4. bölüm / 41
Çekiliş Aşkı | 🇮🇹🇹🇷4. Bölüm
Bölümler 41Şu an: 4. Bölüm
- 1 1. Bölüm1.019 kelime
- 2 2. bölüm1.427 kelime
- 3 3. Bölüm1.313 kelime
- 4 4. Bölüm2.587 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 5. Bölüm1.554 kelime
- 6 6. Bölüm1.310 kelime
- 7 7. Bölüm1.088 kelime
- 8 8. Bölüm1.457 kelime
- 9 9. Bölüm1.907 kelime
- 10 10. Bölüm1.270 kelime
- 11 11. Bölüm1.821 kelime
- 12 12. Bölüm1.220 kelime
- 13 13. Bölüm1.249 kelime
- 14 14. Bölüm1.436 kelime
- 15 15. Bölüm1.312 kelime
- 16 16. Bölüm1.054 kelime
- 17 17. Bölüm2.402 kelime
- 18 18. Bölüm1.210 kelime
- 19 19. Bölüm1.002 kelime
- 20 20. Bölüm1.263 kelime
- 21 21. Bölüm1.081 kelime
- 22 22. Bölüm2.042 kelime
- 23 23. Bölüm2.795 kelime
- 24 24. Bölüm2.099 kelime
- 25 25. Bölüm2.168 kelime
- 26 26. Bölüm2.642 kelime
- 27 27. Bölüm2.427 kelime
- 28 28. Bölüm2.582 kelime
- 29 29. Bölüm2.577 kelime
- 30 30. Bölüm2.317 kelime
- 31 31. Bölüm2.509 kelime
- 32 32. Bölüm2.155 kelime
- 33 33. Bölüm2.052 kelime
- 34 34. Bölüm2.174 kelime
- 35 35. Bölüm2.613 kelime
- 36 36. Bölüm2.229 kelime
- 37 37. Bölüm2.164 kelime
- 38 38. Bölüm2.040 kelime
- 39 39. Bölüm2.476 kelime
- 40 40. bölüm3.496 kelime
- 41 41. Bölüm887 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gözlerimi açtığımda Sandro'nun üstünde uzandığımı fark edince utançtan ve heyecandan kıpkırmızı kesildim. Ellerim hâlâ göğsündeydi ve kaslı oluşu gözümden kaçmamıştı.
Bir süre sonra durumun tuhaflığını fark edip ayağa kalkmam gerektiğini hatırladım. Kendimi zorla toparlayıp Sandro'dan uzaklaştım. O ise hâlâ yerde uzanmış, gözlerini bana dikmişti. Bakışlarım istemeden yırttığım gömleğine kaydı. Analar neler doğuruyor be yavrum... Ardından gözlerimi yukarı kaldırıp Sandro'nun gözleriyle kesişince utanarak başımı başka yöne çevirdim.
"Ya yanlış anlama, gömleğini yırttığım için mahcup hissediyorum..." dedim çekinerek. Ne de kolay ve güzel söylemiştim yalanı... Tekrar gözümün ucuyla çaktırmadan süzmeye çalıştım ama bir dirseğini yere dayayıp hafifçe doğrulmuştu. Hâlâ anlamlandıramadığım bakışlarla beni izlediğini görünce hiç düşünmeden elimi uzattım.
"Hadi, tut elimi de kalk yerden..." Elimi işaret ettim. Önce sanki altın teklif etmişim gibi elime baktı,neyi hesaplamaya çalıştığını anlayamıyordum ama sonra nihayet tuttu. Fakat kendi gücümü ayarlamayı tamamıyla unutmuştum. Birden ayağa kalkmak için beni çekince ağırlığını taşıyamadım ve tekrardan üstüne düştüm. Utancımdan yüzümü omzuna sakladım. Çok utanç vericiydi... Elimi yere koyup kendimi doğrulttuktan sonra dudaklarımın kenarıyla tebessüm ederek Sandro'ya döndüm.
"Ay harbi özür dilerim. Bu kadar ağır olacağını tahmin etmemiştim. Yani sana ağırsın demedim ama gücümü ayarlayamadığım için oldu bütün bunlar. Sen de maşallah bayağı kaslıymışsın. Tüh, gömleğin de yırtılmış. Çıkart istersen, sana düzgün bir tişört getireyim." Bir an saçmaladıktan sonra ayağa kalkıp gardırobumdan beyaz bir tişört aldım. Sandro'nun yanına dönüp utanarak uzattım.
"Al bunu giy, ben oturma odasındayım..." Arkamdan fırlattığı şaşkın bakışlara aldırış etmeden hızlı adımlarla odadan çıkıp salona geçtim. Allah'ım, ben nasıl bir malım?
Birkaç dakika sonra dikkatimi bir boğaz temizleme sesi çekti. Kafamı kaldırıp kapıya doğru baktığımda kendimi tutamayıp koca bir kahkaha patlattım. Verdiğim tişört O'na crop gibi durmuştu! Yüzündeki sinirli ifade her şeyi özetliyordu. Elimle ağzımı kapatıp gülmemi bastırmaya çalıştım.
"Vallahi istemeden oldu... Sen aniden o kıyafetle çıkınca ben..." Gözlerim tekrar açıkta kalan göbeğine kayınca yine kendimi tutamayıp kahkahalara boğuldum. Karnımı tutarak gülmeye devam ederken Sandro çoktan arkasını dönüp oturma odasını terk etmişti bile.
Gülmeyi kesip ayağa kalktım ve peşinden koştum. Tam ona yetişecekken odanın kapısını yüzüme kapatınca dışarıda kaldım. Kapıyı birkaç kez çekinerek tıkladıktan sonra konuşmaya başladım.
"Sandro özür dilerim... Gerçekten tişörtün sana küçük geleceğini hesaba katmamıştım. Ama sen birden karşımda durunca ve ben de seni öyle görmeyi beklemeyince şey oldu... Ben biraz gülmüş bulundum. Kırıldıysan özür dilerim tekrardan. Seni üzmek, kırmak istemedim. Sonuçta elin gurbetinden ta buralara kadar sırf ben çekiliş kazandım diye gelmişsin. Tanımadığın bir evde kalıyorsun ve sonra ev sahibi sana kahkahalarla gülüyor. Olacak şey değil tabii, sen de haklısın, bir şey demiyorum ama bana da hak ver yani. Düşünsene, aniden karşına bir adam crop giymiş hâlde çıkıyor. Sen de gülerdin emin ol. Ay yani san-" Ben daha fazla konuşamadan kapı aniden sert bir şekilde açıldı. Başımı kaldırıp mahcup bir gülümsemeyle yüzüne kilitlendim.
"Miray sus artık! Başım ağrıdı yemin ederim!" Sinirli olduğu parlayan gözlerinden belli oluyordu. Utanarak alt dudağımı ısırıp başımı eğdim. Bakışlarım aniden çıplak bir kısma kayınca Sandro'nun şu an önümde tişörtsüz durduğunu fark ettim. Gözlerim irileşirken istemsizce kaslı göğsüne ve vücut hatlarına doğru kaydı..
"Ayrıca Miray Hanım, o gözlerinizi biraz daha üzerimden çekmezseniz harika bir cezaya hazırlıklı olun." Kafamı hızla kaldırıp direkt gözlerinin içine baktım.
"Ya... Ya sen de böyle çıplak durma karşımda! Benim ne günahım var? Ayrıca kim dedi sana kıyafet getirmeden gelip başka bir insanın evinde yaşamaya başla diye? Ne zamana kadar kıyafetsiz duracaktın-" Bu sefer lafımı Sandro yerine çalan kapı sesi kesti. Rahat bir nefes verip kapıya yöneldim. Düşünmeden açtığımda Ayşe teyzeyi görünce yüzüm aydınlandı.
"Ay teyzem sen mi geldin? Hoş geldin bal yanaklım!" Sonunda kurtulduğumu düşünüp Ayşe teyzenin yanaklarına kocaman öpücükler kondurduktan sonra geri çekildim.
"Tabii ki ben geldim, başka kim gelecekti? Bir uğrayayım dedim, eksiğin falan varsa yardım etmek için." Tam büyük bir minnetle cevap verecektim ki Ayşe teyze benden önce davrandı.
"Amaaannn! Bu cıbıldak oğlanın evinde ne işi var yavrum? Sen eve neden erkek aldın ki? Tövbeler tövbesi-" Arkama baktığımda Sandro'nun yarı çıplak hâlde dikildiğini gördüm. Hemen bir kılıf uydurmalıydım, yoksa bu durum çok yanlış anlaşılacaktı. Kendimden emin bir tavırla döndüm.
"Teyze valla düşündüğün gibi değil. Bu oğlanın adı Sandro. Kendisi benim annemin halasının çocuğunun oğlu olur. Bursa'da benden başka kimseyi tanımıyormuş. Sen kapıyı çalmadan önce de Sandro'nun üstüne çay döküverdim... O yüzden-" Ben devam edemeden bir yerlerden yükselen kahkaha sesini duyunca Ayşe teyzenin arkasında duran Leyla'yı fark ettim. Eminim söylediğim yalana gülüyordu ama bu saatten sonra dönüşü yoktu.
"Aman kızım aman, akraba bile olsanız aynı evde uzun süre bir arada kalmayın. Bak sonra kötü şeyler olursa arkasını toplayamayız bu işin." Üzgün bakışlarla hak verdikten sonra Ayşe teyze söylene söylene kendi evine döndü. Leyla hâlâ gülmeye devam ediyordu. En sonunda başına okkalı bir yumruk geçirince susmayı başardı.
"Ah kızım, ne vuruyorsun ya!" Leyla'nın gözü aniden Sandro'ya ve göğsüne takılınca hemen ikisinin arasına girip bakışlarımla uyardım. Leyla bana hafif bir sırıtış gönderdi.
"Uuuu, eniştemle özel anlar mı yaşıyordun? Kusura bakmayın, böldüğümün farkında değildim." Leyla'nın söylediği şeye karşılık başına tekrardan okkalı bir yumruk geçirdim.
"Sen artık işine git! Geç kaldın!" dedim onu dışarı doğru iterken.
"Haklısın,bi türlü gidemedim. Abimin istekleri sağolsun. Hadi kaçtım ben!" Leyla gittikten sonra kapıyı kapatıp tekrar Sandro'ya döndüm.
"Sen Leyla'nın dediklerine aldırış etme, o her zaman aklına ilk geleni söyler. Biz en iyisi sana en yakın zamanda kıyafet alalım." Yüzünden rahatsız olduğu belli oluyordu. Cevap vermesini bekledim ama Sandro ise hiçbir şey demeden oradan uzaklaştı.
Oturma odasında üstü çıplak bir şekilde koltuğa kurulmuş, kollarını göğsünde bağlamıştı. Çekinerek yanına gidip önünde durdum. "Kızgın mısın bana?" Alt dudağımı ısırıp bir şey söylemesini bekledim. En sonunda derin bir iç çekip öne doğru eğildi ve direkt gözlerimin içine baktı. Bana kızmasını beklerken aniden gülmeye başlayınca büyük bir şaşkınlığa uğradım.
"Benden neden korktuğunu anlayamadım. Şu hâline bak, süt dökmüş kediye döndün." Sandro hâlâ benim ondan çekiniyor oluşumla dalga geçerken kırıldığım için oturma odasını terk ettim. Odama doğru yürürken hâlâ arkamdan güldüğünü duyabiliyordum.
Göz devirip dolabımı açtım ve Sandro'ya olabilecek bir kıyafet aramaya başladım ama bütün kıyafetler küçük gelecekti. Sonuçta benden çok daha iri ve uzundu. Tekrardan iç çekip odamdan çıktım, az önce neden bu kadar güldüğüne anlam veremediğim Sandro'nun yanına döndüm.
Başka yöne bakarak ciddiyetle telefonla konuştuğunu gördüm. Beni fark edince bi an sustu ve sonra boğazını temizleyip konuşmasına geri döndü.
"Ben Leyla'ya gidiyorum. Leyla'nın abisi bazen ona geliyor. Belki bir tişört falan bulabilirim." Sandro'nun ne diyeceğini beklemeden evden çıktım. Kapımın önündeki dairede yaşayan Leyla'nın kapısını çaldım. Birkaç çalıştan sonra kapı açıldı ama karşımdaki Leyla değil, abisiydi. Kapının eşiğine yaslanıp kollarını göğsüne bağlayarak sırıtarak yüzüme baktı.
"Eee güzellik, hangi rüzgar attı seni buraya?" Gözlerimi devirdim. Parmak ucumda yükselerek içeriye bakmaya çalıştım.
"Leyla içeride mi Yusuf abi?" Kapı eşiğinden doğrulup ellerini cebine soktu, hafifçe gerindi. Her zaman sorduğum sorulara çok yavaş cevap verirdi. Bu yüzden sabırla beklemede kaldım.
"Mmm... Düşünelim. Leyla bugün işe gitti. Yani hayır, evde değil." dedi bütün dişlerini göstererek sırıtırken. Kaşlarım sinirle ve sabrımın tükenmesiyle çatıldı.
"Sen salak mısın Yusuf abi, evde kim var kim yok bilmiyor musun?"
"AAA! Üstüme iyilik sağlık, ne biçim konuşuyorsun sen? He he aynen, salak olan benim zaten kesinlikle sen Leyla'nın işe gittiğini bilmiyorsun." Kollarını göğsünde birleştirdi. Doğru ya, Leyla işe gitmişti. Çenemi hafifçe dikleştirip ellerimi belime koydum.
"Her neyse, senden bir şey isteyecektim." Yusuf abi kollarını indirip ellerini cebine soktu, ne söyleyeceğimi merak ettiğinden sessiz kaldı ,ben de devam ettim.
"Bana bir tişört verir misin? Leyla'nın değil, senin. Ve lütfen nedenini sorma." Yusuf abi omuz silkip içeri girince sorgulamadığı için rahat bir nefes aldım. Yusuf abi ile resmen gerçek abi kardeş gibi atışıyorduk. Mardin'de bıraktığım ailemi ve her zaman kavga ettiğim kardeşim Alp'i hatırladım.
Özlemle iç çekerken Yusuf abi elinde bir tişörtle döndü. Tişörtü bana fırlatınca hızla öne atlayıp yere düşmeden tuttum. Zafer kazanmış bir yüzle tekrar ona baktım.
"Sağ ol abi, hadi görüşürüz." Aklına bu işi sorgulamak gelmeden hızlı adımlarla evime döndüm. Eve girdiğimde oturma odasında bıraktığım Sandro'yu yerinde bulamayınca diğer odalara bakmaya başladım.
"Yine nereye gitti bu adam ya!" Söylenerek bütün odaları dolaşmaya başladım ama yine de izine rastlayamadım. Mutfak balkonunun kapısından ses gelince o tarafa yöneldim.
Balkon camına baktığımda yere çökmüş, avucunun içinde tuttuğu yavru bir kuşla ilgilendiğini görünce yüzümde istemsiz bir tebessüm belirdi. Hayvanlara karşı merhametli bir adam kadar çekici ne vardı ki dünyada? Sandro'nun gülümserken ne kadar yakışıklı ve karizmatik olduğunu bir kez daha fark ettim.
Sandro aniden başını kaldırıp bana bakınca hızla arkama dönüp masayla ilgileniyor gibi yaptım. Balkon kapısı açılırken kalbim daha da hızlandı.
"Beni uzaktan izlemek yerine yanıma gelebilirsin, sonuçta aynı evde yaşıyoruz." dedi sırıttığı belli olan bir ses tonuyla.
"Kuşla ilgileniyordun, kuşu korkutmak istemediğim için gelmedim." Tekrar ona dönüp kendimi savunmaya çalıştım. Gözüm yine çıplak göğsüne takılınca elimde tuttuğum tişörtü hatırlayıp havaya kaldırdım.
"Tişört... Leyla'nın abisinden aldım. Hem o da spora gidiyor... Yani onun tişörtü sana olur." Tişörtü eline verip hızlı adımlarla mutfaktan çıktım. Sandro da arkamdan tişörtü giyerek beni takip etti. Oturma odasına girdiğimizde iki farklı koltuğa kurulduk.
"Sonunda üstüne bir şeyler bulduk." Telefonuma bakarak söyledim ama Sandro'nun sırıtarak beni izlediğinin farkındaydım.
"Sanki artık giyindiğim için üzülmüş gibisin." Yüzüne bakmıyordum ama sesinde kendini beğenmiş bir ifade vardı. Bakmadan da bunu anlayabiliyordum.
"Oradan bakılınca sapığa mı benziyorum?" Sesim biraz fazla sinirli çıkmıştı. Sanırım o da bunu fark etmişti.Ama söylediği şey cidden dokunmuştu bana. Özür dileyeceğini sanmıştım —eminim siz de öyle düşünmüşsünüzdür— ama beyefendi sesli bir şekilde oflayarak odadan çıktı. Evet evet, odadan çıktı!
Bir süre sonra Sandro odaya geri dönmüştü,tam önüme geldiğinde başımı diğer tarafa çevirdim. Gözümün ucuyla ona atarlı bakışlar fırlattıktan sonra göz devirip kollarımı göğsümde bağladım. Sandro yüzüne bakmamı bekledi ama inat ettim ve bakmadım.
Aniden çenemde bir el hissettim. Kafamı göz göze gelelim diye kendine doğru çevirdi ama inatçı tarafım çoktan devreye girmişti bile. Gözlerimi başka tarafa kaydırarak bu hareketini boşa çıkardım.
"E yuh ama artık Miray! Gözlerini başka tarafa dikmek ne alaka, gitti bizim romantik hareket..." O kadar ciddi bir şekilde söylemişti ki gözlerim başka yöne bakıyor olsa da aniden gülmeye başladım.
Sandro geri çekilip ani ruh değişikliğime şok içinde bakarken ben hâlâ gülmeye devam ediyordum. Elimle ağzımı kapatıp susmaya çalıştım. Tam susmak üzereyken tekrar Sandro'nun dehşet olmuş yüzünü görünce bu sefer yüzüne yüzüne gülmeye başladım. Bana 'Bu mal tam olarak neye gülüyor?' ifadesiyle bakıyordu.
"Miray yeter güldüğün! Neye güldüğünü de anlayamadım zaten ama cidden neredeyse 5 dakikadır amaçsızca gülüyorsun." Kaşları çatılmış, rahatsız olduğunu belli ediyordu. Çocuğa gerçek anlamda ayıp ettiğimi fark edince dudaklarımı birbirine bastırıp sustum.
"Ama sen de aniden gelip çenemi tutup kendine çeviriyorsun ve konudan alakasız komik bir şey söylüyorsun. Ayrıca az önce oturma odasından çıkarken sergilediğin o tavrı da unutmadım." Tekrardan kollarımı göğsümde birleştirip gözlerimi kısarak Sandro'ya kilitlendim.
"Zaten tam olarak onun için yanına geldim. Seni sapık olarak görmüyorum." Başını iki yana salladı. Dudağımı büzüp kaşlarımı eğdim.
"Ayy bunu duymak çok mutlu etti beni. Senin beni sapık olarak görmemen dünyayı 180° değiştirdi şimdi." Başını iki yana sallayıp koltuğa kuruldu.
"Özür dilerim." Gözlerini kırpmadan bana bakarak dilediği özürle yine kalbim depar atmaya başlamıştı. Kendime gelebilmek için yerdeki halı desenini incelemeye başladım.
Kısa bir sessizliğin ardından "Ne yapalım?" diye soru yönelttii. Bir süre sessizce düşündükten sonra ellerimi iki yana kaldırdım.
"Bilmiyorum, aklıma bir şey gelmiyor." Bakışları üzerime dikilmişti. Beni izlediğini fark ettiğimde ona döndüm. Gözlerinde yoğun bir parıltı vardı; nefret ettiği birine bakan biri gibi bakıyordu. Başımı yana eğdim.
"Sorun ne?" Boğazını temizleyip bakışlarını kaçırdı.
"Dalmışım, kusura bakma." Telefonunu çıkartıp ekrana baktı.
"Anladım, önemli değil." Saate baktığımda akşam olmak üzere olduğunu fark ettim.
"Yemek yapalım." dedim ayağa kalkarken. Ben kalktığım anda kendisi de doğruldu.
Birlikte mutfağa girdiğimizde bir an durup ne yapmamız gerektiğini düşündüm. "Aslında canım makarna çekiyordu ama sen sever misin bilmiyorum."
"Ben İtalyan'ım, tabii ki makarna severim." Yüzüm aydınlandı, makarna seven erkek zor bulunurdu bu devirde.
Kilerden makarnayı çıkardıktan sonra bir tencere alıp içine su doldurdum. Ardından ocağa koydum. Arkamda beni merakla izleyen Sandro'ya döndüm.
"Bu Turkish style canım." dedim sırıtarak.
"Biraz bekleyelim de su kaynasın." Sandro suyla bir süre bakıştı.
"Neden tuz katmadın? Tuzsuz makarna mı olurmuş!" Bi an kaynamak için ocağa koydum makarna suyuna baktım.
"Tuz katarsan nasıl kaynasın su? Su daha hızlı kaynasın diye tuz katmıyoruz." Kaşları bu bilgiyle havaya kalktığında gözlerimi tavana dikip iki yana salladım. Makarna suyu kaynadıktan sonra paketi suya boşalttım.
"İlginç..." diyerek şaşkınlığını dile getirdi. Muhtemelen İtalyanlar farklı yapıyordu makarnayı.
Sosunu hazırlamak için çıkardığım tavaya salça, yağ ve tuzu koyup pişirdim. Yumuşayan makarnanın suyunu süzdükten sonra yaptığım sosu üstüne gezdirdim.
"Hamur oldu bu makarna!" Tencerede duran makarnaya uzaylı görmüş gibi bakıyordu.
"Ne?" Birkaç kez göz kırpıştırdım. "Diri mi olmalıydı? Karnımızda kurt çıkar sonra" Diye cevap verdiğimde geri çekilip birkaç saniye yüzümü inceledi.
"Kim söylüyor sana bu hurafeleri?" Alayla sırıtıp nefes vererek güldüm. Cevap vermek yerine makarna için son dokunuşları yaptım.
Yemek tamam olunca tabaklara doldurup masaya koydum ve oturdum. "Tadaaa!" Tabağı işaret ederek gülümsedim.
"Bunun adı makarna mı şimdi?" Uzaylı yemeğine bakıyor gibi bakıyordu tabağa. Göz devirdim hâlâ yemek hakkında laf ediyordu,sinirime dokunmuştu.
Dolaptan ketçay ve mayonezi çıkarttım,masaya oturduğumda tabağıma biraz makarna koydum ve üstüne sosları sıktım. Sandro da ayakta durmuş eli ağzında sanki insan katletmişim gibi bakıyordu.
"Annem görse 'Oh mio dio! Oh mio dio!!' diye bağırırdı evde." Sessizce güldü. Masaya otururken makarnaya bakarak düşüncelere daldı.
"O zaman annenden gerçek makarna yapmayı öğrenmem gerek." dedim makarnayı yemeye başlarken. Cevap vermedi, sadece düşmüş bir yüzle makarnayı yemeye devam etti. Sessizlikle geçen yemeğin ardından bulaşıkları halledip oturma odasına geçtik.
Gece çok sakin geçmişti, pek anlatacak bir olay yaşanmadı. İkimiz de sadece telefonlarımıza baktık. Daha sonra uykumuz gelince odaya geçtik. Yatağa uzandığım gibi direkt uyuyakaldım.
Gece bir an uyandığımı hatırlıyorum; Sandro'nun gözleri üzerimdeydi ve beni izliyordu sanki. Uyku sersemi olduğumdan pek bir şey hatırlamıyorum.
Sabah olduğunda neredeyse aynı anda uyandık. Sandro pek aç olmadığını söylediği için ben de sade yumurta yapıp yedim. Oturma odasına girdiğimde Sandro oturmuş telefonuna bakıyordu.
"Lo sientooo Sandro, lo sientooo!" Kapının eşiğinden geçerken eğlencesine söyledim, gözünün ucuyla bana baktı.
"O İtalyanca değil yalnız,İspanyolca." dedi sanki ben cahilmişim gibi. Yanına oturduktan sonra ağzımı büzüp sesimi kalınlaştırdım:
"O İtalyanca değil yalnız,İspanyolca." Sandro sesini taklit ettiğimi anlayınca gözleri fal taşı gibi açıldı.
"Sesimi mi taklit ediyorsun?" Şaşkınlığına kahkaha attım.
"Çok bilmiş seni! Sence ben İspanyolca olduğunu bilmiyor muyum?" Kaşları havaya kalktı.
"Nereden biliyorsun?" Saçımı geriye doğru savurdum.
"Ekran süren yetmiyorsa benim sorunum değil."
"Ne bileyim, İtalyan'ım ya... O yüzden dedin sandım."
"Despacito mudur peki?" Yüzü komik bir hâl alınca kahkahayı bastım. "Paketin açılmamış senin." Omzuna hafifçe vurdum.
"Seni anlamıyorum." Yüzü buruştu. Salak olduğumu düşünüyordu sanırım.
Tam bir şey söyleyecekken telefonumun çalmasıyla yaptığımız mantıksız muhabbet yarıda kesildi. Ayağa kalkıp masada duran telefonumu aldım. Ekrana baktığımda arayanın babam olduğunu görünce modum aniden düzeldi.
"Alooo! Canım babam, sultanım, padişahım! Beni mi özledin yoksa? Ay ben sizi çok özledim, burnumda tütüyorsunuz vallahi!"
"Kızım, biz de seni çok özledik. Annen her gün senden bahsediyor. İnanır mısın bilmiyorum ama kardeşin bile seni çok özledi." Babamı dinlerken gözümden bir damla yaş süzüldü. Elimin tersiyle hemen sildim. Sandro bana merakla bakıyordu.
"Kızım, 2 ay sonra şirketin başına geçmeni istiyorum. Evet biraz erken ama şu an anlatamayacağım şeyler var." Babamın söyledikleri karşısında gözyaşlı ifademin yerini şaşkınlık aldı. Sandro ise yüz ifademin değiştiğini görünce kaşlarını çattı.
"Baba ben şirketi nasıl yönetirim, bilmiyorum..." Stresten alt dudağımı yerken aniden Sandro'nun odadan çıktığını fark ettim.
"Ben sana güveniyorum Miray. 2 ay sonra Mardin'e dön." Babamın görmeyeceğini bilsem de başımı salladım. Aklım hâlâ Sandro'daydı, içime bir şüphe düşmüştü.
"Tamam babacığım,geleceğim." Babamla olan sohbetimi bitirip sessiz adımlarla oturma odasından çıktım. Bütün evi dolaştım, mutfak balkonuna bile baktım ama Sandro'yu hiçbir yerde bulamadım. Bu adam niye hep ortalıktan kayboluyordu?
Evi tekrardan ararken dışarıdan gelen sesle cama gidip pencereyi açtım. Evet, aşağıdaydı ve bir adamla konuşuyordu. Kirli sakallı, uzun boylu (Sandro'dan bile uzundu) ve gür saçlı bir adamdı, ikisinin yüzü de çok ciddiydi. Aniden Sandro'nun gözleri benimkilerle buluştu. Bakışları içimi ürpertirken hızla içeri çekildim. O adam kimdi? Hani Sandro kimseyi tanımıyordu? Neden adamla sanki uzun zamandır tanışıyorlarmış gibi konuşuyordu? Aklımda deli sorular vardı...
Bölüm etkileşimi
