4. bölüm · DENİZ'İN RÜZGARI

4. Bölüm 𑁍

Merve Eribol

Sena da Umut’la neredeyse aynı tepkiyi vermişti ama onunki çok daha sinirliydi.
“Sen şaka mı yapıyorsun sevgilim?” dedi gözlerini büyüterek.

Deniz hemen Sena’nın ellerini tuttu. Kızın yüzündeki öfkeyi görünce ortamın büyümesini istemiyordu belli ki.
“Aşkım sakin ol,” dedi yumuşak bir sesle. “O benim çocukluk arkadaşım zaten. Yani ortada garip bir durum yok.”

Sena hiçbir şey demeden ona bakmaya devam etti.

Deniz aceleyle konuşmayı sürdürdü.
“Zaten biliyorsun öglene kadar kampüsteyiz birlikte. Kampüsten sonra da full antrenman da olacagım. Lale’yle doğru düzgün birbirimizi bile görmeyeceğiz.”

Sena sinirle ellerini geri çekti.
“Ben anlamam Deniz!” dedi sertçe. “Resmen bana diyorsun ki başka bir kızla aynı evde yaşıyorum!”
Ses tonu yükselmişti. Yakındaki birkaç kişi dönüp onlara baktı ama Sena umursamadı bile.
“Ben şimdi senin evine rahat rahat gelip gidemeyecek miyim? Eskisi gibi film geceleri yapamayacak mıyız?”

Deniz hemen ellerini Sena’nın yanaklarına götürdü. Sakinleştirmeye çalışıyordu onu.
“Güzelim, hayır” dedi hafifçe gülümseyerek. “Bak, biz birbirimizle muhatap bile olmuyoruz anladın mı? Ben onu evde yokmuş gibi sayıyorum, sen de yok sayacaksın.”
Başını biraz eğip devam etti.
“Yani yine istediğimiz gibi takılacağız evde.”

Sena dudaklarını sinirle birbirine bastırdı.
“Deniz,” dedi dişlerinin arasından, “o kız defolsun gitsin o evden. Yoksa saçını başını yolarım bak.”

Deniz iç çekti. Sanki aynı açıklamayı defalarca yapmış gibiydi.
“Aşkım…” dedi sabrını korumaya çalışarak. “Eğer gönderirsem araba alma hayalim direkt suya düşecek. Babam bana destek olmayacak. Kulüpten bile çıkartır babam beni Lale için.”

Bunu duyduğu anda Sena’nın yüz ifadesi değişti. Az önceki öfkesi bir anda yumuşamıştı.
“Hee…” dedi daha sakin bir sesle. “Tamam aşkım o zaman.”
Kolunu Deniz’in koluna sardı.
“Boşver zaten. Görmezden geliriz biz onu.” dedi umursamazca.

Deniz de hafifçe başını salladı ama gözleri bir anlığına boşluğa kaydı.

Çünkü ne kadar “yok sayıyorum” dese de, Lale’nin o evde olması aklının bir köşesine yerleşmişti bile.
Ve bu durum hiç hoşuna gitmiyordu. Onun üstüne olan, onun eviydi. Resmen emrivakilik yapmış gibi görünüyordu Lale onun gözünde. Ve bunları düşündükçe sinirden kaşları daha da çatılıyordu.

Lalenin anlatımı ile

Kahvaltıdan hemen sonra, yarın gideceğim okula kısa bir göz gezdirdim. Eve yalnızca yarım saatlik bir mesafedeydi; Saat çoktan öğlen ikiyi göstermişti.

Siteden taksiyle çıkarken, hemen ilerideki şirin bir kafenin camında asılı duran “Personel Aranıyor” yazısı dikkatimi çekmişti. İçimde aniden gidip görüşme isteği oluştu. Çünkü gercekten paraya ihtiyacım var. Annem ve babamdan istemek istemiyorum.
Hem sonrasında markete uğrar, ardından eve dönerdim.

Bu kez taksi çağırmadım. Biraz yürümek, çevreyi keşfetmek istiyordum.
Her sokak, en ince ayrıntısına kadar büyüleyiciydi. Balkonlardan sarkan rengârenk çiçekler, kaldırım kenarlarına dizilmiş küçük saksılar ve hafif esen rüzgârın taşıdığı mis gibi çiçek kokuları… Sanki bir rüyanın içinde yürüyordum. İnsan baktığı her yerde ayrı bir huzur buluyordu.

Kısa bir yürüyüşün ardından kafeye vardım. Cam kapıyı hafifçe itip içeri girdim. Ortam sıcaktı; kahve kokusu tüm mekânı sarmıştı.

Kasaya doğru ilerleyip nazikçe,
“Yetkili biriyle görüşebilir miyim?” diye sordum.

Kasadaki kız oldukça tatlı ve güler yüzlü görünüyordu. Bana sıcak bir tebessümle bakıp,
“Hanımefendi, isterseniz şu masaya oturun. Ben hemen Onur Bey’i çağırıp geliyorum,” dedi.

Kasadaki kızın sıcak tavrı biraz içimi rahatlatmıştı. Gösterdiği masaya geçip oturdum. Kafenin içi dışarıdan göründüğünden bile daha güzeldi. Açık kahve tonlarında ahşap masalar, pencere kenarlarına dizilmiş minik sukulentler ve tavandan sarkan sarı ışıklar ortama huzurlu bir hava katıyordu. çalıyordu hafif bir caz müziği çalıyordu. Kahve kokusu ise insanın içine işliyordu resmen.

Cam kenarındaki yerime oturup etrafı izlemeye başladım. Birkaç kişi bilgisayarında çalışıyor, bazıları arkadaşlarıyla sohbet ediyordu. Bar kısmındaki kahve makinesinden çıkan buhar sesi ara sıra ortamın sessizliğini bölüyordu.

Çok geçmeden kasadaki kız geri döndü.
“Onur Bey birazdan geliyor hanımefendi,” dedi gülümseyerek.

Ben de hafifçe başımı sallayıp teşekkür ettim.

Ellerimi masanın altında birbirine kenetlemiştim. Hem heyecanlıydım hem de garip bir şekilde mutluydum. Yeni bir şehir, yeni bir ev… Belki de yeni bir başlangıç olabilirdi bu.

Tam o sırada arka taraftaki kapı açıldı.

İçeriden uzun boylu, siyah gömlekli biri çıktı. Kollarını dirseklerine kadar kıvırmıştı. Sol bileğinde siyah bir akrep dövmesi vardı. Ve bu onu aşırı havalı yapıyordu. Yüzünde yorgun ama sakin bir ifade vardı. Kasadaki kız ona beni gösterince gözleri kısa bir anlığına benimkilerle buluştu.
Ve bana doğru yürümeye başladı.

Adam bana doğru yaklaştıkça aslında sandığımdan çok daha genç olduğunu fark ettim. Taş çatlasa yirmi altı yaşındaydı. yüzünde insana güven veren hafif bir gülümseme vardı. Özellikle kolundaki dövme dikkat çekiyordu; siyah mürekkebin tenindeki görüntüsü oldukça etkileyiciydi.

Ben de gülümseyerek ayağa kalktım ve elimi uzattım.
“Merhabalar, ben Lale,” dedim.

O da gülümseyip elimi sıktı.
“Hoş geldin Lale, ben Onur. Buranın sahibiyim.”

“Hoş bulduk,” diye karşılık verdim.
Onur Bey masanın karşısındaki sandalyeye oturdu.

Elini masanın üzerine bıraktığında dövmesini daha yakından görme fırsatım oldu. Detaylı ve oldukça hoş bir tasarımdı. Gözlerimi kısa bir anlığına oradan ayırmakta zorlandım.
“Şimdi,” dedi sakin bir ses tonuyla, “biz alacağımız personeli kasa için arıyoruz. Şu an kasiyere ihtiyacımız var. Daha önce bir deneyimin oldu mu?”

Bir an dudaklarımı birbirine bastırdım. Sesimdeki heyecan hafifçe kırılmıştı.
“Hayır, deneyimim yok,” dedim dürüstçe. “Ama derslerimin olmadığı günlerde gelebilirim. Yani haftada üç ya da dört gün çalışabilirim.”
Onur Bey kısa bir süre düşündü.

Ardından kendinden emin bir tavırla ayağa kalktı.
“Yani part-time çalışmak istiyorsun,” dedi. “Ama kusura bakma Lale, bizim daha deneyimli bir çalışma arkadaşına ihtiyacımız var.”

İçimde oluşan hayal kırıklığı yüzüme yansımıştı. Ama pes etmek istemiyordum. Derin bir nefes alıp cesaretimi topladım.
“Bana şans vermezseniz nasıl deneyim kazanabilirim ki?” dedim kararlı bir şekilde. “Ben zeki bir kızım. Bana gösterirseniz o işi hemen öğrenir, kavrarım.”

Sözlerim galiba hoşuna gitmişti. Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu. Hafifçe güldü ve yeniden sandalyeye oturdu.
“En sevdiğim şeyin ne olduğunu biliyor musun?” diye sordu.

Merakla kaşlarımı kaldırdım.
“Nedir?” diye sordum.

Onur Bey gözlerimin içine bakarak gülümsedi.
“Öğrenmeye hevesli insanlar.” dedi.

Gülerek Onur bey'e baktım ve heyecanla,
“Eee… Biz şimdi neyiz?” diye sordum.

Evet, biliyorum… Biraz salakça bir soruydu. Ama heyecanlanınca ne dediğimi gerçekten bilmiyordum.

Onur bey gülerek bana baktı.
“Ne olmamızı istersin?” diye sordu.

Bir anda yüzüm kızardı.
“Ay, çok pardon! Ben heyecanlanınca ağzımdan ne çıkacağını bilmiyorum,” dedim utançla gülümseyerek.

Onur bey hafifçe başını salladı.
“Sorun yok, yeni personel,” dedi gülerek. “Gül’e, yani kasadaki kıza numaranı bırak. Gelmeden bir gece önce de hangi günler geleceğini konuşuruz.”

Ben de gülümseyerek,
“Aaa, kasadaki tatlı kızın adı Gül müymüş? Ne güzel isim!” dedim.

Onur bey ayağa kalktı, ceketini düzeltip odasına yöneldi. Sonra dönüp gülümseyerek,
“Burası iyice çiçek bahçesine döndü… Gül, Lale…” dedi.
“Hadi, iyi günler.”
Ve ardından gülümseyerek içeriye girdi.

Ben ise olduğum yerde kalmış, yüzümde aptal bir tebessümle onun arkasından bakıyordum.