Bölümler 41Şu an: 6. Bölüm
- 1 1. Bölüm1.019 kelime
- 2 2. bölüm1.427 kelime
- 3 3. Bölüm1.313 kelime
- 4 4. Bölüm2.587 kelime
- 5 5. Bölüm1.554 kelime
- 6 6. Bölüm1.310 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 7. Bölüm1.088 kelime
- 8 8. Bölüm1.457 kelime
- 9 9. Bölüm1.907 kelime
- 10 10. Bölüm1.270 kelime
- 11 11. Bölüm1.821 kelime
- 12 12. Bölüm1.220 kelime
- 13 13. Bölüm1.249 kelime
- 14 14. Bölüm1.436 kelime
- 15 15. Bölüm1.312 kelime
- 16 16. Bölüm1.054 kelime
- 17 17. Bölüm2.402 kelime
- 18 18. Bölüm1.210 kelime
- 19 19. Bölüm1.002 kelime
- 20 20. Bölüm1.263 kelime
- 21 21. Bölüm1.081 kelime
- 22 22. Bölüm2.042 kelime
- 23 23. Bölüm2.795 kelime
- 24 24. Bölüm2.099 kelime
- 25 25. Bölüm2.168 kelime
- 26 26. Bölüm2.642 kelime
- 27 27. Bölüm2.427 kelime
- 28 28. Bölüm2.582 kelime
- 29 29. Bölüm2.577 kelime
- 30 30. Bölüm2.317 kelime
- 31 31. Bölüm2.509 kelime
- 32 32. Bölüm2.155 kelime
- 33 33. Bölüm2.052 kelime
- 34 34. Bölüm2.174 kelime
- 35 35. Bölüm2.613 kelime
- 36 36. Bölüm2.229 kelime
- 37 37. Bölüm2.164 kelime
- 38 38. Bölüm2.040 kelime
- 39 39. Bölüm2.476 kelime
- 40 40. bölüm3.496 kelime
- 41 41. Bölüm887 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Korna sesinin geldiği yöne doğru baktım. Tentesi siyah, kırmızı sportif bir arabaydı. Şaşkın ve bir o kadar heyecanla arabanın yanına gittim.
"Hadi canım! Bunu nereden buldun? Hani paran yoktu?" Giymiş olduğu siyah gözlüğü çıkartıp bana sırıtarak baktı.
"Evet, o gece param yoktu ama bu benim fakir olduğum anlamına gelmez. Atla arabaya." Yüzümde güller açarken kapıyı açıp arabaya bindim.
"Vay be,araba çok güzel!" Arabanın etrafını inceledim "Nereye gidiyoruz kaptan?" Tekrardan gözlüğünü giyip arabayı çalıştırdı.
"Mudanya'ya gidiyoruz. Gemlik ilçesine biraz uzak kalıyor. O yüzden SIKI TUTUN!!!" dedi, gaza basarken. Yol uzadıkça hız artıyordu. En son bu kadar hızlı bir araca küçükken lunaparkta binmiştim... O araç da Roller coasterdı yani hızlı olması çok doğaldı. Arabanın hız göstergesine baktığımda 95 km/s hıza çıktığını gördüm.
Emniyet kemerimi takıp sıkıca kemere sarıldım. Yarı kapalı gözle bakıyordum camdan dışarıya. Arabaların arasından zikzak yaparak geçtiği her an yüreğim ağzıma geliyordu. Sandro bana baktı ve korktuğumu görünce yavaşlamak yerine yüzündeki tatmin olmuş gibi görünen sırıtışı daha da genişledi ve gaz pedalına daha fazla güçle bastı. Gösterge 110/s hıza çıkmıştı.
"Allah'ım bu kulun en hızlı şekilde sana geliyor." dedim, çığlık atarak. Gözlerimi sıkıca kapattım. Tente yavaş yavaş açılmaya başladı. Rüzgar yüzüme hızla çarpıyordu. Yarım saat boyunca trafik ışıklarında yavaşlaması hariç neredeyse ışık hızında sürmüştü arabayı. Ani fren yapınca öne doğru savruldum ama hayatımı borçlandığım emniyet kemeri beni tuttu.
Araba durunca gözlerimi açtım. Yanımda sanki az önce beni ölümle burun buruna getiren o değilmiş gibi bana bakan Sandro'ya sinirle baktım.
"Aklını mı kaçırdın!" Neredeyse çığlık atmıştım. Sırıtışı genişledi, geriye yaslandı.
"Questo è solo l'inizio." Farklı dilde bana cevap verince ona anlamayan gözlerle baktım.
"Sandro, ben İtalyanca bilmiyorum. Bunu biliyorsun." Sesimin titrek ve gergin çıkmasını engelleyemedim. Omuz silkip arabadan inerken daha da sinir oldum hareketlerine. Neden bana böyle davranıyordu?
Arkasına bile bakmadan sahile doğru ilerlerken arabanın üstünde duran anahtar gözüme çarptı. Almamıştı anahtarı,belki de unutmuştu. Bir süre Sandro'nun uzaklaşan bedenine bakmaya devam ettim, bana bir kez bile dönüp bakmamıştı.
Burada kalp krizi bile geçirebilirdim ama umrunda bile değildi. Yolcu koltuğundan doğrulup şoför koltuğuna geçtim ve yuvasında duran anahtarı yana doğru çevirip arabayı çalıştırdım. Evet, ehliyetim var, merak etmeyin. Sadece arabam yoktu.
Arabada bıraktığı gözlüğü de giyip Sandro'nun bana bakması için kornaya bastım. Bana döndüğü anda gaza basıp yanından şimşek gibi geçtim. Son gördüğüm şey şaşkın yüzü ve arkamdan koşmasıydı.
Tabii ki arabasını çalmayacaktım. Bir süre arabayla dolaştıktan sonra ilk U dönüşünden dönüp tekrar arabayı aynı yere park ettim. Koşar adımlarla yanıma geldiğinde içimdeki öfkenin yerini tatmin olmuşluğa bıraktı. Gözlüğü çıkartıp arabadan atlayarak çıktım. Bana şok içinde bakan Sandro'nun yanına sırıtarak yaklaştım.
"Korkutmak öyle olmaz, böyle olur Sandro Bey." dedim, Sandro'yu korkutmanın verdiği mutlulukla. Yanından geçip yürümeye devam ettim ama kolumu tutmasıyla adımlarım durdu. Yüzünde hem nefret hem de anlayamadığını bir ifade vardı.
"Kendini çok mu akıllı sanıyorsun?" Yüzüme çok yaklaşmıştı, bu yüzden başımı biraz geriye eğmek zorunda kalmıştım.
"Övünmek gibi olmasa da..." Konuşmaya çalıştım ama bu kadar yakınken çok zordu. Başımı ne kadar geriye eğsem de yüzüme yaklaşmaya devam ediyordu. Şu an benden nefret ettiğini düşünmüyor olsaydım beni öpmek istiyor derdim ama gözleri öyle demiyordu.
Biraz daha bakışmaya devam edecek miyiz diye düşünürken aniden Sandro'nun beni patates çuvalı gibi omzuna atmasıyla çığlık attım.
"Bırak beni! Ne yapıyorsun! Delirdin mi?! Bırak!" Ne kadar bağırsam ve sırtına vursam da beni indirmeden yürümeye devam ediyordu. Güneşlenen ve denizde yüzen insanlar bize şaşkınlıkla bakıyordu.
Ne yapacağını sonunda anlamıştım. Ben sırtındayken denize koşmaya başladığını fark edince daha fazla çığlık atmaya ve sırtına vurmaya başlasam da sonunda kendimi denizin içinde buldum. Çuvalı fırlatır gibi fırlattı denize beni, öküz. Bir süre denizin içinde çırpındıktan sonra tamamen ıslanmış halde denizden çıktım, Sandro kahkaha atarak bana bakıyordu. Kendime geldikten sonra üstüne atlayıp denizin dibine boylamasını sağladım.
O hâlâ denizin içinde çırpınırken sırtına çıktım ve aşağıya doğru baskı uyguladım, denedi ama çıkamadı denizden. Ben üstünde zafer kahkahaları atarken aniden altımdaki beden yükselmeye başlayınca kollarımı boynuna doladım. O şimdi ben onun üstündeyken ayağa mı kalkmıştı??
"Miray Hanım, beni sıska bir adam sandınız herhalde." Sesinde bir gurur tınısı vardı. Kol kaslarını aniden sıktığı için kolları taş gibi olmuştu.
Elini sırtına atıp bedenimi yakaladı ve tek akıcı harekette beni kollarının arasına aldı. Ben daha kendime gelememişken yine yapmıştı yapacağını... Belli etmeden yutkunmaya çalışsam da onun gözleri çoktan boğazıma inmişti.
"Bana ne yapmaya çalışıyorsun?" Sesi boğuk ve yoğun çıkmıştı. Gözlerimi birkaç kez şaşkınlıktan kırpıştırdım. Gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
"Hiçbir şey yapmıyorum..." Sesim nedense içime kaçmıştı ama başarmıştım konuşmayı. Tam bana cevap verecekti ki bir çocuk Sandro'nun kafasına plastik top fırlattı.
Başı öne doğru eğilince önce ağzım ani gelişen olay yüzünden şaşkınlıkla açıldı ama sonra kahkaha atmaya başladım. Sandro topu atan çocuğa doğru dönüp alevli gözlerle bakarken kollarında kahkaha atmaya devam ediyordum.
Kahkaham Sandro'nun beni tutmayı bırakması ve denize düşüp bin litre tuzlu su içmemle son buldu. Denizin içinden çıkıp Sandro'ya bağıracaktım ki yerinde bulamadım. Etrafa baktığımda topun sahibi olan küçük çocukla kavga ettiğini gördüm. İkisinin yanına gidip Sandro'nun omzuna elimi koydum.
"Çocukla çocuk oluyorsun, özür diledi işte bırak çocuğu." dedim, öksürmeyi kesmeye çalışırken. Yan gözle bana baktı. Gözlerini kapatıp sakinleştikten sonra tekrar çocuğa döndü.
"Bu ablaya teşekkür et, yoksa sonun gelirdi." Topu çocuğa geri vermek yerine uzağa doğru fırlattı. Çocuk topun peşinden giderken Sandro da bana döndü.
"Çocukla çocuk olduğum falan yok! Ben çocuk değilim. Hem yakışıklı hem güçlü hem de karizmatik bir adamım." Bu dediğine kıkırdayıp saçına elimi götürdüm. Başını bana doğru eğdi. Ben de okşamam için izin verdiğini anladım.
"Evet, sen yakışıklı ve güçlü bir adamsın." Yüzünde bir sırıtış belirdi. Parlayan gözleri benimkileri buldu.
"Yani kabul ediyorsun." Pot kırdığımı fark edince elimi geri çekip başka yöne baktım.
Boğazımı temizledikten sonra "Neyi, neden, ne alakası var," diyerek saçmaladım. Geri çekilmek için hareket ettim ama belimden tutup beni kendisine çekince maalesef kaçamadım.
"İtiraf et, etkileniyorsun benden." Yüzünü yine yüzüme doğru yaklaştırdı. Ne istiyordun zalımın oğlu, ne yapmak istiyorsun, kalpten gidicem yakında...
Tam dudaklarımız birbirine değecekken iki elimle onu itip kendimden uzaklaştırdım. Denizden çıkmak için adımlarımı hızlandırdım. Denizin boyu belime geliyordu. Ve kıyıya ulaşmak için gerçekten uzun bir yol katetmeliydim. Zorla adım atarak yürürken aniden ayağıma bir şey dolandı. Korkuyla ayaklarıma doğru baktım. Tepki veremeden önce Sandro beni omuzlarına almıştı bile. Ve yine kendimi yerden yüksekte buldum. Düşmemek için ellerimle başından tutmaya çalıştım. Arada omzuna vuruyordum.
"Şunu yapıp durma, yeter artık!" dedim, çığlık atarak. Kahkaha sesini duyuyordum ama ben gülmüyordum.
"Size en iyi hizmeti vermeye çalışıyorum işte Miray Hanım. Lütfen sakin olun." Saçından bir tutam alıp çektim. Acıyla inleyip elini saçına götürüp kaşıyınca gülmeye başladım.
"Hakettin ama." Başını iki yana sallayıp yürümeye devam ederken tatmin olmuş halde etrafı izlemeye koyuldum. Bir süre sonra ellerimle başını tutup sabitledikten sonra başını geriye doğru eğdim. Başımı öne eğip gözlerine baktım.
"Ben acıktım..." Gözlerini yukarı dikip gözlerime baktı ve sonra hafif bir sırıtışla tekrar önüne döndü.
"Birazdan bir lokanta buluruz, merak etme." Söylediği şeyle tatmin olunca başını bıraktım ve o da yürümeye devam etti.
"Canım uzak doğu yemeği çekiyor..." dedim, yemek yediğim anı hayal ederken. Sandro'nun kahkaha seslerini duyunca göz devirdim.
"Denizde olduğun için falan mı?"
"Olabilir... denizin kokusu yüzünden canım çekti." Bir homurdanma sesi duydum gibi oldu.
"Ben de denizdeyim şu anda... beni de canın çekiyor mu?" Ağzımdan hafif soluk sesi çıktı ve bu yüzden öksürük tuttu beni. Öksürmeye devam ederken o da kahkaha atıyordu.
"Sakin ol, beni bu kadar istediğini bilmiyordum." Dediği şeyle omzuna defalarca vurmaya başladım.
"Hiç utanmıyorsun değil mi! İnsanda az utanma duygusu olur!" Hâlâ o harika gür sesiyle kahkaha atmaya devam ediyordu. Sonunda denizden çıkınca beni yere indirdi. İkimiz de ıpıslaktık.
"Gitmeden önce güneşin altında bir süre duralım da kururu belki.." Kıyafetlerimi dalgalandırmaya çalıştım. Sandro bir an beni izledikten sonra ceketini çıkartıp omuzlarıma koydu. "Baya işe yaradı ha,şuan kupkuruyum."
Cevap vermeden arabaya doğru adımlarını çevirdi.
"Hadi seni doğu restoranına götürelim." Eğlenen bi ses tonuyla konuştu. Karnım gerçekten çok açtı, bu yüzden alay edişini görmezden geldim.
"Kıyafetlerimiz ıslak ama." Önce kendisine, sonra bana baktı. Etrafına bakarak düşündükten sonra arabasına doğru yürüdü.
"Ben ne yapacağımızı biliyorum." dedi, arkasına bakmadan. Umarım yine saçma sapan bir fikir değildir...
Bölüm etkileşimi
