23. bölüm / 41
Çekiliş Aşkı | 🇮🇹🇹🇷23. Bölüm
Bölümler 41Şu an: 23. Bölüm
- 1 1. Bölüm1.019 kelime
- 2 2. bölüm1.427 kelime
- 3 3. Bölüm1.313 kelime
- 4 4. Bölüm2.587 kelime
- 5 5. Bölüm1.554 kelime
- 6 6. Bölüm1.310 kelime
- 7 7. Bölüm1.088 kelime
- 8 8. Bölüm1.457 kelime
- 9 9. Bölüm1.907 kelime
- 10 10. Bölüm1.270 kelime
- 11 11. Bölüm1.821 kelime
- 12 12. Bölüm1.220 kelime
- 13 13. Bölüm1.249 kelime
- 14 14. Bölüm1.436 kelime
- 15 15. Bölüm1.312 kelime
- 16 16. Bölüm1.054 kelime
- 17 17. Bölüm2.402 kelime
- 18 18. Bölüm1.210 kelime
- 19 19. Bölüm1.002 kelime
- 20 20. Bölüm1.263 kelime
- 21 21. Bölüm1.081 kelime
- 22 22. Bölüm2.042 kelime
- 23 23. Bölüm2.795 kelime · Okuduğun bölüm
- 24 24. Bölüm2.099 kelime
- 25 25. Bölüm2.168 kelime
- 26 26. Bölüm2.642 kelime
- 27 27. Bölüm2.427 kelime
- 28 28. Bölüm2.582 kelime
- 29 29. Bölüm2.577 kelime
- 30 30. Bölüm2.317 kelime
- 31 31. Bölüm2.509 kelime
- 32 32. Bölüm2.155 kelime
- 33 33. Bölüm2.052 kelime
- 34 34. Bölüm2.174 kelime
- 35 35. Bölüm2.613 kelime
- 36 36. Bölüm2.229 kelime
- 37 37. Bölüm2.164 kelime
- 38 38. Bölüm2.040 kelime
- 39 39. Bölüm2.476 kelime
- 40 40. bölüm3.496 kelime
- 41 41. Bölüm887 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kalbim istediğimden daha hızlı atıyor, bedenim ise beklemediğim bu buluşma için titriyordu. Kendimi zar zor dışarı attığımda hâlâ bu anın gerçekliğini sorguluyordum. Sandro gerçekten gelmiş miydi? Ama neden?
Taksiye bindiğimde Leyla'yı aradım. Otel odasından apar topar çıktığım için haber verememiştim.
"Alo,Miray.. nerdesin?" Sesi daha yeni uyanmış gibi çıkıyordu. Muhtemelen uykusundan uyandırmıştım.
"Kusura bakma,uykunu böldüm." Dedim,gerginlik sesime de yansımıştı. Heyecanda olabilir.. "Sandro yazdı,burdaymış. Buluşmaya gidiyorum."
Sanki Sandro ile buluşmam çok normalmiş gibi hiç tepki vermemişti ve bu durum bana garip geldi. Yani benim kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi bunu yaşamak.
"Tamam,otele döndüğünde konuşuruz." Dedi sadece ve sonra aramayı sonlandırdı. Gerçekten şuan böyle bir şeye ihtiyacım vardı.. telefonu kapatıp çantama koyduktan sonra camdan dışarıya baktım. Camı açıp rüzgarın yüzümü gıdıklamasına izin verdim.
Yaklaşıyordum.. bir daha konuşmamak için kalbim ağrıya ağrıya hakaret ettiğim adamla tekrar buluşmaya gidiyordum.
Şimdi düşündüm de,Sandro ile çok şey yaşamıştım. Evime geldiği ilk andan itibaren tekrar hayal etmeye başladım. Yüzümdeki gerginliğin yerini hüzünlü bir tebessüme bırakmıştı.
Volkan ile kardeş olmasına rağmen karakterleri çok zıttı. Sandro'da anlam veremediğim, adını koyamadığım bir hissiyat vardı. Sadece onu düşünerek kendimi güvende ve bir yere ait gibi hissediyordum:gerçeklerden ne kadar uzak olsa da.
Aniden gözümün önüne Volkan geldi. O yüzünde ki adi sırıtış ve tehdit ederken aldığı hazzın gözlerine yansıyışı. Onu düşünmek bile içimi huzursuzlukla donatıyordu.
Oturduğum araba koltuğunda kıpırdanarak üzerime gelen kasvet bulutlarını dağıtmaya çalıştım. Şimdi olmaz,her şey yolunda gibi davranmalı ve Sandro'yu kendimden uzak tutmalıyım. Volkan buradayken Sandro'nun burda olmaması gerek. Dün kolaylıkla kan dökülebildiğine şahit olmuşken asla burda durmamalı.
Görüş alanıma Eyfel kulesi girdiğinde aniden beynimde ki bütün sesler susmuş yerini sadece heyecan ve kalp çarpıntısına bırakmıştı. Uzun nefesler alıp geri vererek kendimi yakında gerçekleşecek buluşmaya hazırlamaya çalışsamda her nefes alıp verişimde daha da gerginleşiyor ve kendime hakim olamıyordum.
Araba yavaşlayıp durduğunda artık o anın geldiğini anlayıp istemesem de arabadan inmiştim. Eyfel Kulesi tam karşımda duruyordu ve Sandro herhangi bir yerde olabilirdi.
Aniden telefonuma gelen bildirimle elimi çantama attım. Bildirime baktığımda Sandro'nun mesaj attığını gördüm.
Sandro;
Arkandayım.
Mesajı okuduğum anda göz bebeklerim büyümüş ayaklarım yere çivilenmişti. Sandro... arkamdaydı. Ve beni görüyordu. Gözlerimi kapattım,hayır güçlü durmalıyım. Özlediğimi gözlerimden okumamalı. Tırnaklarımı avuç içime geçirip arkamı döndüm.
Arkamı dönmem ile Sandro ile göz göze gelmem aynı saniye içerisinde gerçekleşmişti. Gözlerim bana ihanet ederek titremiş,tırnaklarımı geçirdiğim ellerim çözülmüştü. Şuan tamamiyle çıplak duruyordum karşısında. Hayır bunu istemiyordum, güçlü olmalıydım.
"Miray.." Benim aksime sesinde ki ham özlem ile bana bakıyor ve tüm duygularını gösteriyordu. Bana doğru adım attığında sanki artık açık bir alanda değilde küçük bir kutunun içerisindeydik. O yaklaştıkça nefesim düzensizleşiyor ve kalbim deli gibi göğüs kafesime doğru çarpıyordu.
"Neden geldin?" Dedim,dişlerimin arasından. Kendimi bırakırsam bütün duygularımı önüne serebilirdim.
"Seni özledim." Bir adım daha yaklaştı. Gelmemesi için bağırmak istedim,durmasını söylemek istedim ama yapamıyordum. Çünkü bende istiyordum. Bir kez olsun hiçbir şeyi düşünmeden pervasızca gidip ona sarılmak ve bütün bu olanları unutmak istiyordum.
"Bu bir neden değil." Dedim düşüncelerimin aksine. Özlediğimi belli etmemek için sesim gereğinden sert ve soğuk çıkıyordu.
"Tek başınasın.. seni bırakamam" Ellerim yanımda yumruk oldu. Neden bütün erkekler beni savunmasız görüyordu? Aksine her konuda çok güçlüydüm. Zaten güçlü olmasam bu noktaya gelemezdim.
"Neden? Sen kimsin ki?" Gözleriyle neredeyse gözlerimi deliyor ve içimi okumaya çalışıyordu.
"Süzülmüşsün.." Dedi, konuyu aniden değiştirerek. "Benim tanıdığım Miray aç kalmaya dayanamaz."
Diyemedim.. yemek yemeye halim yok diyemedim. Onun yerine alaycı bir gülümsemeyle baktım. "Sen beni hiçbir zaman tanımadın ki."
Uzun süre yüzüme baktı, başını iki yana salladı ama konuşmadı. Yüz ifadesi her saniye değişiyordu. Bir şeyi içinde tutmaya çalışıyor gibiydi.
"Eğer devam etmeyeceksen gidiyorum. Buraya iş için geldim,başka bir şey için değil." Arkamı döndüm,yürümeye fırsat vermeden konuştu.
"Evet!" Aniden sesi sinirli bir hale dönüştü. " Sen buraya iş için geldin! Babanın ve babamın düşmanlığı yüzünden arada kalmaya değil! Bunu hak etmiyorsun! İkimiz de hak etmiyoruz!"
Yerimde mıhlanmıştım. Beynim resmen benimle konuşmaya başladı. 'Babamın mı dedi o? Yani babası.. o biliyor muydu? Hayır öldüğünü söyledi. Babası da onayladı.. bilmemeli,bu imkansız!'
Kafamın içinde çok fazla ses oluşunca elimi başıma götürdüm. Etrafımdaki her şey dönmeye,sesler uğuldamaya başladı. Uzun zamandır yemek yememiştim. Sandro'nun söylediği şey ile birlikte kan şekerim düşmüş ve bayılmıştım.
Uyandığımda kendimi tekrardan kendi otel odamda buldum. "Sandro?" Adını fısıldadım ama hiçbir ses geri dönüş yapmadı. Şakağımı tutarak yatakta doğrulup etrafa baktım. Leyla koltukta oturmuş telefona bakıyordu. Benim uyandığımı görünce hızla yanıma gelip elimi tuttu.
"Güzelim,iyi misin?" Endişesi sesine yansımıştı. Yutkunmaya çalıştım ama susuzluktan başaramadım.
"Leyla.. su verir misin?" Cevap vermeden kalkıp bana su getirdi, gülümseyerek teşekkür edip suyu içtikten sonra Leyla'ya baktım.
"Sandro buradaydı!" Dedim,yavaş yavaş aklım yerine geliyordu.
"Evet biliyorum. O seni getirdi buraya. İlk başta çok şaşırdım. Sandro çok korkmuş gibiydi. Çocuğun yüreğine indireceksin yakında." Gözlerim büyüdü,elimi kulağıma götürüp sıktım ve sonra yumruğumu hafifçe duvara vurdum.
"Ağzından yel alsın Leyla, o nasıl laf." Telefonumu aldım ama Sandro mesaj atmamıştı. Aniden bir şimşek gibi beynime Sandro'nun sesi düştü. Babanın ve babamın düşmanlığı yüzünden arada kalmaya değil.. başımı Leyla'ya çevirdim.
"Leyla, Sandro babasının yaşadığını biliyor!" Dedim,heyecan ve endişeyle.
"Ben.. ben söylemedim,bundan eminim! Aileme zarar gelmez değil mi? Benim suçum yok! Yemin ederim ona hiçbir şey anlatmadım. Anlatsam sana söylerim. Hem-" Elini omzuma koyup beni susturunca konuşmayı bırakıp Leyla'ya baktım.
"Doğruyu er ya da geç öğreneceksin. Ama şunu bil ki,her şey senin iyiliğin için." Leyla'nın dediğine pek anlam veremedim, gözlerimi kıstım.
"Tam olarak ne benim iyiliğim için?" Dedim,sorgulayan bakışlarla. Gözlerindeki o kısa tereddütü yakaladım. Bir şey saklıyordu.
"Diyorum ya,er ya da geç öğreneceksin." Ayağa kalktı ve elini uzattı.
"Hadi kalk,yemek yemeye gidiyoruz. Yine bayılmanı göze alamayız." Elini tutup ayağa kalktım. Haklıydı,bir buçuk gündür yemek yiyemiyordum. Odadan çıkıp otelin restoranına girdik. Kendime bir tabak alıp açık servisten canım çeken her şeyi tabağıma koydum. Sanırım Sandro ile konuşmak bile iştahımı açmıştı.
Dolu tabağım ve leyla ile birlikte bir masaya geçip oturduktan sonra konuşmadan yemeğimizi yemeye başladık. Bir süre sonra mideme tokluk hissi gelmeye başlayınca başımı kaldırıp Leyla'ya baktım.
"Sence babasının yaşadığını ne zamandır biliyor?" Dedim ağzımdaki yemeği çiğnerken.
"Olmuştur biraz." dalgın bir sesle söyledi.
"Baya emin konuştun" dedim hayretler içinde.
"Sonuçta en başından bilmediği belli." Dedi kendinden emin halde. Başımla onayladım. Haklıydı,sonuçta en başından beri bilmesi imkansızdı.
"Şimdi nerede acaba?" Düşünceli bir halde tabağımla oynamaya başladım. Aniden yanıma biri oturunca düşüncelerimden koptum.
"Beni mi merak ediyordun?" Yanıma oturan Volkan'ı görünce gözlerimi yukarı diktim. Sinirle bir sabır çekip aynı sinirli bakışlarla Volkan'a döndüm.
"Senin hiç utanman arlanman yok mu!? Saygı denen erdemi duydun mu daha önce? Oturmadan önce izin istesene!" Sırıtışı daha da genişledi,saçımı kulağımın arkasına doğru taramaya çalıştığında başımı çekip buna engel oldum.
"Benim olanın yanına oturmak için ne diye izin isteyecekmişim?" Dudağımın kenarı sinirle attı. Ayağa kalktım ve masadan uzaklaştım. Leyla kalktığımı görünce masada durmayıp peşimden geldi. Leyla gelince adımlarımı hızlandırıp ağzımın kenarından fısıldadım.
"Kaçalım, bununla uğraşmak istemiyorum" leyla başıyla hak verince İkimiz hızlı adımlarla restorandan çıktık. Tabiki Volkan peşimizden gelmişti.
"Nereye gidiyorsun prenses? Konuşmamı bitirdim mi?" Az önce ki alaycı ifadesinin yerini tamamiyle sinire bırakmıştı. Sesi öyle sert ve korkutucu çıkmıştı ki yürümeye cesaret edemiyordum.
"Bilmem. Bitirmişsindir diye düşündüm.." Dedim korkarak. Üstüme doğru yürüyüp başını iki yana salladı.
"Demir buraya gelmiş. Bu sabah adamlarım söyledi." Elini çeneme koyup başımı kaldırdı,gözlerimin içine yoğun bir öfkeyle bakıyordu.
"Şimdi söyle prenses,bu durumda parmağın var mı?" Zorlukla yutkundum,gerçekten korkutucu duruyordu.
"Hayır,az önce senden öğrendim buraya geldiğini.." Dedim inandırıcı bir sesle. Bir süre yüzümü incelemeye devam etti, bu yüzden rol yapmaya devam ediyordum.
"İyi,bende öyle düşünmüştüm" başını eğip kulağıma yaklaştı. "Yoksa biliyorsun prenses, babam seni güzelce uyardı. Demir minicik bir bilgi öğrenirse ailen.." geriye çekilip gözlerime sırıtarak baktı.
"Anladım. Merak etme,bunu asla yapmam." Eliyle saçımdan bir tutam alıp bu sefer yavaş yavaş kulağımın arkasına koydu. Yüzünde ki sırıtışın yerini daha sahiplenici ve psikopat bir gülümsemeye bırakmıştı.
"Ve Demir öğrenir de ailen ölürse prenses.. Demir'i kendi ellerimle öldürücem. Ve bunu yaparken seni oturtup izlemeni sağlıyacağım" yüzüm ekşidi, gerçekten de iğrenç bir adamdı.
"Senden nefret ediyorum." Dedim,sesimde ki ham nefreti saklamadan.
"Bende seni seviyorum prenses." Geri çekildi, "Hadi çalışmaya devam et. Aras'ı kendi yanınıza çekmeniz gerekiyor. Yapmazsanız sonuçlarını biliyorsunuz." Leyla'ya göz kırptıktan sonra bulunduğumuz yerden uzaklaştı. Görüş alanımızdan çıktıktan sonra Leyla kolumdan tuttu.
"Ne kadar pis bir adam! Her şeyi tehdit ile halledebileceğini sanıyor!" Korku dolu gözlerle Leyla'ya döndüm.
"Leyla,Volkan dedi ya,Sandro minicik bir bilgi bile öğrenirse ailemi.." devam etmedim ama Leyla anlamıştı. "Ve Sandro biliyor.. babasının yaşadığını.." tek koluyla beni sardı.
"Çok düşünme Miray'ım. Hayat bildiklerinden ibaret değildir,bakarsın hiç beklemediğin şeyler olur." Başımı omzuna koyup nefes aldım.
"O beklenmedik şeyler iyi şeyler olsun artık. Sıkıldım çünkü." Kıkırdadığını duydum.
"Neye gülüyorsun?" Dedim,başımı kaldırıp yüzüne baktım.
"Hiç,sadece bi an komik geldi." Kaşlarımı kaldırıp geri indirdim.
"Haaa anladım. Hadi neyse gidelim." İlerlemek için adım atmadan önce Leyla'nın rahat bir nefes verdiğini fark ettim.
"Nereye gidiyoruz?" Dedi,merakla yüzüme bakarak yürürken.
"Her zaman Loure müzesine gitmek istemiştim. Gidip görmek istiyorum. Kafa dağıtmak için" başıyla onayladı. Acele etmeden ağır adımlarla otelden çıkıp bir otobüse bindik.
Müzenin önünde inince etrafa baktım. Apayrı bir güzellikte ki bu mekana büyülenmemek elde değildi. Tam Leyla'ya bir şey söyleyecekken elinde telefonla hızla bir şey yaptığını ve telefonuyla işi bitince direkt çantasına attığını gördüm. Benim ona baktığımı görünce gülümseyerek yanıma geldi ve koluma girdi.
"Ayy Miray,burası apayrı güzel.. gerçekten çok hoş bir aurası var." Etrafına bakarak konuşuyordu ama ben hala yüzüne bakıyordum.
"Telefon ile ne yapıyordun?" Dedim düz bir sesle.
"Arkadaşım mesaj atmış,ona cevap verdim. Önemli olan bu mu! Etrafına bak!" Elini çeneme koyup başımı loure müzesine doğru çevirince tekrardan büyülenmiştim. Gerçekten de harika bir mimariye sahipti.
Paris benim şehrim olabilirdi,her türlü şeyiyle tam beni tanımlıyordu. Az ileride bir pandomim sanatçısının çocuklara gösteri yaptığını gördüm. Leyla'yı o tarafa doğru çekiştirip adamı seyretmeye başladım. İlk kez bir pandomim sanatçısını yakından görüyordum ve gerçekten harikulade hareketler ediyordu.
Bir süre sonra gösteri bitince tüm çocuklarla beraber bende adamı alkışladım. Adam önümüzde eğilerek selam verdikten sonra eşyalarını toplayıp oradan ayrıldı. Bende oturduğum yerden kalkıp Leyla'ya döndüm.
"Hadi loure müzesine girelim" Sadece başını salladı ve müzeye girdik. İçerisi de dışarısı kadar ihtişamlı görünüyordu. Upuzun koridor ve her bir adımda ayrı bir sanatçıya ait göz alıcı tablolar. En sonunda monalisa tablosunun önüne geldiğimizde bir süre tabloyu inceledim.
"Bak, bu tabloda kadının yüzünün bi tarafı gülüyor ve öteki tarafı da hüzünlü bakıyor. Aynı benim gibi."
"Hayat hem güzeldir hem de yorucu. Denge her zaman önemli canım arkadaşım." Kolunu boynuma dolayıp kendine çekti.
"Haklısın canım, mesela şuan hayat acı veriyor. Biraz daha sıkarsan hayat diye bir şey kalmayacak ben tarafından." Leyla kahkahalarla bu dediğime gülünce etraftaki insanların gözleri üzerimize dikildi.
"Aferin Leyla, yine bir mekanda kendimizi belli etmeyi başardık. Tebrik ediyorum" göz devirip koluma girdi ve yürümeye başladık.
"Bu ışıltılı hayatı biz seçmedik canım!" Dedi sesinde ki eğlenceyle.
"Haklısın,baya ışıltılı." Güldü. "Aras'ı ara. Buluşalım. Eminim Volkan bizi izliyordur. Planına sadık kaldığımızı düşünsün." Bir kelime dahi etmeden direkt telefonunu çıkartıp Aras'ı arayınca başımı sevgiyle sallayarak Leyla'ya baktım.
"Gerçekten de vurulmuşsun şu çocuğa" işaret parmağını dudağına götürerek susmamı söyleyince dudağımın kenarı yukarı kıvrıldı.
"Alo.. Aras,nerdesin?" Aniden nazikleşen sesine karşılık tek kaşım havaya kalktı. Gerçekten aşk insanı değiştiriyormuş.
"Aaaa,bizde oradayız! Yanına gelelim mi?" Etrafına bakarak konuştuğunda gözlerim şüpheyle açıldı. Onca mekan varken o da mı buradaydı?
"Arkamızda mısınız? Tek değil-" soru sorması yarıda kalmıştı çünkü Aras'ı görmüştük. Hemde yanında... Sandro ile. Leyla'nın gözleri direkt beni buldu,gözlerinde şaşkınlık izi yoktu. Bu durum beni şüpheye düşürmüştü.
Sandro gözlerini üzerimden ayırmadan bana doğru gelirken sadece Leyla'nın duyacağı şekilde konuştum.
"Bu ikisi birlikte ne alaka Leyla?" Dedim,Leyla'nın yüz ifadesini yakından okumaya çalışırken.
"Sorup öğrenelim." Dedi sadece ve ikisine doğru yürümeye başladı. Leyla'nın aksine yerimde durmuş yürümeye çekiniyordum.
Aras yürümeyi bırakıp Leyla ile konuşmaya başladı ama Sandro hâlâ yürüyordu,bana doğru. İçimdeki sinir sistemi aniden hızlı çalışmaya başladı. Olmaz,Volkan etraftayken Sandro ile baş başa olamam. Tehdit ederken çok ciddiydi,zarar verecek.. Sandro zarar görmemeli!
Leyla'nın yanına gidip kolundan çektim. "Hadi Leyla, yapmamız gereken şeyler var. Burada duramayız." Ne kadar çeksem de gelmek için yerinden kıpırdamıyordu.
"Bir kez olsun dur ve Sandro ile konuş. İkiniz içinde en iyi olanı bu!" Dedi ve Aras ile oradan uzaklaştı. Arkalarından gidecekken Sandro'nun sesiyle durdum.
"Gitme.." Öyle içten gelmişti ki sesi,istesem de gidemedim artık. Ah Sandro.. bilsen seninle ne kadar çok olmak istediğimi..
"Olmaz." Dedim arkamı dönmeden. "Şuan tehlikeli,baş başa olamayız!"
"Volkan bizi burada göremez." Başıma kaynar sular düştü. Biliyor Volkan'ı da biliyor. Ben ne yapacağım? Bütün uğraştığım şeyler boşuna mıydı? Omuzlarım gerginlikten dimdik olmuşken Sandro'nun olduğu yöne döndüm.
"V-Volkan kim?" Dedim Sesimin titremesine engel olamadan.
"Biliyorum Miray'ım. Rol yapmana gerek yok." O an bütün bağlar koptu. Beynim isyan bayraklarını açmış Sandro hiçbir şey bilmemeli diyordu.
"Korkma.. Birlikte çözücez bu durumu." Başımı iki yana salladım. Gözyaşlarım akmaya başlamıştı.
"Sana zarar verecek. Aileme zarar verecek! Git burdan Sandro! Git ve uzaklaş! Yeter artık! Yoruldum!" Sandro'nun göğsüne vurarak onu uzaklaştırmaya çalışıyordum ama asla yerinden kıpırdamıyordu. Ellerimi tutup hareket etmemi engelleyince anlımı göğsüne yasladım.
"Sana olan sevgim ve özlemimi hiçbir korku yenemez,Miray. Duydum,Volkan seni tehdit ediyor. O pisliğin seni almasına izin vermem." Aniden kollarını bana sıkıca sardığında tüm duygularım boşaldı ve sarılışına tüm gücümle karşılık verdim.
"Konuşmalıyız," dedim göğsüne doğru konuştuğumdan sesim mırıltılı çıkmıştı. Elini saçıma götürüp okşamaya başlayınca gözlerimi kapattım.
"Yapıcaz." Dedi kısaca. "Sadece şimdi izin ver seni bu şekilde tutuyum." Karşı koyamadım,o an o kadar güzel ve huzurluydu ki asla karşı çıkmaya yeltenemedim.
Şuan bir yatakta olsaydık tatlı bir uykuya dalabilirdim. Sonunda beynimde ki tüm sesler susmuş,yerini Sandro'nun sıcaklığına bırakmıştı. Bedenlerimiz tamamiyle birbirine değiyor sanki bir bütün olmaya çalışıyorduk.
"Başından söylemeliydin. Bu hale gelmek zorunda kalmazdık." Saçlarıma doğru konuştu.
"Özür dilerim.. söylediğim tüm kırıcı sözler için." Gözlerimin içine bakacak kadar geri çekilip yoğun bir şekilde baktı.
"Sakın bir daha özür dileme. Yaşadıkların çok ağır şeylerdi." Ellerini yanaklarıma götürüp başımı sabit tuttu. "Seninle gurur duyuyorum." Dedi kendinden emin bir şekilde. Gözümden bir damla yaş düştü. Bu sözü duymayalı çok uzun zaman olmuştu.
"Shhh ağlama." Baş parmağıyla göz yaşımı sildi. Hadi gidelim,konuşmamız gerekiyor. Sadece başımı salladım.
"Volkan bizi görmemeli!" Dedim korkuyla etrafa bakarken.
"Göremez,o bizi takip ederken biz de onu takip ediyoruz." Kolunu omzuna dolayıp yürümeye başladı. "Sanki benim Miray'ıma sahip olabilirmiş gibi havalara giriyor. Aptal çocuk." Gittikçe aklımda ki sorular artıyordu. Volkan'ı, babasını,Volkan'ın benimle olmak istediğini biliyordu. Neredeyse her konuya hakimdi ve bu durum beynimde ki şüphe çanlarının çalmasına sebep oluyordu.
Müzeden çıkıp bir arabaya doğru yürüdüğümüzde sadece temkinli hareket ediyor ve etrafa bakıyordum. Omzumdaki tutuşu hafif sıkılaştı.
"Sana korkma dedim. O burada değil." Arabanın önüne gelince kapıyı açıp girmem için bekledi. Arabaya binip Sandro'nun kapıyı kapatmasını izledim. Şoför koltuğuna geçip oturduktan sonra arabayı çalıştırıp orada uzaklaştık.
Neredeyse bir saat olmuştu ama ikimizden de ses çıkmıyordu. En sonunda dayanamayıp sordum.
"Nereye gidiyoruz bir saattir?" Dedim merakıma yenik düşerek. Göz ucuyla bana baktı,dudakları yukarı kıvrıldı ve sonra tekrar yola döndü gözleri.
"Mudanya kadar güzel olmasa da sakin olan bir yere gidiyoruz." İçten bir gülümsemeyle bana bakınca karşılık olarak salak gibi sırıtmaya engel olamadım.
Sonunda araba yavaşlayıp durduğunda merakla etrafa baktım. Sandro arabadan inip kapımın önüne gelip açınca ona döndüm ama konuşmama fırsat vermeden kendisi konuştu.
"Yine arabayı çalıp gitme diye seni ben indiricem, hadi prenses gidelim." Geri çekilip arabadan çıkmam için alan açınca düşüncelerim geçmişe dönmüştü. Maziyi hatırlatıp duruyordu ve bu hoşuma gidiyordu.
Burası Square du Vert-Galant,harika bir park. Tek tük insan vardı ve bu durum buranın daha huzurlu olmasına sebep veriyordu. Nehrin kıyısına gelip kenara oturdum. Sandro'da yanıma oturunca gözlerimi kapatıp sessizliği dinledim.
Bir süre sessizlik içerisinde birbirimizin varlığıyla huzur bulduktan sonra Sandro söze girdi.
"Miray." Dedi gözlerimin içine bakarak. "Konuşalım artık." Başımı ona doğru çevirip bakışlarına karşılık verdim.
"Haklısın,konuşalım. İlk soru." Sandro'ya döndüm. "Ne kadarını biliyorsun?"
"Her şeyi biliyorum." Dedi. Artık geri dönüş yoktu.
"Peki ya baban? Ne zamandır yaşadığını biliyorsun?" Bi süre düşündü.
"Tam olarak bilmiyorum ama senden sonra öğrendim."
"Nasıl?" Telefonunu çıkarttı,
"Leyla söyledi." Kalbim sanki durmuştu. Leyla böyle bir şeyi neden yapsın? Ailemin tehlikeye gireceğini bile bile.. hayır Leyla yapmaz.
"Olamaz,o söylememiştir." İnkar etmeye çalışsam da yüzünde ki ciddi ifade yüzünden inanmak zorunda kalıyordum. "Ama neden?" Dedim hayal kırıklığı ile.
"Telefon" dedi sadece. "Leyla telefonuna babamla buluşmaya gittiğin gün ses dinleme cihazı koymuş. Sen tehlikeye girersen kanıt olarak bulunsun diye." Ağzım istemeden açıldı,bu ne biçim bir iş.
"Eee?" Dedim sadece, devam edemiyordum.
"Durumlar çok karışınca ses kayıtlarını bana attı. Dinledim,o an yıkıldım. Babam bana ihanet ediyordu. Ben onun intikamını almak için sana zarar verecektim" Elini yanağıma götürüp okşadı.
"O pislik sayesinde seninle tanıştım ama o pislik yüzünden seni kaybedemem Miray'ım." Öyle içten söylemişti ki yine kendimi bırakmıştım. Bu adam beni direkt etkisiz hale getiriyordu ve bu korkunç bir durum.
"Aras," dedi elini yanağımdan çekerek. "Ona çok fazla güvenmeyin." Kaşlarımı çattım.
"Neden? Az önce senin yanındaydı. Birbirinizi tanımıyor musunuz?" Başını salladı.
"Hayır,yani evet. Kendisini tanıyorum. Sizinle tanıştığını öğrendikten sonra geldim buraya. İki farklı tehdit üzerinizdeyken sizi yalnız bırakamazdım." Zorla yutkundum,tüm bedenim ile ona doğru döndüm.
"Neden tehlikeli?"
"Çünkü o Volkan'ın adamı" beynime şimşek çarpmış gibi oldu. Aniden ayağa kalktım.
"Leyla'yı onunla baş başa bıraktık!" Dedim çığlık atarak. Hızla telefonumu çıkarttım ve Leyla'yı aradım. Açan olmayınca endişem daha da katlandı.
Tekrar aradım,iki üç kez çaldıktan sonra telefon açıldı.
"LEYLA! İYİ MİSİN!?" Sessizlik. Telefon açıktı ama kimse konuşmuyordu. "Leyla?" Sesim titredi.
Arka plandan ayak sesi gibi bir şey geldi. Sonra soğuk bir erkek sesi: "Telefonu kapat Leyla."
Hat kapandı.
Bölüm etkileşimi
