32. Bölüm

Yazar: Elif Doğan

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 41Şu an: 32. Bölüm

Havalimanından içeri girdiğimde gözüm etrafı aradı. Sonunda Volkan'ı bekleme köşesinde otururken gördüğümde vakit kaybetmeden yanına gittim.

"Miray.." Volkan benim yanına geldiğime gerçekten şaşırmış görünüyordu. Aslında içten içe bende kendime şaşırıyordum ama vücudum aklımdan önce hareket ediyor gibiydi.

"Şey... Sen gitmeden önce konuşmak istedim." Yanında ki boş sandalyeyi gösterdiğinde öne doğru bir adım atıp gösterdiği alana oturdum.

"Sıkıntı ne?" Dedi, bütün vücuduyla bana dönerek.

"Sandro" dedim kısaca. Kadının flörtöz sesi kulağıma geldiğinde gözlerimi kapattım.

"Sandro mu? Yoksa babam yine bir şey mi yaptı?" Hızla gözlerimi açıp endişeli gözlerine baktım. Başımı iki yana salladım,

"Hani bana demiştin ya.." Ellerim kucağımda yumruk olurken konuşmaya zorda olsa devam ettim. " Sandro ile benim dünyam tamamen farklı.. Sanırım haklısın. Ben onu mutlu edemiyorum galiba." Öne eğilip birleşmiş ellerimin üzerine elini koydu ve gözlerimin içine gülümseyerek baktı, istemsizce kaşlarım çatıldığında geri çekilip boğazını temizleyip söze girdi.

"Evet, demiştim. Ne oldu?" Başımı başka yöne çevirip uzaklara daldım.

"Ben ve o Sanki imkansızmışız gibi.. Sanki... Sandro hayatımda hep yer almayacakmış gibi hissediyorum. Neden böyle hissediyorum bilmiyorum ama bu durum gerçekten beni yoruyor. Bugün bir konuda tartıştık diye benden uzaklaştı." Alayla gülüp Volkan'a döndüm.

"Aras Sando'yu aramış, hani sen yanıma gelmiştin ya bir kaç saat önce. Sandro ise Aras'a bu işi tek başına halledebileceğini söyleyip gelmemiş." Bi an durup ne yaptığımı fark ettim. Volkan'a dert mi yanıyordum? Gözlerimi kapatıp içimde ki sesi susturduktan devam ettim konuşmaya.

"Daha sonra ben Sandro'yu aradım. ilk aramamda meşgule attı beyefendi. ikinci kez aradığımda..." Tekrardan boğazım düğümlendi, gözlerimin yandığını hissettiğimde yukarı bakarak ağlamamaya çalıştım.

"Ne oldu Miray? Sandro'ya bir şey mi oldu yoksa?" Acı bir gülümsemeyle Başımı iki yana salladım. Ben kendime gelmeye çalışırken aniden Volkan'ın yüz ifadesini Mikroifadeyle yakaladım. Ama tam net çözememiştim. Kendi derdimle uğraşıyordum.

"Telefonu bir kadın açtı. Hangi dilde konuştuğunu bilmiyorum ama flörtöz bir sesi vardı." Gözümden düşen yaşı hızla geri sildim. "Sonra da Sandro'nun sesi geldi. Ve telefon yüzüme kapandı." Öne eğilip elini omzuma koydu ve gözlerimin içine bakarak aklımda ki düşüncelerin susmasını sağladı.

"Bence yanlış anladın. Sandro ölüm pahasına peşinden gelecek kadar seni seviyor. Gerçekleri öğrenmeden canını yakma." Birkaç kez gözlerimi kırpıp geri açtım. Elimin tersiyle burnumu sildikten sonra başımı salladım.

"Çok haklısın... önce Sandro ile konuşmalıyım." Türkiye seferi için kalkacak 18 no'lu uçağın anonsu geldiğinde ikimizde ayağa kalktık.

"iyilik yapmak böyle hissettiriyormuş demekki.. Teşekkür ederim Miray," Geldiğim andan itibaren ilk kez gerçekten gülümseyerek Volkan'a baktım. Her iki omzumu da kavrayıp ters çevirdi.

"Hadi, boşuna üzülmeye devam etme, daha önünde çok önemli bir iş var." Beni öne doğru itip ilerlememi sağladı. Tekrardan durup Volkan'a döndüm.

"Ayrıca defileni dört gözle bekliyorum. İyi bir iş çıkarsan iyi edersin." içten bir gülümsemeyle başımı salladım.

"Teşekkür ederim Volkan." Volkan gitmek için dönerken arkasından el salladım. Uçağa bindiğinde ve havalimanında tek kaldığımda yabancı ortama ilk kez göz gezdirdim.

Havalimanları çok garip yerler, bazen iki sevgiliyi ayıran bazende bir aileyi bir araya getiren, kocaman ve sırlarla dolu bir yer... Çıkışa doğru giderken Volkan'ın aniden değişmiş olduğu gerçeğini sindirmeye çalışıyordum. insanlar iyiden kötüye ve kötüden iyiye değişebiliyor ve bu beklenenden daha hızlı oluyor veya biz öyle sanıyoruz.

Havalimanından uzaklaştığımda çantamdan telefonumu çıkartıp ekranını açtım. Birkaç mesaj gelmişti ama bunlardan hiçbiri Sandro'ya ait değildi. Derin bir nefes alıp tekrardan Sandro'yu aradığımda telefon uzun bir süre çaldı. Tam aramayı kapatacakken hattan ses gelince telefonu kulağıma bastırdım. Kalbim beklediğimden daha da hızlı atıyordu ama nedenini tam anlayamıyordum.

"Efendim, Miray? yine bana soru mu soracaksın?" Konuşma tarzıyla kaşlarım çatıldı, bu benim tanıdığım Sandro olamazdı.

"Bana bu kadar mı kızgınsın? Seni çok mu üzdüm?" Gerginlikten adım atmayı bırakıp yerimde durdum. Kuruyan boğazımı nemlendirmek için zorla yutkundum

"Bunu sormak nasıl oldu da aklına geldi hayret, neyse kapatmam lazım işim var." Telefon yüzüme kapandığında ne yapacağımı bilemez halde yol kenarında donakaldım.

Gözyaşlarım izinsiz gözlerimden aşağı dökülürken boğazım çoktan düğümlenmiş zorla nefes alır duruma gelmiştim. Ellerim ben istemeden titriyordu ve canım olduğundan daha çok yanıyordu. Bu diğer acılardan daha çok yakıyordu içimi.

Belki de başka kız bulmuştu ve artık gerçekten bana olan sevgisini kaybetmişti. Volkan gibi o da değişmiştir belkide. Ve belki de gerçekten sevmemiştir...

İki elimle yüzümü kapatıp sesli bir şekilde ağlamaya başladım. Nerede olduğum veya nasıl göründüğüm gram umurumda değildi. Ayaklarım beni daha fazla taşıyamayınca bir kaldırım taşına oturdum. dizlerimi kendime çekip sarıldım ve ağlamaya devam ettim.

Bu ilişki bana mutluluktan çok gözyaşı vermişti, evet o harika biriydi, evet bana karşı ilgiliydi ama bunlar yeter miydi? Bir kez empati kurmak zormuydu? Peki ya sırlar? Birbirimize dürüst olamadıktan sonra nasıl bir sevgi verebilirdik birbirimize?

Beynim çok ağrıyınca sessizce ayağa kalktım. içki içmemiştim ama ayağımın altındaki yerin kaydığını hissediyordum. Bir an yürümeyi bırakıp zorla nefes aldım, Ben bir ilişki yüzünden bu hale düşüyorsam ne anlamı kalıyordu aşkın, sadakatin?

Aşk ve sadakat önemliydi ama ya anlayış? güven? Belkide şuanda 'ne saçmalıyorsun Miray? Sende hata yaptın ama Sandro seni affetti' diyorsunuz ve belkide haklısınız. Ve evet bu doğru, bende o'nu üzüyorum O'nun beni üzdüğü gibi. Bu ikimizede zarar veriyordu.

Kafamın içinde şişmiş olan beynimi zorla taşıyarak tekrardan Otele vardığımda gözüm önümü görmüyordu. Aniden patlayan konfetiler ve 'Sürpriz!' bağırtılarıyla yerimde sıçradım. Korkuyla kalbimi tutarken Aras , Leyla, tüm ekip ve... Sandro karşımda gülümseyerek bana bakıyordu.

Hepsi bir ağızdan doğum günü şarkısı söylemeye başladığında herkese dehşet içinde baktım. Yaşadıklarım yüzünden bugün doğum günüm olduğunu tamamen unutmuştum, hatta bilmiyordum bile.

Ama burada tek dikkatimi çeken şey Sandro'nun gülümseyerek bana bakıyor oluşuydu. Sanki asla canımı yakmamış, asla tartışmamışız gibi ayın on dördü gibi sırıtıyordu. Kurumuş gözyaşlarımı silip içeri adım attım. Herkesin beklediğinden ziyade kalabalığı yarıp aralarından geçtim. Sandro'ya bir kez dahi bile bakmadan asansör kapısına varıp düğmeye bastım.

Kapı açılınca içeri girip kalabalığa doğru döndüm ve düğmeye bastım. Sandro bana yetişmeye çalışırken çoktan kapılar kapanmıştı. Asansörün uğultulu sesiyle başbaşa kaldığımda gözlerim kapalı kapıya kitlenmişti. Sandro onca şeyden sonra nasıl olurda bana gülümseyerek bakabiliyordu?

Asansörün durmasıyla öne doğru adım attım. Kapı açıldığında dışarı çıkacakken karşımda nefes nefese kalmış Sandro ile karşılaştım.

"Miray, ne oldu? Neden ağlıyorsun?" Bir an boş boş yüzüne baktım. Ağlamaktan beynim allak bullak olmuştu ne olduğunu idrak edemiyordum. Elimle Sandro'yu kenara itip bir şey demeden ilerledim.

"Çok mu kaba davrandım?" Kapımın önüne geldiğimde istemeden sinirle güldüm. Kapının kolunu sıkıca kavradım,

"Yo! Kaba davranan benim! Berbat bir insanım ben!" Gözümde ki nefretle Sandro'ya döndüğümde bana kırgın gözlerle bakıyordu.

"Ben sana öyle deme istememiştim Kurban olduğu-"

"Yok! Sen bana Miray de! Git o kadına söyle bu lafları!" Tekrar sırtımı ona dönüp kapıya okutmak için çantamdan kartımı aldım.

"Hangi kadın?" Çantamdaki kartı bir hışımla çıkartıp yine ona döndüm.

"Hah, Bir de tek kadında değil! özür dilerim Demir Bey! Sevgililerinizin çetelesini tutmuyorum!" Kapıyı açtıktan sonra hızla içeri girdim.

Tam kapıyı Kapatacakken Sandro kapının arasına elini koyup kapının kapanmasını engelleyince kırgın gözlerle karşılaştım.

"Güzel gözlüm, sen az önce bana Demir mi dedin? Sevmediğimi biliyorken, neden söyledin?" Sesinde ki hüzünle aniden afalladım ve ne yaptığımı fark ettim.

"Uyumak istiyorum." Dedim, elini geriye itip kapıyı yüzüne kapatırken. Derin bir iç çekip camın önüne geçtim. pencereyi açıp rüzgarın yüzüme değmesini hissettikten sonra yatağa doğru dönüp kendimi yatağa yüzüstü bıraktım.

Gerçekten hiçbir şey düşünmek istemiyordum. Paris'e geldiğimden beri doğru düzgün işime odaklanamamıştım ve bu durum canımı sıkıyordu. Ağlamak istiyordum ama kalbimdeki ağrı yüzünden ağlamak güç geliyordu. Kaç dakika geçti inanın bilmiyorum beynimde onlarca ses varken düzgün düşünmek çok zordu.

Sonunda yavaş yavaş uykuya dalmak üzereyken kapının ardından gelen gitar sesiyle yerimden doğrulup merakla kapıya baktım. Kısa sürenin ardından Sandro'nun sesi gelince tüm dikkatimi dışarıda ki sese verdim.

(Şarkının adı Sandro'nun Miray'ı, eğer buradan açamazsanız direkt YouTube'dan aratabilirsiniz

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

15okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…