18. bölüm / 41
Çekiliş Aşkı | 🇮🇹🇹🇷18. Bölüm
Bölümler 41Şu an: 18. Bölüm
- 1 1. Bölüm1.019 kelime
- 2 2. bölüm1.427 kelime
- 3 3. Bölüm1.313 kelime
- 4 4. Bölüm2.587 kelime
- 5 5. Bölüm1.554 kelime
- 6 6. Bölüm1.310 kelime
- 7 7. Bölüm1.088 kelime
- 8 8. Bölüm1.457 kelime
- 9 9. Bölüm1.907 kelime
- 10 10. Bölüm1.270 kelime
- 11 11. Bölüm1.821 kelime
- 12 12. Bölüm1.220 kelime
- 13 13. Bölüm1.249 kelime
- 14 14. Bölüm1.436 kelime
- 15 15. Bölüm1.312 kelime
- 16 16. Bölüm1.054 kelime
- 17 17. Bölüm2.402 kelime
- 18 18. Bölüm1.210 kelime · Okuduğun bölüm
- 19 19. Bölüm1.002 kelime
- 20 20. Bölüm1.263 kelime
- 21 21. Bölüm1.081 kelime
- 22 22. Bölüm2.042 kelime
- 23 23. Bölüm2.795 kelime
- 24 24. Bölüm2.099 kelime
- 25 25. Bölüm2.168 kelime
- 26 26. Bölüm2.642 kelime
- 27 27. Bölüm2.427 kelime
- 28 28. Bölüm2.582 kelime
- 29 29. Bölüm2.577 kelime
- 30 30. Bölüm2.317 kelime
- 31 31. Bölüm2.509 kelime
- 32 32. Bölüm2.155 kelime
- 33 33. Bölüm2.052 kelime
- 34 34. Bölüm2.174 kelime
- 35 35. Bölüm2.613 kelime
- 36 36. Bölüm2.229 kelime
- 37 37. Bölüm2.164 kelime
- 38 38. Bölüm2.040 kelime
- 39 39. Bölüm2.476 kelime
- 40 40. bölüm3.496 kelime
- 41 41. Bölüm887 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bir saat boyunca Leyla'ya bütün olan bitenleri anlattıktan sonra kısa bir süreliğine sessizliğe gömüldük. Yeni bilgileri sindirmesi için alan bırakmam gerektiğini farkındaydım.
"Yani Miray burada mantıksız bir durum var." Dedi,hâlâ uzaklara doğru bakarak. "Demir denilen şahıs aslında Sandro. Yani Sandro'nun hakiki ismi Demir ve Demir'in babası ölmemiş. Demir bunu bilmiyordu çünkü babası intikamı Demir'in almasını istiyordu. Ama neden?" Elini alnına koyup gözlerini kapatıp öne doğru eğildi.
"Demir'in babasının adı neydi bu arada?" Leyla'nın bakışları bana dönünce gözlerimi birkaç kez kırpıştırdım çünkü adamın adını bilmiyordum. Leyla sessizliğimi fark edince başını salladı.
"Çok güzel Miray, adını dahi bilmediğin bir adamın dediklerine inanarak hareket ediyorsun. Hem adamın derdi eminim ki babanla. Peki neden senin ve Demir'in canını yakıyor hiç düşünmedin mi?" Kaşlarım çatıldı ve yüzüm düştü çünkü Leyla gerçekten çok mantıklı bir soru sormuştu.
"Her ne olursa olsun Leyla, ailemi tehlikeye atacak hiçbir şey yapamam. Gerekirse kalbimi söker atarım." Leyla iki eliyle yüzünü kapatıp derin bir nefes verdi.
"Neden işleri zorlaştırıyorsun? Git babana anlat, Demir'e anlat,hatta git polise anlat." Hızla başımı salladım.
"Olmaz,kimseye anlatmamalıyım. Eğer anlatırsam ve Sandro'nun babası bunu duyarsa..." çantamdan o gün adamın verdiği mermiyi çıkartıp avucumun içine sakladım. Leylanın gözünün önüne getirip avcumu açıp geri kapattım ve çantama geri koydum. "Tehdit etti beni Leyla. Kimseye bu kötülüğü yapamam. Gerekirse acı çekerim ama boyun eğmeliyim." Leyla mermiyi görünce dudaklarını birbirine bastırıp başını salladı ve sonra önüne döndü.
"Yine de bugün Sandro'yu çok üzdün.." dedi sessizce.
"Teşekkür ederim Leyla, baya iyi moral veriyorsun." Başımı cama yaslayıp bulutları seyretmeye başladım. Gözümün önüne Sandro'nun ağlayışı gelip duruyordu ve bu kalbimi deliyordu. İçimde taşıdığım büyük sıkıntıyla birlikte sonunda uykuya daldım.
Aniden kendimi yabancı bi evde bulduğumda korkuyla etrafa baktım.
"Kimse var mı!? Hey!" Evin etrafında dolaşsam da kimseyi göremeyince nabzım daha da yükselmeye başladı. "Az önce uçaktaydım.. buraya nasıl geldim?" Dedim, kendi kendime.
Sonunda bi kapının ardında belli belirsiz bir siluet görünce ağır ve sessiz adımlarla oraya doğru yaklaştım. Siluete yakından baktığımda simsiyah bir beden olduğunu fark ettim ve korkuyla çığlık atıp koşarak uzaklaştım ama ne kadar uzaklaşırsam uzaklaşayım siluet beni takip ediyordu.
Artık kaçacak yerim kalmayınca gözlerimi kapatıp ağlamaya başladım birkaç saniye sonra uzaktan gelen ayak seslerini duyduğumda gözlerimi titreyerek geri açtım. Karşımda Sandro silueti tutup bir odaya doğru sürüklüyordu. Yüzü fazlasıyla ciddi ve karanlıktı. Kendisini siluet ile odaya sokup ardından kapıyı kapatıp odayı kilitledi.
Omzumda bi el hissedince gözlerimi açıp etrafa baktım, hâlâ uçaktaydım ve Leyla başımda durmuş beni uyandırmaya çalışıyordu,
"Miray hanım, geldik. Hadi uyanın artık." Birkaç kez gözlerimi kapatıp açtıktan sonra koltuktan kalktım.
"Rüya mıydı?" Dedim, kendi kendime,
"Aynen rüyaydı. 2 buçuk saattir soluksuz uyuyorsun maşallah. Uçak kaç defa tirbülansa girdi gram hissetmedin." Leyla uçaktan inerken eğlenceli bir ifadeyle uykulu halimle dalga geçerken aklım hâlâ rüyanın izlerini taşıyordu.
O neydi şimdi? Sandro beni kurtarmış mıydı yoksa olması gereken şeyi mi yapmıştı? Peki o siluet ne anlama geliyordu? Dudaklarımı yalayıp etrafıma baktım. Gerçekten çok susamıştım.
"Leyla ben su alıcam,istiyor musun?" Leyla bana baktı ve omuz silkti.
"Hayır canım, teşekkür ederim" Başımı sallayıp etrafta büfe aramaya başladım. Sonunda bir büfe görünce oraya doğru yöneldim. Kasaya baktığımda karşımda gördüğüm garip giyinimli kadını görünce bir an şaşırdım ama sonra Paris'te olduğumu hatırlayınca bunun normal olabileceğini düşündüm.
"I want a buy one water.. (su almak istiyorum)" kadına çarpık İngilizcem ile isteğimi dile getirsemde kadın bana sessizce bakmaya devam ediyordu.
"Uhm.. excuse me ma'am.. can I take a water? (Ah.. afedersin bayan,su alabilir miyim?)" Kadının yoğun bakışları altında ezilmeye devam ederken su ihtiyacım gerginlikten daha da artmıştı. Aniden kadın arkasını dönüp "follow me little girl. (Beni takipet küçük kız)" Diyince çekinerek büfenin içine girdim.
İçerisi kasvetli ve karanlıktı. Duvarda garip desenli bir perde ve yerde masa vardı. Masanın üstünde de tarot kartları duruyordu. Zamanında bu saçmalıklara ilgi duyuyordum o yüzden biliyorum..
Kadın yere oturup tarot kartlarını dizdi ve eliyle oturmamı işaret etti. Çekingen bir gülümsemeyle ellerimi kaldırdım.
"So sorry but I dont want.. really. (Üzgünüm ama istemiyorum.. gerçekten)" Desemde kadının yoğun bakışları altında boyun eğip oturmak zorunda kaldım. Kadın elleriyle tarotları gösterip "choose" Yani seç diyince el mahkum gösterdiği kartlardan 5 tane seçtim. Kadın bir süre kartlara sonra bana bakıp başını iki yana salladı.
"You are a disaster. (Sen felaketsin)" Kartlara bakarak içimi ürpertecek tonda söyleyince kadına dikkatle baktım, ne için dediğini anlamamıştım.
"Why?" (Neden) Dedim meraklı bir tonda. Kadın hızla kartları toplayıp bana döndü,
"The wrong choice, a huge mistake. A disaster will happen. (Yanlış seçim,büyük hata. Felaket yaşanacak.)" Ayağa kalktım ve kadına tepeden baktım.
"Tek isteğim bir tane su almak,sen bana yanlış seçim diyorsun. Gidip başkasından alırım suyumu. Çok boş yaptın." Arkamı dönüp büfeden ayrıldım ve tekrar etrafa bakıp büfe arayışına girdim. Tam gidecekken kadının sesini duymamla ona döndüm.
""Don't trust him, absolutely not! He'll come. You shouldn't choose him. (Güvenme,sakın! O gelecek. Onu Seçmemelisin)" göz devirip iç çektim.
"Teyze ben him,her,he,she,it falan kimseye güvenmem. Sen kafana takma" Başımı iki yana sallayıp olabildiğince hızla oradan ayrılıp Leyla'nın ve ekibin olduğu yere döndüm. Ekibin bana arkasını dönmüş bir adamla konuştuğunu görünce merak edip oraya yöneldim. Adamın yanına gidip baktığımda bu kişinin Joon olduğunu anlayınca kaşlarım çatıldı. Joon beni görünce hızla bana dönüp elimi tuttu ama hemen elimi geri çektim.
"Ah Miray Hanım geldiniz sonunda. Sizinle Paris'te karşılaşacağımı hayal dahi edemezdim. Ne şanslı bir gün değil mi?" Gözlerim Leyla ile buluştu,Leyla da sanırım Joon'u burada görmeyi beklemiyordu.
"Siz Sandro beyin şirketinde çalışan değil miydiniz? Burada ne işiniz var?" Joon dediğime sanki içten içe rahatsız olmuştu ama dışından gülümsüyordu.
"Ben Sandro ile ortak yönetiyorum o şirketi. Çalışan değilim." Dedi dişlerinin arasından, "Ama işler yaver giderse en yakın zamanda kendi şirketimin patronu olacağım. O gün sizleri davet etmekten onur duyarım," Tekrardan elimi tutup dudaklarına götürdü ve nazik bir öpücük kondurdu. Sinir sistemim aniden hızla çalışmaya başlayınca Joon'dan elimi tekrardan çekip sildim.
"Nazik davetiniz için teşekkür ederim Joon bey." Gözlerimi hafif kısıp Joon'u süzdüm. İçimde ki hisler bu adamdan bir işler çıkacağını söylüyordu ama bunu zaman gösterecek tabii.
"Paris'e ilk gelişiniz mi?" Ses tonu yumuşaktı ama gözleri yumuşak değildi. Bir insanın gözleri bu kadar uzun süre başka bir insana bakamazdı. Sanki beni değil de içimdeki bir şeyi ölçüyordu.
"İlk," dedim kısa keserek. Joon başını hafifçe eğdi.
"Moda haftası... insanı yutar, Miray Hanım." Bu cümleyi öyle bir söyledi ki, bir uyarıdan çok bir söz gibiydi.
"Yutar mı?" dedim istemsizce.
"Evet," dedi. "Özellikle yalnızsanız." Leyla araya girdi.
"Yalnız değil." Joon'un bakışları kısa süreliğine Leyla'ya kaydı. Sadece bir saniye ama o bir saniyede havanın soğuduğunu hissettim. Sonra yeniden gülümsedi.
"Elbette... arkadaşlarınız var." Arkadaşlarınız. Kelimeyi sanki ağzında evirip çevirmişti.
"Yine de," dedi, sesini alçaltarak, "Paris güvenli bir şehir değildir." Kaşlarımı çattım.
"Bunu bana neden söylüyorsunuz?" Joon'un yüzü hiç değişmedi. Sanki cevap çok basitmiş gibi.
"Çünkü Sandro burada değil." Dişlerimi sıktım, ellerim yanımda yumruk oldu. Joon'un gözleri elime düştü ve tekrar gözlerime döndü.
"Sandro nerede olursa olsun beni ilgilendirmez." sesimin sakin çıkmasına dikkat etsemde içimde ki yangını ele veriyordu. Joon'un gözleri parladı. Sanki hoşuna gitmişti.
"İlgilendirmemeli zaten," dedi usulca. Sonra bir adım yaklaştı,aramızdaki mesafe kısaldı.
"Miray Hanım..." Adımı söyleyişi bile fazla yakındı. "Burada olmanız... bazı insanları harekete geçirebilir." Nefesim sıkıştı.
"Ne demek istiyorsunuz?" Joon'un sesi fısıltıya dönüştü.
"Demek istiyorum ki..." Durdu,bir an. Sanki doğru kelimeyi seçiyordu. "...ben buradayken kimse size dokunamaz." Leyla'nın eli koluma yapıştı.
"Miray, gidelim." Ama ben kıpırdayamadım. Çünkü Joon'un gözlerinde bir şey vardı. Koruma değil,şefkat değil. Bir şeye sahip olmanın sessiz kararlılığı. Ve o an,Tarot kadının sesi beynimde yankılandı,
Don't trust him.
Bölüm etkileşimi
