6. bölüm · DENİZ'İN RÜZGARI
6. Bölüm 𑁍
"Ne işin var burada?" diye sordu Deniz sinirle.
Lale gözlerini devirip kollarını göğsünde birleştirdi.
"Hımm... Bir düşüneyim." dedi alaycı bir tavırla. "Çocukluk arkadaşımı rutin kontrole geldim. Bakalım kampüs ortamı nasılmış diye."
Deniz derin bir nefes aldı.
"LALE!" diye sertçe çıkıştı.
Lale hiç istifini bozmadı.
"Salak mısın Deniz? Ben de burada okuyacağım. Burası benim de kampüsüm. Şuan ki anda sadece bir tesadüf ben ne yapabilirim yani?"
Deniz inanamaz gibi başını iki yana salladı.
"Şaka gibisin gerçekten. Bari kampüse gelince senden kurtulurum diye düşünüyordum ama maalesef burada da sen varsın."
Lale omuz silkti.
"Dersim birazdan başlayacak, Deniz. Boş konuşmanı bitirsen mi acaba?"
Deniz öfkeyle ona baktı. Dişlerini sıkarak arkasını döndü ve merdivenlere yöneldi.
Lale'nin sınıfı da ikinci katta olduğu için o da peşinden yürümeye başladı.
Merdivenlerin yarısına geldiklerinde Deniz bir anda durup arkasına baktı.
"İkinci kattaki İşletme bölümüne gidiyorum." dedi imalı bir gülümsemeyle. "Galiba sen de işletme okuyorsun. Ondan beni takip ediyorsun."
Lale gözlerini devirdi.
Hızlı adımlarla Deniz'i geçti, birkaç basamak yukarı çıkıp arkasına döndü.
"Ayy, maalesef işletme okumuyorum." dedi gülümseyerek. "Ben de ikinci kattaki Moda Tasarımı bölümüne gidiyorum."
Deniz kaşlarını kaldırdı.
"Vay..." dedi hafif alaycı bir sesle. "Demek birileri çocukluk hayallerini gerçekleştiriyor."
Lale'nin gülümsemesi büyüdü.
"Aynen canım." dedi gururla. "Senin gibi dönek değilim. Küçüklüğümden beri ne istediysem hâlâ onu istiyorum. Futbolcu olacağım deyip yarı yolda vazgeçmedim mesela."
Deniz'in yüzündeki ifade bir anda değişti.
Çarpık bir gülümsemeyle başını eğdi ama hiçbir şey söylemedi.
Sessizce yürümeye devam etti.
Koridorun sonuna geldiklerinde ikisi de aynı anda durdu.
Deniz önce kendi sınıf kapısına, sonra tam karşısındaki kapıya baktı.
İşletme.
Moda Tasarımı.
Sınıfları tam karşı karşıyaydı.
Deniz başını tavana kaldırdı.
"Rabbim bana sabır versin..." diye mırıldandı.
Lale sırıtarak sınıf kapısının önünde durdu.
"Âmin." dedi keyifle. "Bana da."
İkisi de birbirlerine son bir ters bakış attı.
Ardından aynı anda sınıflarının kapısını açıp içeri girdiler.
Lale sınıfa adımını attığı anda içerideki uğultu kulağına doldu.
Sınıf oldukça genişti. Duvarlarda geçmiş yıllarda hazırlanan kıyafet tasarımlarının çizimleri asılıydı. Bir köşede cansız mankenler, diğer tarafta ise dikiş makineleri sıralanmıştı.
Lale'nin gözleri heyecanla etrafı dolaştı.
İşte... Hayalini kurduğum yer.
Boş sıralardan birine oturacağı sırada, yan tarafta güler yüzlü bir kız yaklaştı. Ve şaşkın bir surat ifadesi ile,
"Merhaba! Sen? Adın Laleydi değil mi? Tesadüfin böylesii!" dedi gülümseyerek.
Lale şaşırarak tebessüm etti.
"Evet. Kafede karşılaşmıştık değil mi? Adın Gül'dü. Yani onur bey öyle söylemişti."
İkisi tokalaştılar.
Gül gülerek. " Ah onur bey, kesin isimlerimiz hakkında bir espri yaptı değil mi? Bu arada İstersen yanıma oturabilirsin." dedi
Lale de gülerek. "Evet burası iyice çiçek bahcesine döndü dedi. Ve evet otururum yanına." Dedi
Lale çantasını sıranın üzerine bıraktı.
"Gül..." dedi merakla. "Bu okul gerçekten çok büyükmüş."
Gül gülerek başını salladı.
"Daha bahçesinin yarısını bile görmedin."
Tam o sırada sınıfın kapısı açıldı.
İçeri kırklı yaşlarında, şık giyimli bir kadın girdi.
Herkes bir anda yerine geçti.
"Günaydın arkadaşlar."
"Günaydın hocam."
Hoca masasının önüne geçip sınıfı süzdü.
"Aramıza yeni katılan bir arkadaşımız var sanırım."
Lale ayağa kalktı.
"Merhaba. Ben Lale Özcan. Ardahan'dan yatay geçişle geldim. Umarım hepinizle güzel bir dönem geçiririz."
Sınıftan birkaç kişi alkışladı.
"Hoş geldin."
"Hoş geldin."
Lale gülümseyerek yerine oturdu.
"Bugün ilk dersimizde temel tasarım üzerine konuşacağız." dedi hoca.
Hoca masasının üzerine birkaç çizim dosyası bıraktı.
"Öncelikle hepiniz tekrar hoş geldiniz." dedi gülümseyerek. "Bu dönem hayal gücünüzü bol bol kullanacağınız bir dönem olacak. Burada sadece kıyafet çizmeyi değil, bir karaktere ruh katmayı da öğreneceksiniz."
Lale dikkatle hocayı dinliyordu.
İşte tam da bu yüzden bu bölümü seçmişti.
Çocukluğundan beri kendi tasarladığı elbiseleri defterlerine çizer, annesinin eski kumaşlarından bebeklerine kıyafetler dikmeye çalışırdı.
Şimdi ise hayalini kurduğu sınıfta oturuyordu.
"Biliyorsunuz," diye devam etti hoca, "bir tasarımcı sadece güzel kıyafet çizen kişi değildir. Kumaşı tanır, rengi tanır, insan psikolojisini tanır. Bir kıyafet bazen kelimelerden daha çok şey anlatır."
Lale'nin yüzünde istemsiz bir gülümseme oluştu.
Kesinlikle doğru...
Hoca sınıfın ortasında dolaşmaya başladı.
"Şimdi sizden küçük bir etkinlik istiyorum. Önünüzdeki kâğıda kendinizi anlatan bir kıyafet tasarlayın. İster spor olsun ister abiye... Ama o kıyafet size ait olsun."
Sınıfta hafif bir uğultu yükseldi.
Herkes kalemlerini çıkarıp çizmeye başladı.
Lale de çantasından çizim defterini ve kurşun kalemini çıkardı.
Kalemi kâğıda değdiği anda eli hiç durmadan hareket etmeye başladı.
Gül şaşkınlıkla onun çizimini izledi.
"Sen bayağı hızlı çiziyorsun."
Lale hafifçe gülümsedi.
"Çocukluğumdan beri en sevdiğim şey bu."
"Daha ilk dakikadan belli oldu zaten."
Lale başını kaldırdı.
"Neden?"
Gül çizime bakarak gülümsedi.
"Çünkü çoğumuz hâlâ ne çizeceğimizi düşünürken sen tasarımın yarısını bitirdin."
Lale utangaç bir şekilde gülümsedi.
"O kadar da iyi değil aslında."
"Alçak gönüllülük yapma." dedi Gül. "Bence dönem sonunda hocaların gözüne ilk sen girersin."
Lale tam cevap verecekti ki zil çaldı.
Hoca elini kaldırdı.
"Arkadaşlar, çizimlerinizi toplamıyorum. Bu sadece sizi tanımak içindi. Bir sonraki derste bunların üzerinden birlikte konuşacağız."
Sınıftaki öğrenciler rahat bir nefes aldı.
Gül çantasını toparlarken Lale'ye döndü.
"Şimdi bir saat boşluğumuz var."
"Gerçekten mi?"
"Evet. İstersen seni kampüste biraz gezdirebilirim."
Lale heyecanla ayağa kalktı.
"Çok iyi olur."
Tam o sırada koridordan büyük bir gürültü yükseldi.
Bağırışlar...
Kahkahalar...
Ve top sektirme sesleri.
Sınıftaki birkaç kişi aynı anda cama yöneldi.
Gül de pencereye bakıp güldü.
"Başladılar yine."
Lale merakla sordu.
"Kim?"
Gül gözlerini devirerek cevap verdi.
"Üniversitenin futbol takımı. CESURSPOR"
Lale'nin aklına istemsizce Deniz geldi.
Aynı anda koridordan tanıdık bir erkek sesi duyuldu.
"Lan oğlum, sadece bir saatimiz var! antrenmana geç kalacağız!"
Lale'nin gözleri bir anda büyüdü.
Bu ses...
Yavaşça kapıya doğru döndü.
Kapının önünden geçen kişi gerçekten Deniz'di.
Üzerinde üniversitenin futbol takımına ait siyah CESURSPOR antrenman forması vardı. Omzunda spor çantası, elinde futbol topu vardı.
Yanındaki arkadaşlarıyla konuşarak yürüyordu.
Koridordan geçen öğrencilerin çoğu ona selam veriyor, bazıları ise gülümseyerek sohbet ediyordu.
(Deniz? Vayy demek birbirleri de hayallerini gerçekleştiriyor.) Diye geçirdi içinden.
Gül fark etmeden konuşmaya devam etti.
"Şu öndeki var ya..."
Lale sessizce Deniz'i izliyordu.
"Takım kaptanı." dedi Gül hayranlıkla. "Deniz."
Lale derin bir nefes verdi.
"Of..." diye fısıldadı.
"Bir de okulun yıldızı çıktı başıma." Dedi.
Gül, Laleye baktı. "Bir şey mi dedin?" Diye sorud.
"Hayır hayır." Dedi Lale
Gül ve Lale geri sıralarına döndü "Seni de büyüledi değilmi Deniz? Antrenman maçını izleyelim mi? Sonra da kampüsü gezeriz olur mu?" Diye sordu gül.
Lale o an kahkaha atmak istiyordu. Dünki bok olan Deniz beni ne hakla etkileyecekti diye düşündü.
"Yok etkilenmedim de maçı izlemek isterim, bakalım ne kadar yetenekliler." Dedi Lale
