24. bölüm / 36
DENİZ'İN RÜZGARI24. Bölüm 𑁍
Bölümler 36Şu an: 24. Bölüm 𑁍
- 1 1. Bölüm 𑁍1.511 kelime
- 2 2. BÖLÜM 𑁍1.357 kelime
- 3 3. Bölüm 𑁍1.373 kelime
- 4 4. Bölüm 𑁍1.042 kelime
- 5 5. Bölüm 𑁍1.078 kelime
- 6 6. Bölüm 𑁍1.019 kelime
- 7 7. Bölüm 𑁍1.452 kelime
- 8 8. Bölüm 𑁍1.361 kelime
- 9 9. Bölüm 𑁍1.353 kelime
- 10 10. Bölüm 𑁍1.255 kelime
- 11 11. Bölüm 𑁍1.079 kelime
- 12 12. Bölüm 𑁍1.651 kelime
- 13 13. Bölüm 𑁍1.212 kelime
- 14 14. Bölüm 𑁍1.088 kelime
- 15 15. Bölüm 𑁍1.230 kelime
- 16 16. Bölüm 𑁍1.272 kelime
- 17 17. Bölüm 𑁍1.157 kelime
- 18 18. Bölüm 𑁍1.186 kelime
- 19 19. Bölüm 𑁍1.170 kelime
- 20 20. Bölüm 𑁍1.204 kelime
- 21 21. Bölüm 𑁍1.521 kelime
- 22 22. Bölüm 𑁍1.140 kelime
- 23 23. Bölüm 𑁍1.329 kelime
- 24 24. Bölüm 𑁍1.212 kelime · Okuduğun bölüm
- 25 25. Bölüm 𑁍1.255 kelime
- 26 26. Bölüm 𑁍1.378 kelime
- 27 27. Bölüm 𑁍1.263 kelime
- 28 28. Bölüm 𑁍1.553 kelime
- 29 29. Bölüm 𑁍1.530 kelime
- 30 30. Bölüm 𑁍1.416 kelime
- 31 31. Bölüm 𑁍1.523 kelime
- 32 32. Bölüm 𑁍1.418 kelime
- 33 33. Bölüm 𑁍1.305 kelime
- 34 34. Bölüm 𑁍1.345 kelime
- 35 35. Bölüm 𑁍1.168 kelime
- 36 36. Bölüm 𑁍1.473 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Otobüs durağının önünden sessizce geçtim.
Durakta bekleyen insanlar birer birer otobüse binerken ben olduğum yerde bile durmadım. Eve gitmek için yarım saat yürümem gerekiyordu ama umurumda değildi. O an yürümeye ihtiyacım vardı.
Karan peşimden gelmemişti.
Zaten gelmesini de beklemiyordum.
O, korkak bir adamın tekiydi.
Dışarıdan bakıldığında güçlü, güvenilir ve iyi biri gibi görünüyordu. Ama iş gerçekten doğru olanı yapmaya gelince sessiz kalmayı seçmişti.
O da Sena kadar suçluydu.
Belki de daha fazla...
Çünkü Sena'nın ne olduğunu en başından beri biliyordum.
Ama Karan...
Ona güvenmiştim.
Yürüdüğüm yol boyunca öfkem başkalarından çok kendimeydi.
Sen kimsin ya, Lale? diye söylendim içimden.
Antalya'da böyle bir kampüste okumak senin neyine? Farklı bir şehirde yeni bir hayat kurmak senin neyine? Sen kimsin de buralara ait olacağını sandın?
Her adımda kendimi biraz daha suçluyor, biraz daha kırılıyordum.
Farkına bile varmadan sitenin önüne gelmiştim. Karanlık çoktan çökmüştü bile.
Başımı kaldırıp beşinci kata baktım.
Salonun ışığı yanıyordu.
Yavaş adımlarla apartmana girdim. Asansörün düğmesine bastım. Kapılar açılınca içeri girdim ve beşinci katın tuşuna uzandım.
Parmağımı kaldıracak hâlim bile yoktu.
Yine de bastım.
Asansör ağır ağır yükselirken gözlerimi kapattım.
Keşke bugün hiç yaşanmamış olsaydı.
Kapı açılınca ağır adımlarla dairemizin önüne yürüdüm. Anahtarı sessizce kilide taktım.
Ayakkabılarımı çıkarıp derin bir nefes aldım.
Sonra kapıyı açarak içeri girdim.
Salonda televizyon açıktı.
Deniz ve Sena koltukta birbirlerine sarılmış, rahatça uzanmış televizyon izliyorlardı.
Sena beni görür görmez yüzüne sahte bir gülümseme yerleştirdi.
"Aaa! Favori hırsızım da gelmiş!" dedi alaycı bir sesle. "Özlettin kendini, güzellik."
Başımı bile çevirip bakmadım.
Tek kelime etmeden yanlarından geçtim.
"Sena," dedi Deniz gözünü televizyondan ayırmadan, yorgun bir sesle. "Televizyona odaklanır mısın?"
Mutfağa geçip buzdolabını açtım. Soğuk bir şişe su aldım.
Sonra hiçbir şey söylemeden odama geçtim.
O an tek istediğim şey, kapıyı üzerime kapatıp bütün dünyayı dışarıda bırakmaktı.
Odamın kapısını usulca kapatıp arkamı kapıya yasladım.
Nefes almak bile ağır geliyordu.
Elimdeki su şişesini makyaj masamın üzerine bıraktım. Sırtımdan çantamı çıkarıp yere bıraktığım anda dizlerimin bağı çözüldü. Yavaşça yatağımın kenarına oturdum.
O ana kadar kendimi zor tutuyordum.
Ama artık kimse yoktu.
Kendimi tutmama da gerek kalmamıştı.
Yüzümü avuçlarımın arasına gömdüm.
Hıçkırıklar peş peşe boğazımdan dökülmeye başladı.
"Ben yapmamıyorum..." diye fısıldadım kendi kendime.
"Dayanamıyorum. Savaşıcak gücüm kalmadı..."
Deniz'in yüzündeki hayal kırıklığı. Onu geçtim hemen suçlu olduğuma inanması. Ya ben sesin gözünde bu kadar mıyım Deniz...
Karan'ın bencilliği, sessizliği, korkaklığı...
Sena'nın zafer kazanmış gibi gülümsemesi...
Hepsi gözlerimin önünde dönüp duruyordu.
Yastığımı kucağıma çekip sıkıca sarıldım.
Sanki biraz daha sıkarsam içimdeki acı azalacaktı.
Ama azalmadı.
Aksine her saniye biraz daha büyüdü.
Başımı kaldırıp odanın duvarına boş gözlerle baktım.
Bir zamanlar bu odaya gelir gelmez huzur hissederdim.
Şimdi ise dört duvar üzerime geliyor gibiydi.
Tam o sırada telefonum titredi.
Ekranı elime aldım.
Şarjım yüzde bire düşmüştü.
Gelen mesaj Karan'dandı.
Karan: Lale lütfen dinle beni
Mesajın altında bir yenisi belirdi.
Karan: herşey göründüğü gibi değil.
Dudaklarım acı bir gülümsemeyle kıvrıldı.
"Şimdi mi?" diye fısıldadım.
"Şimdi mi aklına geldi konuşmak?"
Hiç düşünmeden mesajları sildim.
Ardından Karan'ın numarasını engelledim.
Telefonu şarja taktım.
Telefonum birkaç kez daha çaldı.
Ekranda annemin adı yazıyordu.
Aramalarını açmadım.
Çünkü telefonu açtığım an sesimden bir şeylerin yolunda gitmediğini anlayacağını biliyordum. Bana defalarca ne olduğunu soracak, ben ise yalan söylemek zorunda kalacaktım.
Buna gücüm yoktu.
Derin bir nefes alarak üzerimdeki kıyafetleri yavaşça çıkardım. Gün boyu tenime yapışan tuz kokusu ve yorgunluk sanki hâlâ üzerimdeydi.
Dolabımdan geniş, uzun ve sade bir tişört alıp üzerime geçirdim.
Saçlarımı gelişigüzel topladıktan sonra yatağıma uzandım.
Tavana boş gözlerle bakıyordum.
Yorganı çeneme kadar çektim.
Neyse ki iki gün dersim yoktu.
Sabah erkenden kafeye gidecektim.
En azından iki günlüğüne de olsa o aptalların yüzünü görmek zorunda kalmayacaktım.
Belki çalışırken aklım biraz olsun dağılırdı.
Belki.
❁
Güne sadece dört saatlik uykuyla gözlerimi açmıştım.
Sanki hiç uyumamış gibiydim. Başım zonkluyor, göz kapaklarım birbirine yapışacak kadar ağır hissediyordu.
Dolabı açıp elime ilk geçen kıyafetleri üzerime geçirdim. Siyah bir pantolon ve krem rengi bol bir gömlek...
Saçlarımı taramaya bile hâlim yoktu. Parmaklarımla alelacele toplayıp dağınık bir topuz yaptım.
Aynanın karşısına geçtiğimde gözlerimin altındaki morluklar hemen dikkatimi çekti. Tek istediğim onları kapatmaktı.
Ama yüzüm...
Yüzüm, gece boyunca ağlamaktan şişmişti.
Derin bir nefes alıp hafif bir makyaj yaptım. Göz altlarımı kapattım, yüzüme biraz renk vermeye çalıştım.
En azından dışarıdan bakan biri, ne kadar kötü olduğumu anlamasındı.
Telefonumu şarjdan çıkarıp çantama attım. Son bir kez aynaya baktım, ardından evden hızlı adımlarla çıktım.
Apartmandan çıkar çıkmaz kulaklığımı taktım.
Telefonumdan Kalben – Düşünürüm'ü açtım.
Şarkının daha giriş melodisi bile kalbime dokunmaya yetmişti.
"Düşünürüm olanları, ne kadar geç kaldığımı..."
Her kelime sanki bana yazılmış gibiydi.
"Düşünürüm... Ne demiştin o sabah, uyandığımda seni usulca öperken..."
Gözlerimi yere indirip yürümeye devam ettim.
"Üzülürüm dönüşü olmayan yollardan... Yürümüşüz beraber diye..."
Şarkı bitti.
Hiç düşünmeden tekrar başa sardım.
Bir daha...
Bir daha...
Aynı şarkıyı defalarca dinleyerek yürüdüm.
Farkına bile varmadan kafenin önüne gelmiştim.
Gül, kepengi yeni açmıştı. Elindeki paspasla girişi siliyordu.
Sessizce içeri girdim. Islak yerlere basmamaya dikkat ederek kenarlardan yürüdüm.
"Günaydın." dedim.
Onur Bey, bilgisayar ekranından başını bile kaldırmadan gülümsedi.
"Günaydın, hoş geldin Lale."
Gül paspası kenara bırakıp yanıma geldi.
"Günaydın." dedi yüzüme dikkatle bakarak. "Nasıl oldun? İyi misin?"
Zoraki bir tebessüm ettim.
"İyiyim... İyiyim." dedim. Sonra konuyu değiştirmek istercesine sordum: "Asıl sen söyle, annen nasıl?"
Gül'ün yüzü biraz olsun rahatladı.
"Çok şükür iyi. Tansiyonu düşmüş sadece. Hastanede müdahale ettiler, şimdi dinleniyor."
"Çok sevindim." dedim içtenlikle. "Tekrar geçmiş olsun."
Çantamı personel odasına bırakırken ona dönüp hafifçe gülümsedim.
"Bu arada," dedim, "çıkışta bir yere gidelim. Sana anlatmam gereken bazı şeyler var."
Gül yüzümdeki ifadeyi görünce ciddileşti.
"Tamam." dedi usulca. Çok merak ettim bak!." Dedi.
✽
Yoğun geçen perşembe yoğunluğunu sonunda atlatmıştık.
Kafe yavaş yavaş sakinleşmeye başlamıştı. Ben ise sabırsızlıkla mesainin bitmesini bekliyordum.
Ama çıkmamıza hâlâ iki saat vardı.
Kasada şuan işim olmadığı için salona kızlara yardıma gittim. Elimdeki siparişi masaya bıraktım.
"Başka bir isteğiniz var mı, hanımefendi?" diye gülümseyerek sordum.
Müşteri de bana aynı sıcaklıkla gülümsedi.
"Hayır, teşekkür ederim. Kolay gelsin."
"Afiyet olsun." dedim.
boş tepsiyi elime alıp arkamı döndüm.
Tam o anda başımın içinde keskin bir uğultu yükseldi.
Etraf bir anda bulanıklaşmaya başladı.
Sanki yer ayağımın altından çekiliyordu.
Elimdeki tepsiyi tutmaya çalıştım ama parmaklarımın gücü kalmamıştı.
"Neler oluyor..." diye mırıldandım.
Gözlerimin önü karardı.
Daha ne olduğunu anlayamadan dizlerimin bağı çözüldü ve yere yığıldım.
Son duyduğum şey, Gül ile Onur Bey'in panik dolu sesleriydi.
"Lale!"
✿
Gözlerimi ağır ağır araladığımda tavandaki parlak beyaz ışıklar görüşümü kamaştırdı.
Burnuma keskin hastane kokusu geliyordu.
Başımı hafifçe çevirdiğimde koluma takılı serumu fark ettim.
Şaşkınlıkla doğrulmaya çalıştım.
Tam o sırada Gül omuzlarımdan hafifçe bastırdı.
"Sen yerinde dur bakalım." dedi.
İstemeyerek tekrar yastığa yaslandım.
"Ne oluyor, Gül?" diye sordum şaşkınlıkla. "Bana ne oldu?"
Gül kollarını göğsünde bağladı.
"Ne olacak canım?" dedi hafifçe kaşlarını çatarak. "Yemek yememişsin. Açlıktan bayılmışsın."
Derin bir nefes aldı.
"Ya sen nasıl yemek yemezsin, Lale?"
Gözlerimi tavana çevirdim.
"O hengâmenin içinde gerçekten unutmuşum." dedim kısık bir sesle. "En son dün sabah kamptayken bir şeyler yemiştim."
Gül'ün gözleri şaşkınlıkla büyüdü.
"Oha, Lale!" dedi. "Aradan kaç saat geçmiş farkında mısın?"
Sonra sesi biraz yumuşadı.
"Her neyse... Sana kızmayacağım."
Serumdaki sıvıya göz attı.
"Birazdan bitecek zaten. Sonra doğru eve gidiyorsun ve güzelce dinleniyorsun, tamam mı?"
Başımı hafifçe salladım.
"Bu arada..." diye devam etti. "Onur Bey de benimle birlikte buraya geldi. Dükkânda bir müşteri Öznur'la tartışınca geri dönmek zorunda kaldı."
İçim hafifçe burkuldu.
"Boşuna sizi de uğraştırdım..." diye fısıldadım suçlulukla.
Gül hemen elimi tuttu.
"Saçmalama." dedi kararlı bir sesle. "Sen benim arkadaşımsın. Ben buradan anneme bakmaya gideceğim. Konuşacağın şeyi yarın ben size gelince söylersin olur mu?"
Bölüm etkileşimi
