DENİZ'İN RÜZGARI kitap kapağı

21. bölüm / 36

DENİZ'İN RÜZGARI

21. Bölüm 𑁍

Vaveyla Yazarı: Merve Eribol

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 36Şu an: 21. Bölüm 𑁍

"...Ama siz korkmayın tabii. Bunların hepsi hurafe. Çocukları korkutmak için uydurulmuş hikâyeler." dedi Enes Hoca gülümseyerek.

Gül bana doğru biraz eğildi.
"Vallahi benim tüylerim diken diken oldu, Lale." diye fısıldadı.

Ben de aynı ses tonuyla,
"Benim de... Hem de fena oldu." dedim.

Gece iyice çökmüştü. Kamp ateşinin çıtırtısı dışında etrafı derin bir sessizlik sarmıştı. Ağaçların arasından esen rüzgâr yaprakları hışırdatıyor, uzaklardan cırcır böceklerinin sesi geliyordu. Enes Hoca'nın anlattığı hikâyeler ister istemez insanın aklında yer ediyordu.

Fatih Hoca ayağa kalkarak etrafına baktı.
"Saat on bire geliyor. Hadi bakalım, herkes çadırlarına. Yarın sabah sizi erkenden uyandıracağız." dedi.

Hepimiz yavaş yavaş yerimizden kalktık.

Gül'le birlikte çadırımıza doğru yürüdük ve içeri girdik. Tam biz yerleşirken Deniz ile Umut da çadıra geldiler.

Çadırın içinde sağda ve solda, küçük de olsa iki ayrı uyku bölmesi vardı. Biz kızlar sağ taraftaki bölmeye geçtik. Uyku tulumlarımızı serip uzandık.

Gül telefonunu eline alıp ekranına baktı.
"Senin şarjın kaç, Lale?" diye sordu.

"%35. Seninki?" dedim.

Gül derin bir iç çekti.
"Allah kahretsin... %15! iPhone'ların şu huyundan nefret ediyorum. Şarjı resmen su gibi akıp gidiyor."

Gülümseyerek başımı salladım.
"Aynen öyle ya."

Birkaç saniye sessizlik oldu.
Sonra Gül heyecanla bana döndü.
"Bu arada galiba ödevimi abiye olarak yapacağım. Kafamda güzel bir tasarım oluşmaya başladı."

Ben de heyecanla doğruldum.
"Aa! Ben de tam onu düşünüyordum. Benim de aklımda bir abiye tasarımı var. Taslağını bile oluşturdum. Yarın sabah erkenden bir etkinlik yapacaklarmış. Ne olduğunu bilmiyorum ama bittikten sonra çizim defterlerimizi çıkarıp çalışmaya başlayalım."

"Çok iyi olur." dedi Gül gülümseyerek.

Tam konuşmaya devam edecekken yan taraftan sert bir ses duyuldu.
"Sessiz olursanız uyumayı planlıyoruz."

İkimiz de irkilerek sustuk.
Başımı hafifçe kaldırıp bölmenin diğer tarafına baktım.

Deniz ile Umut bize doğru bakıyordu. Özellikle Deniz'in yüzünde hafif sinirli ama yorgun bir ifade vardı.

Ben de gözlerimi devirip dudak büktüm.
"Tamam, tamam.Sakin olun. Siz de zıbarın artık." dedim.

Umut kısık sesle gülmeye başladı. Deniz ise başını iki yana sallayıp uyku tulumunun içine girdi.

Ben de gülümseyerek tekrar uzandım. Kamp ateşinin dışarıdan gelen hafif çıtırtıları, rüzgârın çadırı usulca sallayışı ve gecenin huzurlu sessizliği kısa süre içinde göz kapaklarımı ağırlaştırdı. Birkaç dakika sonra hepimiz derin bir uykuya dalmıştık.

✿

"Hadi uyanın artık! Beyler, bayanlar!"
Gür bir sesle irkilerek gözlerimi açtım.

Çadırın içi hâlâ loştu. Yanımda duran Gül benden önce uyanmıştı ve gözlerini ovuşturarak kendine gelmeye çalışıyordu.
"Günaydın," dedim uykulu bir sesle.

"Günaydın. Çok uykum var!" dedi Gül, esneyerek.

Tam o sırada çadırın fermuarı açıldı. İçeri başını uzatan Umut oldu. Bizden önce kalkmış, hazırlanmıştı bile. Saçları düzeltilmiş, spor kıyafetlerini giymiş hâlde oldukça enerjik görünüyordu.
"Hadi uyanın!" dedi neşeyle. "Galiba koşu falan yapacağız. Ona göre giyinin kızlar. Deniz daha uyanmadı mı?"

"Tamam, sağ ol Umut." dedim. Sonra ekledim: "Bu arada o öküz şimdi uyanmaz. Git de başından aşağı biraz su dök."

Umut gülüşünü zor tutarken çadırdan çıktı.

Ben de Gül'le rahatça

hazırlanabilmek için bizim taraftaki fermuarı çektim.

Çantamdan siyah kısa taytımı çıkardım ve giydim. Üzerime mavi, sıfır kollu spor atletimi geçirdim.

Saçlarımı toplayıp at kuyruğu yaptım. Son olarak beyaz çoraplarımı giyerek hazırlanmayı tamamladım.

Gül de o sırada siyah uzun taytını ve sarı cropunu giyiyordu.
"Çok ağır olmayan bir makyaj yapsak yeter," dedim. "Ama önce yüzümüzü yıkayalım, Gül."

"Ay evet, çok iyi olur." dedi hemen.
Birlikte çadırdan çıktık. Ama çantamı da yanımda aldım ne olur ne az diye.

Sabahın serinliği yüzümüze çarpar çarpmaz ikimiz de hafifçe ürperdik. Kamp alanı yeni yeni hareketlenmeye başlamıştı. Kuş sesleri ağaçların arasından yükseliyor, hafif rüzgâr çadırların kumaşlarını dalgalandırıyordu.

Gül su şişesinden avuçlarıma su döktü, ben de onun ellerine döktüm. Soğuk su yüzüme değdiği anda uykumun büyük kısmı dağıldı.
Yüzümüzü yıkadıktan sonra yeniden çadıra döndük.

Küçük aynalarımızı çıkarıp hafif bir makyaj yapmaya başladık. Birkaç dakika sonra ikimiz de güne hazır görünüyorduk.

Tam çadırdan çıkacakken karşımızda Sena belirdi.
"Deniz!" diye sesleniyordu, onu uyandırmaya çalışarak.

Sena'yı umursamadan Gül'le birlikte diğerlerinin toplandığı alana doğru yürüdük.

Sabahın serinliği hâlâ hissediliyordu. Güneş, ağaçların arasından süzülerek kamp alanını aydınlatıyor, hafif esen rüzgâr çadırların kumaşlarını usulca dalgalandırıyordu.

Etrafta herkes hazırlığını tamamlamıştı. Kimi esniyor, kimi kahvaltı masasının etrafında dolaşıyor, kimi de spor kıyafetleriyle birbirleriyle sohbet ediyordu.
Herkes spor giyinmişti.

Birkaç dakika sonra Deniz ve Sena da yanımıza geldiler. Deniz'in üzerinde beyaz, sıfır kollu bir atlet, altında siyah spor şortu vardı. Beyaz çorapları ve spor ayakkabılarıyla yine her zamanki gibi siyah-beyaz kombin yapmıştı.

Tamam, anladık. Beşiktaşlısın Deniz.

"Öncelikle herkese günaydın arkadaşlar." dedi Figen Hoca, herkesin dikkatini üzerine çekerek. "Saat tam sekiz. Şuradaki masanın üzerinde paketli sandviçler ve içecekler var. Kahvaltınızı yapın, on beş dakika sonra da sahilde olun. Biz hocalarınızla aşağıya iniyoruz."

Topluca başımızı sallayarak Figen Hoca'yı onayladık.

Gül'le birlikte hızlı adımlarla kahvaltı masasının yanına gittik. Birer paket sandviç ve meyve suyu kaptık. Boş bulduğumuz banka oturur oturmaz Gül'e dönüp sırıttım.
"Çök Esma, çök!" dedim kahkahamı bastırmaya çalışarak.

Gül otururken gözlerini devirdi.
"Bu kızın ekran süresi beni öldürüyor." dedi, gülmesini engelleyemeyerek.

Tam o sırada Karan ve Mert de ellerindeki kahvaltılarla gelip karşımıza oturdular.

Deniz, Sena ve Umut ise hemen yanımızdaki banka geçerek kahvaltılarını yapmaya başladılar.

"Afiyet olsun." Dedi Karan.
Ama önceki kadar hevesli değildi cümleleri.

"Sağolun sizede." Dedi gül.

Ama ben tek kelime etmedim.

İçimdeki seslerden biri, Karan gerçekten iyi biri. Seni mutlu edebilir. Ona bir şans ver, diye fısıldıyordu.

Diğer ses ise çok daha kararlıydı.

Karandan uzak dur. Göründüğü kadar iyi biri değil.

Derin bir nefes aldım.

Ben hangisini dinleyecektim? Neden ne zaman bir karar vermem gerekse, kendimi hep iki düşüncenin arasında sıkışıp kalmış hissediyordum?

"Lale?"

İrkilerek başımı kaldırdım.

"Efendim? Ne oldu?" diye sordum.

Karan yüzüme dikkatlice baktı.

"İyi misin?" diye sordu, sesinde belli belirsiz bir endişe vardı.

Başımı hafifçe salladım.

"İyiyim. Hadi, sahile inelim."

Ayağa kalkarken Gül de hemen peşimden doğruldu. Ardımızdan Mert ve Karan yürümeye başladı.

Denize yaklaştıkça tuz kokusu daha yoğun hissediliyordu. Dalgaların kıyıya vururken çıkardığı ritmik ses, öğrencilerin kahkahalarına karışıyordu. Ufukta güneş yavaş yavaş yükseliyordu.

Hocalar çoktan kumsalda hazırlıklara başlamıştı. Ellerinde dubalar ve çeşitli malzemeler vardı.

"Geldiniz mi çocuklar?" dedi Enes Hoca gülümseyerek.

Ardından Fatih Hoca eliyle önlerindeki boş alanı işaret etti.

"Siz şuraya oturun. Diğerleri de şimdi gelir."

Kumların üzerine yan yana oturduk. Hafif esen rüzgâr saçlarımızı savururken, diğer öğrenciler de gruplar hâlinde yanımıza gelmeye başladı. Kısa süre içinde kumsal hareketlenmiş, herkes yerini almıştı.

Herkes toplandıktan sonra Figen Hoca öne çıktı ve yüksek sesle konuşmaya başladı.

"Şimdi çocuklar, önce kısa bir koşu yapacağız. Ardından denizdeki dubaların üzerine küçük toplar yerleştirdik. Siz de yüzerek dubalara ulaşacak, topları alıp kıyıya geri döneceksinin."

"Karan, sen sol tarafa geç," dedi antrenörleri Enes Hoca.

Karan söyleneni yapıp sol tarafa geçti. Ardından gözlerini bana çevirdi.

"Enes Hocam, rakip olarak Lale'yi alabilir miyim?" diye sordu.

Enes Hoca bana döndü.

"Lale?"

Hiç düşünmeden başımı salladım ve sağ taraftaki başlangıç çizgisine geçtim.

"Düdüğü çaldığım anda başlayacaksınız!" dedi Enes Hoca.

Etraftaki herkes merakla bizi izliyordu.

Ben ise içimden kendi kendime söyleniyordum.

Ben naneyi yedim... Karşımda topun peşinden köpek gibi koşan futbolcu adamlar var. Ben bunu nasıl geçeceğim?

"Hadi Lale! Yapabilirsin!" diye bağırdı Gül.

Ona dönüp gülümsedim.

Enes Hoca düdüğü ağzına götürdü.

"Üç..."

"İki..."

"Bir!"

Düdüğün keskin sesi kumsalda yankılanırken bütün gücümle ileri atıldım.

İlk birkaç adımda kendimi hızlı hissediyordum.

Sonra Karan'ın çoktan önümden uzaklaştığını fark ettim.

O, ağaca benden saniyeler önce ulaşmış, gövdeye dokunup dönüş yoluna bile geçmişti. Ben ise ancak ağaca varabiliyordum.

Nefes nefese dönüş çizgisine ulaştığımda kazanan çoktan belli olmuştu.

Karan.

Soluk soluğa Gül'ün yanına kadar yürüdüm, ardından kendimi kumların üzerine bıraktım.

"Allah'ım... Öleceğim galiba." dedim nefes nefese. "Böbreklerim bile ağrımaya başladı."

Etrafımdakiler gülmeye başladı.

Karan yanıma gelip başımda durdu.

"Güzel yarıştı, Lale," dedi gülümseyerek.

Ben gözlerimi devirip ona baktım.

"Hı hı... Kesin öyledir."

Kahkahalar yeniden yükseldi.

Enes Hoca bu kez gözlerini Deniz'e çevirdi.

"Deniz, sıra sende oğlum."

Deniz sakin adımlarla başlangıç çizgisine geçti.

"Birini seçmeyeceksen ben seçeceğim," dedi Enes Hoca.

"Siz seçin hocam," diye cevap verdi Deniz.

"Defne, geç kızım."

Defne de Deniz'in yanındaki yerine geçti.

İkisi de başlangıç pozisyonu aldı.

Düdük çalar çalmaz aynı anda fırladılar.

Defne benden çok daha hızlıydı ama Deniz'in temposuna yine de yetişemiyordu.

Deniz uzun adımlarla ağaca doğru ilerledi. Neredeyse ilk ulaşan o olacaktı.

Tam elini uzatıp ağaca dokunacağı sırada...

ÇAT!

Yukarıdaki uzun çam ağaçlarından kalın bir dal büyük bir gürültüyle kopup Deniz'in hemen sol kolunun üstüne çarpıp yere düştü.

Hepimiz korkuyla ayağa fırladık.

Yüzündeki korku, bir anda yerini öfkeye bıraktı.
"Allah kahretsin!"
Diye bağırarak bütün gücüyle ağacın gövdesine yumruk attı.

Tok bir ses duyuldu.

Bir an herkes olduğu yerde donup kaldı.

Ben ise hiç düşünmeden kumların üzerindeki çantamı kaptığım gibi ona doğru koştum.

"Deniz! İyi misin?" diye seslendi Enes Hoca telaşla.

Deniz olduğu yere çökmüştü.

Ben de hemen yanına diz çöktüm.

"Hocam, ben ilk yardım biliyorum," dedim sakin kalmaya çalışarak.

Figen Hoca bana döndü.

"Tamam Lale, bir bak. Ciddi bir şeyi var mı?"

"Hocam, bence biraz kenara geçelim. Siz etkinliğe devam edin. Kalabalık olursa müdahale etmek zorlaşır."

Enes Hoca başını salladı.

Deniz dişlerini sıkarak,

"Ben iyiyim hocam, siz devam edin," dedi.

Sağlam kolunu omzuma aldım.

"Hadi, şuraya oturalım."

Birlikte birkaç metre ilerideki büyük kayanın yanına yürüdük. Deniz ağır ağır kayanın üzerine oturdu.

Elini tuttuğumda içim cız etti.

Ağaca attığı yumruk yüzünden elinin üst kısmı parçalanmış, derisi sıyrılmış ve kan avucuna doğru süzülmeye başlamıştı.

Tam o sırada Umut ve Gül de yanımıza geldi.

Deniz onlara baktı.
"Umut, Gül... Siz gidin hadi. bir şeyim yok."

Umut endişeyle kaşlarını çattı.
"Emin misin abi?"

Deniz başını salladı.

"Evet."

Ama yüzünü buruşturuşundan, canının sandığından çok daha fazla yandığı belliydi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

256okunma 36beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18