3. bölüm / 36
DENİZ'İN RÜZGARI3. Bölüm 𑁍
Bölümler 36Şu an: 3. Bölüm 𑁍
- 1 1. Bölüm 𑁍1.511 kelime
- 2 2. BÖLÜM 𑁍1.357 kelime
- 3 3. Bölüm 𑁍1.373 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 4. Bölüm 𑁍1.042 kelime
- 5 5. Bölüm 𑁍1.078 kelime
- 6 6. Bölüm 𑁍1.019 kelime
- 7 7. Bölüm 𑁍1.452 kelime
- 8 8. Bölüm 𑁍1.361 kelime
- 9 9. Bölüm 𑁍1.353 kelime
- 10 10. Bölüm 𑁍1.255 kelime
- 11 11. Bölüm 𑁍1.079 kelime
- 12 12. Bölüm 𑁍1.651 kelime
- 13 13. Bölüm 𑁍1.212 kelime
- 14 14. Bölüm 𑁍1.088 kelime
- 15 15. Bölüm 𑁍1.230 kelime
- 16 16. Bölüm 𑁍1.272 kelime
- 17 17. Bölüm 𑁍1.157 kelime
- 18 18. Bölüm 𑁍1.186 kelime
- 19 19. Bölüm 𑁍1.170 kelime
- 20 20. Bölüm 𑁍1.204 kelime
- 21 21. Bölüm 𑁍1.521 kelime
- 22 22. Bölüm 𑁍1.140 kelime
- 23 23. Bölüm 𑁍1.329 kelime
- 24 24. Bölüm 𑁍1.212 kelime
- 25 25. Bölüm 𑁍1.255 kelime
- 26 26. Bölüm 𑁍1.378 kelime
- 27 27. Bölüm 𑁍1.263 kelime
- 28 28. Bölüm 𑁍1.553 kelime
- 29 29. Bölüm 𑁍1.530 kelime
- 30 30. Bölüm 𑁍1.416 kelime
- 31 31. Bölüm 𑁍1.523 kelime
- 32 32. Bölüm 𑁍1.418 kelime
- 33 33. Bölüm 𑁍1.305 kelime
- 34 34. Bölüm 𑁍1.345 kelime
- 35 35. Bölüm 𑁍1.168 kelime
- 36 36. Bölüm 𑁍1.473 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Lale'nin anlatımı ile
Çilingir abi sonunda kapıyı açmıştı. Deniz telefonundan ödemeyi yaptıktan sonra ikimiz de sessizce eve girdik. Kapı kapanınca içeride garip bir sessizlik oluştu.
Sanki biraz önce koridorda birbirimize bağıran insanlar biz değilmişiz gibi…
Deniz ellerini eşofmanının cebine soktu. Birkaç saniye yere baktıktan sonra istemsizce konuştu.
“Annem haklı,” dedi düşük bir sesle. “Ailen zamanında bize çok yardım etti.”
Şaşkınlıkla yüzüne baktım.
İlk defa benimle düzgün konuşuyordu.
“Babam işsiz kaldığında…” diye devam etti. “Sizin alt kattaki ev olmasa bayağı zorlanırdık.”
Bir an ne diyeceğimi bilemedim.
Çünkü çocukluğumuz boyunca sürekli kavga ettiğimiz için Deniz’in bunları düşünudüğünü hiç bilmiyordum.
Deniz rahatsız olmuş gibi hemen konuyu değiştirdi.
“Ama bu hâlâ çok saçma,” dedi. “Aynı evde yaşamayı nasıl başaracağız bilmiyorum.”
Ben de omuz silktim.
“Kurallar koyarız.”
“Kurallar mı?”
“Evet,” dedim ciddi bir ifadeyle.
Tam konuşmaya başlayacaktım ki Deniz aniden parmağını kaldırdı.
“O zaman önce ben başlıyorum!”
Kaşımı kaldırıp sustum. Ne diyeceğini merak ediyordum.
Deniz salonun ortasında dikilirken ciddi görünmeye çalışıyordu ama saçlarının dağınıklığı yüzünden pek başarılı olamıyordu.
“Bir,” dedi.
“Benim odama izinsiz girmek yasak.”
Kollarımı bağlayıp başımı salladım.
“girmem zaten.”
“İki: Benim eşyalarıma dokunmak yasak.”
“Zaten dokunmam.” dedim
“Üç!” dedi sesini yükselterek.
“Ben uyurken bağırıp çağırmak yok!”
Sonra koltuğa oturup bana baktı.
“Dün geceki gibi bir anda karşıma çıkıp çığlık atma.”
Gözlerimi devirdim.
“Çünkü korkunç görünüyordun!”
Deniz sırıtıp arkasına yaslandı.
“Yakışıklı olduğumu söylemek istedin sanırım.”
“Hayal görme deniz.”
Deniz hafifçe güldü.
Ve işte o an…
İlk defa kavga etmeden aynı ortamda birkaç dakika geçirebilmiştik.
“Bitti mi?” diye sordum.
“Hayır,” dedi hemen.
Derin nefes alıp saymaya devam etti.
“Dört: Buzdolabının yarısı senin, yarısı benim. Birbirimizin aldığı yiyeceklere dokunmak yok.”
“en sevdiğim kural oldu bu…” dedim.
“Beş: Eve gelip giden arkadaşlarıma karışmayacaksın. Ben de seninkilere karışmam.”
Sonra bana parmağını uzattı.
“Ve hiçbir şekilde birbirimizin özel hayatına karışmıyoruz. Kimle konuştuğun, ne yaptığın beni ilgilendirmez. Aynı şekilde benimkiler de seni ilgilendirmez.”
“evet mükemmel bir kural daha,” dedim
Deniz beni duymazdan gelip devam etti.
“Altı…” dedi etrafına bakarak.
“Bu evi ilk defa bu kadar temiz gördüm.”
İstemeden sırttım.
“Demek ki sorun ben değilmişim.”
“Şımarma,” dedi hemen. “Ama ev hep böyle temiz kalacak. İşleri bölüşeceğiz.”
Sonra gözlerini bana dikti.
“Anladın mı?”
Ben de ciddiymiş gibi başımı salladım.
“Anladım.”
“Senin kuralların ne?”
Birkaç saniye ona baktım.
Sonra istemsizce güldüm.
“Seninkilerle aynı,” dedim.
“Eksiksiz hepsini saydın zaten.”
Ve o an ikimiz de fark ettik…
Bu evde yaşayabilmek için ya birbirimizi öldürecektik…
Ya da alışacaktık.
Deniz bana baktı.
"Vay be altı yıl he! Tam altı yıl sonra seninle karşılaşacağımı hiç tahmin etmezdim. Hele ki aynı evde yaşayacağımı." Dedi
İç çektim. "Aynen öyle. Çok garip gerçekten." Dedim
Deniz koltuktan kalkıp mutfak kısmına geçti. Dolabı açtığında içeriden sadece birkaç kola kutusu, ketçap ve yarım limon çıktı.
Kaşlarımı kaldırıp ona baktım.
“Sen… bunlarla mı yaşıyorsun?”
Deniz dolaba birkaç saniye daha baktı.
“Bir de yumurta vardı sanki…” dedi.
Alt rafı açtı. Boştu.
“Hmm.” Yüzünde hiç değişmeyen o ciddi ifadeyle başını salladı. “Demek ki yokmuş.”
Kollarımı bağlayıp ona baktım.
“Sen kesin üç gün içinde falan ölürdün.”
“Abartma ya.” Rahat bir tavırla omuz silkti. “Genelde dışarıdan söylüyorum.”
“Ne söylüyorsun? Zehir mi?”
Deniz yalandan bir gülüş attı.
“Bak işte, şu hâlin çocukluğundakiyle aynı. Hâlâ aşırı sinir bozucusun.”
“Aynı şekilde,” dedim hafifçe gülümseyerek.
Mutfakta kısa bir sessizlik oldu. Sessizliğin içinde sadece buzdolabının uğultusu ve açık camdan gelen rüzgârın sesi vardı.
Deniz telefonunu çıkarıp saate baktı.
“Kahvaltı yapmam lazım ama markete gitmeye üşendiğim için dolap boş kalmış.”
“internetten sipariş versene,” dedim umursamaz bir şekilde.
“Çoğunlukla istemediğim şeyler geliyor. Kendim alınca daha iyi oluyor.”
Gözlerimi devirdim.
“Harika ya! Evinde aç kalacağımı bilseydim hiç gelmezdim.” dedim, onu sinirlendirmeye çalışarak.
“Şuna bak sen ya!” dedi sinirle. “Gelmeseydin o zaman! Seni zorla getiren mi oldu?”
Ben de anında ayağa kalktım.
“İyi, sen burada bomboş dolabınla bakışıp açlıktan geber o zaman! Ben dışarı çıkıp kendime güzel bir kahvaltı ısmarlayacağım, sonra da adam gibi market alışverişi yapacağım.”
Zaten sabah erkenden hazırlanmıştım. Çantamı omzuma takıp direkt kapıya yöneldim.
“Lale!”
Deniz’in seslenmesiyle arkamı döndüm. Döndüğüm anda alnımın ortasına çarpan anahtar ile irkildim.
"Deniz, salak mısın sen ya? "diye bağırdım acıyla.
Deniz bana sinirli bir bakış attı.
“Bir daha o anahtarı yanından ayır da göreyim seni! Senin kapıda kalmalarınla uğraşamam. Ben de çıkıyorum zaten.”
Bunu söyledikten sonra omzuma hafifçe çarpıp kapıdan çıktı.
Olduğum yerde birkaç saniye nefretle arkasından baktım.
“Allah’ım, bana sabır ver…” diye mırıldandım.
Ayakkabılarımı giyip kapıyı sertçe kapattım.
Siteden dışarı çıktığım anda yüzüme serin sabah havası çarptı. Ama moralim o kadar bozuktu ki havanın güzelliğini bile umursayamıyordum. Üstelik hiçbir yeri bilmiyordum. Yabancı bir şehirde tek başımaydım.
Telefonumu çıkarıp en yakın kahvaltı mekânlarına bakmaya başladım. O sırada çoktan bir taksi çağırmıştım bile.
Birkaç dakika sonra sarı taksi sitenin önünde durdu. Şoför camı indirip bana baktı.
“Lale Hanım?”
Başımı sallayıp arka koltuğa geçtim.
“Şurada güzel bir kahvaltıcı varmış,” dedim telefondaki haritayı göstererek. “Oraya gidebilir miyiz?”
“Tabii.”
Taksi hareket ederken başımı cama yasladım. Şehir yavaş yavaş önümden akıp gidiyordu. Geniş caddeler, bilmediğim sokaklar, sabah telaşıyla yürüyen insanlar… Her şey yabancı hissettiriyordu.
Bir yandan da hâlâ Deniz’e sinir oluyordum.
Normal bir insan gibi “Anahtarını al” diyebilirdi. Ama yok. Beyefendi alnıma fırlatmayı tercih etmişti.
Elimi alnıma götürüp ovuşturdum.
“Hâlâ acıyor…” diye homurdandım kendi kendime.
Yaklaşık on dakika sonra taksi, ara sokakta bulunan küçük ama şık bir kahvaltı mekânının önünde durdu. Cam kenarlarında sarı ışıklar vardı ve içeriden taze kahve kokusu geliyordu.
Ücreti ödeyip içeri girdim.
Ortam sıcacıktı. Hafif bir müzik çalıyordu. Cam kenarındaki boş masaya oturup menüyü elime aldım. Açlıktan gözüm dönüyordu resmen.
“Bir serpme kahvaltı… bir de büyük kahve alayım,” dedim garsona.
Garson siparişi aldıktan sonra derin bir nefes verip arkama yaslandım.
Sonunda huzur.
Sessizlik.
Kavga yok.
Deniz yok.
Tam telefonu çıkarıp rahat rahat sosyal medyada dolaşmaya başlayacaktım ki ekranım aydınlandı.
Telefonum çalmaya başladığında kahvemden bir yudum alıyordum.
Ekranda “Annemm🌸💝” yazısını görünce derin bir nefes verdim.
Dünden beri belki onuncu arayışıydı bu. Her seferinde de aynı şeyleri soruyordu. Nasılsın kızım? Deniz nasıl? Aç mısın? Üşüyor musun?
Klasik anne işte.
Telefonu kulağıma götürdüm.
“Efendim anne?”
“Nasılsın kızım?” dedi her zamanki telaşlı sesiyle. “Deniz nasıl?”
Gözlerimi istemsizce devirdim Deniz ismini duyunca.
“İyiyim anneciğim. Dışarıda kahvaltı yapıyorum. Deniz de dışarı çıktı.”
“Tek başına mı çıktın?” Sesi hemen paniklenmişti. “Kızım kaybolacaksın oralarda tek başına.”
İç çekip camdan dışarı baktım. İnsanlar sokaktan geçiyor, garsonlar masalar arasında dolaşıyordu. Herkes kendi hâlindeydi ama annem sanki savaş alanındaymışım gibi davranıyordu.
“Yok anneciğim, sıkıntı yok.” dedim sakinleştirici bir sesle. “Deniz de gelmek istedi ama ben biraz tek kalmak istedim.”
“Tamam kızım… dikkatli olun siz yine de.”
“Olur anne.”
“Seni çok öpüyorum.”
“Ben de öptüm annem.”
Telefonu kapattığım an yüzümdeki sakin ifade kayboldu.
“Sikeyim Deniz’i, evini de sikeyim, ona ait olan her şeyi hatta…” diye homurdandım kendi kendime.
Sinirden göğsüm hızla inip kalkıyordu.
Bir insan bu kadar sinir bozucu olmayı nasıl başarabilirdi gerçekten?
𑁍
Deniz elindeki börekten büyük bir ısırık aldı. Küçük esnaf kafesinde sabah kalabalığı vardı. Çay kaşıklarının sesi ve mutfaktan gelen taze hamur kokusu birbirine karışıyordu.
Karşısında oturan Umut ise gülmemek için kendini zor tutuyordu.
“Sen şaka yapıyorsun abi!” dedi sonunda kahkahayla.
Deniz kaşlarını çattı.
“Böyle şaka mı olur oğlum?” dedi ağzındaki lokmayı yuttuktan sonra. “Evde resmen yabancı biriyle yaşıyorum şu an. Sena öğrenince belamı sikicek benim.”
Umut başını iki yana sallayıp güldü.
“Çok haklısın abi, ne diyeyim…” dedi. “Ama çocukluk arkadaşım dedin. Niye şimdi yabancı diyorsun ki?”
Deniz çay bardağını eline alıp birkaç saniye sustu.
Bakışları masaya kaydı.
“Abi,” dedi sonunda daha ciddi bir sesle, “onu tanıdığımda yedi yaşındaydım ben. Anlıyor musun?”
Başını kaldırıp Umut’a baktı.
“yedi yaşındaki Lale’yle şu anki Lale aynı mı sence? Ya da ben aynı mıyım?”
Umut cevap vermedi.
Deniz derin bir nefes verdi.
“İkimiz de büyüdük. Değiştik.” dedi. “Eskisi gibi çocukluk arkadaşlığı falan yok artık. O yüzden arama mesafe koyacağım zaten.”
“Niye?”
Deniz gözlerini kaçırdı.
“Eskisi gibi yakın olmak istemesin diye.”
Bunu söylerken sesi her ne kadar normal çıkmaya çalışsa da yüzündeki gerginlik saklanmıyordu.
Çünkü ne kadar inkâr etse de, Lale’nin eve gelişi onun bütün düzenini bozmuştu.
Umut telefonunun ekranından tarihe baktı ve. "Abi onu bunu boş Verde bizim büyük maç yaklaşıyor kaldı bir ay, yarın okuldan sonra takımı toplayıp antrenman yapacagız değil mi?" Diye sordu.
Deniz elini yüzüne götürdü. "Lan ben onu tamamen unutmuşum bu olaylardan. Evet antrenman var yarın okuldan sonra." Dedi
Umut güldü. "Ohoo kaptan sen bile unutuyorsan biz nasıl unutmayalım." Dedi.
Deniz küfür edercesine Umut'a baktı.
Birden içeriye sena girdi, Denizi görünce gülümsemesi büyüdü. "Aşkım! " Diyerek yanına gitti ve dudağına bir öpücük kondurdu.
Bölüm etkileşimi
