1. bölüm / 45
Emrin Olur1. Bölüm; 3. Kat, Son Sınıf.
Bölümler 45Şu an: 1. Bölüm; 3. Kat, Son Sınıf.
- 1 1. Bölüm; 3. Kat, Son Sınıf.1.371 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 2. Bölüm; Nörolojik Kayıp.1.541 kelime
- 3 3. Bölüm; Melek Yüzlü Şeytan.1.471 kelime
- 4 4. Bölüm; Karakol Telaşı.1.956 kelime
- 5 5. Bölüm; Bu Halinle Bir Bok Yapamazsın!1.672 kelime
- 6 6. Bölüm; Ya Yoksa Kimsesi?1.425 kelime
- 7 7. Bölüm; Aramam Bir Daha.1.387 kelime
- 8 8. Bölüm; Altı Yaşındaydım.2.172 kelime
- 9 9. Bölüm; Belalı Hanım...2.213 kelime
- 10 10. Bölüm; Karamel2.516 kelime
- 11 11. Bölüm; Bitti Artık Yalın, Olan Oldu4.276 kelime
- 12 12. Bölüm; Plaka sahte!2.671 kelime
- 13 13. Bölüm; Çocukları Aldık!2.853 kelime
- 14 14. Bölüm; Boksörüm ben...3.049 kelime
- 15 15. Bölüm; Yiğit...3.480 kelime
- 16 16. Bölüm; Gel artık, küserim gelmezsen...3.493 kelime
- 17 17. Bölüm; Ceset yaklaşık iki günlükmüş...2.802 kelime
- 18 18. Bölüm; O gitti, ama sen buradasın...2.699 kelime
- 19 19. Bölüm; Abim yaşıyor mu? Onu tanıyor musunuz?2.209 kelime
- 20 20. Bölüm; Abin yaşıyor...3.120 kelime
- 21 21. Bölüm: Kumru ve Altay3.721 kelime
- 22 22. Bölüm; Biz buradayız3.182 kelime
- 23 23. Bölüm; Altay'ım!3.649 kelime
- 24 24. Bölüm; Balıkların da yaşama hakkı vardır!3.888 kelime
- 25 25. Bölüm; Boksör Jr.3.919 kelime
- 26 26. Bölüm3.970 kelime
- 27 27. Bölüm3.974 kelime
- 28 28. Bölüm4.098 kelime
- 29 29. Bölüm5.085 kelime
- 30 30. Bölüm4.815 kelime
- 31 31. Bölüm5.228 kelime
- 32 32. Bölüm4.516 kelime
- 33 33. Bölüm5.235 kelime
- 34 34. Bölüm5.506 kelime
- 35 35. Bölüm5.613 kelime
- 36 36. Bölüm5.453 kelime
- 37 37. Bölüm5.144 kelime
- 38 38. Bölüm4.130 kelime
- 39 39. Bölüm4.750 kelime
- 40 40. Bölüm6.113 kelime
- 41 41. Bölüm6.004 kelime
- 42 42. Bölüm5.891 kelime
- 43 43. Bölüm5.900 kelime
- 44 44. Bölüm5.366 kelime
- 45 45. Bölüm8.166 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sakin ve sessiz adımlarla; gürültülü, sakinlikle gram alakası olmayan koridorlara girdim. Fazla gürültüyle adımlarım hızlandı. Yüksek sesten hoşlanmazdım. Hatta nefret ettiklerim listesinin birinci sırasında yüksek ses olabilirdi.
Dolapların olduğu koridora geldiğimde üstündeki mor etikette 'Hera Yankı' ismi yazılı olan dolaba ilerledim. Dolabı açtığım gibi başımda beliren Yiğit'in gölgesi üstüme düştü. Gözlerimi ona çevirdiğimde o da sırıtarak bana bakıyordu. Aptal aptal bana bakarken ben büyük bir özlemle ona sarıldım. "Özledim ulan seni!"
Yiğit kollarını kaldırıp sırtıma doladıktan sonra saçlarıma bir buse kondurdu. "Bende seni özledim. Okulda da rahat rahat özlem giderilmiyor," kulağıma eğilip fısıldadı. "Kaçsak mı acaba?" Dediğinde güldüm.
"İlk günden mi?"
Başını olumlu anlamda salladı. "İlk günden."
"Dur bir düşüneyim," birkaç saniye onun yeşil ve hayat dolu gözlerine baktım. "Tamam kaçalım."
Yiğit ve ben, benim bu hızlı kararıma gülerken bir anda patlayan silah sesiyle ikimiz de şok olduk. Koridorun sonundaki pencereye döndük. Pencere tuz buz olmuştu, yere düşen küçük bir metal sesi ilişmişti kulağıma. Nefesim hızlanırken Yiğit'e döndüm.
Yiğit hızla beni çekiştirerek en yakındaki sınıfa soktu. Silah sesleri devam ederken o beni duvar kenarında bir yere götürdü. Şu an beni nereye götürdüğünü anlayacak durumda değildim. Beni yere oturtup karşıma, dizlerinin üzerine çömeldi. Silah sesleri devam ederken benim nefesim kesilmeye başlamıştı. "Hera nefes al. Derin nefesler al, nefes al güzelim. Yalvarırım nefes al."
Yiğit'in telaşlı sesinin ardından elini yanağımda hissettiğimde gözlerimden yaşlar döküldü. Silah sesleri yaklaşıyordu. Sınıftaki herkes dehşet içinde arka duvardaki acil durum kapısına yüklenmiş, birbirini ezerek koridorun arkasındaki güvenli bölgeye kaçmaya çalışıyordu. Sınıf saniyeler içinde boşalırken, ön taraftaki sıralar panikle kapıya doğru devrilmiş, adeta bir barikat oluşturmuştu. Ben derin derin nefesler alırken Yiğit başını aşağı yukarı salladı. "Aynen böyle. Devam et güzelim, sakin ol."
Derin nefesler alırken iki elimi onun göğsüne bastırdım. Kalbi çok hızlı bir şekilde atıyordu, o da korkuyordu.
Kapı tekmeyle açılırken Yiğit beni hızla duvara doğru çekip üzerime kapandı. Benim nefesim yeniden hızlanırken Yiğit kollarıyla beni sıkıca sardı. İçeri biri girdi, Yiğit görüş alanımı kapatsa da ayak seslerini duydum. Ardından üç kez daha silah patladı. İkisi yakından geliyordu, içeri giren kişi tam iki kez sıkmıştı. Üçüncü kurşun ise onun alnını deşmişti.
O yere düşerken Yiğit'de geri çekildi. "İyi misin Hera?" Diye sordu direkt. Başımı aşağı yukarı salladım.
"Sen iyi misin? Sıktı, kime sıktı, sana geldi mi kurşun?"
Başını iki yana salladı, derin bir nefes aldı. "Bana gelmedi." Sesi sonlara doğru gitgide kısıldı. "Hera, hani kaçacaktık biz? Üç dediğimde arka kapıdan çıkıyoruz. Tamam mı?" Başımı salladım. Silah sesleri henüz devam ediyordu. Yiğit yavaşça ayağa kalktı. Elimi tutup beni de kaldırdı.
"Bir... iki..." Etrafa baktı, devrilen sıraların arkasında, acil durum kapısına doğru uzanan dar bir boşluk vardı. "Arkadan, üç!" diyerek beni o boşluğa doğru itti. Koştum. Diğerlerinin çoktan kaçtığı o arka kapıdan çıkmak için hamle yaptığımda, ne arkamda bir ayak sesi vardı ne de bir nefes...
Arkamı dönüp onu kontrol ettiğimde yerde uzandığını gördüm. Bu aptal niye gelmiyordu? Hızla onun yanına gittim. "Yiğit yalvarırım kalk, ne yapıyorsun?"
Yiğit kaşlarını çattı. "Gitmedin mi? Gitsene."
Onun yanına oturduğum sırada yerde küçük bir kan birikintisi fark ettim. Yiğit'in yüzü solgundu, sırtından oluk oluk kan akıyordu. "Siktir!" Yiğit'i omuzlarından tutup kaldırdım. Sırtına baktım. Tişörtü delikti. "Siktir... neden söylemedin?!" Çantamı kurcalamaya başladım. İçindeki hiçbir şey işime yaramazdı. Çantayı umutsuzca bıraktım. Üstümdeki tişörtü çıkarıp onun sırtına bastırdım.
"Hera git." Öksürmeye başladığında gözlerimden akan yaşlarla başımı iki yana salladım. Tişörtüm onun kanıyla ıslanırken ben delicesine ağlıyordum.
İçeri biri daha girdi. Hızla o tarafa döndüm. Bu sefer içeri giren adamın üniformasındaki Türk bayrağı beni rahatlattı. Asker yanımıza yaklaştığında gözlerini direkt olarak Yiğit'e dikti.
"Durumu ne?" diye sordu.
"Sırtından vuruldu. Çok kanıyor, normal mi çok kanaması? Durmuyor kanaması, yardım et... lütfen."
Hemen belindeki telsizi eline aldı. "Onur, üçüncü kata gel, koridorun sonundaki sınıf, hızlı!"
"Emredersiniz komutanım." Telsizi tekrar beline koydu.
"Yiğit... bak geliyorlar. Biraz daha dayan, gelecekler..." diye mırıldanıp tişörtümü yarasına bastırmaya devam ettim. "İyileşeceksin..." Nefeslerim yeniden hızlanmaya başladı fakat umursamadım.
İçeri isminin Onur olduğunu öğrendiğim asker elinde ilk yardım çantasıyla geldi. Yanımıza koşup diz çöktü. Çantayı açarken bana döndü. "Elini bastırmaya devam et," diye mırıldandı.
Başımı hızla aşağı yukarı salladım ve bezi bastırmaya devam ettim. O sırada Yiğit mırıldandı. Sesi çok kısıktı. "Hera... ağlama güzelim..." Onun gözleri gibi bilinci de kapanırken ben daha çok ağlamaya başladım.
"Yiğit aç gözlerini, bana bak. Yalvarırım bak. Bir kez daha bak bana."
Onur elini elimin üzerine koydu. "Elini yavaşça kaldır. Hâlâ yaşıyor. Nabzı var. Kanama durdu. Ama çok kan kaybetmiş. Yaşama şansı düşük, deneyeceğim."
Titreyen elimi yavaşça kaldırdım. Zorlukla kontrole aldığım nefeslerim yeniden hızlandı. Derin ve hızlı nefesler alırken yavaşça ayağa kalktım. Bacaklarım titriyordu. Elimdeki kanlı tişörtü yere bıraktım. Üstümdeki ceketin fermuarını göğsümün üzerine kadar indirdiğim gibi parmaklarımı boğazıma bastırdım.
Yanıma gelen Yüzbaşı, yüzümü dikkatle inceledi. "Panik atak." Boğazımdaki elimi çekti. "Derin nefes al, balon şişirir gibi, al... ver..." Derin nefesler almaya başladım. "Evet, böyle. Arkadaşın yaşayacak, inşallah. Sen sakin ol." Ellerini yanaklarıma koyup yüzümü onun yüzüne çevirdi, nefes aldığımdan emin olmak istiyor gibiydi.
Nefesim düzene girerken arkadan yükselen sesle dondum kaldım. "Komutanım... nabzı düşüyor."
Hızla ona döndüm. Dizlerimin üzerine çöktüğüm gibi onun koluna yapıştım. "Yaşıyor mu? Yaşıyor değil mi? Bir şey söyle ne olur. Ölmesin, onsuz yaşayamam. Tek ailem o benim. Yalvarırım kurtar onu..."
"Kan grubu ne?" diye sordu gözlerini gözlerime çıkararak.
"AB negatif," dedim sesim titreyerek. Umutsuzdum, nadir bulunan bir gruptu.
"Seninki?" diye sordu bu sefer.
Gözümden bir damla yaş akarken başımı iki yana salladım. "Uymaz benimki. Sıfır pozitif."
"Kan grubu ne dedin Onur?" diye seslendi arkadan Yüzbaşı.
Onur hızla cevap verdi: "AB Rh negatif komutanım!"
Yüzbaşı askeri ceketini hızla çıkarırken yanımıza yaklaştı. Elini boynuna atıp üniformasının yakasından içeri uzandı ve metal asker künyesini dışarı çıkardı. Metalin üzerindeki yazılara saniyeler içinde gözüm ilişti: AB Rh (-) ibaresi parlıyordu.
"Uyumlu," dedi Yüzbaşı soğukkanlı bir sesle. "Şanslı günündesin çocuk. Onur, bağla bizi."
"Komutanım... Bu çok riskli, steril alanda bile değiliz."
"Riskleri göze al o zaman Onur! Yap bir şeyler, sağlıkçısın sen, ne biliyorsan yap."
Onur hızlıca bir şeyler ayarladıktan sonra ilk yardım çantasından iki ucunda iğne olan, ince bir boru çıkardı. Rahatça hareket etmeleri için biraz geri çekildim. Onur, ilk Yiğit'in daha sonra Yüzbaşı'nın kan aktaracağı bölgeleri dezenfekte edip iğneleri geçirdi. Kan ince borudan akarken derin bir nefes aldım. "Yaşayacak, değil mi?" Ortaya attığım soruya Onur, "Umarım," diyerek cevap verdi.
Arkamdaki duvara yaslanıp bağdaş kurdum ve Yiğit'in boşta kalan elini kucağıma çektim. Parmaklarımla elini sıkıca sardım. Diğer elimle yanağını okşadım. "Yaşayacaksın..." Gözyaşlarım yanaklarımdan akarken umutla baktım kirpiklerine.
Yaklaşık yarım saat sonra ambulans okulun bahçesinde durdu. Ben de hızla koridora çıkıp Yiğit için gelen paramediklere sınıfı gösterdim. Onlar Yiğit'i bir sedyeye yatırırken Onur onlara bir şeyler anlattı. Onur da Yüzbaşı gibi bir askerdi fakat tıp konusunda da oldukça bilgiliydi. Bu kadar bilgili olması beni şaşırtmıştı açıkçası.
Arkamdan gelen Yüzbaşı üzerindeki askeri ceketi çıkarıp benim omuzlarıma koydu. Teşekkür ederek cekete sarıldım iyice.
Yavaşça ayaklanıp paramedikleri izledim. Yiğit'i sedyeye yatırırlarken arkamdan Onur yaklaştı. "Aileni arayalım mı?" Başımı hızla iki yana salladım. "Seni eve bırakalım?" dedi bu sefer. Yeniden başımı iki yana salladım. "En azından okuldan çıkalım," dedi ve Yüzbaşı ile kapıya doğru yürümeye başladılar. Ben de arkalarından adımlarken ellerimi üstümdeki ceketin ceplerine soktum. Yiğit'i asansörle götürürlerken biz de merdivenlerin basamaklarını inmeye başladık.
Onur ve Yüzbaşı'nın telsizlerinden aynı anda yükselen sesle irkildim. "Komutanım, okul binası tamamen temizlendi. Üçüncü kat güvende. Bizim taraftan can kaybı yok, bir sivil yaralı tahliye ediliyor. Öğrenci ve öğretmenlerin güvenli tahliyesi başladı," diyen sesle Yüzbaşı telsizi belinden çıkarıp dudaklarına yaklaştırdı.
"Durumunuz nedir Altay?" Çok gecikmeden cevap geldi onun sorusuna. "Hepimiz turp gibiyiz komutanım." Yüzbaşı cevaptan sonra telsizi yeniden belindeki kemere sıkıştırırken çoktan okul bahçesine gelmiştik bile.
Biz aşağı indiğimizde Yiğit'i ambulansa bindiriyorlardı. Okul bahçesindeki çardakta askeri üniformaları kanlarla kaplı 6 kişi vardı. Birkaçı sigara içiyor, birkaçı sohbet ediyordu. Aralarından sadece birisi kadındı. Yiğit'in bindirildiği ambulans yola çıkarken ben sadece ambulansın arkasından bakabildim. Yanına gitmeyi ne kadar istesem de tek başıma gidemeyeceğim belliydi.
Bir anda kolumdan tutulup çekilmeye başladım. Bu kişi Yüzbaşı'ydı. Beni ilerideki zırhlı araca doğru çekti.
"Ne yapıyorsun?"
"Onun yanına gitmek istemiyor musun?"
"İstiyorum tabii de, sen öyle pat diye çekince şey ettim."
"Soru sorma, bin arabaya." Daha sonra diğer askerlere dönüp bağırdı. "Bozkurt! Arabaya!" Herkes bir anda ayaklanınca benim kolumu bırakıp ön yolcu koltuğunu işaret etti. Onun işaret ettiği yere oturup onları beklemeye başladım.
Hepsi arabaya binince sarışın, üç numara asker tıraşlı bir adam arabayı kullanmaya başladı.
_____________________________________________________
Bölüm sonuuuu
İlk kitabım olacak inşallah beğenirsiniz
Beğenilirse devam ettiririm
Baysss
Bölüm etkileşimi
