13. bölüm / 41
Çekiliş Aşkı | 🇮🇹🇹🇷13. Bölüm
Bölümler 41Şu an: 13. Bölüm
- 1 1. Bölüm1.019 kelime
- 2 2. bölüm1.427 kelime
- 3 3. Bölüm1.313 kelime
- 4 4. Bölüm2.587 kelime
- 5 5. Bölüm1.554 kelime
- 6 6. Bölüm1.310 kelime
- 7 7. Bölüm1.088 kelime
- 8 8. Bölüm1.457 kelime
- 9 9. Bölüm1.907 kelime
- 10 10. Bölüm1.270 kelime
- 11 11. Bölüm1.821 kelime
- 12 12. Bölüm1.220 kelime
- 13 13. Bölüm1.249 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 14. Bölüm1.436 kelime
- 15 15. Bölüm1.312 kelime
- 16 16. Bölüm1.054 kelime
- 17 17. Bölüm2.402 kelime
- 18 18. Bölüm1.210 kelime
- 19 19. Bölüm1.002 kelime
- 20 20. Bölüm1.263 kelime
- 21 21. Bölüm1.081 kelime
- 22 22. Bölüm2.042 kelime
- 23 23. Bölüm2.795 kelime
- 24 24. Bölüm2.099 kelime
- 25 25. Bölüm2.168 kelime
- 26 26. Bölüm2.642 kelime
- 27 27. Bölüm2.427 kelime
- 28 28. Bölüm2.582 kelime
- 29 29. Bölüm2.577 kelime
- 30 30. Bölüm2.317 kelime
- 31 31. Bölüm2.509 kelime
- 32 32. Bölüm2.155 kelime
- 33 33. Bölüm2.052 kelime
- 34 34. Bölüm2.174 kelime
- 35 35. Bölüm2.613 kelime
- 36 36. Bölüm2.229 kelime
- 37 37. Bölüm2.164 kelime
- 38 38. Bölüm2.040 kelime
- 39 39. Bölüm2.476 kelime
- 40 40. bölüm3.496 kelime
- 41 41. Bölüm887 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kapı yavaş yavaş açılırken içerideki adamın görüntüsü de gittikçe ortaya çıkıyordu. Karşımdaki adam bana sırtını döndüğü için tam olarak kim olduğunu göremiyordum. İçeriye girip kapıyı ardımdan kapattım, adam bana doğru ağır çekimle dönüyordu sanki ve sonunda yüzünü görebilmiştim.
"Hoş geldiniz, Miray Hanım" dedi, yüzünde hem mesafe ve yabancılık vardı hem de soğukluk. Sanki ilk defa tanışıyorduk. Evet Sandro'ydu, Ama neden,Neden bir anda karşıma çıkmıştı?
"Vakit kaybetmeden isterseniz konuya geçelim, şöyle buyurun lütfen" Kendime geldikten sonra sonunda birkaç adım atıp Sandron'un gösterdiği yere oturdum. Hayır, şimdi hesap sorma vakti değildi. Gözlerimi kapatıp kendime geldikten sonra profesyonel ve kendimden emin bakışlarımla tekrardan Sandro'ya baktım ve dosyamı çıkardım.
"Tabii ki her bir projeyi bir şirket kazanabilir, başta başkasının projesi benimkinden daha iyi olabilir diye düşündüm ama sizin projenizi incelediğimde benim projemle neredeyse birebir aynı olduğunu fark ettim. Ve bence bir açıklama yapmanız gerekiyor gibi duruyor." Uzattığım dosyayı alıp açtı ve içini inceledi. Birkaç sayfa daha çevirdikten sonra yüzünde kendini beğenmiş bir sırıtışla bana baktı.
"Evet,güzel düşünülmüş ama birebir aynısı değil. Ayrıca sizin bizim projeyi çalmadığınızı nerden bilebilirim? Kanıt var mı?" Yüzünden silmek istediğim o küstah sırıtışıyla geriye yaslandı ve bacak bacak üstüne attı. "Projeyi kaybettiniz Miray Hanım, isterseniz bütün dosyalarınızı getirin ama bu durum değişmeyecek. Şimdi müsaadenizle, bir toplantıya yetişmeliyim," Ayağa kalkıp kapıya doğru ilerledi, çıkmadan önce tekrar bana döndü.
"Bu hayata hoşgeldin Miray." Hafif bir gülümseme ile söyledikten sonra odadan çıkınca arkasından kaşlarım çatılmış bir halde bakakaldım. Bu bütün olanlar neydi şimdi?
Ona sormam gereken onlarca soru vardı ve hepsini sormalıydım. Yerimden kalkıp dosyamı da aldığım gibi dışarı çıktım. Ofisin dışında etrafa baktım ama sadece benim kadar onun da şok olduğu yüzünden belli olan Leyla vardı.
"Miray hanım, neler oluyor?" Her şeyi anlamlı bir çizgiye koymaya çalışıyor gibiydi.
"Dışarı çıkalım, anlatıcam her şeyi." Tam oradan çıkacakken bir adamın bize yaklaşmasıyla durduk,
"Miray hanım sizsiniz değil mi?" Adam bir bana bir de Leyla'ya bakıyordu.
"Evet, siz kimsiniz?" Ellerini ceketine sildikten sonra bir elini bana uzattı, nezaket amaçlı elini sıktım.
"Ben Joon, sizinle daha önce tanışmak istiyordum ama sizi burada göreceğimi tahmin edememiştim." Joon hem konuşuyor hem de elimi deli gibi sallıyordu. Zoraki gülümsemeyle adama bakıyordum.
"Sanırım türk değilsiniz?" Dedim, Joon hala elimi sallarken,
"Babam Türk annem koreli, adımı da Joon koymuşlar." Dişlerimi göstererek zorla gülümsemeye devam etmeye çalıştım.
"Ah, bu ne hoş." Joon diğer elini de sallanan ellerimizin üstüne ekledi. Tam Leyla'ya beni kurtarması için bakacakken Sandro koşar adımlarla Joon ile aramızdan geçip beni kurtarınca arkasından baktım. Joon'da şaşkın duruyordu. Sandro birkaç adımdan sonra durup tekrar bize döndü ve Joon'a baktı,
"Az önce senden bazı materyalleri getirmeni istemiştim, nerede kaldı? Biraz çabuk hareket edin! Sizi mi bekleyeceğim!" Hızla konuşup oradan uzaklaştı
"Kusura bakma Miray Hanım, işim çıktı ama sizinle yakından tanışmak isterim." Dedikten sonra tekrardan elimi tutup nazik bir öpücük kondurduktan sonra gözlerime bakıp göz kırptı. Daha sonra Sandro'nun arkasından gitti.
"Miray beni bir çimdiklesene." Leyla'nın da bu durumu anlamadığı aşikardı. Hâlâ Sandro ve Joon'un arkasından bakıyorken bir yandan da Leyla'yı çimdikledim.
"AH! KIZIM!" Kendisini geri çekip kolunu sıvazladı. "Rüya değilmiş..." Dedi, hâlâ bu anın gerçekliğine inanamıyorken. Gözlerimi yukarı dikip ellerimi açtım.
"Allah'ım sabir ver," Daha fazla bu şirkette bulunmak istemediğimden oradan ayrıldık. Arabadayken kendi düşüncemle boğuşuyordum.
"Ben bugün Sandro'yu gördüm, değil mi? yani o gerçek Sandro'ydu?" Gözlerim yola bakıyordu ama aklım aynı sahneyi tekrar tekrar oynatıyordu.
"Evet,gördün. Ayrıca sebepsiz ve mantıksız yere kıskançlık yaptı. Ne alakaydı?" Leyla'ya döndüm; bakışlarım açık açık "bunun konuyla ne ilgisi var?" diyordu.
"Görmedin mi gerçekten!?" Tamamiyle bana döndü, gözleri heyecanla parlıyordu.
"Neyi?" dedim, cevabı merak etmiyordum ama aklındaki şeyi söylemeden susmayacağını biliyordum.
"Joon senin elini sıkarken aniden aranızdan geçip ikinizi ayırdı! Kesinlikle kıskandı!" Muzip bir sırıtışla söyleyerek el çırpıyordu. Kısa bir anlığına gözlerimi kapatıp sabır çektim.
"Bunun ne önemi var Leyla?" Derin nefes verip dalgın bakışlarımı yola çevirdim. "Ne yapacağım hiç bilmiyorum. hiç tanışmamış gibi mi davranmalıyım?" Yoğun stresten dolayı dudaklarımı yemeye başladım.
"Yakında her şeyi öğreneceksin, inanıyorum buna. Sadece sabret." Dedikten sonra radyoyu açtı. "Şimdi unut her şeyi! Eğlenmeye bak!" Direksiyonu biraz daha sıkı kavradım. Radyonun sesi yükseldikçe Leyla koltuğunda zıplamaya başladı. Ben de gülmemek için kendimi zor tutuyordum.
“N’oluyor ya, sakin ol biraz!” dedim ama sesimde zerre ciddiyet yoktu.
“Ceo oldun diye eğlenmek yasak mı?” diye karşılık verdi. Nakarata girdiğimizde dayanamayıp ben de eşlik ettim. Yol boyunca birçok eğlenceli şarkıyı söyleyerek bütün stresimizi oraya döktük.
Sonunda şirkete geldiğimizde eski ciddiyetimiz ve sorumluluklarımız üzerimize geri gelmişti. "Evet Miray Hanım, şimdi çalışma zamanı." Kapımın yanına gelip açtıktan sonra şirkete girdik.
"Leyla, sabah Göktuğ'dan ve Çiğdem'den birkaç şey istedim. Dosyalarla birlikte odama gel." Dedikten sonra ofisime girdim. Masama oturunca Sandro'nun sözleri yine kulaklarımda çınlamaya başlayınca tekrar ayağa kalktım. 'Projeyi kaybettiniz Miray Hanım, isterseniz bütün dosyalarınızı getirin ama bu değişmeyecek.'
"Değişecek Sandro bey, öyle bir değişecek ki sen bile anlamayacaksın." Camın önüne geçip aşağı baktım, sakinleşmeye çalışırken kapım çaldı. "Gir." Tekrar kapıya döndüm. Leyla içeri girip tüm dosyaları masama bırakınca başımla onay vererek oturdum.
"Teşekkürler,çıkabilirsin." Cevap vermeden odadan çıktı. "Şimdi bakalım, yine o önceki şirket gibi sahte bir şirket mi, eğer öyleyse yaktım seni Sandro." Şirketin kuruluş tarihini bulup baktığımda gördüğüm şeyle nefesim yarıda kaldı.
Beynim gördüğüm şeyi reddediyordu. Şirket neredeyse benim şirketim ile aynı zamanda kurulmuştu. Birkaç sayfa daha çevirdim, her sayfada farklı bir bilgi vardı. Ama en garibi şirketin Ceo'sunun değiştiğini farketmemdi. Sandro neredeyse 10 yıldır şirketin başındaydı ama o şirketi kuran kişi değildi. Bu da 17 yaşında başladığını gösteriyordu. Dosyası incelerken gözüme takılan bir başka bilgiyle evren 'al bunu' der gibi yüzüme çarpmıştı. Sandro'nun kardeşinin ölüm tarihi.. şirketin iflas ediş yılı.. Sandro'nun babasıyla babamın yaptığı ortaklık..
Zar zor ayağa kalktım, duvarlar üstüme üstüme gelmeye başlamıştı. Ofisten çıktım, etraftaki sesler uğultu haliyle geliyordu. Leyla ayağa kalksa da elimle ona oturmasını işaret ettim. Zaman neredeyse durmuştu. Kendimi dışarı attığım gibi arabama bindim. Hava kararmıştı, gri bulutlar içimde ki kasvete temsilen gökyüzün de toplanmıştı. Nasıl gittiğimi bilemeden kendimi Sandro'nun Şirketinin önünde bulmuştum yine.
"Sandro! Çık Dışarı! Çık ve her şeyi anlat!" diye bağırdım. Sonunda gözlerimden yaşlar akmaya başlamıştı. Dizlerim öğrendiğim bilgiden titriyordu. "SANDRO! SANA ÇIK DEDİM!" Elimin tersiyle göz yaşlarımı sildim. "SANDRO-" Kolumdan birinin çekmesiyle dengemi kaybettim ama beni çeken kişi düşmemi engellemişti. Başımı kaldırıp baktığımda Sandro'nun parlayan gözleriyle karşılaştım. Aynı saniyede şimşek çakıp gök gürlerdi ve yağmur yağmaya başladı.
"Senin burada ne işin var?! Dingonun ahırı değil burası! Ne diye bağırıyorsun!" Sesini yükseltirken beni kendine doğru çekti, gözleri kararmıştı.
"Gerçek mi? Babam... kardeşinin katili mi?Bu yüzden mi benim hayatıma girdin?" Sesim, kendimden bile saklamak istediğim bir kırıklıkla çıktı. Ayakta duruyor olmam bir mucizeydi; nasıl nefes aldığımı, nasıl hâlâ konuşabildiğimi bilmiyordum. İçimdeki her şey paramparçaydı.
"Sen…" dedi, sesi bir anlığına takılı kaldı. "Bunları nasıl öğrendin?"Yutkundum. Boğazımdaki düğüm konuşmama izin vermek istemiyordu ama sustuğum her saniye daha çok canımı yakıyordu.
"Bursa’dayken…" diye başladım, kelimeler ağzımdan isteksizce dökülüyordu. "Defterini okumuştum. Kardeşinin ölüm tarihi… defterin arasında yazılıydı." Nefesim titredi. "Bir de… bir telefon vardı,eski bir kayıt. İki adamın mesajları duruyordu. Tarih senin şirketinin iflas ettiği dönemle aynıydı." Tekrar gözlerim doldu "Adam parasını geri istiyordu," dedim fısıltıya yakın bir sesle. "Ama adı veya soyadı Arman olan biri… vermemişti." Kalbim göğsümden çıkacak gibiydi. "Defterine… ondan intikam almak istediğini yazmışsın." Ellerimi omuzlarına koydum.Sesim artık yalvarıyordu.
“Lütfen…” dedim, gözlerinin içine bakarak. “Bana kardeşinin babam yüzünden ölmediğini söyle. Bu işte bizim bir payımız olmadığını söyle.” Hâlâ bir umut arıyordum. Ufacık bir kırıntı bile yeterdi bana. Ama onun gözlerinde… Öfke vardı. Geçmiş vardı. O an anladım. Cevabı almadan önce zaten cevabı görmüştüm. Tam geri çekilmiş uzaklaşacaktım ki tekrardan aramızda ki mesafeyi kapattı.
"Evet! Baban bir katil! Kardeşimin ölümüne sebep oldu!" Sesi yağmurdan dolayı boğuk çıkıyordu. Daha da yıkılmıştım. Ellerimle kulaklarımı kapattım. Sanki bunu yaptığım an gerçeklerden kaçacabilecektim.
Bölüm etkileşimi
