Bölümler 41Şu an: 5. Bölüm
- 1 1. Bölüm1.019 kelime
- 2 2. bölüm1.427 kelime
- 3 3. Bölüm1.313 kelime
- 4 4. Bölüm2.587 kelime
- 5 5. Bölüm1.554 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 6. Bölüm1.310 kelime
- 7 7. Bölüm1.088 kelime
- 8 8. Bölüm1.457 kelime
- 9 9. Bölüm1.907 kelime
- 10 10. Bölüm1.270 kelime
- 11 11. Bölüm1.821 kelime
- 12 12. Bölüm1.220 kelime
- 13 13. Bölüm1.249 kelime
- 14 14. Bölüm1.436 kelime
- 15 15. Bölüm1.312 kelime
- 16 16. Bölüm1.054 kelime
- 17 17. Bölüm2.402 kelime
- 18 18. Bölüm1.210 kelime
- 19 19. Bölüm1.002 kelime
- 20 20. Bölüm1.263 kelime
- 21 21. Bölüm1.081 kelime
- 22 22. Bölüm2.042 kelime
- 23 23. Bölüm2.795 kelime
- 24 24. Bölüm2.099 kelime
- 25 25. Bölüm2.168 kelime
- 26 26. Bölüm2.642 kelime
- 27 27. Bölüm2.427 kelime
- 28 28. Bölüm2.582 kelime
- 29 29. Bölüm2.577 kelime
- 30 30. Bölüm2.317 kelime
- 31 31. Bölüm2.509 kelime
- 32 32. Bölüm2.155 kelime
- 33 33. Bölüm2.052 kelime
- 34 34. Bölüm2.174 kelime
- 35 35. Bölüm2.613 kelime
- 36 36. Bölüm2.229 kelime
- 37 37. Bölüm2.164 kelime
- 38 38. Bölüm2.040 kelime
- 39 39. Bölüm2.476 kelime
- 40 40. bölüm3.496 kelime
- 41 41. Bölüm887 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İzlemeyi bırakıp koltuğa oturdum. Bir süre sonra tekrar kapım çalındı. Kapıyı açtığımda Sandro elinde valiz ile karşımda duruyordu. İki elimi de belime koyup şüpheli gözlerle yüzünü inceledim.
"Hani kimseyi tanımıyordun? Bu adam nereden çıktı? Ve neden her seferinde ortadan kayboluyorsun?" Sandro sanki ona soru sormamışım gibi rahat bir tavırla eve girip valizi kapının kenarına koydu.
"Geldiğim yerin sahibi kıyafetlerimi yollamış. Yani daha doğrusu ben istedim. Ben istemesem kıyafetlerimi yollamayacaklarmış," Sesinden gerçekten sinirli olduğu anlaşılıyordu. Hızlı adımlarla oturma odasına dönüp koltuğa oturdu. Ne yani, bu kadar mı? Alaylı bir şekilde sırıtıp sinirle ağzımdan nefes verdikten sonra yanına gidip koltuğa oturdum.
"Eee, baban seni iki ay sonra şirketin başına mı koyacak?" Hâlâ sinirli bir yüzle Sandro'yu inceliyordum,sorularıma cevap vermek yerine bana soru soruyor olması daha da öfkelendirmişti beni.
"Bu seni niye ilgilendiriyor?" Bana umursamaz gözlerle baktı ve sonra bacak bacak üstüne attı.
"Sen memleketine döndüğünde ben ne olucam?" Bir süre dediği şeyi düşündüm. Harbiden bu adam benimle ne zamana kadar yaşayacaktı? Yine şüpheci bakışlarımı Sandro'ya çevirdim.
"Sen ne zamana kadar benimle yaşayacaksın?" Uzun bir süre duvara baktı. Sanırım o da bunu bilmiyordu. "Şirket ile konuşmak istiyorum." Bakışlarını duvardan bana çeviren Sandro'ya bütün bir ciddiyetle baktım.
"Hangi şirket?"
"Çekiliş fikrini bulan şirket. Gizlilik falan umrumda değil. Seni kim bana gönderdiyse onunla iletişim kurmak istiyorum."
"Ama yasak." Sabrımın son sınırına ulaşmıştım. Derin bir iç çekip Sandro'ya yorgun gözlerle baktım.
"Sandro, ben o şirket ile konuşmak istiyorum. Yasak falan umurumda değil." Bir süre birbirimize baktıktan sonra kafasını salladı.
"Tamam, yarın ayarlamaya çalışıcam." Bıkkın bir iç çekip ayağa kalkınca aynı şekilde ayağa kalktım.
"Nereye gidiyorsun?" Arkasından takip ederken kapıyı açıp ayakkabısını giydi. Kapının eşiğindeyken merakla baktım.
"Hava alıcam. Bir sorun mu var?" Ayakkabılarını giydikten sonra tekrar bana döndü. Omuz silktim.
"Hayır, git, önemli değil ama ben de işe gidicem birazdan." Başını sallayıp merdivenlerden aşağı indi. Sinirli bir şekilde kapıyı kapattım.
Ben neden bu adamdan atar yiyordum? Neyin kafasındaydı? Bir şeyler vardı ve bunu çözmeliydim. Ama şuan işe geç kalacaktım, bu yüzden hızlı adımlarla odama geçip üstümü değiştirdim. Kafasına göre eve gelip kafasına göre geri çıkıyor oluşuna da sinirliydim. Hani benim sözüm geçiyordu!?
Portmantodan çantamı ve ayakkabımı aldıktan sonra evden çıktım. Anahtarı çıkartıp kapımı kilitlediğim sırada arkamda bir kapının açılma sesini duydum. Arkamı dönüp baktığımda kapıda Leyla'yı gördüm.
"Vay be şansa bak,aynı anda çıkıyoruz evden." Yüzümdeki ifadeyi fark edince ardındaki kapıyı kapatıp ayakkabısını ayağına yarım geçirerek yanıma geldi.
"Ne oldu? Yüzün sirke satıyor. O adam bir şey mi yaptı sana yoksa?" Sandro'dan söz edince gözlerim öfkeyle geriye kaydı.
"Çok bilmiş velet ota boka atar yaptığından tepem attı" Dudaklarını hafifçe gererek dişlerini ortaya çıkardı,yüzünü buruşturup tiksinmiş bir ifade takıntı.
"Premses erkek,iyy" Söylediği şeye kahkaha attım.
"Cidden ya,tam da O!" Sohbet ederek binadan çıktıktan sonra iş yerlerimiz için farklı yollara dağıldık.
Sonunda mağazaya geldiğimde diğer bütün çalışanların çoktan geldiğini ve işe başladığını görünce konuşmadan direkt iş kıyafetimi giyip rafları düzeltmeye başladım.
Mola vakti geldiğinde iş arkadaşım olan ama pek samimi olmadığım Buse yanıma geldi.
"Neyin var? Tüm gün dalgındın." Buse'nin elinde tuttuğu kahveyi teşekkür ederek aldıktan sonra yüzüme bir tebessüm kondurdum.
"Bir arkadaşım var ve onu anlamakta zorlanıyorum. Bir an geliyor çok ilgili, her şey çok güzel ama sonra aniden uzaklaşıyor ve sanki düşmanmışız gibi davranıyor." Verdiği kahveden bir yudum aldım. O da dediğimi bir süre düşündükten sonra homurdanarak kahvesini içti.
"Genelde böyle insanların içinde bir savaş oluyor ve bu yüzden karşısındakine nasıl davranacağını bilemiyor." Kaşlarım havaya kalktı, söylediği şey mantıklı gelmişti.
"Nasıl yani?" Buse'ye dönüp tüm dikkatimi ona verdim.
"Arkadaşın, ne yapacağını bilemiyor olabilir. Seni sevip sevmeme konusunda çelişki hissediyordur. Bu kişi erkek mi?" diye sordu sözlerinin ortasında aniden. Telaşla kahvemden bir yudum daha aldıktan sonra utanarak başımı salladım.
"Erkekse daha zor. Onların beyni bir bölümden oluşmuyor. Bence bu yüzden futbolu seviyorlar. Birden fazla açıdan tartıyorlar yapacakları şeyi, biz kızlarda öyleyiz gerçi ama onların tek farkı bunu düşünürken aynı anda hayata geçirmeleri." Dudak büzdüm, mantıklı gelmişti ama tam olarak neden benim için bu şekilde düşüncelere girecekti ki? Yeni tanışmıştık sonuçta.
İş saati bittiğinde dalgın düşüncelerimle birlikte eve döndüm. Kapının önünde Sandro'nun valizini gördüm ama pek umursamadan odama gittim. Bu adam tam olarak kimdi?
İtalyan olduğunu biliyordum sadece ama başka bir bilgiye sahip değildim. Üstümü değiştirip odamdan çıktıktan sonra aklıma gelen aydınlanma ile kapının yanına koyduğu valize doğru baktım. İnsanların eşyalarını karıştırmak karakterime ters olduğu için valizine bakıp bakmamak arasında kalmıştım. Hadi Miray, evinde barındırdığın adamın sadece valizine bakacaksın. Zor değil, yaparsın!
Kendimi gaza getirdikten sonra yere çöktüm. Valizi açtım. Evet, birkaç kıyafet vardı. Ama gözüme çarpan başka şeyler vardı. Eski tuşlu bir telefon, bir fotoğraf ve ajanda vardı. İlk dikkatimi çeken şey benim resmimdi. Bu benim babamla çekildiğim eski bir fotoğraftı. Muhtemelen 7 yaşındaydım o fotoğrafta. Bunun Sandro'da ne işi vardı?
Daha sonra ajandayı açtım. Birkaç kelime gözüme çarptı.
'Kız kardeşim hastaneye yattı'
'Bu günü asla unutmayacağım! İntikamını al!'
Sayfalar bir yerden sonra okunamaz hale geliyordu. Kimden intikam almak istiyordu? Ajandayı bırakıp telefonu aldım. Tabii ki şifreli... Birkaç kez denedim ama açılmadı. Aklıma gelen fikirle tekrar ajandayı açtım. Kardeşinin ölüm tarihini buldum ve tekrar şifreyi denedim, AÇILDI!!!
Telefon açıldı ama bu nasıl kullanılıyordu? Ben bu telefonla sadece yılan oyununu oynuyordum. Biraz kurcaladıktan sonra sonunda ele alınır bilgilere ulaştım, Arman adı geçen bir mesaj kutusu vardı.
Siz; 'Lütfen, paramı geri ver. Kızım çok hasta. O paraya ihtiyacım var.'
Arman; 'O para artık yok. Ayrıca sözleşme çoktan imzalandı, artık her şey çok geç. Üzgünüm.'
Daha da mesaj atılmamıştı çünkü karşı taraf engellemişti. Her şeyi yerine koyup tekrar oturma odasına döndüm. Beynime birden fazla soru yüklenince stresten tırnağımı kemirmeye başladım.
Sandro kimdi... Benim fotoğrafım ondaydı... Benim soyadımla aynı bir adamla başka bir adamın yıllar öncesine ait bir konuşması vardı. Ve o hasta kız... Ölmüştü... Bütün satırlarda çok boşluk vardı ama umarım bunun sorumlusu benim ailem değildir.
Babama mesaj atmak aklıma geldiğinde telefonu çıkarttım.
Siz; Baba, geçmiş zamanda hiç bir adama para vermemezlik ettin mi?
Babaamm; O ne demek kızım? Sen bunları kafana takma, önemsiz şeyler.
Siz; Tamam babacım, teşekkür ederim.
Yani sonuçta tek Arman biz değildik. Fotoğrafımın onda olmasının bir nedeni de vardır muhtemelen. Kapının çalınması ile düşüncelerimden sıyrıldım. Gidip kapıyı açtım. Gelen Sandro'ydu. Bir şey söylemeden tekrar oturma odasına girdim. Aklımda hâlâ bilgiler dolaşıyordu.
Valiz femuarının açılma sesini duydum bi anda,kulaklarım keskinleşti. Hışırtı seslerini duydum daha sonra ve bi anda sessizlik oluştu. Ardından da ağır ağır buraya doğru yaklaşan ayak seslerini duydum. Kapının hemen ardında duran Sandro'nun gözleriyle karşı karşıya geldiğimde bütün bedenim durdu.
"Valizimi mi karıştırdın Miray?" Gelen soruyla gerildim. İlk defa kötü bir şey yapmıştım ve hemen yakalanmıştım. Bacaklarım korkudan titrerken ayağa kalkıp yanına gittim.
"Kötü bir niyetim yoktu. Sadece... Sadece sen çok garip davranıyordun. Ben de seni daha iyi tanıyabilmek için bakmış bulundum. Ama içinde benim fotoğrafım vardı... Hem de çok küçükken çekildiğim bir fotoğrafım." Hem beni dinliyor hem de üzerime geliyordu. Geriye doğru birkaç adım daha attıktan sonra duvarla kendi arasına sıkıştırdı beni.
İki elini de başımın iki yanına koyup sinirle parlayan gözlerini gözlerime dikti. Başımı yana çevirip gözlerimi kaçırdım. Ne yapmayı planlıyordu şu anda anlayamıyordum.
"Sana bu hakkı kim verdi?" dedi, dişlerinin arasından. Sandro'nun sözleriyle gözlerim kocaman açıldı. "Siz böylesiniz işte, her zaman kendi bildiğinizi okuyorsunuz."
"Ne?" Tekrardan başımı ona çevirip gözlerinin içine baktım. Gözlerini kapattı, bedeni bir süre gergin bir halde kaldıktan sonra iç çekip geri çekildi.
"Özür dilerim. Eşyalarımın karıştırılmasından nefret ederim. Seni korkutmak istemedim." Geri çekilip gitmem için izin verince duvardan ayrılıp başka tarafa geçtim.
"Sadece birkaç gündür birbirimizi tanıyoruz. Bana karşı neden böyle bir kin beslediğini anlayamıyorum." Üzgün gözlerle baktım. Gözünün ucuyla bana baktı.
"Haklısın, seni tanımıyorum. Ayrıca sen benim 'sahibimsin', sana hiçbir kötülük yapamam." İmalı ses tonuyla konuştu. Kısaca başımı salladım. Garip anın ardından oturma odasına geçtim. O da ardımdan gelip oturdu. Boğazımı temizleyip konuya girmeye çalıştım.
"Şey... kız kardeşin öldü mü?" dedim, korkarak. Elleri yanında yumruk olunca oturduğum yerde gerildim.
"Bu konuları konuşmak için çok erken. Birbirimizi tam olarak tanımıyoruz, Miray." Göz temasından kaçıyordu ve bunun nedenini anlamıyordum. Daha fazla üstüne gitmemem gerektiğini anlayınca ayağa kalktım.
"Uyuycam ben..." Kendi odama geçtikten sonra yatağıma girdim. Bugün yaşadığım şeyler biraz fazla garipti ama hâlâ Sandro'nun bana karşı neden bir soğuk bir sıcak olduğuna anlam veremiyordum.
Zar zor uykuya dalmamın ardından sonunda sabah olunca gözlerimi açıp etrafa baktım. Kendime geldiğimde yatağımdan çıkıp oturma odasına geçtim. Koltukta oturmuş telefona bakıyordu.
"Buongiorno," dedim çarpık bir aksanla. Burnundan nefes vererek güldü.
"Sana da günaydın." Yanına geçip oturdum. Düne göre daha samimi görünüyordu.
"Dışarı çıkalım mı?" Ani isteği karşısında şaşırsam da bunun mantıklı olacağını düşündüm. Üstümde ev kıyafetlerim vardı ve üstümü değiştirmeliydim. Bu yüzden başımla odamı işaret ettim.
"Üstümü değiştireyim, sonra çıkalım." Dedikten sonra odama girip kapıyı ardımdan kapatıp kilitledim. Üzerime bebe mavisi kısa bir triko ve altına dökümlü beyaz bir pantolon geçirdim. Rahat sneakerslarımı giyip, siyah minik çantamı da yanıma alarak hızlıca hazırlandım.
Odamdan çıktığımda Sandro'nun kapının önünde beklediğini gördüm. Üzerindeki lacivert polo tişört, omuzlarının genişliğini ve duruşundaki özgüveni öyle bir vurguluyordu ki, etkilenmemek elde değildi. Altındaki açık renk kumaş pantolon da ayrı yakışmıştı. Adama her şey yakışıyordu.
"Hadi çıkalım Miray hanım," dedi, kapının yanına giderken. Sonra durup bana geri baktı.
"Bu arada çok güzel olmuşsun." Göz kırpıp kapıyı açtı ve evden çıktı. Kaşlarım havada ve kalbim deli gibi atarken arkasından sadece bakakaldım. Elimle kendimi yelpazeledikten sonra dışarı çıktım.
Sandro'yu etrafta aradım ama bulamadım. Sandro'yu aramak için telefonumu çıkarttım ama bilin bakalım ne eksikti?
Evet, adamın numarası bende yoktu. Tekrardan telefonumu cebime koydum. Bir süre etrafta Sandro'dan bir işaret aradıktan sonra korna sesi duydum ve sesin geldiği yöne baktım.
Bölüm etkileşimi
