26. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Elif Doğan

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 41Şu an: 26. Bölüm

Otelin dışında Sandro ve Aras'ın gelmesini bekliyorduk. Leyla'nın gözlerinde ki o çocuksu heyecanı net bir şekilde görebiliyordum. En nihayetinde ilk kez birisine bu denli tutulmuştu. Gerçi benimde ondan farklı bir yanım yoktu,sadece onun sevdası taptazeydi ve duygularının tek taraflı olduğunu sanıyordu.

Yerinde duramayıp kıpırdanmaya devam ettiği için iki elimi omuzlarına koyup yere bastırarak durmasını sağladım. "Güzelim yapma şunu,dışarıdan bakıldığında çişin varmış gibi duruyor."

Alınmış bakışlarını üzerime çekince dudaklarımı aşağı doğru kıvırdım. Ellerimi üzerinden çekerken dilimi şıklattım. "Sadece heyecanını içinden yaşamanı söyledim. Kötü bir şey değildi." Dedim,yüzünde oluşmuş olan somurtkanlığına ithafen.

"Ne yapıyım Miray,zaman geçtikçe anın gerçekliği daha da azalıyor. Sanki boşuna bekliyor gibiyiz." Sözleriyle birlikte elimi anlıma götürüp kafamı iki yana salladım.

"Senin bu ağzını bantlamak lazım. Ne zaman olumsuz konuşsan başımıza bir iş geliyor. Bir kerecik bile olsa güzel şeyler hayal etmeye çalış." Telefonumu çıkartıp saate baktım,neredeyse yarım saat olmuştu ve biz hâlâ ayaktaydık. Leyla sağolsun içime kurt düşmüştü.

Etrafıma bakındıktan sonra iki adım ötede bulunan boş bankı farkettim. "Hadi gel oturalım,ayaklarım yoruldu." Leyla'nın elinden tutup banka doğru çektim ve oturdum. Leyla da oturunca başımı omzuna yasladım.

"Düşünsene ekilmişiz,bütün gün bekliyoruz ama bir türlü gelmiyorlarmış." Cıklayarak başımı omzundan kaldırıp Leyla'ya döndüm. Sinirle omzuna bir tokat attıktan sonra gözlerimi kıstım.

"Bak seni döverim kızım! Az önce ne dedim ben sana ya?" Dudaklarını büzüp omuzlarını indirdikten sonra uzun uzun nefes verdi.

"Paris'e geldiğimiz günden beri ankastrem tavan yaptı." Dedi yorgun bir sesle. Yine beni tam orta yerimden vurmuştu. Kolumu omuzuna dolayıp kendime çektim.

"Haklısın sende,çok zor şeyler yaşadık. Ama bugün hiçbirini düşünmek yok anlaştık mı?" Hüzünlü bir gülümsemeyle karşılık verince onayladığını anlayıp tekrar ayağa kalktım.

"Ayrıca onlar kim ki bizi ekiyor,ha? Kalk,biz onları ekiyoruz!" Birkaç adım yürüdükten sonra arkamda bir hareketlenme hissetmeyince adımlarımı durdurup ardıma baktım. Hâlâ yerinde oturmuş kıpırdamadan duruyordu.

"O kadar bekledik,az daha bekleyelim. Hem saat daha 8,belki işleri vardır." Umutlu umutlu baktığı için ona kıyamayıp tekrardan banka dönüp oturdum.

"Ah ah,canım ülkemde olsaydık şöyle köşe başlarında bi simitçi falan olurdu. Az da olsa karnımızı doyururduk." Dedim,guruldamaya başlayan karnımı tutarken.

"Benim Miray'ım her zamanki gibi yine acıkmış." Duyduğum erkek sesiyle önce irkildim sonra da sesin sahibini tanıyınca kalbimin hızlanmasına engel olamayarak ayağa kalktım. Arkamızdan yaklaşmışlardı ama gram farketmemiştik.

"Geldiniz sonunda!" Heyecanımı gizlemeyerek konuştum. Sandro'nun gözlerinin içi parlıyordu.

"Geldik tabiki,senin gibi güzel bir hanımefendiyi ekmek çok büyük kabalık olurdu." Bana doğru bir adım attı,sesi bir oktav düşmüştü. Bu durum kalbimin daha da hızlanmasına yol açıyordu. Elimi ağzıma götürüp sessizce kıkırdadım.

"Evet,Kesinlikle öyle olurdu!" Dedim,ona hak vererek. Yüzünde ki sırıtış daha da büyüdü. Gözümün ucuyla Leyla ve Aras'ı süzdüm. İkisi de yerinde duramıyor kıpır kıpır hareket ediyordu.

"Çok güzel olmuşsun.." Aras neredeyse gözleriyle Leyla'yı yiyordu.

"Hayır sen daha güzel.. yakışıklı olmuşsun" Leyla'nın başarısız iltifatına karşılık içimden güldüm. Yine saçmalıyordu ama aşırı tatlı görünüyordu. Aniden çenemde hissettiğim el başımı başka yöne çevirince tekrardan gözlerim Sandro'nun gözlerini buldu.

"Ben burdayım,kaçırma gözlerini kurban olduğum." Sözleriyle yine kalbimin hızlanmasını sağlarken gözlerim titredi.

"P-pardon dalmışım.. " diyebildim sadece ama yine de kekelemiştim. Leyla'nın durumuna gülerken kendi halimi unutmuşum.

Elini yüzüme doğru getirip bir tutam saçı kulağımın arkasına koyduktan sonra tekrardan gözlerimin içine baktı. "Bana ne yaptın bilmiyorum ama bütün düşüncelerim de sadece sen varsın." Yoğun bakışları ve sözleri altında ezilmeye devam ederken etraf aniden daha da sıcak olmaya başlamıştı.

"B-ben bir şey yapmadım.. oturmuş evde televizyon izliyorum.." sesim istediğimden daha kısık ve tiz çıktığından gözlerimi kapattım, utancımdan ne edeceğimi şaşırmıştım.

Gözlerim kapalı dururken aniden dudaklarımda hissettiğim yumuşaklık ile gözlerimi tekrardan açtım. Kaşla göz arasında öpmüştü. İki elimle dudağımı kapatıp sonuna kadar açılmış gözlerle Sandro'ya baktım.

"Bunu neden yaptın?" Ellerimin arkasından hızla sordum. Benim aksime o sırıtıyor hatta neredeyse gülüyordu. Elini ensesine götürüp birkaç kez kaşıdıktan sonra omuzlarını silkti.

"Bunu hep yapmak istiyordum.. gözlerinin kapalı olmasından faydalanmış olabilirim.." Ağzının içinden geveleyerek bir şeyler söyledikten sonra iki elimle göğsüne doğru tokat darbeleri indirmeye başladım.

"First kiss'imdi bu benim! Nasıl bu şekilde alırsın onu benden!" Sözlerimi işitir işitmez bileklerimi bir eliyle tuttu,diğer eliyle de belimden tutup hareket etmemi engelledi. Az önce ki utanan adamın yerini şuan da daha yoğun bir şeye bırakmıştı ve bu durum pekte iyiye gitmiyordu.

"Daha önce kimseyi öpmedin mi?" Dedi,sesi daha kaba ve boğuk çıkıyordu. Kaşlarım çatıldı,çenemi havaya kaldırdım.

"Oradan bakıldığında erkeklerle takılan birisine mi benziyorum?" Savunma pozisyonuna geçip gözlerimi kıstım.

"Her şekilde benimsin.." Sözleriyle gözlerimin açılması bir oldu. Ani bir soluk alınca tükürüğüm boğazıma kaçtı,kendimi tutamayıp öksürmeye başladım. Tutuşu o kadar sıkıydı ki asla hareket edemiyordum.

"Gençler hadi sokak ortasındayız,gözlerinizle birbirinizi yiyip bitirdiniz." Aras'ın araya girmesiyle Sandro'nun başı ona doğru döndü.

"Haklısın, aniden nerede olduğumuzu unutmuşum." Gözleri tekrar bana dönünce utangaç bir gülümseme gönderdim.

"Unutkanlık başa bela." Bileklerimi bırakıp beni serbest bırakırken alaycı bir tonla söyledim.

Leyla ise gözlerini Aras'ın üzerinden çekmiyordu. Ayağımla bacağına gizlice vurup kendine gelmesini sağladım. Sandro'nun yanından sekerek ayrılıp Leyla'nın yanına geçtim. "Seninki olmasa bu adam beni çiğ çiğ yerdi demedi deme." Göz ucuyla Leyla'nın yüz ifadesini incelediğimde hâlâ Aras'a baktığını farkedince kafamı iki yana salladım.

"Gerçi ben kime ne diyorsam. Sen Sandro'dan daha fenasın,şu haline bak." Aras ile Sandro'nun yanına geri döndüm. Ben yanlarına gitmeden önce fısır fısır bir şey hakkında konuşuyorlardı ama beni farkettiklerinde konuşmaları kesildi.

"Herkes ayrı bir gizem içinde. Siz niye fısır fısır konuşuyordunuz?" Sandro tam ağzını açıp bahanelerini sıralayacakken parmağımı dudağına götürüp susmasını sağladım. "Tamam önemli değil, hadi artık yola çıkalım. Çünkü ben ÇOK AÇIM!"

Leyla'nın kolundan tutup çekiştirerek yürümeye başladım. "Kızım ne bu acele,arkamızdan kovalayan mı var?" Leyla'ya aldırış etmeden hızlı yürümeye devam ettim. Sandro ve Aras arkamızdan bizi takip ediyorlardı.

"Aras'a biraz daha böyle bakmaya devam edersen bırak Aras'ı cümle alem bilecek ona aşık olduğunu. Az sevdanı içinden yaşa." Diye fısıldadım. Parmaklarının ucuyla karnımın yanına hafif bir cimdik atınca sert gözlerimi ona çevirdim.

"Şu şahane öğütlerini biz yalnızken versene! Ne diye hep o varken söylüyorsun bunları?" Hızlı hızlı sıraladığı sözlere karşı gözlerimi devirdim.

"Aman aman,yani senin gözlerinden anlamayacakta benim sözlerimden anlayacak öyle mi?" Dedim,yine fısıldayarak. Omzuma dokunan el ile başımı çevirip ardıma baktım.

"Böyle yürümeye devam mı edeceğiz?" Adımlarımı durdurup etrafa baktım,otelden baya uzaklaşmıştık ve tam olarak nereye gittiğimi bilmiyordum. "Hem nereye gidiyoruz?" Merakla sordu Aras. Kimse şüphelenmesin diye bilmiş bir gülümseme takındım.

"İşte şeye.. eee,adını söylemesi çok zor olan bir mekana gidiyoruz." Daha fazla sorgulamamaları için tekrar yürümeye başladım. Telefonumu kimseye farketmeden çıkarttıktan sonra bulunduğumuz konuma en yakın mekanlara göz attım. Birkaç mekana baktıktan sonra aniden telefon elimden çekilince panikle başımı kaldırıp kimin aldığına baktım.

"Şuna bak,baya biliyor nereye gittiğimizi!" Sandro'nun omzuna vurarak telefonumu almaya çalışsam da boy farkı yüzünden telefonuma yetişemiyordum.

"Ya! Ver telefonumu,bırak dedim!" Zıplayarak telefonumu almaya çalışırken Aras ve Leyla da etrafımı kapatınca yerimde durup ellerimi önümde bağladım.

"Neye bakıyorsunuz?" Dedim sanki ne yaptığımın farkında değilmişim gibi.

"Hem suçlu hem güçlü!" Gülerek söyledi Leyla,onun gülüşüne alaylı bir kahkaha ile karşılık verdim.

"Tamam ya! Hadi siz götürün ben sizi takip edicem. Haydi yürüyün." Arkalarına geçip ittirerek yürümelerini sağladım. "Bakalım hangi mekana götüreceksiniz. Merakla bekliyorum."

Sandro telefonuma bir süre daha baktıktan sonra başını kaldırıp etrafa göz gezdirdi. Sonra yüzünde küçük bir sırıtış belirdi. "Şanslısın Miray." Dedi telefonu bana uzatırken. "Şuraya iki sokak ileride bir yer var."

Şüpheli gözlerle telefonu elinden aldım. "Gerçekten mi yoksa yine benimle mi dalga geçiyorsun?"

Aras hafifçe güldü. "Gerçekten var. Küçük bir krep standı."

"Krep mi?" Gözlerim anında parladı.

Aras sırıtarak tek kaşını kaldırdı. "Bu kadar mı seviyorsun?"

"En çokta benim yaptığım krepleri sever tabi yanında çay ile birlikte." Diye takıldı Sandro,geçmişi hatırladığımda yüzümde hüzünlü bir tebessüm oluştu.

Karnım guruldayarak beni düşüncelerimden sıyırınca yerimde zıpladım. "Haydi yürüyün!"
Hep birlikte dar Paris sokaklarından yürümeye başladık. Taş kaldırımların üzerinde adımlarımız yankılanıyordu. Sokak lambalarının sarı ışığı eski binaların duvarlarına vuruyor, pencerelerden sızan ışıklar geceye ayrı bir sıcaklık katıyordu.
Köşeyi döndüğümüzde tatlı bir koku burnuma çarptı.

Bir an durup havayı kokladım. "Durun!" Üçü de bana bakınca parmağımla ileriyi gösterdim. "İşte orada!"

Sokağın köşesinde küçük bir krep arabası vardı. Üstündeki yuvarlak sacın üzerinde hamur ince ince yayılıyor, satıcı spatulayla çevirdikçe tereyağı kokusu etrafa yayılıyordu. Tezgâhın üstünde nutella kavanozları, çilekler ve pudra şekeri duruyordu.

Dayanamayıp hızla yürümeye başladım. "Miray yavaş!" diye seslendi Leyla arkamdan ama çok geçti bile.

Tezgâhın önüne gelip heyecanla satıcıya baktım.
"Bonjour!" dedim büyük bir özgüvenle. Adam gülerek başını salladı.

Arkamdan gelen Sandro omzuma eğildi. "Bir şey söyleyecek misin yoksa sadece selamlaşıp duracak mısın?"Başımı ona çevirip fısıldadım.

"Gerisini bilmiyorum." Sandro gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı. Sonra satıcıya dönüp akıcı Fransızcasıyla bir şeyler söyledi. Adam başını sallayıp hamuru sacın üzerine döktü.
Bir dakika sonra ince krep katlanıp üzerine nutella sürüldü. Sandro krebi alıp bana uzattı.

"Buyurun hanımefendi."İki elimle alırken gözlerim parlıyordu.

"Hayatımda gördüğüm en güzel şey olabilir." Aras arkadan güldü.

"Biz dururken mi?" Krepten kocaman bir ısırık aldım. Nutella dudaklarıma bulaşınca Sandro başını yana eğip bana baktı. "Dur."

Başparmağıyla dudağımın kenarındaki çikolatayı sildi. Bir saniye parmağına baktı ve sonra gözlerini benden ayırmadan parmağını dudaklarına götürdü.

"Her zamanki gibi sadece yemeyi düşünüyorsun." Dedi parmağını dudağından çekerken. Utançtan gözlerimi kaçırıp yere baktım. Benim aksime kendisi halinden memnun duruyordu.

Leyla kahkahayı bastı. "Bu kız Paris'e romantizm yaşamaya değil yemek yemeye gelmiş."

Omzumu silktim. "Romantizm de olur ama önce karnım doymalı." Tekrardan yumuşacık olan krepimden bir ısırık daha aldım. Onlarda bana katılarak kendi kreplerini aldılar ve bir masaya geçip oturduk.

İştahla krepimi yerken gözüme siyah giyinmiş bir adam takıldı. Gözlük takmıştı ama sanki bizi izliyor gibi duruyordu. "Miray ben bir tane daha alıcam,istiyor musun?" Ayağa kalkan Leyla'ya çevirdim gözlerimi. Dudağımı yalayıp ağzımı temizledikten sonra başımı salladım.

"Evet lütfen al,ama bu sefer üstüne yaban mersini de koysun." Tekrar önüme döndüm ve son lokmayı da ağzıma attım. Bizim aksimize Aras ve Sandro kreplerini çatalla yiyorlardı. Aceleci davranıyor oluşuma azıcık utansamda Leyla'nın elinde kreplerle geri döndüğünü görünce iştahım tekrardan kabardı.

Krepleri sakinlik içinde bitirmiştik, kimseden çıt çıkmamıştı. Ayağa kalktığımızda tok oluşumun verdiği huzurla gülümseyerek üçünün yüzüne baktım.

"Şimdi ne yapıyoruz?" Dedim,Aras ve Sandro'nun plan yaptığını düşünerekten.

Aras etrafa kısa bir göz gezdirdi, sonra ileriyi işaret etti. "Biraz yürüyelim."

Leyla hemen ayağa fırlayıp Arasa'a katıldı."Evet,yürüyelim. Midemiz de rahatlar hem."

Omuz silkerek onlara katıldım. Hep birlikte dar Paris sokaklarından yürümeye başladık. İnsan kalabalığı, vitrinler, sokak müzisyenleri... Her yer canlıydı.

Köşeyi döndüğümüzde rengarenk ışıklar gözüme çarptı. Adımlarım yavaşladı, ışıklandırmalarıyla ve tasarımıyla harika bir yer duruyordu karşımızda.

Leyla'da orayı fark edince iki eliyle beni sallamaya başladı. "Miray bak! Lunapark!"

"Görüyorum." Dedim,Leyla'nın enerjisine gülerek.

Gözüm aniden başka bir şeye takıldı:Dönme dolap. Gökyüzüne doğru yükseliyor, yavaşça dönüyordu. Aras gülerek bize döndü. "Binelim mi?"

Leyla neredeyse yerinde zıplayarak karşılık verdi. "Evet!" Kollarımı göğsümde birleştirip başımı yana eğdim.

"Ben çocuk değilim,binmeme gerek yok." Sandro hemen kaşını kaldırdı ve bıyık altından sırıttı.

"Yoksa yüksekten korkuyor musun?" Gözlerim anında ona döndü.

"Korkmam." dedim kısa bir sesle. Bakışlarımız bir an birbirine kilitlendi. Biz birbirimize bakarken Aras ve Leyla biletleri almaya gidince Sandro ile baş başa kaldık.

"Yine kaçıp gitmezsin dimi?" Önüme bakarak söyledim,kalbime bi sancı girmişti.

"Anlamadım?" Dedi,bakışlarını üzerime çekerek.

Gözlerimi dönme dolaptan ayırmadan konuştum.
"Bir kere yaptın çünkü." Sesim hafif yükselmişti ama kendimi tutamıyordum. Dönme dolabın görüntüsü bile kalbime o günkü yaşadığım acıyı geri yaşattırıyordu.

Aniden elimde hissettiğim his ile aşağı baktım. Parmaklarımızı birbirine dolayarak elimi tutmuştu. Bu yaptığı harekete şaşırarak gözlerimi yüzüne çevirdim.

"Eski korkak Sandro yok artık,seni ne olursa olsun terk etmeyeceğim. Söz veriyorum kurban olduğum." Anında yanaklarıma kan gitmiş ve kızarmıştım sözleriyle. Az önce ki sert kadın imajımın yerini yerinde kıpır kıpır hareket eden minik bir çocuğa bırakmıştı sanki. Utanarak omzuna vurdum.

"Yaaaaa! Salak öyle denir mi birden! Yavaş yavaş söylenir böyle şeyler!" Omzuna indirdiğim darbeyle yerinde sarsılıp inleyerek omzunu tuttu.

"Elin de sertmiş." Dedi,ağzının içinden. Aras ve Leyla tekrardan yanımıza gelince tekrar eski halime döndüm ama kalbim hızla atmaya devam ediyordu.

Birkaç adım sonra kabinlerin önüne geldik. Leyla ile Aras aynı kabine bindi. Ben diğerine yönelirken Sandro da arkamdan geldi. Kapı kapandı.

Dönme dolap ağır ağır hareket etmeye başladı.
Camdan dışarı baktım. Lunapark giderek küçülüyor, insanlar aşağıda minik noktalara dönüşüyordu. Bir süre sessizlik oldu.

Aşağıda ki gitgide küçülen insanlara bakmaktan karşımda duran eşsiz ve şahane manzarayı fark etmemiştim. Karşımda oturan Sandro parmağıyla çenemden tutup başımı kaldırdı. Önümde ki manzarayı fark edince gözlerim büyüdü.

Parisin bütün güzelliği tam olarak karşımda duruyordu. Güneş yavaş yavaş batıyordu ve bu durum gökyüzüne tablomsu bir hava katıyordu.

"Çok güzel.." Dedim,hayranlık içerisinde.

"Kesinlikle.. çok güzel.." Sandro'nun sözleriyle ona baktığımda zaten bana baktığını farkedince utanarak dudaklarımı birbirine bastırdım. Tekrardan önümde duran manzaraya dönüp izlemeye devam ettim ama kalbim içeride deli gibi koşuyordu.

Dönme dolap yavaşça aşağı inmeye başladı. Aşağıda Leyla ile Aras görünüyordu. Leyla heyecanla bir şeyler anlatıyor, Aras da gülüyordu. Kapı açıldığında kabinden indik.

Leyla'nın yüzü kıpkırmızıydı. Te kaşımı havaya kaldırdım ve şüpheyle ikisine baktım."Ne oldu size?" Leyla hemen başını iki yana salladı.

"Hiçbir şey!" Ellerini yanaklarına götürüp kızarmış yanaklarını gizlemeye çalıştı ama yine de görünüyordu.

Aras gülmemek için dudağını ısırıyordu ve bu durum daha da meraklanmamı sağlamıştı. Tabiki ne olup bittiğini otele döndüğümüzde soracaktım.

Gün batımı Paris'in sokaklarını altın sarısına boyamış, gökyüzü hafif pembe tonlarla süslenmişti. "Vay canına, Miray, bak ne kadar güzel!" Leyla parmağıyla ufku gösteriyordu, gözleri ışıl ışıl parlıyordu.

"Evet, gerçekten harika..." dedim, bir an Sandro'ya baktım, o da bana hafifçe gülümsedi. O an göz göze geldiğimizde kalbim istemsizce hızlı attı.

Aras araya girip merakla sordu: "Peki, şimdi sırada ne var?"

Sandro omzuma dokunup göz kırptı. "Seine'de bir tekne turu yapmaya ne dersiniz? Paris'i bir de nehirden görürüz."

Leyla heyecanla araya girip ellerini çırptı. "Evet! Bu harika olur!"

Aras da hemen onayladı. "Tamam, varım."

Beraber Paris sokaklarında yürüyerek tekne iskelesine doğru ilerledik. Rüzgâr hafifçe yüzümüze vuruyor, nehirden gelen suyun kokusu ise bize eşlik ediyordu. Leyla ve Aras yanımızda birbirleriyle şakalaşıyor, kahkahalarıyla ortamı daha da canlı kılıyordu.

Iskeleye vardığımızda teknenin ahşap güvertesi ve ufak ışıkları karşısında hepimiz durup manzarayı izledik. Güneş yavaşça batarken, Seine'in üzerindeki yansımalar Paris'e masalsı bir hava katıyordu. Sandro'nun elini hafifçe tuttum. Leyla ve Aras biraz uzakta kendi şakalarını yapıp fotoğraf çekerken bizden kopmuş gibilerdi.

Sonunda tekneye bindiğimizde yerlerimizi alıp oturduk. İçimde bir sıcaklık hissettim hem Sandro'ya yakın olmak hem de Leyla ve Aras'la birlikte olmanın verdiği rahatlık bir aradaydı.

"Gülümseyin!" Sandro ile sesin geldiği yöne doğru baktık. Leyla bizi hazırlıksız yakalayarak fotoğrafımızı çekmişti.

"Ya! Önce bi haber verseydin,poz verirdik!" Dedim,yanaklarımı şişirerek.

"Tekrar çek Leyla." Kolunu omzuma atıp beni kendisine çekince birden nefes almayı unuttum. Leyla ise sırıtarak art arda fotoğrafımızı çekiyordu.

Fotoğraf faslı bitince Leyla Aras'ın yanına dönüp oturdu. Sandro ile yan yana olmanın verdiği huzurla gözlerimi kapattım.

"Miray." Sesini duyunca başımı kaldırıp Sandro'ya baktım.

"Efendim?" Gözleri bir süre gözlerimde oyalandıktan sonra dudaklarıma inmişti,tekrardan gözlerime dönünce aklından ne geçtiğini merak etmeye başlamıştım.

"Öpebilir miyim?" Ani sorusuyla dudaklarım aralandı,nefes alışım birden yavaşladı.

"B-bu soru nereden çıktı?" Gözlerim Sandro hariç her türlü yere kayıyordu. Şuanda ona bakacak gücüm yoktu.

"Her zaman oradaydı.. sadece utanıyordum." Çenemden tutup başımı kendisine doğru çevirince ona bakmak zorunda kaldım.

"Hani demiştin ya,başka kimse seni öpmedi diye.. seni gerçekten,doğru şekilde öpmek istiyorum." Az önceki haline göre bakışları daha yoğun sesi daha kaba çıkıyordu. Sanırım bugün ondan kaçamayacaktım.

"Öp! Öp! Öp! Öp!" Aniden yükselen ses ile başımı o yöne çevirdiğimde Aras ve Leyla'nın tezahürat yaptığını gördüm. Tekrardan büyük gözlerle Sandro'ya döndüm.

"Eee,öpebilir miyim?" Dedi,zaten bana yaklaşırken. Dudağımı hafif büzerken gözlerimi kapattım ve öpmesine izin verdim.

Dudakları dudağıma değdiğinde nefes alışım tamamiyle durmuştu. Belimden tutup beni kendisine çekmişti ve bu yüzden öpüşü daha da sıkılaşmıştı. Elimi yanağına götürüp o anın tadını daha iyi çıkarmaya çalıştım.

Sonsuz gibi gelen andan sonra birbirimizden ayrılınca çekinerek gözlerine baktım ama sanki daha fazlasını istiyor gibi bakıyordu. Ellerimle yüzümü kapatıp Sandro'dan uzağa kaydım.

Yanımdan gelen kahkaha sesleriyle parmaklarımı aralayıp sesin geldiği yöne baktım. "Neden gülüyorsun?" Meraklı bir ses tonuyla sordum.

"Çünkü aşırı tatlısın." Dedi,sırıtarak. Tekrardan parmaklarımı kapatıp kendimi gizlemeye çalıştım.

"Biraz kendi içime kapanıcam." Belime dolanan el ile tekrardan Sandro'nun dibinde buldum kendimi.

"İçinde kapanacaksan yanımda kapan." Parmakları sahiplenici bir şekilde belimde sıkılaştı. Gözümün ucuyla Leyla'ya baktım ama kendisi başka bir işle,Aras ile meşguldü. Benim aksime Leyla daha cesur duruyordu.

Tekne turu sona erince rahat bir nefes aldım. Tekneden indikten sonra sonunda kıyıya varmanın verdiği rahatlıkla etrafa bakındım.

"Hadi yemek yiyelim." Karnım tekrardan acıkmaya başlamıştı. Onlarda acıkmış olacak ki başlarıyla kabul ettiler.

Koşar adım üzerime gelen o yabancının göğsüme çarpmasıyla nefesim kesildi. Geriye doğru savrulurken boşluğa düştüğümü anladım,nehrin soğuk ve ağır kütlesi beni içine çekerken üzerimde sadece gökyüzünün son parıltısı kalmıştı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

17okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 154

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk AşkıDark RomancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanplatonikpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYarı TextingYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18