10. bölüm · DENİZ'İN RÜZGARI
10. Bölüm 𑁍
Odamın kapısını ayağımla usulca kapattım.
Tepsiyi çalışma masamın üzerine bıraktım, yatağıma yaslanıp bağdaş kurdum. Mis gibi kokan kremalı tavuklu makarnadan ilk lokmayı aldığım anda gözlerimi kapattım.
"Allah'ım..." dedim kendi kendime. "Bunu ben mi yaptım gerçekten?"
Gül telefonda kahkaha attı.
"Ne yaptınnnn"
"Abartmıyorum. Şu an kendime âşık oldum. Kremalı tavulu makarna."
"Afiyet olsun o zaman."
Gül'ün sesi bir anda yeniden heyecanlandı.
"Bu arada Onur Bey sana ne yazdı başka?"
Telefonu hoparlöre alıp masanın üzerine bıraktım. Ve yemek yemeye başladım.
"Bir şey yazmadı. Sadece yarın onda gelmemi söyledi."
"Hah! İlk gün biraz zorlanırsın ama sonra alışıyorsun."
"Kasaya geçirecekmiş beni."
"Evet ama korkma. Hep ben yanında olacağım."
Derin bir nefes verdim.
"İyi ki varsın ya. İyilik tanışmışız ve gül"
"Ayy duygusallaşma şimdi." dedi gülerek. "Hem yarın seni Onur Bey'le daha çok dalga geçerken göreceğiz."
"Adamın mizahı gerçekten güzel."
"Değil mi?"
İkimiz de aynı anda gülmeye başladık.
Tam o sırada kapım iki kez tıklandı.
Tak...
Tak...
İkimiz de sustuk.
Kaşlarımı çattım.
"Bir saniye Gül."
"Tamam."
Kapıya doğru yürüdüm.
Kapıyı araladığımda karşımda Deniz vardı.
Yüzündeki ifade her zamanki gibi ifadesizdi.
"Ne var?" diye sordum.
Deniz omzunun üzerinden salona kısa bir bakış attı.
"Bir şey isteyeceğim."
Şaşkınlıkla kaşımı kaldırdım.
"Sevgilin mi gönderdi seni? Kendisi gelmeye korktu mu?"
"Lale, dinle beni başlama gene." Dedi
"Hayırdır?"
Deniz sesini biraz alçalttı.
"Sena'nın yanında tartışmayalım."
Bir an yüzüne baktım.
"Ben tartışmıyorum zaten."
"Sen tartışmıyorsun ama iki dakikada kavga çıkıyor."
Kollarımı göğsümde birleştirdim.
"O zaman sevgiline söyle. Bana laf atmasın."
Deniz derin bir nefes verdi.
"Söyleyeceğim."
"Gerçekten mi?"
"Evet."
İlk defa bu kadar kısa ve net cevap vermişti.
Ben de şaşkınlıkla ona baktım.
"Tamam." dedim sonunda. "Ben de elimden geldiğince uzak dururum."
Deniz başını hafifçe salladı.
"Teşekkür ederim."
Arkasını dönüp gidecekken telefonun hoparlöründen Gül'ün sesi yükseldi.
"Laleee!"
İkimiz de dönüp telefona baktık.
Gül heyecanla bağırıyordu.
"Onur Bey Instagram'da story atmış! Hemen istek at ve hikayeye bak! Adam karizma ya!"
Deniz istemsizce bana baktı. Ve birşey demeden çıktı. Kapıyı kapattım.
Yazarın anlatımı ile
Lale birkaç saniye kapıya baktı.
Sonra yavaşça telefonunu eline aldı.
"Allah Allah..." diye mırıldandı. "Bu kız da var ya..."
Gül daha da coşmuştu.
"Duruyor musun hâlâ? Aç bak!"
Instagram'a girip bildirimlerden Onur'un profilini buldu.
"İstek atıyorum."
"Attın mı?"
"Attım."
"Eee?"
"Bekle kızım, adam daha kabul etmedi."
Onur Bilir takip isteğinizi kabul etti.
Lale'nin gözleri hafifçe büyüdü.
"Ya..."
"Ne oldu?" diye bağırdı Gül.
"Kabul etti."
"Dedim sana!"
Lale istemsizce gülümsedi.
Onur'un profil fotoğrafına dokundu.
İlk hikâye açıldı.
Kafenin boş hâli,
Kahve makinesinden çıkan buhar,
Tezgâhta dizilmiş tatlılar,
Ardından kısa bir video.
Onur kasanın önünde durmuş, telefonunu tezgâha dayamıştı.
"Yarın yoğun gün olacak." diyerek kamerayı çalışanlara çevirdi.
Videoda Gül de vardı.
Arka tarafta birkaç çalışan hazırlık yapıyordu.
Son saniyede ise kameraya doğru dönüp gülümseyen Onur görünüyordu.
Video bitti.
Gül telefonda çığlık attı.
"Karizmaya bak!"
Lale istemsizce güldü.
"Gerçekten iyi çıkmış."
"Hadi ama sadece iyi mi?"
"Tamam tamam. Yakışıklı."
"İşte bu!"
Lale gözlerini devirerek güldü.
"Sen adamın fan kulübünü kurmuşsun."
"Kurmadım ama kurabilirim."
İkisi yine kahkahaya boğuldu.
Bir süre daha yarınki iş hakkında konuştular.
Gül kasada nelere dikkat etmesi gerektiğini tek tek anlattı.
"Müşteri bir şey sorarsa panik yapma."
"Tamam."
"Parayı iki kere say."
"Tamam."
"Kartı aldıktan sonra fişi vermeyi unutma."
"Tamam anne."
"Dalga geçme."
Lale gülümseyerek son lokmasını aldı.
"Heyecanlandım biraz."
"Normal. Ama sen yaparsın."
İçini garip bir heyecan kapladı.
Yarın yeni bir gündü.
❁
Lalenin odadan gülüş ve kahkahalarını duyan Sena daha da çıldırıyordu.
"Ben şunun sesinden aşırı rahatsız oldum sevgilim, sen nasıl olmuyorsun? Huzur veriyor mu bu kız sana? Sen nasıl bir ay sonraki Atan Koleji ile olan maça hazırlanacaksın?" Dedi sinirle sena
Deniz, elini yavaşça Sena'nın yumuşak saçlarının arasına götürüp birkaç tutamını kulağının arkasına sıkıştırdı. Dudaklarının kenarında sakin bir gülümseme vardı.
"Sevgilim," dedi yumuşak bir sesle, "ben onu umursamadığım için söylediklerini de duymuyorum zaten. Sen içini rahat tut. Hem benim futbol maçım varsa, senin de bir buçuk ay sonra basketbol gösterin var. Sonuçta ponpon kızlarının kaptanı sensin."
Sena'nın yüzüne istemsizce tatlı bir gülümseme yayıldı.
"Haklısın aşkım." dedi. "Hem bu aralar kızlarla her ders arasında basketbol sahasına inip prova yapmamız gerekecek. Galiba bir süre çok fazla görüşemeyeceğiz."
Deniz, Sena'nın yanağına sevgi dolu bir öpücük kondurdu.
"Gece buluşuruz." dedi gülümseyerek. "Hiç sıkıntı değil, yavrum."
Sena başını hafifçe onun omzuna yaslayıp huzurlu bir nefes verdi. Yoğun antrenmanlar ve okul temposu ikisini de yoracaktı belki ama birbirlerine ayıracakları küçücük zamanlar bile ikisine yetiyordu.
✿
Beyninin içinde zır zır çalan alarm vardı sanki.
"Sus artık ağzına siçtığım!" Diye bağırdım ve gözlerimi araladım.
"Bugün ilk iş günüm kalkmam lazım hemen!" Dedim kendi kendime.
Koşarak banyoya gittim hemen ihtiyacımı giderip elini yüzümü yıkadım ve dişimi fırçaladım.
Hızlıca dolabı açtım kahverengi İpek bir gömleğim vardı, çok pahalıya almıştım o yüzden unutulmaz gömleklerim kategorisinde birinci sırada.
Altıma da beyaz bir şort giyindim ve kahverengi önce kemeri taktım. Beyaz kahverengi detayları olan fularımı taktım. Saçımı tarayıp at kuyruğu yaptım.
Son olarak siyah, kısa topuklu ayakkabılarımı giydim. Çalışacağım kafe hem şık hem de modern bir yerdi. Benim de en az onun kadar özenli görünmem gerekiyordu. En azından ben öyle düşünüyordum.
Çantamı omzuma takıp mutfağa koştum. Dün akşamdan kalan kremalı tavuklu makarnam hâlâ tencerenin içindeydi. Tencereyi masanın üzerine koyup hiç uğraşmadan güzelce gömdüm.
"İsraf etmek yok." diye mırıldandım kendi kendime.
Son lokmayı da bitirince tencereyi lavabonun içine bıraktım. Odamın hâline son bir kez göz attım.
Yatağım hâlâ darmadağındı.
"Akşam toplarım..." dedim umursamazca.
Kulaklığımı kulağıma taktım, en sevdiğim çalma listesini açtım ve evden çıktım.
Ama bu sefer dans ederek yürümedim...
İlk iş günümde daha kapıya varmadan insanların dikkatini çekmeye hiç niyetim yoktu.
Müziğin ritmine eşlik ederek yürürken telefonuma göz attım.
Saat tam 09.45'i gösteriyordu.
"Biraz hızlanırsam yetişirim."
Adımlarımı sıklaştırdım. Yaklaşık on dakika sonra sokağın köşesini döndüğümde Gül'ü gördüm. Daha gözlerini tam açamamış, esneyerek elindeki anahtar ile kafenin kepengini kaldırmaya çalışıyordu. Üstünde ise kırmızı çicekli bir elbise vardı saçlarıda topuzdu.
Yüzümde şeytani bir gülümseme belirdi.
Sessizce arkasına yaklaştım.
Tam kulağının dibine eğilip bütün gücümle bağırdım.
"Güüül!"
Gül korkuyla olduğu yerde zıpladı.
"Senin ben amı..."
Sözünün devamını beni görünce yuttu.
Birkaç saniye kalbini tutup derin derin nefes aldıktan sonra gözlerini devirdi.
"Günaydın, güzellik!" dedi sahte bir gülümsemeyle.
Kahkahamı tutamayarak ona sarıldım.
"Sana da günaydın, güzellik!" dedim.
Gül koluma hafifçe vurdu.
"kalpten gidececektim senin yüzünden."
"Yok canım." dedim sırıtarak. "Daha bana çok kahve yapacaksın. Barmen hanım ya da bargırl ya da barwom!"
Gül dayanamayarak sus işareti yaptı. "BARMAİD diyebilirsin hayatım!" Dedi
Kahkaha attık kapının önünde.
Tam o sırada sokağın başında duran siyah bir araba kafenin önüne yanaştı.
Kapı açıldı ve Onur bey indi. Bir elinde kahvesi, diğer elinde araba anahtarı vardı. Bizi kapının önünde kahkahalar atarken görünce gülümsemekten kendini alamadı.
"Hayırdır?" dedi. "Kafeyi açmadan eğlenceye mi başladınız?"
Gül hemen gülmesini toparlamaya çalıştı.
"Günaydın Onur Bey. Kepengi kaldırıcaktım bende tam."
"Günaydın."
Ben de gülümseyerek başımı salladım.
"Günaydın."
Onur bey kepenge kısa bir bakış attı.
"İyi. Demek ikiniz de zamanında gelmişsiniz.
Onur bey hafifçe başını salladı.
"İlk gün için güzel düşünce. Dakiklik önemlidir."
Kollarımı iki yana açtım.
"Ben sorumluluk sahibi bir insanım."
Onur bey kaşını kaldırdı.
"Öyle mi? Dün gece Instagram hikâyelerime bakacak kadar da boş vaktin varmış ama."
Bir anda boğazım düğümlendi.
Gül kahkahasını tutamazken ben olduğum yerde kaldım.
"Şey..."
Onur bey gülümseyerek cebinden anahtarı çıkardı.
"Rahat ol. Şaka yapıyorum."
Derin bir nefes verdim.
"Hadi içeri geçelim. Müşteriler gelmeden kasayı, sistemi ve genel düzeni anlatayım. Yoğunluk başlayınca anlatacak vakit bulamayız."
"Tamam." dedim heyecanla.
Gül yanıma sokulup fısıldadı.
"Bak gördün mü? Sana demiştim, patron olarak on numaradır."
Onur bey kapıyı açarken arkasını dönmeden konuştu.
"Fısıltıyla konuşunca duyulmuyor sanıyorsunuz ama ikinizi de duyuyorum."
Gül'le göz göze geldik.
İkimiz de aynı anda gülmeye başladık.
Onur bey başını iki yana sallayıp hafifçe güldü.
"Sabah sabah enerjiniz yerinde. Umarım aynı enerjiyi yoğunluk başlayınca da görürüm."
