12. bölüm · DENİZ'İN RÜZGARI

12. Bölüm 𑁍

Merve Eribol

Tam o sırada Onur Bey odasının kapısını açıp dışarı çıktı. Kasaya doğru yürürken ortamı kısa bir bakışla süzdü. Lale'nin yüzündeki gerginliği ve sıkılmış ifadesini fark etmişti.

"Lale Hanım, bir sorun mu var?" diye sordu sakin bir ses tonuyla.

Lale hemen gülümsemeye çalıştı.

"Yok Onur Bey, sağ olun. Bir sorun yok."

Onur Bey hafifçe başını eğdi.

"Ellerin öyle demiyor ama."

Lale şaşkınlıkla ellerine baktı. Farkında olmadan iki elini de yumruk yapmış, parmaklarını sıkıca sıkmıştı. Derin bir nefes alıp ellerini gevşetti.

"Gerçekten bir sorun yok."

Onur Bey bu kez göz ucuyla kasanın önündeki gruba baktı. Deniz ile Umut'un kendisine pek de hoş olmayan bakışlar attığını fark etti. Buna rağmen yüz ifadesi değişmedi.

"Peki." dedi sakinliğini koruyarak. "Siparişleri aldıktan sonra odama uğrar mısın?"

"Tabii Onur Bey."

Onur Bey kısa bir baş hareketiyle onay verdi ve yeniden odasına geçti.

Bu sırada Sena, Onur Bey'in arkasından dikkatlice bakıyordu. Yakışıklı ve bakımlı görünüşü istemsizce dikkatini çekmişti. Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir tebessüm oluştu.

Tuğçe, merakla kasaya biraz daha yaklaştı. Ve Laleye
"Ayy..." dedi gülümseyerek. "O yakışıklı adam sevgilin mi?"

Lale gözlerini devirerek güldü.

Bu soru üzerine Deniz'in bakışları anında Tuğçe'ye döndü.

Sena'nın yüzündeki tebessüm ise bir anda kayboldu. Her ne kadar belli etmemeye çalışsa da.

Gül, Sena'nın değişen ifadesini görünce dudaklarını hafifçe kıvırdı.

"Ay, inşallah ileride sevgili olurlar."

Lale şaşkınlıkla başını çevirip Gül'e baktı.

"Gül..."

Gül masum bir ifadeyle omuz silkti.

Lale ise hiçbir şey olmamış gibi yeniden kasaya döndü.

"Toplam bin beş yüz altmış lira. Kart mı, nakit mi?"

"Kart."

Deniz cüzdanından kartını çıkarıp POS cihazına okuttu. Ödemeyi tamamladıktan sonra tek kelime etmeden Sena ve diğerleriyle birlikte cam kenarındaki boş masaya doğru yürüdü.

Lale ise fişi uzatırken onların arkasından bakmadı bile. Dışarıdan sakin görünmeye çalışıyordu ama kasanın etrafındaki gerilim hâlâ havada asılı duruyordu.

Lale, derin bir nefes aldıktan sonra çekingen adımlarla Onur Bey'in odasına girdi. Kapıyı usulca kapatıp karşısında duran adama baktı.

"Bir şey mi diyecektiniz, Onur Bey?" diye sordu nazikçe.

Onur Bey masasından başını kaldırıp ciddi ama güven veren bir ifadeyle Lale'ye baktı.

"Eğer biri seni rahatsız ediyorsa hiç çekinmeden söyle. Siz burada benim personelimsiniz. Güvenliğinizden ben sorumluyum."

Lale, bu sözleri duyunca hafifçe gülümsedi.

"Teşekkür ederim, Onur Bey."

Onur Bey başını çevirip güvenlik kameralarının bulunduğu ekrana baktı. Akşam vardiyasındaki çalışanların birer birer içeri girdiğini görünce yeniden Lale'ye döndü.

"Sen ve Gül çıkabilirsiniz. Diğer arkadaşlar geldi. Elinize sağlık."

"Çok sağ olun. Tamamdır." diyerek odadan çıktı.

Koridora çıktığında Gül çoktan önlüğünü çıkarmıştı. İkisi birlikte personel dolabına yönelip çantalarını aldılar. Çıkmadan önce Begüm ve Öznur'un yanına uğradılar.

"Kolay gelsin kızlar." dediler.

Begüm ve Öznur gülümseyerek teşekkür etti.

Lale ile Gül, Deniz ve arkadaşlarının oturduğu masaya ise hiç bakmadan yürümeye devam ettiler.

Dış kapıya yaklaştıklarında Lale heyecanla Gül'e döndü.

"Gül, benimle birlikte eve gelir misin? Akşam sana eve kadar eşlik ederim. Nolur!"

Gül hafifçe gülümseyip omuz silkti.

"Ya çok güzel olurdu ama... Sonra Deniz sana kızar falan. Boş ver."

Lale kendinden emin bir ifadeyle başını iki yana salladı.

"Hiçbir şey diyemez. Ayrıca bizim bir anlaşmamız var. Birbirimizin Eve gelen misafirlerine karışmıyoruz."

Gül kısa bir an düşündü, sonra yüzüne kocaman bir gülümseme yayıldı.

"Tamam o zaman, olur."

Ardından şakayla karışık kahkaha attı.

"Vay be! Demek Kaptan Deniz'in evini göreceğim, öyle mi?"

Lale de onun heyecanına gülerek karşılık verdi. İkisi sohbet ede ede kafeden çıkıp serin akşam havasına karıştılar.

Lale mutfağa geçip sürahiden ikibardağa buz gibi limonata doldurdu. Bardakların kenarına ince birer limon dilimi iliştirdikten sonra balkona çıktı. Akşam güneşinin turuncuya çalan ışıkları sitenin yemyeşil bahçesini aydınlatıyordu. Hafif esen rüzgâr ağaçların yapraklarını usulca sallarken kuş sesleri ortamı huzurlu bir sessizlikle dolduruyordu.

Lale bardakları masaya bıraktı.

"Eline sağlık." dedi Gül, gülümseyerek.

"Afiyet olsun." diye karşılık verdi Lale.

İkisi de sandalyelerine yaslanıp limonatalarından bir yudum aldı. Bir süre sitenin geniş bahçesini seyrettiler. Sessizliği ilk bozan Gül oldu.

"Şu salak Sena'yı gördün değil mi? Utanmasa koşup Onur Bey'in dudaklarına yapışacaktı. Gerçekten sinir oldum." dedi öfkeyle.

Lale gözlerini devirip başını salladı.

"Görmez miyim? Asıl anlamadığım, Deniz salağı ne zaman onun gerçek yüzünü görecek acaba! İkisi de birbirinden salak!"

Gül derin bir nefes verdi.

"Benim en sinir olduğum şey ise Umut'un Tuğçe'yle bu kadar yakın olması. Acaba sevgililer mi?"

Lale düşünceli bir ifadeyle başını iki yana salladı.

"Yok, bence değiller. Evet, yakınlardı ama sohbet bile etmediler. Sen bunları kafana takma. Hiç Umut'la konuşmayı denedin mi?"

Gül acı bir tebessüm etti.

"Denemez miyim..."

Bir an gözleri uzaklara daldı.

Aylar önceydi...

Gül, koridorda Umut'un önünde durmuştu. Ellerini heyecandan birbirine kenetlemişti.

"Nasılsın Umut?" diye sormuştu çekinerek.

Umut ise başını telefonundan bile kaldırmamıştı.

"İyiyim, sağ ol." demiş, ardından yönünü değiştirerek oradan uzaklaşmıştı.

Gül o günü hatırlayınca buruk bir şekilde gülümsedi.

"Hiçbir zaman beni görmedi, Lale... Böyle birine gidip ondan hoşlandığımı nasıl söyleyebilirim ki? Ve ona hergün kampüste selam vermeme rağmen bugün beni tanımadı bile."

Lale kaşlarını kaldırıp arkadaşına döndü.

"Bak sen şuna... Demek seni her seferinde görmezden geldi, öyle mi?"

Gül başını sessizce salladı.

Lale'nin yüzünde kararlı bir ifade belirdi.

"O zaman bu işin kuralı değişiyor. Bu sefer sen onu görmezden geleceksin."

Gül şaşkınlıkla kaşlarını çattı.

"Nasıl olacak o, Laleciğim?" diye sordu merakla.

Lale bir anda yerinden doğruldu. Gözlerinin içi heyecandan parlıyor, yüzünde muzip bir gülümseme dolaşıyordu. Elini havaya kaldırıp yumruğunu sıktı.

"Bacıların gücünü kullanacağız!" dedi coşkuyla.

Gül kahkahasını tutamadı.

"Ben gerçekten seni anlamıyorum, Lale. Biraz daha devam et bakalım." dedi gülerek.

Lale kollarını iki yana açtı.

"Zaten var olan güzelliğini ortaya çıkaracağız! Erkekler genelde kendine güvenen, bakımlı ve kendini öne çıkarmaktan çekinmeyen kadınlara dikkat eder."

Gül merakla öne eğildi.

"Ee, sonra ne olacak canısı?"

Lale bir anda ciddileşti. Balkonun dar alanında ellerini arkasında birleştirerek ileri geri yürümeye başladı. Sanki büyük bir savaş planı hazırlayan komutan gibiydi.

"Her şey yavaş yavaş olacak." dedi. "Biz bugüne kadar hep güçlü kadın olduk. Her şeyi kendi başımıza hallettik, duygularımızı da açık açık yaşadık. Ama Sena gibiler ne yaptı? Hep narin, kırılgan bir tavır sergilediler. Eğer bu sayede Umut seni fark eder, senden hoşlanırsa..."

Bir an durup şeytanca gülümsedi.

"...en sonunda da götüne tekmeyi basacağız!"

Gül kahkahalarla güldü.

"Bir şey merak ettim... Neden önce kendimizi sevdiriyoruz da sonra tekmeyi basıyoruz?"

Lale hiç düşünmeden cevap verdi.

"Kızım, taktik bu! Biraz da intikam."

İkisi de gülmekten kendilerini tutamadılar.

Gül, gülmesi dinerken hafifçe iç çekti.

"Ya işe yaramazsa canısı? Ya beni yine görmezden gelirse?"

Lale omuz silkti.

"Eğer öyle olursa da onu boş verirsin. Dünyada bir tek Umut yok. Seni gerçekten görecek, değer verecek biri mutlaka çıkar."

Gül başını iki yana salladı.

"Lale... Bu plan kulağa çok saçma geliyor."

Kısa bir duraksamanın ardından gülümsedi.

"Ama canım da çok sıkılıyor. Ne yapacaksak yapalım."

Lale'nin yüzü anında aydınlandı.

"İşte duymak istediğim cümle buydu!"

Heyecanla Gül'ün elinden tuttu.

"Gel bakalım."

İkisi kahkahalar eşliğinde balkondan içeri girdiler. Lale doğruca odasına yöneldi. Oda, açık renk mobilyaları ve duvarlara asılı küçük çerçeveleriyle oldukça sıcaktı. Pencerenin önündeki beyaz makyaj masasının aynası akşamın son ışıklarını yansıtıyordu.

Lale, Gül'ü nazikçe sandalyeye oturttu.

"Operasyon 'Bacıların Gücü' resmen başlıyor." dedi ciddi bir ifadeyle.

Gül aynadaki yansımasına bakıp tekrar kahkaha attı.

Lale çekmeceden kuaför makasını, taraklarını ve siyah bir omuz havlusunu çıkardı. Gül'ü makyaj masasının önündeki sandalyeye oturttuktan sonra havluyu dikkatlice omuzlarına serdi.

Ellerini saçlarının arasında gezdirip uçlarını inceledi.

"Öncelikle saçının ucunu azıcık keseceğiz. Sadece kırıkları alacağım, Gülcüğüm." dedi.

Gül aynadan Lale'ye bakıp gülümsedi.

"Kendimi tamamen senin ellerine bırakıyorum, Laleciğim de... Sen bunların hepsini nereden biliyorsun?"

Lale kahkaha attı.

"Kızım, ben bu iPhone'u, bunca güzel kıyafeti ve ayakkabıları nasıl aldım sanıyorsun? Kuaför çırağı mı olmadım, garson mu olmadım... Ne ararsan var bende canısı."

Gül hayranlıkla başını salladı.

"Vay be... İşte güçlü kadın dediğin senin gibi olur."

Lale gülümseyerek makası eline aldı.

"Hayat öğretiyor canım."

Büyük bir özenle saçın yalnızca yıpranmış uçlarını aldı. Ardından ara makasıyla saçın arasına hafif hareket kazandırdı. Üst kısımlardaki kırıkları da temizledikten sonra ince yüz tüylerini nazikçe aldı. Son olarak saçlarını ısı koruyucu sürdükten sonra düzleştiriciyle üzerinden geçti.

Parlak ve sağlıklı görünen saçlar Gül'ün omuzlarına ipek gibi dökülmüştü.

Lale aynaya bakıp memnuniyetle gülümsedi.

"Şimdi sana deneme amaçlı bir makyaj yapacağım. Yarın da aynı şekilde hazırlanırsın, olur mu?"

Gül aynadaki değişimi görünce heyecanlandı.

"Olur." diyerek başını salladı.

Lale önce cildini nemlendirip ince bir kapatıcı uyguladı. Hafif bir allıkla yüzüne canlılık kattı. Sonra sıra gözlerine geldi.

"Kahverengi gözlerini biraz daha belirginleştireceğiz."

Kahverengi ve bronz tonlarında far uyguladı. Kirpik diplerine ince bir eyeliner çekip maskarayla kirpiklerini belirginleştirdi. Son olarak doğal görünümlü, kahverengi tonlarında bir ruj sürdü.

Makyaj bittiğinde Gül aynaya uzun uzun baktı.

Sanki karşısındaki kişi kendisiydi ama daha özgüvenli, daha bakımlı ve daha ışıl ışıldı.

"İnanamıyorum..." diye fısıldadı.

Lale gururla kollarını bağladı.

"Daha bitmedi."

Dolabının kapağını açtı. Askılar arasından siyah kısa bir etek ile kırmızı bir crop top çıkarıp yatağın üzerine bıraktı.

"Bunları giyer misin?" diye sordu.

Gül şaşkınlıkla kıyafetlere baktı.

"Lale..."

Lale hemen sözünü kesti.

"Aşkım, sadece deneme yapacağız. Sana yakışıp yakışmadığına bakacağız. Hepsi bu."

Gül birkaç saniye düşündü, ardından gülümseyerek kıyafetleri eline aldı.

"Peki..."

Lale kapıya doğru yürüdü.

"Rahat rahat giyin diye ben dışarı çıkıyorum."

Kapıyı usulca kapatıp odadan çıktı. Odanın içinde yalnız kalan Gül, aynaya son bir kez baktı. Kalbi heyecandan biraz daha hızlı atıyordu. Elindeki kıyafetlere baktıktan sonra derin bir nefes aldı ve yavaşça üzerini değiştirmeye başladı.

Lale birkaç saniye sonra odanın kapısını usulca açıp içeri girdi. Gül hâlâ makyaj masasının önünde oturuyordu. Aynadaki yansımasına bakıyor, sanki ilk kez kendini bu kadar dikkatle inceliyordu.

Aynadan Lale'ye dönüp heyecanla gülümsedi.

"Lale... Bayıldım ben!" dedi. "Ben hep böyle giyinmeye, hazırlanıp süslenmeye çok üşeniyordum. Sürekli erteliyordum. Ama şimdi..." Bir an durup yeniden aynaya baktı. "Şimdi kendimi gerçekten çok güzel ve özgüvenli hissediyorum."

Lale, Gül'ün gözlerindeki mutluluğu görünce istemsizce gülümsedi. Kollarını göğsünde birleştirip kapıya yaslandı.

"Sen zaten güzeldin, zaten özgüvenliydin. Ben sadece bunu fark etmeni sağladım." Dedi yumuşak bir sesle.

Gül'ün gözleri dolacak gibi oldu. Dudaklarının kenarında minnet dolu bir tebessüm belirdi.

"Hadi gel, bir kahve içelim." Dedi Lale konuyu değiştirmek için.

Gül ayağa kalktı.

"Teşekkür ederim, Lale."

Lale odanın kapısını açtı. İkisi yan yana yürüyerek salona doğru ilerledi. Evin içi akşamın huzurlu sessizliğiyle doluydu.

Tam o sırada...

Dış kapının kilidi çevrildi.

İki genç kadın aynı anda durup kapıya baktı.

Kapı açıldı.

İçeri önce Deniz girdi. Hemen arkasından ise Umut görünüyordu.

Gül'ün kalbi bir anda hızla çarpmaya başladı.