2. bölüm / 36
DENİZ'İN RÜZGARI2. BÖLÜM 𑁍
Bölümler 36Şu an: 2. BÖLÜM 𑁍
- 1 1. Bölüm 𑁍1.511 kelime
- 2 2. BÖLÜM 𑁍1.357 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 3. Bölüm 𑁍1.373 kelime
- 4 4. Bölüm 𑁍1.042 kelime
- 5 5. Bölüm 𑁍1.078 kelime
- 6 6. Bölüm 𑁍1.019 kelime
- 7 7. Bölüm 𑁍1.452 kelime
- 8 8. Bölüm 𑁍1.361 kelime
- 9 9. Bölüm 𑁍1.353 kelime
- 10 10. Bölüm 𑁍1.255 kelime
- 11 11. Bölüm 𑁍1.079 kelime
- 12 12. Bölüm 𑁍1.651 kelime
- 13 13. Bölüm 𑁍1.212 kelime
- 14 14. Bölüm 𑁍1.088 kelime
- 15 15. Bölüm 𑁍1.230 kelime
- 16 16. Bölüm 𑁍1.272 kelime
- 17 17. Bölüm 𑁍1.157 kelime
- 18 18. Bölüm 𑁍1.186 kelime
- 19 19. Bölüm 𑁍1.170 kelime
- 20 20. Bölüm 𑁍1.204 kelime
- 21 21. Bölüm 𑁍1.521 kelime
- 22 22. Bölüm 𑁍1.140 kelime
- 23 23. Bölüm 𑁍1.329 kelime
- 24 24. Bölüm 𑁍1.212 kelime
- 25 25. Bölüm 𑁍1.255 kelime
- 26 26. Bölüm 𑁍1.378 kelime
- 27 27. Bölüm 𑁍1.263 kelime
- 28 28. Bölüm 𑁍1.553 kelime
- 29 29. Bölüm 𑁍1.530 kelime
- 30 30. Bölüm 𑁍1.416 kelime
- 31 31. Bölüm 𑁍1.523 kelime
- 32 32. Bölüm 𑁍1.418 kelime
- 33 33. Bölüm 𑁍1.305 kelime
- 34 34. Bölüm 𑁍1.345 kelime
- 35 35. Bölüm 𑁍1.168 kelime
- 36 36. Bölüm 𑁍1.473 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Dışarıdan yemek siparişi vermiştim. Açlıktan midem resmen kendini yiyordu. Yaklaşık yarım saat sonra sipariş geldiğinde kapıyı açar açmaz mis gibi kekik kokusu burnuma dolmuştu.
“Kremalı makarna ve kekikli tavuk…”
İşte mutluluk benim için buydu.
Salondaki küçük masaya oturup hızlı hızlı yemeye başladım. Antalya’nın sıcak havası, bütün günün yorgunluğu ve temizlik derken resmen tükenmiştim. Tabakları bitirdiğimde kendimi daha iyi hissediyordum.
Çöpleri toparlayıp çöpe attım. Sonra saate baktım.
Gece ikiyi geçmişti.
“Aylin ablanın dediği doğru galiba,” diye düşündüm. “Bu saatten sonra gelmez herhalde.”
Zaten gözlerim kapanıyordu. Odaya geçip yatağa uzandım. Başımı yastığa koyduğum an uykuya dalmışım.
𑁍
Bir süre sonra aniden uyandım.
Ter içindeydim.
Ve resmen altıma yapmak üzereydim.
“Allahım…” diye mırıldandım uykulu şekilde.
Oda kapkaranlıktı. Telefonumun nerede olduğunu bile göremiyordum. Yavaşça yataktan kalkıp banyoya gitmek için odadan çıktım.
Ama kapının önüne geldiğim anda…
Karşımda zifiri karanlığın içinde upuzun bir silüet belirdi.
Çığlık attım.
“AAAAAH!”
Ben bağırınca o da korkuyla yerinden sıçradı.
Bir saniye sonra sol taraftaki düğmeye uzanıp lambayı yaktı.
Salon bir anda aydınlanınca gözlerimi kısmak zorunda kaldım.
Ve sonunda onu gördüm.
Dağınık kumral saçları hafif nemliydi. Üzerinde siyah oversize tişört ve gri eşofman vardı. Kaşları çatılmıştı. Uykusuz görünüyordu ama buna rağmen sinirli hali bile rahatsız edici şekilde yakışıklıydı.
Bana sert sert bakıyordu.
“Kimsin sen?!” dedi sert bir sesle.
Şaşkınlıktan birkaç saniye yüzüne baktım.
“Anlamadım?” diyebildim sadece.
Bir anda sesi yükseldi.
“Asıl ben anlamadım! Ne işin var benim evimde?!”
Tamam.
Anlaşılan beyefendinin hiçbir şeyden haberi yoktu.
İçimden: “Ah Aylin teyze… Yaktın beni…” diye geçirdim.
Derin nefes alıp koltuğu işaret ettim.
“Önce sakinleş istersen. Öyle konuşalım.”
Deniz sinirden burnundan nefes vererek koltuğa geçti. Bacaklarını sertçe açıp oturdu.
“Konuş.”
Ben de kollarımı birbirine bağladım.
“Ben Lale.”
Kaşları daha çok çatıldı.
“Hangi Lale? Ve neden benim evimdesin, ben onu anlamaya çalışıyorum.”
“Ben… Siz Ardahan’dayken üst katta oturan Lale’yim. Antalya’ya okumaya gelince Aylin abla burada kalabileceğimi söyledi, haberinin olduğunu sanıyordum.”
Sözlerim biter bitmez yüzündeki ifade değişti.
Şaşkınlıkla bana baktı.
“Ne… şaka mı yapıyorsun!" dedi gözlerini kısarak.
“Sen o salak lale misin?”
Bir anda sinirle ayağa kalktım.
“Bana bak!” dedim parmağımı ona doğrultarak. “Onlar eskide kaldı! Artık salak değilim! Yirmi üç yaşındayım ben!”
Deniz bana tepeden bakıp küçümseyici şekilde güldü.
“Ah anne ah…” diye söylendi kendi kendine. “Yaktın beni sen anne…”
Sonra sinirle saçlarını geriye itti.
“Sabah olur olmaz annemi arıyorum. Bu saçmalık hemen bitecek. Sen de kendine ev mi tutuyorsun ne yapıyorsun umurumda değil. Tanımadığım bir insanla aynı evde yaşamak istemiyorum ben."
Sinirden ağzım açık kaldı.
“Şuna bak ya!” dedim. “Sanki ben senin mağaraya bayıldım! Ev o kadar dağınık ve kötüydü ki temizliği saatler sürdü! Ayrıca için gibi odan da kararmıştı salak!”
Deniz anında ayağa kalktı.
Uzun boyuyla tam karşıma geçtiğinde istemsizce başımı kaldırmak zorunda kaldım.
“Bana bak bücür,” dedi sinirle. “Mağara ha? Kararmış ha? Sen ne anlarsın modadan?”
Gözlerimi devirdim.
“Moda mı? Boka dönmüş evine moda mı diyorsun sen?”
Deniz sinirden gülmeye başladı.
“ben senin o samimiyetsiz pembe ayıcıklı çorabına bir şey diyor muyum? " Dedi
Bir anda sustum.
"Bir saniye ya konu niye benim çorabıma geldi şuan? "
“Sen kaşındın çünkü!” dedi sertçe.
Sinirden gözlerimi devirdim.
"Sen var ya, hâlâ aynı salak Deniz’sin biliyor musun?” dedim.
Deniz alaycı bir şekilde güldü. Kollarını göğsünde birleştirip kapının önünde bana baktı.
“Sen de hâlâ aynı aptal Lale’sin. Tam altı yıl sonra seni görmek hiç de iyi olmadı.” dedi. Sonra dudaklarını büküp ekledi:
“Hâlâ senden nefret ediyorum bu arada, Lalecim.”
Ben de sinirden gülmeye başladım.
“Aaa, ne tesadüf! Ben de senden hâlâ nefret ediyorum Denizciğim!”
Deniz ters bir bakış attıktan sonra odasına doğru yürüdü.
“Hemen annemle konuşacağım. Bu saçmalık hemen bitecek!” dedi ve kapısını sertçe kapattı.
Kapının sesi bütün evde yankılanmıştı.
“Ay götüme bak sen…” diye söylendim kendi kendime. “Pis mağara adamı. Evi de kendisine benziyor zaten.”
Sinirim aşırı bozulmuştu. Hem uykuluydum hem de gelir gelmez onunla kavga etmiştim. Zaten istenmediğim yerde asla duramazdım. Lavaboya gidip hemen odaya girdim.
Okul kayıdımın düzenlenmesine 2 gün vardı o yüzden yarın gitmeyecektim. Yarın her şeyi oturup düşünecektim.
❁
Sabah olduğunda Deniz gözünü açar açmaz telefonunu eline aldı. Saçları dağılmıştı, sesi hâlâ uykulu geliyordu ama siniri geçmemişti.
“Anne, gerçekten sana inanamıyorum!” dedi telefonu açar açmaz.
Karşı taraftan Aylin Hanım’ın sakin sesi geldi.
“Eğer o kız o evden giderse, Deniz, sen araba alma hayalini unut oğlum.”
Deniz bir anda sustu.
“Bak,” diye devam etti Aylin Hanım. “Deniz! Laleye sahip çık, ne kadar inkâr etsende o senin çocukluk arkadaşın. Ayrıca Mustafa abinle Sevcan ablanı da üzme. Geçmişte onlar sayesinde ayakta kaldık, unutma. Son olarak Lalenin bana ev kirası olarak attığı parayı sana geri atacağım, ona bir şekilde çaktırmadan geri ver”
Deniz sinirle nefes verdi.
“Tamam anne…” dedi isteksizce ve telefonu kapattı.
Yatağından kalkıp sinirle perdeleri açtı. Odaya bir anda Antalya güneşi doldu. Deniz birkaç saniye camdan dışarı baktı. Uzaktan görünen deniz sabah ışığında parlıyordu ama onun morali hâlâ berbattı.
“Allah kahretsin ya…” diye söylendi kendi kendine.
“Evdeki bütün düzenim mahvolacak o kız yüzünden.”
Tam o sırada dış kapının kapanma sesi duyuldu.
Deniz’in kaşları çatıldı
Hızlıca odasından çıktı. Önce Lale’nin odasına baktı.
Valiz yoktu.
Hemen ayakkabılarını bile doğru düzgün giymeden asansöre koştu. Asansör aşağı inerken sinirle ayağını yere vuruyordu.
Site kapısından çıktığında Lale’nin elinde valiziyle bir taksiye doğru yürüdüğünü gördü.
“Lale!” diye bağırdı.
Lale arkasını dönüp ona baktı. Saçları yüksek at kuyruğu yapılmıştı. Sabah güneşi yüzüne vuruyordu.
“Efendim?” dedi soğuk bir sesle.
Deniz hızlı adımlarla yanına geldi.
“Gitmiyorsun! maalesef.”
Lale kaşlarını kaldırdı.
“Gidiyorum. Senin vicdan oyunlarına oyuncak olamam.”
Deniz sinirle saçlarını geriye itti.
“İyi o zaman. Git. Annenle babanı üz.”
Lale’nin yüzündeki ifade bir anlığına değişti.
Duraksadı.
Çünkü en zayıf noktası ailesiydi.
Deniz bunu biliyordu.
Birkaç saniyelik sessizlikten sonra daha sakin bir sesle konuştu.
“Gel,” dedi. “Evde konuşalım.”
Lale sinirle ofladı.
“Offf!” diye bağırıp valizini tekrar çekmeye başladı.
İkisi birlikte siteye geri girdiler. Asansör boyunca tek kelime konuşmadılar. Hava o kadar gergindi ki sanki biri kibrit çaksa bütün bina patlayacaktı.
Kapının önüne geldiklerinde Deniz bir anda durdu.
“…Lale.”
“Ne var?”
“Yedek anahtar sendeydi. Versene. Benim anahtar içeride kaldı.”
Lale bir an boş boş baktı.
“Ne anahtarı?”
“Ev anahtarı Lale!”
Lale’nin gözleri büyüdü.
“Ben gidiyorum diye salondaki masaya bıraktım.”
Bir saniyelik sessizlik oldu.
Sonra Deniz başını geriye atıp gözlerini kapattı.
“Allah kahretsin ya…” diye söylendi dişlerini sıkarak. “Kapıda kaldık senin yüzünden! Bela mısın kızım sen?”
Lale de sinirle valizi bıraktı.
“Şuna bak ya! Alsaydın anahtarını! Ben ne yapayım?”
Deniz eşofmanıyla kapının önünde kalmıştı. Üstelik cebinde telefon dışında hiçbir şey yoktu.
Sinirle çilingiri aramaya başladı.
“Eşofmanla kapıda kaldım ya…” diye homurdandı kendi kendine.
Lale ise kollarını bağlayıp ona baktı.
Deniz hâlâ telefonla çilingire adres tarif ediyordu. Sinirden kaşları çatılmış, bir eli belindeydi.
“Evet abi, acil gelir misiniz? Kapıda kaldık…”
Lale ise apartman koridorundaki duvara yaslanmış onu izliyordu. Üzerinde gri eşofman, siyah tişört ve darmadağın saçları vardı. Sabah sabah bu kadar bakımlı görünmesi sinir bozucuydu Lale için.
Telefonu kapattıktan sonra Laleye döndü.
“Mutlu musun?” dedi.
Kaşını kaldırdı Lale.
“Neden?”
“Senin yüzünden kapıda kaldım çünkü.”
Lale Kollarını bağlayıp güldü.
“Benim yüzümden mi? Anahtarını içeride unutan sensin. Ayrıca sen kapıda kalınca mantıken bende kalıyorum salak! ” dedi.
Deniz tam cevap verecekti ki o sırada asansörün kapısı açıldı.
yaşlı bir teyze çıktı. Önce Deniz’e, sonra Laleye baktı. Sonra da önlerinde duran valize baktı.
Kadının yüzünde bir anda garip bir ifade oluştu.
“Ayyy…” dedi gözlerini büyüterek.
“Kavga mı ettiniz yine?”
İkisi aynı anda kadına döndü.
“Yine mi?” dediler şaşkınlıkla.
Teyze sırıtıp başını salladı.
“Gençsiniz tabii… Olur öyle şeyler. Kırmayın birbirinizin kalbini, sevgililer aynı evde yaşamaya başladı zaten, moda oldu bu”
Deniz’in yüzü bir anda değişti.
“NE sevgilisi teyz—”
Lale ise neye uğradığını şaşırmıştı teyze sayesinde.
Teyze bize aldırış etmeden konuşmaya devam etti.
“Bak kızım,” dedi Laleye yaklaşarak. “Erkek milletinin dağınığı çekilmez ama bu çocuk iyiye benziyor. Hem maşallah boyu poslu…”
Deniz başını geriye atıp gözlerini kapattı.
“Allahım sabır ver…”
LALENİN ANLATIMI İLE
Ben ise teyzeye tamam anlamında başımı sallıyordum.
Teyze sonunda merdivenlere yöneldi ama gitmeden önce dönüp:
“Barışırsınız siz,” dedi göz kırparak.
Kadın gidince koridorda sessizlik oldu. Belliydi teyzenin deli olduğu, bir üst katta oturuyordu ama, bir alt kata inip merdivenle yukarı çıktı.
Sonra ikimiz aynı anda birbirimize baktık.
“Sevgili mi?” dedik aynı anda.
“İĞRENÇ.” diye ekledik yine aynı anda.
Bir saniye durduk.
Sonra istemsizce birbirimize bakıp sustuk.
Ve o an ilk defa…
Kavga etmeden aynı şeyi düşündüğümüzü fark ettik.
Tam o sırada asansör yeniden açıldı.
Çilingir gelmişti.
Bölüm etkileşimi
