9. bölüm / 41
Çekiliş Aşkı | 🇮🇹🇹🇷9. Bölüm
Bölümler 41Şu an: 9. Bölüm
- 1 1. Bölüm1.019 kelime
- 2 2. bölüm1.427 kelime
- 3 3. Bölüm1.313 kelime
- 4 4. Bölüm2.587 kelime
- 5 5. Bölüm1.554 kelime
- 6 6. Bölüm1.310 kelime
- 7 7. Bölüm1.088 kelime
- 8 8. Bölüm1.457 kelime
- 9 9. Bölüm1.907 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 10. Bölüm1.270 kelime
- 11 11. Bölüm1.821 kelime
- 12 12. Bölüm1.220 kelime
- 13 13. Bölüm1.249 kelime
- 14 14. Bölüm1.436 kelime
- 15 15. Bölüm1.312 kelime
- 16 16. Bölüm1.054 kelime
- 17 17. Bölüm2.402 kelime
- 18 18. Bölüm1.210 kelime
- 19 19. Bölüm1.002 kelime
- 20 20. Bölüm1.263 kelime
- 21 21. Bölüm1.081 kelime
- 22 22. Bölüm2.042 kelime
- 23 23. Bölüm2.795 kelime
- 24 24. Bölüm2.099 kelime
- 25 25. Bölüm2.168 kelime
- 26 26. Bölüm2.642 kelime
- 27 27. Bölüm2.427 kelime
- 28 28. Bölüm2.582 kelime
- 29 29. Bölüm2.577 kelime
- 30 30. Bölüm2.317 kelime
- 31 31. Bölüm2.509 kelime
- 32 32. Bölüm2.155 kelime
- 33 33. Bölüm2.052 kelime
- 34 34. Bölüm2.174 kelime
- 35 35. Bölüm2.613 kelime
- 36 36. Bölüm2.229 kelime
- 37 37. Bölüm2.164 kelime
- 38 38. Bölüm2.040 kelime
- 39 39. Bölüm2.476 kelime
- 40 40. bölüm3.496 kelime
- 41 41. Bölüm887 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Aman Allah'ım!" Sandro'yu karşımda beklemediğim için korkuyla geri sıçradım. Kollarını göğsünde bağlamış, bıkkın gözlerle bana bakıyordu. İş önlüğünü giymişti ve böyleyken çok tatlı duruyordu.
"Seni bir saattir bekliyorum, kahvaltı ve çayın buz gibi oldu." dedi, alınmış bir ses tonuyla.
"Keşke haber verseydin." Hafifçe gülümseyerek yanından geçtim ve mutfağa girdim. Yine her zamanki gibi harika bir kahvaltı sofrası vardı.
"Sandro, gerçekten çok lezzetli duruyor, zaten çok acıkmıştım." Masaya oturup iştahla kahvaltımı etmeye başladım. Sandro da gelip oturdu.
"Bu yemek aşkı nereden geliyor? Yani... seni tanıdığım günden beri her yemeği sanki ilk kez yiyormuşsun gibi davranıyorsun." dedi, dudağının kenarı yukarı kıvrılırken.
"Dün dedim, sorgulama diye." dedim, gülümseyerek. Elini çenesine koyup masaya yaslandı.
"Ve bence çok tatlı oluyorsun." Sandro'nun ani iltifatıyla yediğim zeytin soluk boruma kaçtı ve öksürmeye başladım. Benim öksürdüğümü ve endişeyle boğazımı tuttuğumu görünce endişelendi ve masadan hızla kalkıp arkama geçti. Kollarını göğsümün altında birleştirip Heimlich manevrası yaptı birkaç kez ve sonunda zeytin parçası ağzımdan dışarıya fırladı. Yüzüm kıpkırmızı bir halde Sandro'ya döndüm.
"Teşekkür ederim... Sen olmasan ölüp gitmiştim." Hâlâ bana endişeyle bakan Sandro'yu mutfakta bırakıp banyoya girdim. Ben bu adama nasıl her defasında rezil olmayı başarıyordum bilmiyorum. Artık işe gitmem gerektiğini anlayınca banyodan çıkıp Sandro'nun yanına döndüm.
"Gitmeliyim... işe... birazdan mesai başlayacak." dedim, sanki az önce hiçbir şey yaşanmamış gibi ve kapının önüne gidip ayakkabımı giydim. "Görüşürüz," deyip evden çıktım.
İş yerine girdiğimde herkes işine odaklanmıştı. Üstümü değiştirip ben de işime döndüm.
Patron her zamanki gibi her türlü işi yaptırıyor, beğenmeyip tekrardan yaptırıyordu.
Neredeyse bütün gün çalışmıştım. Sonunda işim bitince önlüğü çıkartmak için personel odasına gittim. Çıktığımda karşımda Yaren'i görünce yerimde durdum. Kendisini pek sevmesem de iş arkadaşı olduğumuzdan iletişim kurmamız gerekiyordu.
"Ne oldu? Neden bana böyle bakıyorsun?" dedim, merakla. Yaren kollarını göğsünde bağlamış, bana tam olarak anlayamadığım gözlerle bakıyordu.
"Dışarıda çok yakışıklı bir adam var. Miray'ı görmek istiyorum deyip duruyor." Dediğinde Sandro'nun geldiğini anladım.
"Haber verdiğin için sağol Yarencim." Ters bakışlarına aldırış etmeden mağazadan hızla çıkıp etrafa baktım. Ne kadar göz gezdirsem de etrafta Sandro'yu göremiyordum.
"Eee, Sandro burada değil?" dedim kendi kendime, etrafa bakarken.
"Sana 'Çok yakışıklı bir adam' denildiğinde aklına ben mi geliyorum?" Arkamdan gelen kendini beğenmiş ses tonunu tanıyınca yerimde durdum.
"Ne alakası var?" dedim, çekinerek. Arkamdaki kahkaha sesi yaklaşıp önüme geçince kollarımı göğsümde savunmacı bir hareketle bağladım.
"Yaren adındaki kız sana sadece 'Dışarıda çok yakışıklı bir adam var' dedi." 32 dişini de göstererek sırıttı. "Ve az önce 'Sandro burada değil' demiştin. Yani beni çok yakışıklı bir adam olarak görüyorsun."
Birkaç adım atarak aramızdaki mesafeyi kapatınca ne yapacağımı şaşırdım. Etrafa bakındım, bizi gören var mı diye. Bunu Sandro da fark etmiş olacak ki geri çekildi.
"Neyse, heyecandan bayılmanı istemeyiz. Hadi gel, sana yemek yaptım, soğudu soğuyacak." Cevap vermemi beklemeden elimi tutup eve yürümeye başladı.
"Bana neden yemek yapıp duruyorsun?" dedim, hafif mahcup bir merakla. Başını çevirip bana gülümseyerek baktı.
"Sana yemek yapmayı seviyorum. Ve seni yemek yerken izlemek hoşuma gidiyor." dedi ve göz kırpıp önüne döndü. Arkasından onu takip ederken kalbimin hızlanmasına engel olamadım. Eve dönüş yolunda pamuk şeker satan abiyi görünce Sandro'nun elini çekiştirdim.
"Şey... pamuk şeker yiyelim mi?" Utanarak pamuk şekeri işaret ettim. Başını çevirip o yöne baktıktan sonra adamın yanına gidip bir tane pamuk şeker satın alıp geri geldi. Elinden mutlu bir şekilde pamuk şekeri alıp paketi açtım. Bir parça koparıp ağzıma attım, bir parça daha koparıp ağzıma atacakken vazgeçip Sandro'ya uzattım.
"Yemek ister misin?" Dememle dönüp elimdeki pamuk şekere eğilip yemesi bir olunca Sandro'ya şaşkınlıkla baktım.
"Şey... istiyorsan sana da alalım." Gülmeye başladı ve yürümeye devam etti.
"Senin elinden yemek daha lezzetli." dedi, göz kırparken. Bu adam ne olsun istiyordu ya...
Bir parça daha koparıp uzattığımda yine elimden yemişti pamuk şekeri. Bir parça daha alıp kendi ağzıma götürecektim ki dudaklarına elimin değdiğini ve bunu yaparsam bir nevi öpüşmüş olacağımızı fark ettim. Ona laf çıkartmamak için sanki bunu hiç düşünmemiş gibi pamuk şekeri ağzıma attım.
Sonunda eve girdiğimizde burnuma gelen pizza kokusuyla gözlerim açıldı.
"Yoksa pizza mı yaptın?" dedim, hızlıca ayakkabılarımı çıkartıp mutfağa yönelirken. Tam mutfağa girecekken arkamdan birinin beni tutmasıyla kapının eşiğinde kaldım.
"Nereye gidiyorsun bakalım? Elini yüzünü yıkadın mı?" Sandro'ya dönüp dişlerimi göstererek gülümseyip banyoya koştum. Elimi yüzümü yıkayıp odama girdim ve üstümü değiştirdim. Koşar adımlarla mutfağa döndüm, masaya geçip heyecanla hangi dilimi alacağımı seçmeye çalıştım.
Sandro'nun elindeki pizza dilimini bana uzatmasıyla ona baktım.
"Hadi ye." dedi. Dilimi elinden almak için uzandım ama elini geri çekti.
"Hayır, elimden yemeni istiyorum."
"Ama bu utanç verici, ben bebek değilim..." dedim fakat pek umurunda değildi ve ısrarla dilimi tutmaya devam ediyordu. Utanarak elinde tuttuğu pizza dilimine uzanıp ısırık aldım. Başka yöne bakıp çiğnemeye başladım. Bana ısırttığı dilimi kendi ağzına attığını görünce şok içinde döndüm.
"Neden bana yedirdiğin dilimi yedin?" Elinde son kalan dilimi de ağzına atıp bana döndü.
"Çünkü aralarındaki en lezzetli pizza dilimi seninkiydi." Yüzüm dediği şeyle kızarmaya başladı. Pizzadan bir dilim daha alıp hızlı hızlı yedim. Birkaç ısırıktan sonra bakışlarını hissedince başımı ona çevirdim.
Üzerime yaklaşıp parmağını ağzımın kenarına getirince hızla geri çekilip kirlenen yeri elimin tersiyle sildim.
"Sağol, benim de elim var." Tekrardan pizzama döndüm ama Sandro yerinde donmuş halde bana bakıyordu.
"Miray, sen romantizm nedir biliyor musun?" Ağzıma pizzayı tıktıktan sonra elimle ağzımı kapatıp başımı salladım.
"Evet, neden sordun?" Ağzımdaki lokmayı çiğnemeye devam ederken meraklı bakışlarımı ona diktim.
"Hiç, merak ettim sadece." dedi ve yemeğine döndü. Sandro'nun çenesinden tutup kendime çevirdim ve dudağının üstünde duran sosu baş parmağımla sildim. Bana bunu beklemediğini belli eden şaşkın bakışlarla bakarken pizzadan bir dilim daha alıp Sandro'ya göz kırptım.
"O iş öyle olmaz, böyle olur canım." Pizzamı yemeye döndüm ama Sandro hâlâ bana hafif ağzı açık bir halde bakıyordu. Elindeki pizza dilimini elinden alıp ağzına tıktım.
"Hadi devam et yemeğe." dedim ve güldüm. Yemek bitince yine bulaşıkları birlikte yıkadık. Akşam olduğundan bir film seçip izlemeye başladık. Film pek de sarmayınca sıkılıp Sandro'yu izlemeye başladım. Ona bakmak bile kalbime kıpırtı yaratıyordu. Kapımın çalmasıyla yerimde sıçradım. Sandro benim gereksiz korktuğumu görünce bakışlarını üzerime dikti.
Kendime gelince ayağa kalkıp kapıyı açmaya gittim. Leyla gelmişti, elinde patlamış mısır vardı.
"Film gecesi yapalım istedim!" Heyecanla içeri girdiğinde Sandro'nun hâlâ evde olduğunu görünce adımları yavaşladı.
"Bu niye hâlâ senin evinde? Evsiz falan mı?" Boğazımı temizleyerek susmasını işaret ettim.
"Daha sonra konuşuruz güzelim." dedim ve elindeki patlamış mısırını alıp içeri geçtim. Leyla da benimle birlikte içeri geçip koltuğa oturdu.
Bir film seçip açtıktan sonra kumandadan filme neredeyse son ses verdim. Ekranda renkler akmaya başladığında ve odadaki tek sesin televizyondan geldiğine emin olduğumda rahat bir nefes verdim.
Gerginlikten açtığım filmin ne kadar sıkıcı olduğunu da filmi izlemeye çalışırken fark etmiştim. Gözlerim yavaş yavaş kapanıp uykuma yenik düşmem için bana güç uyguluyordu.
"İyice yerleştin, bakıyorum. Eee, rahat mısın? Keyifler nasıl?" Leyla'nın iğneleyici ses tonuyla uykulu ifademden eser kalmadı. Sandro Leyla'ya memnuniyetsiz bakışlarını fırlatıyordu.
"Leyla... yapma şunu, gözünü seviyim ya." Sadece Leyla'nın duyabileceği şekilde fısıldadım.
"Leyla, ben burada yaşıyorum, öğren artık şunu." Dİyerek araya girdi Sandro. Geri çekilip dikkatimi Sandro'ya çevirdim. "Ayrıca iki ay sonra Miray ile Mardin'e dönücem." Benden önce yapmış planını, haberim yok.
"Dönücem diyor, şuna bak." Alaylı bir şekilde güldü. "Sanki önceden orada yaşıyordun da, İtalyan bebesi seni." Elimi yüzüme vurup sinirle bir of çektim.
"Leyla güzelim benim, neyin atarını yapıyorsun? Hadi, film izliyorduk, sen de katıl ve lütfen sus." Geriye yaslanmasını sağladıktan sonra filmin sesini açtım. Aniden film daha bi izlenesi gelmişti gözüme, yeter ki Leyla sussun.
"Sen aşık ol, bak ben sana ne yapıyorum. Aha buraya yazıyorum, Miray yapma artık diye yalvarıcaksın da durmuycam." dedim, kulağına doğru fısıldayarak.
"Aşık olmayacağım için sorun yok." Kendinden emin bir şekilde söyleyip ağzına patlamış mısır atınca tekrardan oflayıp geri çekildim. "Sen aşık mı oldun lan!?" Kulağıma gelen fısıltı sesiyle yerimde doğruldum. Gözlerim irileşmişti ve yüzüme doğru sıcaklık yayılmaya başlamıştı. Nefes alışımı da kontrol edemiyordum.
"Leyla Allah aşkına sus." sessizce yalvardım. Sandro'ya göz ucuyla baktığımda somurttuğunu fark ettim.
"Banane,bu adamı hiç sevmedim." Bıkkın bir nefes verdim.
"Sizin iyi anlaşmanız lazım. Olmaz böyle." dedim aniden ayağa kalkarak. "Hadi oyun oynayalım." Televizyonluğun önüne geçip çekmeceyi açtım. Uno kartlarını aldıktan sonra geri kapatıp yere oturdum ve yanıma doğru vurdum.
"İtiraz yok, gelin oturun." İkisi de istemeye istemeye gelip oturdular. Kartları dağıttıktan sonra oynamaya başladık. İkisi de oyun ilerledikçe hırs yapmaya başlamışlardı. Eğlenceli saatlerin ardından sonunda birbirlerine alıştıklarını hissedince rahat bir nefes verdim. O gece oyun oynayarak bitti.
Sabah olduğunda alarmdan önce uyandım. Etrafa baktığımda Sandro'yu göremedim. Oturma odasına girdiğimde hâlâ koltukta uyuyor olduğunu görünce onu bir süre izledim. Onu odada bırakıp mutfağa girdim. Tezgahın önünde durup ne yapacağımı düşündüm. Gerçekten ne yapacaktım? Menemen mi yapsam? Bir de soğanlı yapsam, harika bir kahvaltı sofrası olurdu.
Çok mantıklı gördüğüm fikrimi yapmaya başladım. Bir süre sonra kapıda Sandro'yu görünce gülümseyerek döndüm.
"Günaydın Uykucu, hadi masaya geç-" Sandro'nun uykulu mırıltılar eşliğinde arkama geçtiğinde sözüm yarıda kaldı çünkü belime sarılmıştı! Çenesini omzuma koyup başını başıma doğru eğerek bana yaslandığını hissettiğimde kalbim yerinden çıkacak kadar hızlanmaya başladı. Elimde tuttuğum tahta kaşık titremeye başlayınca direkt elimden bıraktım.
"Ne... ne oldu...?" Sesimin gergin çıkmasına engel olamadım. Çenesini geriye çekip bu sefer başını omzuma yasladı.
"Mm... Uykumu alamadım..." dedi, sesi uykudan çatallı çıkıyordu ve bu onu daha da çekici kılıyordu.
"H-hadi... git yüzünü yıka ve masaya otur." Yine mırıldanarak geri çekilip lavaboya gitti. Sandro içeri gittiğinde tezgahta duran sürahiyi alıp kendime hemen su doldurdum. Titrek ellerle suyu içtikten sonra derin bir nefes aldım ama kalbim hâlâ hızla atıyordu.
"Kendine gel Miray.." Kendi kendime fısıldadıktan sonra tekrar ocağa yöneldim. Menemen tavasını ocaktan alıp masaya koydum.
Sandro yüzünü yıkayıp döndü, hâlâ az önceki heyecan üzerimdeydi. Garip bir hava esiyordu aramızda, sessizlik içinde kahvaltımızı ettik. Kahvaltıdan sonra birlikte oturma odasına geçtik. Sohbet etmeden sessizce oturmuş telefona bakıyordum.
"Bugün patron ile konuşmaya gidicez." dedi, telefonuna bakarken.
"Hangi patron?" Dediği şeyi anlamlandırmaya çalışırken kaşlarım çatıldı.
"Benim patronum. Hatta..." Ayağa kalkıp gömleğini düzeltti. "Hadi git hazırlan, gidiyoruz." dedi ve odadan çıktı.
Sonunda o kutlu gün gelmişti.
"Tamam,hemen üstümü giyinip döneceğim." Kapıya doğru ilerledi. Kapıyı açmadan önce bana döndü ve sırıttı.
"Seni aşağıda bekliyorum. Çabuk ol." Evden çıktı. Dediği gibi acele etmek için beklemeden odama girdim. Dolabımdan aldığım siyah palazzo pantolon ve beyaz tişörtü giyip sade bir makyaj yaptıktan sonra ben de evden çıktım. Binadan çıkıp arabayı aradım. Biraz sonra araba gelince arabaya bindim.
"Hazır mısınız, Miray Hanım?" Gülümseyerek başımı salladım ve yola çıktık.
"Hani yasaktı? Ne oldu da fikirler değişti?" Dedim yolu seyrederken.
"Senin için izin aldım. İzin verdiklerine şükret ve sorgulama." Dudaklarım düz bir çizgi olurken umursamazca omuz kaldırıp geri indirdim.
On dakikalık yolculuğun sonunda araba bir binanın önünde durmuştu. Yol boyunca yolu seyrettiğimden de gidişi ezberlemiştim. Arabadan inip kapının önünde durdum. Şirket binasına benziyordu.
Vale gelip arabanın anahtarını aldı, biz de binaya girdik. Sandro çok özgüvenli duruyordu. Bir süre onun nasıl yürüdüğünü ve etrafa nasıl baktığını inceledim. Sonra da aynı duruşu yapmaya çalıştım.
Ne yapmaya çalıştığımı anlamıştı sanırım çünkü bakışları bana döndü ve gülümsedi. Ona baktığımda bana gülümsediğini fark edince aynı şekilde ben de ona gülümsedim. Kulağıma doğru eğildi.
"Gerilmene gerek yok, ben yanındayım." dedi, fısıldayarak. Onun bu kadar yakından fısıldaması beni daha çok gerince kaskatı kesildim.
"Merak etme, iyiyim ben..." Asansörün önüne gelmiştik. Kapı açıldığında asansöre bindik. Hadi buyur cenaze namazına Miray Hanım. Baş başa kaldınız...
Asansöre binince gözlerimi yukarı dikip bir şey düşünüyor gibi yaparak Sandro'nun bakışlarından kaçınmaya çalıştım. Sonunda asansör açıldığında kendimi dışarı attım.
Sandro da dışarı çıkıp bir tarafa doğru yürümeye başlayınca onu takip ettim. Bir kapının önünde durduk. Sandro kapıyı çaldı ve içeriden 'Girin' sesi geldi. İçeri girdik. Masada oturan adam, içeri girdiğim andan itibaren gözlerini bana dikti ve bu durum beni gerçekten rahatsız ediyordu.
"Miray Hanım sizinle konuşmak istiyordu." İçeri girip masanın önünde durdu ve masada oturan adam eliyle ona çık işareti yaptı. Sandro da dışarı çıkarak beni odada yalnız bıraktı...
Bölüm etkileşimi
