19. bölüm / 36
DENİZ'İN RÜZGARI19. Bölüm 𑁍
Bölümler 36Şu an: 19. Bölüm 𑁍
- 1 1. Bölüm 𑁍1.511 kelime
- 2 2. BÖLÜM 𑁍1.357 kelime
- 3 3. Bölüm 𑁍1.373 kelime
- 4 4. Bölüm 𑁍1.042 kelime
- 5 5. Bölüm 𑁍1.078 kelime
- 6 6. Bölüm 𑁍1.019 kelime
- 7 7. Bölüm 𑁍1.452 kelime
- 8 8. Bölüm 𑁍1.361 kelime
- 9 9. Bölüm 𑁍1.353 kelime
- 10 10. Bölüm 𑁍1.255 kelime
- 11 11. Bölüm 𑁍1.079 kelime
- 12 12. Bölüm 𑁍1.651 kelime
- 13 13. Bölüm 𑁍1.212 kelime
- 14 14. Bölüm 𑁍1.088 kelime
- 15 15. Bölüm 𑁍1.230 kelime
- 16 16. Bölüm 𑁍1.272 kelime
- 17 17. Bölüm 𑁍1.157 kelime
- 18 18. Bölüm 𑁍1.186 kelime
- 19 19. Bölüm 𑁍1.170 kelime · Okuduğun bölüm
- 20 20. Bölüm 𑁍1.204 kelime
- 21 21. Bölüm 𑁍1.521 kelime
- 22 22. Bölüm 𑁍1.140 kelime
- 23 23. Bölüm 𑁍1.329 kelime
- 24 24. Bölüm 𑁍1.212 kelime
- 25 25. Bölüm 𑁍1.255 kelime
- 26 26. Bölüm 𑁍1.378 kelime
- 27 27. Bölüm 𑁍1.263 kelime
- 28 28. Bölüm 𑁍1.553 kelime
- 29 29. Bölüm 𑁍1.530 kelime
- 30 30. Bölüm 𑁍1.416 kelime
- 31 31. Bölüm 𑁍1.523 kelime
- 32 32. Bölüm 𑁍1.418 kelime
- 33 33. Bölüm 𑁍1.305 kelime
- 34 34. Bölüm 𑁍1.345 kelime
- 35 35. Bölüm 𑁍1.168 kelime
- 36 36. Bölüm 𑁍1.473 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Herkes kamp alanının tam ortasında toplandı. Biraz ileriden denizin dalga sesi duyuluyor, iyot kokusu ormanın temiz havasına karışıyordu.
Erkekler sırtlarındaki çadırları yere bırakırken Figen Hoca grubun önüne geçti.
"Beyler, çadırları taşıma görevi sizdeydi. Onları şimdilik yere bırakın." dedi.
Herkes sessizleşince Enes Hoca birkaç adım öne çıktı. Kollarını bağlayıp hepimize göz gezdirdi.
"Evet beyler, bayanlar!" dedi yüksek sesle. "Kampın ilk kuralı nedir?"
Ortalığı derin bir sessizlik kapladı.
Kimsenin ağzını bıçak açmıyordu.
Ben de en önde, salak gibi en önde dikiliyordum.
Enes Hoca'nın bakışları sonunda bana takıldı.
"Adın ne kızım?" diye sordu.
Bir adım öne çıktım.
"Moda Tasarım bölümünden Lale, hocam." dedim.
Ama o sırada kafamın içinde bambaşka bir ses konuşuyordu.
(8/A sınıfından Ali Biçim. Okulum Ata Fen. Çok mutluyum.)
Evet... Haklısınız. Ekran süremi gerçekten acilen azaltmam gerekiyor.
Figen Hoca gülümseyerek bana baktı.
Enes Hoca yanıma kadar geldi.
"Çok güzel, Lalecim." dedi. "Peki kampın ilk kuralı nedir?"
Omuz silktim.
"Bilmem... Nedir hocam?" diye sordum.
Enes Hoca kaşlarını kaldırdı.
"Ben sana sordum kızım." dedi.
Bir anda grubun içinden kahkahalar yükseldi.
Fatih hoca gülerek göz kırptı.
Ben de gayet ciddi bir ifadeyle omuz silktim.
"Ben de bilmediğim için size sordum hocam. Nedir?" dedim.
Bu sefer kahkahalar daha da arttı.
Enes Hoca derin bir nefes verip başını iki yana salladı.
"Soruma soruyla karşılık verdin Lale?" dedi gülümseyerek. "Kafandan bir şey uydursan bile olurdu aslında."
Birkaç saniye düşündüm.
Sonra aklıma bir şey geldi.
"Yerleşim yeri mi?.. Yani önce çadırları kurmak?" diye sordum, emin olamayarak.
Bir anda aklıma Rafadan Tayfa'daki kamp bölümü geldi.
Galiba doğru cevap da oradan aklımda kalmıştı.
Enes Hoca gülerek başını salladı.
"Aferin." dedi. "Doğru cevap... Ama gerçekten zor yollardan gelen bir doğru cevap oldu."
Bu sözün ardından herkes bir kez daha kahkahaya boğuldu.
Ben ise utandığımı belli etmemek için sadece gülümseyip saçımın bir tutamını kulağımın arkasına sıkıştırdım. İçimden ise tek bir cümle geçiyordu.
"Burada ki okulun maskotuda olduysak tamamdır bu iş."
Enes Hoca gülümseyerek alkış yaptı.
"Tamam, en azından biri doğru cevabı buldu." dedi. "Kampın ilk kuralı; önce yerleşim alanını oluşturmak. Yani çadırları doğru şekilde kurmak. Düzenli bir kamp, rahat bir kamp demektir."
Ardından eliyle kamp alanını gösterdi.
"Şimdi sizi gruplara ayıracağız. Her grubun kuracağı çadır belli. Kimse kafasına göre yer seçmeyecek. Çadırlar arasında yürüyüş yolu bırakacağız, ateş alanının etrafını boş tutacağız ve çöpleri de belirlenen noktaya atacağız. Anlaşıldı mı?"
"Anlaşıldı hocam!" diye hep bir ağızdan cevap verdik.
Figen Hoca elindeki listeyi açtı.
"Şimdi isimleri okuyorum." dedi.
Herkes merakla birbirine bakmaya başladı. Kimler aynı çadırda kalacağını öğrenmeye çalışıyordu.
"Moda tasarım sınıfından Lale?"
İrkilip başımı kaldırdım.
"Buradayım hocam."
"İşletme sınıfından Deniz?"
"Buradayım hocam."
"Moda tasarım sınıfından Gül?"
Gül elini kaldırdı.
"Burdayım hocam."
"İşletme sınıfından Umut?"
"Burdayım hocam"
Figen Hoca listeye tekrar göz gezdirdi.
"Siz dördünüz aynı büyük çadırdasınız."
Hassiktir gerçekten. İstesem denk gelmez böylesi.
Sena'nın yüzündeki gülümseme bir anda kayboldu.
"Hocam?" diye söze girdi. "Biz Deniz'le ayrı bir çadırda kalsak olmaz mı?"
Figen Hoca kesin bir ifadeyle başını iki yana salladı.
"Olmaz." dedi. "Çadır düzenlerini önceden planladık. Kimse yer değiştirmeyecek."
Hayır ya neden ya neden! Karan ile aynı çadırda kalsam bu kadar üzülmezdim.
Sena bana göz ucuyla baktı. Ben ise hiçbir tepki vermeden çantamın askısını düzelttim.
İçimden sadece...
"Üç gün..."
"Sadece üç gün sabredeceğim."
Diye geçiriyordum.
"Hocam olmaz böyle!" Dedi Sena sinirle.
"Sena? Bana karşı mı geliyorsun kızım?" Dedi Figen hoca sinirle.
Sena sesini çıkarmadı.
Senanın aynı çadırda kalacağı üç kişi de kız dı.
Figen hoca herkesin yerini belirledi. Sena ve Karan farklı çadırlara denk düşmüştü neyse ki.
Tam o sırada Enes Hoca yüksek sesle konuştu.
"Beyler! Çadırları açabilirsiniz. Kızlar da seyretmeyecek tabii. Herkes elini taşın altına koyacak."
Erkekler çadır torbalarını açarken metal direklerin birbirine çarpma sesleri kamp alanını doldurdu. Rengârenk çadır kumaşları çimlerin üzerine serildi.
Herkes bir ucundan tutuyor, bir yandan da "Şunu biraz çek!", "Direği ver!", "İpi gerdir!" sesleri ormanın sessizliğine karışıyordu.
Ben de Gül'le birlikte yere serilen çadır bezini düzeltmek için eğildim.
Tam karşımdan geçen Sena ise bana küçümseyici bir bakış atıp burnunu havaya kaldırdı.
Hiç oralı olmadım.
Şu an tek hedefim vardı.
Çadırı bir an önce kurup şu manzaranın tadını çıkarmak. Gözüm bir an denize kaydı. Ağaçların arasından görünen masmavi su, güneş ışıklarıyla parlıyordu.
Çadırlar yaklaşık yarım saatlik uğraşın ardından tamamen kurulmuştu. Kamp alanı artık rengârenk çadırlarla dolmuş, ortalık yavaş yavaş hareketlenmeye başlamıştı.
Hocalar tüm öğrencileri tekrar ateş alanının etrafında topladı.
Figen Hoca gülümseyerek etrafına baktı.
"İlk gün olduğu için sizi biraz serbest bırakıyoruz." dedi. "Ama kamp alanından fazla uzaklaşmak yok. Ormanın içine tek başınıza girmiyorsunuz. En geç bir saat sonra herkes burada olacak. Anlaşıldı mı? Denize gireceğiz."
"Anlaşıldı hocam!" diye hepimiz aynı anda cevap verdik.
Herkes bir anda farklı yönlere dağıldı.
Ben ise kamp alanının kenarındaki ahşap banklardan birine gidip oturdum. Bankın tam karşısında masmavi deniz uzanıyordu. Hafif dalgalar kıyıya vuruyor, serin rüzgâr saçlarımı savuruyordu.
Annemi arayıp güvenle vardığımızı söyledim. Birkaç dakika konuştuktan sonra telefonu kapatıp elimde çevirmeye başladım.
Şarjım yüzde altmış üçteydi.
İyi... Daha dikkatli kullanmam lazım.
Telefonu cebime koyacakken gözüm Gül ve Umut'a takıldı.
İkisi de kahkaha atarak kamp alanından biraz uzaklaşıyorlardı.
Acaba neden?
Artık sevgili mi olacaklar ne olacaklarsa olsunlar... Yeter ki bir an önce olsun.
Kendi kendime gülümseyip başımı iki yana salladım.
Etraftaki diğer bankların hepsi doluydu. Benim oturduğum bankta ise hâlâ boş yer vardı.
Tam o sırada Deniz ve Sena yanıma geldiler.
Başka yer kalmadığı için mecburen bankın karşı tarafına oturdular.
Sena'nın yüzü sinirden kıpkırmızı olmuştu. Belli ki hâlâ biraz önceki çadır meselesini içine atamamıştı.
Yanlarında ben olduğum için tek kelime etmiyordu. Bunun yerine Deniz'in koluna iyice sokulmuş,
somurtarak önüne bakıyordu.
Ben ise hiç oralı olmadım.
Tekrar telefonuma döndüm.
Tam o sırada uzaktan tanıdık bir ses duyuldu.
"Laleee!"
Başımı kaldırıp sesin geldiği yöne baktım.
Gül, yüzünde kocaman bir gülümsemeyle bana doğru koşuyordu.
Arkasından da Umut geliyordu.
İkisi de nefes nefese kalmıştı.
Gül yanıma gelir gelmez avucunu bana doğru uzattı.
Avucunun içinde küçücük, kıpkırmızı dağ çilekleri vardı.
"Lale, bak!" dedi heyecanla. "Umut'la birkaç tane dağ çileği bulduk. Topladık onları."
Yüzüm istemsizce aydınlandı.
"Aaa, çok tatlılar!" dedim sevinçle.
Refleks olarak elimi çileklerden almak için uzattım.
Tam o sırada sert bir ses duyuldu.
"Salak mısın sen?"
Hepimiz aynı anda sesin geldiği yöne döndük.
Konuşan Deniz'di.
Kaşlarını çatmış, bana sinirle bakıyordu.
Sonra bakışlarını Gül'e çevirdi.
"Gül, siz bunları yiyin ama şu Laleye vermeyin!" dedi sertçe. "Salağın çileğe alerjisi var! Bir de burada onunla uğraşamam!"
Olduğum yerde donup kaldım.
Ne...
Küçüklüğümden beri olan çilek alerjimi hâlâ hatırlıyor muydu?
Bir anlığına Deniz'e baktım.
Yüzündeki ifade öfkeli görünüyordu ama gözlerinde belli belirsiz bir endişe de vardı.
Sena ise bunu duyunca başını Deniz'in omzundan çekti.
Önce şaşkınlıkla ona baktı.
Sonra yüzü asıldı.
Hiçbir şey söylemeden ayağa kalktı ve hızlı adımlarla uzaklaşmaya başladı.
Deniz arkasından seslendi.
"Sena! Dur bir dakika!"
Ama Sena dönüp bakmadı bile.
Deniz derin bir nefes verip hemen onun peşinden koştu.
Ben hâlâ olduğum yerde sessizce oturuyordum.
Gül ise bana dönüp koluma hafifçe vurdu.
"Ya neden daha önce söylemedin?" dedi sitem ederek. "Hem alerjin var, hem de elini uzatıyorsun!"
Mahcup bir gülümsemeyle omuz silktim.
"Unuttum bir anlığına.." dedim sessizce. "Çilekleri görünce gerçekten unuttum."
Umut başını iki yana sallayıp derin bir iç çekti.
"Bu gidişle sen bunların ayrılık sebebi olursun. Ve bu çok iyi bir şey!"
Diyince gül ile istemeden güldük.
Bölüm etkileşimi
