33. bölüm · DENİZ'İN RÜZGARI

33. Bölüm 𑁍

Merve Eribol

"İki tane büyük koltuk var. Yere de bir yorgan sereriz, çocuklar orada yatar." dedi Aylin abla.

"Aynen." dedi annem. "Biz zaten sabah erkenden yola çıkacağız."

Yataklar hazırlandıktan sonra herkes odalara dağıldı.

Annemle babam benim odamda kaldı.

Deniz'in annesiyle babası da onun odasına geçti.

Salonda ise iki büyük koltuk ve yere serilmiş kalın bir yorgan vardı.

Ama benim aklım hâlâ Sena'nın attığı o mesajdaydı.
Eve gelir gelmez mesajı görüp, ekran görüntüsünü alıp Gül'e göndermiştim.

"Acaba Sena yine bir şeyler mi planlıyor?" diye düşünmeden edemiyordum.

Dalgınlığım, Selinay'ın koltuklardan birine uzanmasıyla bozuldu.

Tam ben de diğer koltuğa geçecekken Deniz benden hızlı davranıp kendini koltuğa attı.
Rahat bir şekilde uzanıp ellerini başının arkasında birleştirdi.

"Kalk, Deniz." dedim.

Deniz gözlerini bana çevirip kaşını kaldırdı.
"Sebep?"

"Çünkü ben koltukta yatacağım."

Deniz omuz silkti.
"Halla halla... Paşama bak sen! Al, al... Bunu da elimden al Lale. Bir bu kalmıştı zaten."

"Alırım tabii! Kalk hadi."

Deniz başını iki yana salladı.
"Yok, kalkmıyorum."

İkimiz de birbirimize inatla bakarken

Selinay derin bir iç çekti.
"Ya Allah aşkına, yeter artık ikiniz de." dedi.

Koltuktan kalkıp yerde serili yorganıa geçti.
"Ben aşağıda yatarım. Siz de çocuk gibi kavga etmeyi bırakın."

Ben Selinay'a baktım.
"Selinay, sen niye geçiyorsun?"

"Olsun." dedi gülümseyerek. "Siz biraz daha tartışırsanız bu sefer bütün evi uyandıracaksınız."

Deniz de hafifçe gülümsedi ama koltuktan kalkmadı.

"Bak, kardeşin senden daha olgun çıktı." Dedim

Gözlerini devirerek bana baktı Deniz.

Selinay yorganını üzerine çekip başını yastığa koydu.
"İyi geceler. Biriniz konuşursa yastık fırlatırım ona göre."

Salona kısa bir sessizlik çöktü.
Ben söylenerek ışığı kapattım ve diğer koltuğa uzandım,

Deniz ise hâlâ zafer kazanmış gibi hafifçe gülümsüyordu. Ben ise ona sinirli bir bakış attıktan sonra battaniyemi üzerime çektim.

Ama gözlerimi kapatsam da aklım hâlâ Sena'nın attığı o mesajdaydı. İçimde, yaklaşan bir fırtınanın huzursuzluğu vardı sanki.

𖤐☆

Sabah uyandığımda annemlerle babam evde yoktu. Girmişlerdi.

Herkes gidince denizde odasına geçmişti galiba. Koltukta yoktu.

Hemen odama geçip okul için hazırlanmaya başladım. Sarı kısa bir tişörtün altına beyaz bol paça bir pantolon giydim. Hafif makyajımı yaptıktan sonra çantamı omzuma taktım ve evden çıktım.

Doğruca otobüs durağına doğru yürüdüm.

Sabahın serinliği henüz dağılmamıştı. Sokaklar yeni yeni hareketleniyor, insanlar işlerine ve okullarına yetişmeye çalışıyordu.

Kısa bir süre sonra otobüs geldi.
Kartımı okutup içeri girdim. Cam kenarındaki boş bir koltuğa oturup dışarıyı izlemeye başladım.

Yaklaşık yarım saat sonra kampüse ulaştım.

Otobüsten inip fakülteye doğru yürümeye başladığım sırada önüm bir anda kesildi.

Karşımda Sena duruyordu.
Yüzü öfkeden kıpkırmızı olmuş, gözleri adeta ateş saçıyordu.
"Bana bak kızım!" diye bağırdı.
"Sen Deniz'e neler saçmaladın?"
Sinirle üzerime doğru yürümeye başladı.

Ben de kaşlarımı çatarak ona baktım.
"Ne diyorsun sen ya?" dedim sert bir sesle. "Yine neler oluyor?"

Sena dişlerini sıktı.
"Kızım, bak beni sinir etme!" dedi. "Gebertirim seni!"
Bir adım daha yaklaştı.
"O ses kaydını Deniz'e dinlettin, değil mi? O yüzden benden ayrıldı!"

Şaşkınlıkla yüzüne baktım.
"Kimi gebertiyorsun ya sen?" dedim öfkeyle.
"Bir kere, sizin ayrıldığınızı senden öğreniyorum."
Başımı iki yana salladım.
"Sen gerçekten aklını kaçırmışsın."

Sena tam yeniden konuşacakken arkamızdan sert bir erkek sesi yükseldi.
"Sena!"

İkimiz de irkilip aynı anda arkamıza döndük.

Deniz hızla bize doğru yürüyordu.
Yüzündeki sert ifade, onu gören herkesin geri adım atmasına yetecek cinstendi.
"Sana uzak dur demedim mi ben?" dedi öfkeyle.

Sena'nın yüzündeki öfke bir anda yerini şaşkınlığa bıraktı.
Kısa bir süre Deniz'e baktı.
Sonra dudaklarını büzerek,
"İyi, Deniz." dedi tripli bir ses tonuyla.

Bana son bir nefret dolu bakış attıktan sonra omzunu çarpıp yanımdan geçti ve hızla kampüsün içine doğru yürüdü.
Ben ise olduğum yerde kalmış, olup biteni anlamaya çalışıyordum.

Deniz derin bir nefes verip gözlerini bana çevirdi.
"Şu ses kaydı olayı ne? Neler dönüyor Lale?" diye sordu.

Arkamı dönüp ona baktım.
"Bir şey değil." dedim kısa bir ses tonuyla.

Arkamı dönüp yürümeye devam edecekken arkamdan seslendi.

"Lale!"

Durmadım.
"Bir şey yok dedim, Deniz."

Tam o sırada bileğimden tuttu.
Bir anda kendine doğru çekince dengemi kaybettim.
Yere düşecek gibi olmuştum ki, diğer eli belime dolandı.

Beni son anda yakalamıştı.
Şaşkınlıkla başımı kaldırdım.
Bakışları gözlerime kilitlenmişti.
Ben de istemsizce onun gözlerine bakıyordum.

Etrafımızdaki sesler bir anda silinmiş gibiydi.

Sanki koskoca kampüste sadece ikimiz kalmıştık.

Deniz'in yüzündeki öfke gitmiş, yerini endişeli bir ifadeye bırakmıştı.
"Söyleyecek misin?" dedi.
Sesi neredeyse bir fısıltıya dönüşmüştü.

Tam o sırada yanımızdan geçen birkaç kız öğrenci bize dönüp bakmaya başladı.

Kendi aralarında fısıldaşıyorlardı.
Bakışlarından kıskandıkları o kadar belliydi ki...

Sonuçta okulun futbol takımının kaptanı, herkesin hayran olduğu Deniz, o an belimden tutuyordu.
Bense ne diyeceğimi bilemez hâlde ona bakıyordum.

Deniz, birkaç saniye sonra yavaşça elini belimden çekti.

İkimiz de istemsizce bir adım geri çekildik.

"Eve gidince dinletirim." dedim sonunda.

Deniz başını hafifçe salladı.
"Tamam."

Başka hiçbir şey söylemeden arkasını döndü ve kampüs binasına doğru yürüdü.

Ben de derin bir nefes alıp peşinden içeri girdim.

Deniz, ikinci kattaki İşletme sınıfına yöneldi.

Ben ise tam karşısındaki Moda Tasarım sınıfına girdim.

Kapıyı açtığımda sınıf neredeyse tamamen dolmuştu.

Herkes kendi arasında sohbet ediyordu.
Gözüm hemen Gül'ü buldu.
Gül beni görünce el salladı.

Yanına gidip boş sıraya oturdum.
"Günaydın." dedim gülümseyerek.

Gül'ün yüzünde kocaman bir tebessüm vardı.
"Günaydın." dedi heyecanla.
"Sana çok güzel bir haberim var."

Merakla ona döndüm.
"Ayy, neymiş?"

Gül heyecandan yerinde duramıyordu.
"Umut..." dedi gülümseyerek.
"Dün bana benden hoşlandığını söyledi. Benimle birlikte olmak istediğini söyledi."

Yanındaki kalemi eline alıp heyecandan çevirmeye başladı.
"Ve biz... dün sabahtan beri sevgiliyiz."
Gözleri mutluluktan parlıyordu.

"Ne?" dedim sevinçle. "Gerçekten mi?"
Hiç düşünmeden ona sarıldım.
"Çok mutlu oldum, Gül. Senin adına o kadar sevindim ki!"

Gül de bana sarılıp güldü.
"Ben de çok mutluyum, Lale."

Tam o sırada sınıfın kapısı açıldı.
İçeri Figen Hoca girdi.
Figen Hoca masasının önünde durup sınıfa gülümsedi.
"Günaydın hanımlar."

"Günaydın hocam." diye karşılık verdik hep bir ağızdan.

"Umarım hepiniz verdiğim ödevi çizim defterinizde eksiksiz bir şekilde tamamlamışsınızdır."

Sınıfı baştan sona süzdü.
"Çünkü bu ödev için size fazlasıyla süre vermiştim."

Gül'le heyecanla birbirimize baktık.
Ardından çantalarımızı açıp çizim defterlerimizi sıranın üzerine koyduk. Artık hocanın değerlendirmesini bekliyorduk.

Sırayla herkesin sırasına gidiyor, çizim defterlerine tek tek bakıyor ve yorumlarını yapıyordu.

Sonunda bizim sıraya geldi.
Önce benim çizim defterimi eline aldı.

Sayfayı açtığında birkaç saniye sessiz kaldı.

Defterimde, siyah ve altın tonlarının hâkim olduğu, yılan desenlerinden ilham alınarak tasarlanmış gösterişli bir abiye vardı. Elbisenin göğüs kısmındaki yılan gözleri ve eteğe doğru kıvrılarak inen desenler çizime oldukça asil bir hava katıyordu. Ve yırtmaçlıydı.

Figen Hoca hayranlıkla çizime baktı.
Ardından Gül'ün defterini açtı.

Onun tasarımı ise altın ve siyah renklerin kullanıldığı, aslan desenlerinden ilham alınmış güçlü ve iddialı bir abiyeydi. Omuz kısmındaki detaylar ve bel kesimi tasarıma bambaşka bir hava katıyordu.

Figen Hoca'nın gözleri şaşkınlıkla büyüdü.
"Kızlar..." dedi gülümseyerek.
"Bunlar gerçekten mükemmel olmuş."

Tekrar defterlere baktı.
"Her detayı özenle düşünülmüş. Kumaş seçimi, desen yerleşimi, çizim tekniği... Gerçekten harika."

Kırmızı kalemini eline aldı.
İkimizin de çizimlerinin yanına büyük bir A yazdı.
"Aferin size." dedi memnuniyetle.
"Böyle devam edin."

Gül'le birbirimize gururla baktık.
Figen Hoca da diğer sıraları değerlendirmek için yanımızdan ayrıldı.

Birkaç ders daha işledikten sonra bir saatlik öğle arasına çıkmıştık.
Ben ve Gül, okulun yakınındaki bir restirantta yemek yiyip, kampüse geri dönmüştük ve şuan bahçesindeki banklardan birine oturmuş, serin esen rüzgârın tadını çıkarıyorduk.

Tam karşımızdaki halı sahada ise okulun futbol takımı antrenman maçı yapıyordu.

Islık sesleri, topun zemine çarpışı ve öğrencilerin tezahüratları bahçeye kadar ulaşıyordu.

Deniz, takım kaptanı olarak sahada arkadaşlarını yönlendiriyor, ara sıra yaptığı başarılı paslarla dikkat çekiyordu.

İstemeden onu izliyordum.

Gül bir süre sahayı izledi.
Sonra bakışları Karan'a kaydı.
Yüzü bir anda asıldı.
"Karan piçine bak sen." dedi sinirle.
"Hiçbir şey olmamış gibi davranıyor."

Ben de yüzümü ekşittim.
"Ya insan en azından bir kez daha gelir, konuşmaya çalışır." dedim.
"Israr eder, kendini açıklamaya çalışır."
Omuz silktim.
"Ama bu bambaşka bir şey. Artık ondan gerçekten çok soğudum,
Gül."

Gül başını onaylarcasına salladı.
"Aptal herif. Onunki sadece hevesti zaten."

Sonra gözleri yeniden sahaya kaydı.
Bir anda yüzündeki öfkenin yerini kocaman bir gülümseme aldı.
"Ayy..." dedi heyecanla.
"Umut'a baksana! Karan'a nasıl da çalım attı!"

Ben de istemsizce güldüm.
Gerçekten de Umut, topu tek bir hareketle Karan'ın ayağından almış, onu olduğu yerde bırakmıştı.
"Evet." dedim gülümseyerek.
"Gerçekten çok güzel geçti."