, Son Sınıf.1.371 kelime
  2. 2 2. Bölüm; Nörolojik Kayıp.1.541 kelime
  3. 3 3. Bölüm; Melek Yüzlü Şeytan.1.471 kelime
  4. 4 4. Bölüm; Karakol Telaşı.1.956 kelime
  5. 5 5. Bölüm; Bu Halinle Bir Bok Yapamazsın!1.672 kelime
  6. 6 6. Bölüm; Ya Yoksa Kimsesi?1.425 kelime · Okuduğun bölüm
  7. 7 7. Bölüm; Aramam Bir Daha.1.387 kelime
  8. 8 8. Bölüm; Altı Yaşındaydım.2.172 kelime
  9. 9 9. Bölüm; Belalı Hanım...2.213 kelime
  10. 10 10. Bölüm; Karamel2.516 kelime
  11. 11 11. Bölüm; Bitti Artık Yalın, Olan Oldu4.276 kelime
  12. 12 12. Bölüm; Plaka sahte!2.671 kelime
  13. 13 13. Bölüm; Çocukları Aldık!2.853 kelime
  14. 14 14. Bölüm; Boksörüm ben...3.049 kelime
  15. 15 15. Bölüm; Yiğit...3.480 kelime
  16. 16 16. Bölüm; Gel artık, küserim gelmezsen...3.493 kelime
  17. 17 17. Bölüm; Ceset yaklaşık iki günlükmüş...2.802 kelime
  18. 18 18. Bölüm; O gitti, ama sen buradasın...2.699 kelime
  19. 19 19. Bölüm; Abim yaşıyor mu? Onu tanıyor musunuz?2.209 kelime
  20. 20 20. Bölüm; Abin yaşıyor...3.120 kelime
  21. 21 21. Bölüm: Kumru ve Altay3.721 kelime
  22. 22 22. Bölüm; Biz buradayız3.182 kelime
  23. 23 23. Bölüm; Altay'ım!3.649 kelime
  24. 24 24. Bölüm; Balıkların da yaşama hakkı vardır!3.888 kelime
  25. 25 25. Bölüm; Boksör Jr.3.919 kelime
  26. 26 26. Bölüm3.970 kelime
  27. 27 27. Bölüm3.974 kelime
  28. 28 28. Bölüm4.098 kelime
  29. 29 29. Bölüm5.085 kelime
  30. 30 30. Bölüm4.815 kelime
  31. 31 31. Bölüm5.228 kelime
  32. 32 32. Bölüm4.516 kelime
  33. 33 33. Bölüm5.235 kelime
  34. 34 34. Bölüm5.506 kelime
  35. 35 35. Bölüm5.613 kelime
  36. 36 36. Bölüm5.453 kelime
  37. 37 37. Bölüm5.144 kelime
  38. 38 38. Bölüm4.130 kelime
  39. 39 39. Bölüm4.750 kelime
  40. 40 40. Bölüm6.113 kelime
  41. 41 41. Bölüm6.004 kelime
  42. 42 42. Bölüm5.891 kelime
  43. 43 43. Bölüm5.900 kelime
  44. 44 44. Bölüm5.366 kelime
  45. 45 45. Bölüm8.166 kelime

Karam Akıncı

Yalın yanımda küçük bir çocuk gibi ellerini önünde birleştirmiş otururken direksiyonu sıkıca tutan parmaklarımın boğumları beyazlamıştı. Yan aynalardan yolu kontrol ettikten sonra tekrar yola çevirdim gözlerimi. "Ne diye daha tanıyalım bir hafta olmuş kızı karakoldan toplamaya gidersin ki? Yok mu ailesi sen topluyorsun karakoldan!? Kızın mı kardeşin mi? Neyine ulan, neyine?"

"Komutanım ne yapayım, aradı öyle gittim işt-"

"Gitmeyeceksin Yalın!" Dedim sessiz bir sinirle. "Ailesi gidecek! Neden seni arıyor bu kız? Çok mu korkuyor ailesinin duymasından? Korkuyorsa niye yiyor böyle bir boku?"

Yalın yutkundu. Bakışlarını dikiz aynasından kaçırıp parmaklarıyla oynamaya başladı. Bir şey söylemekle susmak arasında gidip geliyor gibiydi. En sonunda derin bir nefes alıp başını bana doğru çevirdi.

"Ya yoksa kimsesi Komutanım?" diye fısıldadı, sesi bu sefer suçlu bir çocuktan ziyade, geçmişin izini süren bir asker gibi ciddiydi. "O terör günü... Okul baskınında hani 'seni ailene götürelim, birini arayalım mı' dedik de kabul etmedi, kafasını salladı ya... Bugün ailesi yerine beni arıyor. Bir Yiğit bir o yaşıyor koca evde. Ya gerçekten yoksa kimsesi?"

Sağ elim direksiyonun üzerinde kasıldı. Dişlerimi birbirine bastırıp sert bir gülüş kopardım dudaklarımdan. Katılmayacaktım bu saçmalığa. Duygusallık, sahada adamı öldürürdü; karargahta ise nizamı bozardı.

"Hikaye yazma bana Yalın!" dedim, sesim arabanın içindeki havayı buz kestirecek kadar netti. "Kimsesiz diye gidip sağı solu birbirine mi katması gerekiyor? Karakollardan adam toplamak bizim işimiz mi? Kimsesi yoksa devlet var, kanun var! Bir daha o kızın arkasını topladığını görmeyeceğim. Bozkurt Timi sivil bir kızın özel koruması değil. Anlaşıldı mı?!"

Yalın başını önüne eğdi. "Anlaşıldı komutanım," dedi kısık bir sesle.

Arabayı karargahın nizamiyesine doğru sürerken gözümün önüne o kızın, o Yankı'nın dik ve meydan okuyan bakışları geldi. Yalın’ın kurduğu o cümle, zihnimin kuytu bir köşesine zehirli bir ok gibi saplanmıştı ama bunu kendime bile itiraf etmeyecektim.

...

"Demir! Kaplumbağa senden hızlı koşar lan! Koş koş! Yavaşlama hadi!"

Demiralp hırsla koşarak sıranın en başına gelince gülümsedim. Dudaklarımın kenarındaki o memnun kıvrılmayı timden gizlemek için saniyeler içinde yüzümü tekrar o ödün vermez, sert ifademe bürüdüm. Kronometreye basıp süreye baktım.

"Sonunda be Demir Komutanım!" diye bağırdı arkalardan nefes nefese gelen Altay, sırılsıklam olmuş saçlarını geriye doğru atarak. "Komutanım, vallahi içinizde gizli bir tembel hayvan genetiği var. İki saattir arkasında tabanları yağladım, anca hızlandı itiraf edeyim."

Demiralp ellerini dizlerine dayamış, ciğerleri sökülürcesine nefes alırken başını kaldırıp Altay’a ters bir bakış attı. "Kes sesini Altay... Geçmişsin işte başa, daha ne dırlıyorsun..."

"Yetmez!" diye kükredim. Sesim eğitim alanında yırtılır gibi yankılanırken tim saliseler içinde hazır ola geçti. Hepsinin göğsü hızla inip kalkıyor, alınlarından sicim gibi akan ter damlaları askeri üniformalarının yakasından içeri süzülüyordu. Arabada Yalın’ın kafama ektiği o şüphe tohumları, timi koştururken bile zihnimin bir köşesinde dönüp duruyordu. Sinirimi, enerjimi bu sahada tüketecektim.

Ellerimi arkamda birleştirip ağır adımlarla önlerinde yürümeye başladım. Gözlerimi sırayla hepsinin üzerinde gezdirdim. Yalın, en sağda gözlerini benden kaçırarak duruyordu. Karakol mevzusundan sonra tek kelime etmemişti ama canının sıkkın olduğu, omuzlarının dikliğinden bile belliydi.

"Bozkurt!" diye bağırdım, tam ortalarında durarak. "Karşınızdaki düşman sizin yorulmanızı, tek bir saniye yavaşlamanızı bekliyor! Demir yavaşlarsa, Altay arkada kalır! Altay arkada kalırsa, timin arkası boşalır! Bizim kitabımızda yorulmak var mı ulan?"

Hep bir ağızdan, eğitim alanını inletecek gürlükte bağırdılar: "Yok komutanım!"

"Güzel," dedim, sesim arabanın içindeki o buz gibi havayı buraya da taşımış gibi net ve mesafeliydi. Bakışlarımı Yalın’ın üzerinden ayırmadan kronometreyi sertçe sıfırladım. "Madem yorulmak yok... Herkes başlangıç çizgisine geri dönüyor. Bu sefer süre yarıya inecek. Demir, o kaplumbağa hızını sahada bırakmazsan akşama kadar buradayız. Dağılın!"

Tim arkasını dönüp koşar adım başlangıç çizgisine ilerlerken, Yalın’ın o düşünceli sırtına baktım. Kafamın içi, o evde bana dahil kafa tutan o kızla doldu bir anda. Kimsesi yoksa yoktu, bu bizi zerre ilgilendirmezdi.

"Bozkurt! Şimdi!" Diye bağırdım onlara doğru. "Yavaşlatmak yok! Koşamayacak halde değilseniz koşacaksınız! Koşabiliyorken koyacaksınız!" En önde Çisil olmak üzere hepsi yüksek bir hızla koşarken memnuniyetle izledim onları. "Durmak yok! Kimse size durmanız için zaman tanımaz!"

Yalın hızlanarak en öne geçince Çisil kaşlarını çatarak biraz daha hızlandı. İkisi aynı hizada giderken aralarındaki gerilimi izleyen tim biraz yavaşlamıştı. Birbirlerine santim bile pay vermiyorlardı. En sonunda Yalın'ın küçük bir boşluğundan Çisil hızlanarak çizgiyi geçince kronometreyi durdurdum. "43.68, güzel!"

Çisil derin soluklar alırken Demiralp'in ona fırlattığı su şişesini havada yakalayıp birkaç yudum aldı. Kronometreyi sertçe sıfırlayıp cebime koydum. "Bugünlük bu kadar yeter. Dağılın," dedikten sonra arkamı dönüp karargah binasına doğru yürüdüm. İçimdeki o siniri sahada bırakmıştım ama Yalın’ın arabada söylediği o cümleler hâlâ zihnimin bir köşesinde dönüp duruyordu. Ya gerçekten yoksa kimsesi?

Saatler sonra, üzerimdeki üniformayı çıkarıp sivil kıyafetlerimi giymiş, arabayı bizim apartmanın önüne park etmiştim. Günün tüm yorgunluğu omuzlarıma çökmüşken arabadan indim. Bahçe kapısından içeri adım atıp apartmanın girişine doğru yürürken, loş ışığın altında duran bir karaltı dikkatimi çekti.

Adımlarım kendiliğinden yavaşladı. Gecenin karanlığına karışan o ince silüeti ve rüzgarda savrulan saçları fark etmem uzun sürmedi. Oydu. Üst kat komşumuz, o belalı kız... Yankı.

Girişteki mermer basamaklara oturmuş, parmaklarının arasındaki sigarayı dudaklarına götürüyordu. Dumanın arkasından yüzündeki o morluklar ve patlak dudağı apartman lambasının sarı ışığında tuhaf bir şekilde parıldıyordu. Postallarımın taşta çıkardığı sesle birlikte başını hafifçe kaldırıp bana baktı. Gözlerinde ne bir şaşkınlık ne de bir korku vardı; her zamanki o dik, meydan okuyan bakışlarıyla beni izliyordu. Kucağındaysa düzgünce katlanmış askeri bir ceket duruyordu.

Beni fark edince ayağa kalktı, ceketi hızlıca bana uzattı. "Ceketin kalmıştı, yıkadım. Bir daha da ne askerine ne sana işim düşmez. Numaranızı da silerim. Aramam da bir daha."

Çenesini dik tutmaya çalışıyordu ama sesindeki o yorgun kırgınlığı, ses tellerinin arkasına gizlenmiş o kimsesiz çocukluğu fark etmemek için sağır olmak lazımdı. Gözlerimi hafifçe kısıp bana doğru uzattığı cekete baktım. Düzgünce katlanmış, mis gibi deterjan kokuyordu. Üzerine sinen o barut, kan ve is kokan terör gününün izleri tamamen silinmişti. Tıpkı hayatından o günü silmek ister gibi.

Elimi yavaşça kaldırıp ceketi parmaklarının arasından aldım. Dokunuşumuz bir saniyeden daha az sürdü ama parmaklarının buz gibi olduğunu o an hissettim. Haziran sıcağında, üzerinde sadece incecik bir tişörtle titriyordu. Göğsünün hemen altındaki o gergin, sanki canı acıyormuş gibi duran hırçın duruşu yine gözüme çarptı ama sormadım. Bizim kitabımızda sivillerin hayatını deşelemek yoktu.

"Güzel," dedim, sesimdeki o askeri, jilet gibi tondan zerre ödün vermeyerek. Ceketi tek elimle kavrayıp omzuma doğru attım. "Zaten doğrusu da bu, Yankı. Karargahın nizamını ya da askerimin kafasını sivil mevzularla meşgul etmeyi ben de sevmem."

Sözlerim üzerine dudakları hafifçe kıvrıldı, ama bu bir gülümseme değil, hırçın bir alaydı. Sigarasından son bir nefes çekip izmariti apartmanın girişindeki çöpe doğru fırlattı. Gözlerindeki o batan yeşiller doğrudan benim gri gözlerime dikildi.

"Kendine iyi bak," lafının arkasında durur gibi arkasını döndü. Merdivenlerin ilk basamağına adım attığı an, Yalın’ın arabada kafama çaktığı o zehirli çivi zihnimde bir kez daha döndü: "Bugün ailesi yerine beni arıyor... Tek başına yaşıyor koca evde. Ya gerçekten yoksa kimsesi?"

Adımları mermer basamaklarda yankılanırken, sırtındaki o dik ama yapayalnız duruşa baktım. İçimdeki o nizami komutan "Yürü git evine Karam, sivil bir kız seni ilgilendirmez," diyordu; sahada hayat kurtaran o asker ise çoktan duracağı yeri şaşırmıştı.

"Yankı," diye seslendim arkasından. Sesim apartman boşluğunda sertçe yankılandı. Merdivenin ortasında durdu ama bana doğru dönmedi, sadece başını hafifçe omzunun üzerinden geriye doğru eğdi.

"Yüzündeki o morluklar için..." dedim, sesimi biraz daha düz bir tona çekerek. "Yalın'ın odasında askeri kremlerden var. Morluğa, sızıya iyi gelir. Söyle o beceriksiz askere, sana bir tüp getirsin. Borçlu kalmayı sevmiyorsan, bunu da küçük bir ikram say."

"Gerek yok," dedi buz gibi sesiyle. Tekrar önüne döndü, yürümeye başlamadan önce devam etti. "İyileşmeleri olanları unutmamı sağlamayacaksa, inan hiç gerek yok."

Söylediği son kelime apartman boşluğunda asılı kalırken, mermer merdivenlerden yukarı doğru yükselen o kararlı adımlarının sesi yankılandı.

"İyileşmeleri olanları unutmamı sağlamayacaksa, inan hiç gerek yok."

Olduğum yerde öylece kaldım. Omzuma attığım askeri ceketten yayılan o deterjan kokusu, burnuma sızan o ağır gerçeklikle birleşti. Bu kız, yüzündeki o fiziksel darbeleri, morlukları ve patlak dudağı zerre önemsemiyordu. O, ruhuna atılan ve dikiş tutmayan o asıl yaranın, o terör gününün izini taşıyordu yüzünde. O izlerin silinmesini bile istemiyordu belki de; o acı, onu hayatta ve dik tutan tek şeydi.

Dişlerimi birbirine bastırdım. Bakışlarımı karanlığa gömülen üst kat merdivenlerinden çekip kendi dairemin kapısına yöneldim. Anahtarı kilide sokup çevirirken, kafamın içinde Yalın'ın o arabada kurduğu cümleler dönüp duruyordu. Bir Yiğit bir o yaşıyor koca evde. Ya gerçekten yoksa kimsesi?

İçeri girip kapıyı arkamdan kapattım. Ceketi vestiyere asarken, evin içindeki o sessizlik ilk defa bu kadar ağır geldi gözüme. Sahada yüzlerce hayat kurtarmıştım, binlerce kurşunun arasından timimi tek bir kayıp vermeden çıkarmıştım ama şu an, hemen bir kat üzerimde, hayata karşı tek başına parmak parmak barikat kurmuş o dik kafalı kızın cümlesi karşısında tamamen silahsız kalmıştım.

Duygusallık sahada adamı öldürürdü, karargahta ise nizamı bozardı.

Peki ya burada, bu dört duvar arasında? Bunu kendime bile itiraf etmeyecektim.

_____________________________________________

Bölüm sonuuu

Yorum yazmayı unutmayın

En sevdiğiniz karakteri alabilir miyimmm???

Hadi bir sonraki bölüme geçelimmm

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

85okunma 7beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…