31. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Elif Doğan

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 41Şu an: 31. Bölüm

Telefonu avucumda daha da sıktım, sorduğu soru sinirime dokunmuştu. Sakin kalmak için gözlerimi kapattım ve derin nefes alıp verdim.

"Benim bunu nereden öğrendiğim önemli değil, önemli olan.. sen.." Elimi saçıma götürüp bir tutamı sıktım. "Sen bunu biliyordun ve benden sakladın!"

Karşı taraftan ses gelmeyince konuşmaya devam ettim. "Bunun ne kadar önemli olduğunu biliyorsun, ve bana söylememeyi seçtin. Ve sen bana güvenden bahsediyorsun.. ben sana nasıl güveneyim şimdi? Ya başka sakladığın sırlar varsa?" Kısa bir nefes verişten sonra sonunda konuşmaya başladı.

"Babanla senin arana giremezdim. Buna hakkım yok." Sözlerine hak vermiştim ama bu duyduklarım içimde büyüyen suçluluk duygusunu daha da arttırmıştı.

"Yine de söylemeliydin!" diyebildim, sinirden sesim çatlıyordu.

"Beni hiç mi tanımadın Miray!?" Sesi beklediğimden daha yüksek çıktığında aniden afalladım. "Ben sana koşulsuz güveniyorum ama demek ki bu durum karşılıklı değil." Sesi dişlerinin arasından geliyordu. Aniden başıma yüksek bir ağrı girdiğini hissettim.

"Şey Sandro.. uykum var.. kapatmam lazım." Karşıdan cevap gelmesini beklemeden telefonu kapatıp sırt üstü uzandım. Onun konuşma tarzı ciddi anlamda canımı yakmıştı.

Gözlerimi kapattığımda düşünceler beynime doğru hücum etmeye başladı. Belki de Sandro bu olaylar için fazla iyiydi. Ben ise bu karanlığın içinde büyümüştüm... ben Volkan ile aynı taraftaydım, Sandro ise bu yaşananların kurbanı olmuştu. Bu olaylar Sandro'ya zarar vermekten başka hiçbir şey yapmıyordu,bunları yaşamayı hak etmiyordu...

Volkanın sesiyle gözlerimi açtım. Tepemde durmuş bana sırıtarak bakıyordu. "Sana söylemiştim Miray,benim tarafımda olmalısın." Uzandığım yerden kalkıp öfkeli bakışlarımı ona çevirdim.

"Buraya nasıl girdin!?" Dedim,sesim öfkeden ve korkudan titriyordu.

"Hâlâ alışamadın mı? İstediğim her şeyi yapabilecek kapasiteye sahibim. Fazlasıyla gücüm var." Omzundan onu itekleyerek kapıdan dışarı çıkartmaya çalıştım. Bana karşı koymak yerine itmeme izin veriyordu. Kapıyı açmadan önce kapının ardından sesler geldi.

"Hadi gel,birlikte bakalım." Dedi,kapıyı büyük bir sırıtışla açarken. Kapının ardında Sandro karşımda duruyordu, gözleri kıpkırmızı olmuş bana acı ve kederle bakıyordu.

"Neden yaptın Miray?" Sesi ağlamaktan çatallaşmıştı. Öne doğru bir adım attığında geriye doğru sendeledim.

"Ne..? Ne yaptım?" Diye sordum, Volkan ise zafer kazanmış bir edayla Sandro'nun yüzüne bakıyordu. Gerçekten hiçbir şey anlamıyordum.

"Beni Volkan ile aldattığına inanamıyorum! Nasıl babam ve Volkan'ın tarafına geçersin!" Bir adım daha ilerledi. Az önceki ağlayan Sandro gitmiş,öfkeden deliye dönmüş Sandro gelmişti. Başımı reddederek iki yana salladım.

"Yapmadım.. hayır.." Volkan kolunu belime dolayıp kendine çekti, anlıma öpücük kondurduğunda sinirle onu ittim. Sandro ise gördüklerine inanıyor ve daha da yıkılıyordu.

"Sandro! Öyle bir şey yok!" Saf bir nefretle bana baktığında kalbim hiç olmadığı kadar kırıldığını hissettim. Beni dinlemek yerine bana sırtını döndü ve koşarak uzaklaştı.

Kapı Sandro gittiğinde geri kapandı, acıdan ağlamaya başladım. "Sandro güçsüz Miray, benimle gel. Birlikte olursak kimse bize zarar veremez." Başımı öne eğdim, ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Ama haklıydı,ayakta durmalıydım.

"Tamam." Dedim,kendimden emin bir ifadeyle. Volkan'ın dudağında ki sırıtış daha da genişledi.

Aniden gözlerim açıldığında hâlâ yatağımda yatıyor olduğumu fark ettiğimde gördüklerimin bir rüya olduğunu anladım. Boğazım kurumuş haldeydi,ayağa kalkıp mini dolaptan pet şişe aldım. Kapağını açtıktan sonra hepsini içtim.

Volkan'ın tarafına neden geçtim? Neden bunu kabul ettim? Neden böyle bir rüya gördüm?

Saate baktığımda hazırlanmam gerektiğini fark edip aceleyle ayağa kalktım, ilk bulduğum elbiseyi giyip odadan çıktığımda telefonumdan Leyla'nın numarasını bulup arama tuşuna bastım.

"Mankenler ne zaman geliyor? Ben hazırım ve mekana gidiyorum. Sende hazırlanıp gel." Gerekli şeyleri söyledikten sonra otelden çıktım. Leyla zaten otele yürüme mesafesinde olan bir restorant seçtiğinden yürüyerek gitmekte sakınca yoktu.

Yolda yürürken telefonum çaldı, arayan kişinin kim olduğunu gördüğümde bi an afalladım. Yerimde durup kendimi hazırladıktan sonra aramayı kabul ettim.

"Sonunda dönüş yaptın, bu seferde aramayı kabul etmeseydin her zamanki gibi oteli basacaktım." Volkan'ın sesini duyduğumda içime bir ürperti doğdu, rüyanın izlerini hâlâ taşımaya devam ediyordum.

"Boş yapma ve neden aradığını söyle." Kendime geldikten sonra yürümeye devam ettim.

"Sandro iyi,değil mi?" İstemeden de olsa bu ısrarcı haline göz devirdim.

"Evet! Senin yüzünden hastanelik olan Sandro şuan iyi!" Aniden bir şeyi fark edince kaşlarım çatıldı, "Niye ona Demir diye hitap etmek yerine Sandro dedin?" Babası Sertan ve kendisi her zaman Sandro'ya istemediği isimle seslendiği için bu durum şüpheli gelmişti.

"Çünkü onun ismi bu? Ne diye hitap etmeliydim?" Sinirle cıkladıktan sonra gözlerimi kıstım.

"Ona Demir diye sesleniyordun,ne değişti?" Karşıdan gelen homurtu seslerini çok net duyuyordum,

"Onun adı Demir değil, öyleydi ama kullanmıyor demek ki. Kardeşimi doğru isimle çağırmak benimde hakkım değil mi?" Sanki hiç düşman değilmişiz gibi konuşması garibime gitmişti,konuşan kişi Volkan mıydı?

"Ne oldu sana? Başına taş mı düştü?" Restoranın kapısına ulaştığımda içeri girmek yerine orada durdum.

"Sözlerini düşündüm,birde başka şeyler de oldu.. uzun hikaye. Ama size yardım etmek istiyorum." Kolumu belime koyup ağırlığımı sağ ayağıma doğru verdim.

"Neyden bahsediyorsun? Doğru kişiyi aradığına emin misin?" Karşıdan bi kahkaha sesi geldiğinde kaşlarım çatıldı.

"İnanmak çok güç biliyorum ama Miray.. ben ciddiyim. Babam yüzünden kendimi unuttum. Şimdi ise kendimi bulmaya adayacağım kendimi."

"Ciddi misin?" Gözlerimi birkaç kez kırparak hâlâ rüyada olup olmadığımı anlamaya çalıştım.

"Sana daha sonra her şeyi anlatacağım. Ama Miray, bana şans verin. Sandro ile de konuşacağım."
Hafif bir nefes verip başımı salladım.

"Tamam Volkan. Daha sonra konuşuruz, kapatmam gerekiyor." Telefonu kapatıp derin bir nefes daha aldıktan sonra içeri girdim,

Herkes çoktan bir masanın etrafında toplanmıştı ve beni bekliyorlardı. Yanlarına ulaştığımda her biri kafasını bana doğru çevirdi. "Kusura bakmayın, bir aramaya cevap vermem gerekiyordu." Dedim otururken. Yanımda oturan çevirmen ise söylediklerimi mankenler anlasın diye akıcı bir dille ingilizceye çeviriyordu.

"Sizlerle bu yolculuğu paylaşmaktan onur duyuyorum." Dedim. Her bir manken söylediğim şeyi anladığında yüzündeki gülümsemeler genişledi.

İlk manken, sarı saçlı, İsveçli kadın elini kaldırdı. "Miray hanım, bu elbiseler... biraz farklı görünüyor. Normalde görmüş olduğumuz gibi kusursuz değil."dedi ve çevirmen türkçeye çevirdiğinde gülümseyerek başımı salladım.

"Evet, tamamen kasıtlı. Sizler sadece bir elbiseyi taşımayacaksınız, bir hikayeyi taşıyacaksınız." Masanın ortasına beş elbiseyi de koydum. "Bu koleksiyon 'Kintsugi' konseptine dayanıyor. kintsugi nedir biliyor musunuz?" Bir manken kafasını sallayıp söze girdi.

"Japon tarzı bir sanat. Kırık seramik parçaları altınla onarılır. Kırılganlık güzelliğe dönüşüyor. Kusurlar saklanmaz, aksine vurgulanır." Mankenler dikkatli ve kımıldamadan dinliyorlardı.

"Bu elbiseler de öyle. Her yama, her dikiş görünür. Yamaların göründüğü yerler bir acının hikayesini temsil ediyor. Siz bu elbiselerle yürüdüğünüzde, izleyici sadece moda görmeyecek, bir ruhun yeniden inşasını görecek."

Siyah saçlı, Fransız görünümlü bir manken meraklı ve ilgili gözlerle araya girdi.

"Ama Miray... bu çok ağır bir konsept. Biz mankeniz, yürüyüş yaparız. Bunu nasıl yansıtacağız?" Çevirmen mankenin dediklerini aynen çevirirken masaya doğru eğildim.

"Siz sadece manken değilsiniz." Herbirine teker teker baktım. "Siz bir hikayenin sessiz tanığısınız. İzleyici sizin yüzünüze bakacak, sizin adımlarınıza bakacak. Ve her adımın arkasında bir acı, bir kırılış, bir onarılış olduğunu hissedecek." Mankenler sessiz kaldı, ama başlarını anlamış gibi salladılar. Başka bir manken, esmer ve güzel, İtalyan aksanıyla konuştu.

"Bu elbiseler hangi sırayla çıkacak? En sade mi, en fazla detaylı mi?" Çok akıllı bir soruydu. Masanın ortasında duran beş elbiseyi sırasıyla dizmeye başladım.

"Birinci elbise - en az yama. Henüz kırılmamış bir ruh. neredeyse kusursuz. İnsan dışarıdan gözlemlediğinde hâlâ kırılmamış bir beden görür." Daha sonra beşinci elbiseyi gösterdim.

"Beşinci elbise, en fazla yama detaylı olan, hikayesi daha derin. Tam olarak kırılmış ama yeniden toparlanmış. Her yeri altınla parlıyor. Çünkü kırılganlık artık güzelliğe dönüştü." Bir İngiliz manken etkilenmiş ama bi o kadarda meraklı bir ifadeyle kaşını kaldırdı.

"İkinci, üçüncü ve dördüncü elbiseler ne anlam taşıyor?"

"Yolculuk." Dedim sessizce. "Kırılmanın evresi. Gittikçe kırılmış ve onarılmaya ihtiyaç duymuş bir ruhun geçiş evresi." Toplantı sırasında yemekler gelip gitmişti, ama hiçbir manken yemeklerden lokma almadı. Çevirmen hala çeviriyordu. Son manken ,daha yaşlı, belki 30'lu yaşlarda, elini kaldırdı.

"Bu konsepti nasıl yürüyüşle gösterelim? Adımlarımız normal olsun mu, yoksa kasıtlı mı olmalı?" Masadan kalkıp restoranın ortasındaki boş alana yürüdüm.

"Gel sen." İspanyol mankene işaret ettim. O da kalkıp yanıma geldi.

"Mankenler genellikle hızlı, keskin adımlarla yürür. Ama siz öyle yapmayacaksınız." Restoranın ilk ucuna gittim. "Burada başlayacaksınız. Ve her adım bir anlamk ifade edecek." Yavaş, ağır adımlarla yürüdüm. Her adımda durup görünmez izleyicilere kendimi gösterecek zaman verdim.

"Birinci adım ,kırılma. İkinci adım , yıkılma. Üçüncü adım, tekrar toparlanma." Restoranın diğer ucuna ulaştığımda durup arkamı döndüm. "Son adımlar, tamamen onarılış. İnsanlar teker teker bu adımları görecek."

Manken benim adımlarımı taklit etmeye çalıştı. Yüzündeki ifadeye bakılacak olursa fikri anlamıştı.
"Baş pozisyonunuz da önemli." Geri geldim. "İlk anda başınızı aşağıda tutun ,kırıldığınızı gösterin. Beşinci mankene doğru da başlarınız yavaş yavaş kalkacak. Bu toparlandığınızı ifade etmenin en iyi yolu."

Leyla not alıyordu. Çevirmen kız çeviriyordu. Mankenlerin hepsi de dediklerime dikkat kesilmişti. Uzun bir toplantının ardından mankenlerle her açıdan anlaştığımızda gülümseyerek ayağa kalktım. Leyla da benimle eş zamanlı ayağa kalktı. "Umarım her şey harika olacak. İyi günler diliyorum herkese tekrardan."

Restoranttan çıktığımızda mutlu bir gülümsemeyle Leyla'ya baktım. O da aynı derecede mutlu görünüyordu.
"Miray Hanım!" Çevirmende yanımızda yürüyordu, heyecanla kolumu çekiştirdi. "Mankenler çok heyecanlıydı. Biri şöyle dedi 'Bu sadece moda değil, bu bir sanat eseri.'" Yüzüme gülümseme yerleşti.

"Demek ki amacımıza ulaştık." Otelin kapısına vardığımızda lobideki bekleme alanına yöneldim ve daire şeklindeki masaya doğru yürüyüp bir sandalyeye oturdum.

"Miray Hanım!" Göktuğ ve ekibi uzaktan göründüğünde başımla selam verip oturmaları için işaret ettim.

"Her şey tamam, her türlü bilgiye sahibim ve tüm bilgileri mail yoluyla mankenlere de ilettik." Göktuğ'un uzattığı tableti alıp bilgileri teker teker inceledikten sonra başımı salladım,

"Harika,peki ya dikiş ekibi?" Leyla'nın oturduğu yöne doğru döndüm.

"Bizden sonra mankenler dikiş ekibinin bulunduğu stüdyoya gönderdik. Muhtemelen hala çalışıyorlardır." Aldığım bilgilerle tekrar ayağa kalktım.

"Harika,o zaman bizde podyuma gidelim bakalım atmosfer nasıl. Önceden bilmek daha iyi olacaktır." Ayağa kalktığımda Göktuğ ve ekibi ile Leyla da peşimden geldiler. Hepimiz aynı vitoya bindikten sonra yola çıktık.

Kısa bir yolculuğun ardından araba tekrar durduğunda her birimiz teker teker arabadan indik. Yine Eyfel Kulesi'nin yakınlarındaydık. İlk geldiğimizde burada olmayan podyum ve düzenlemeler şuanda her yerdeydi. Muhtemelen hazırlıkları bitmişti bile. Podyum etrafında gezip birkaç ayrıntıyı inceledim.

Podyum insanlarla aynı seviyede rahatça görünebilecek bir alandaydı ve oldukça geniş bir alana sahipti. Podyuma çıkıp ileriye doğru baktım."Leyla, kameramanları bu yöne konumla konumlandırmanı istiyorum. Ayrıca drone ile çekim de olmasını istiyorum. Muhtemelen programın kullanacağı şarkıda telif hakkı olacaktır,eğer satın alabiliyorsan satın al. Olmayacaksa da en uygun müziği bulun." Leyla söylediklerimi not alırken arka sahneye doğru yürüdüm.

Birden fazla bölümden oluşuyordu ,her bir ülkenin kendisine ait orta boy bir alan. Ve her bir alanda bizimde olan biteni izleyebilmemiz için mini televizyonlar bulunuyordu. Pek bir şey olmadığından oradan geri çıktım. Leyla hala birkaç düzenleme ile uğraşıyordu ve Göktuğ ile ekibi işlerini halletmek için otele dönmüşlerdi.

"Miray." Volkan'ın sesini duyduğumda kaşlarım çatıldı. Leyla da Volkan'ı görünce ne yapacağını şaşırmış ve daha sonra direkt telefonunu eline alıp bir numarayı aramıştı.

"Konuşmamız lazım." Dediğinde elimle yüzümü kapatıp ofladım.

"Volkan işim başımdan aşkın, lütfen git buradan." Kesinlikle sözümü dinlemeyi reddeden Volkan bana doğru bir adım daha attı.

"Bu benim için çok önemli.. lütfen birkez olsun dinle." Etrafımı gösterdim,

"Senin durumunu konuşmak için ne yeri ne de zamanı Volkan." Bana doğru tekrar bir adım attığında istemsizce geri çekildim.

"Değişmek istiyorum," Sözlerini işittiğimde yanlış anlayıp anlamadığımı düşündüm bi an. "Ben kötü biri değilim.. sadece babam ne derse onu yapıyordum." Söylediği şeyle sinirle güldüm.

"Yani Sandro'nun arabasına ateş açarken yanında baban yoktu Volkan." Dedim bir hışımla. "Ya da Sandro'nun anlına silah dayarken de yanında baban yoktu."

"Ama babam istedi!" Diye araya girdi Volkan, elimi kaldırıp onu susturdum.

"Ne kadar Sertanı sevmesem de bu konuda sana katılmıyorum. Sertanın amacı Sandro değil,hiçbir zaman da olmadı. Onun derdi benim ve babam ile," dedim söylediğini reddederek. "Yani ne yaptıysan kendi pis kalbinle yaptın Volkan. Şimdi gelipte masum rolü kesme." Hızla başını iki yana salladıktan sonra aniden gözleri yaşlarla doldu.

"Ben ne yaptıysam babamın beni sevmesi için yaptım.. ama hayır, beni hep bir eşya olarak gördü. Beni hep kullandı." Başımı yana eğip Volkan'ın dediklerini anlamaya çalıştım "sonra dün babamı Sandro için ağlarken gördüm.. biliyor musun? Bende.. bende ölümden döndüm ama asla benim için ağlamamıştı" Volkan'ın gözünden bir damla yaş süzülüp yanağından aşağı aktığını gördüğümde Leyla'ya dönüp baktım. O da benim gibi şaşkın görünüyordu.

"Yani demem o ki Miray..." Gözünde ki yaşları sildi ve derin bir nefes aldı. "Babamın kuklası olmaktan yoruldum. Hani demiştin ya 'Kötülük yaparak kazanacağın hiçbir şey seni mutlu etmez.' Haklıydın, ama bunun farkında değildim.." Yanına yaklaşıp omuzuna elimi koydum.

"Değişmek için asla geç değil. Eğer istersen Sandro ve ben her zaman yanında olabiliriz, ama önce Sandro ile de konuşman gerekiyor." Omzundan elimi çekip geri adım attım.

"Biliyorsun, şu anda önemli bir programa hazırlanıyoruz. Şimdilik işime odaklanmak istiyorum." Dediklerimi dinledikten sonra kısaca başını salladı.

"Sandro ile de konuşacağım, sonra da Mardin'e döneceğim. Ülkeye döndüğünüzde buluşalım lütfen." Kısa bir gülümseme verdikten sonra başımı salladım.

"Tamam Volkan, Mardin'de görüşürüz." Elini havaya kaldırıp indirdikten sonra arkasını dönüp alanı terk ettiğinde Leyla anında dibimde bitti.

"Kızım kırk yıl düşünsem ne Volkan'ın ağlayacağını ne de iyi biri olmak isteyeceğini düşünmezdim." Kaşlarımı havaya kaldırıp hızlı bir nefes alıp geri verdikten sonra omuz silktim,

"Valla bende beklemiyordum. Şimdilik şu işimize odaklanalım, Mardin'e dönünce detaylı öğreniriz." Telefonumu açıp etrafın fotoğrafını çekmeye başladım.

"LEYLA!" Uzaktan gelen endişeli sesle gözlerim o yöne döndü. Aras endişe ve telaşla Leyla'nın yanına gitti.

"Ne oldu!? Volkan nerede!?" Leyla ellerini kaldırıp sakinleşmesini işaret etti,

"Volkan gitti. Aslında kötü bir amacı yokmuş." Leyla Aras'la konuşurken öne adım atıp önce Sandro'dan bir iz bulmak için etrafa sonra Aras'a baktım.

"Aras." Ellerim önümde birleşmiş parmaklarımla oynuyordum, "Sandro nerede?" Gergin bir gülümsemeyle içimde ki telaşı gizlemeye çalıştım.

"Ah! yoksa hala taburcu olmadı mı? Tabi ya! Yoksa Volkan'ın burada olduğunu bilse koşarak gelirdi." Ne kadar kendimi avutmaya çalışsamda Aras'ın yüz ifadesi hiç yardımcı olmuyordu.

"Miray... Sandro öğlene doğru taburcu oldu. Volkan haberini aldığımda hemen onu aradım ama tek başıma halledebileceğimi söyledi." Sözleriyle yüzüm düşerken içime sanki bir öküz oturmuştu.

"Sandro çoktan taburcu oldu ve bana haber vermedi mi?" Zorla yutkundum. Belki mesajını görmemişimdir diyerek mesajlaşma uygulamasını açtım ama mesaj yoktu. Zoraki bir gülümsemeyle tekrar ikisine baktım.

"Tamam, ortada sorun yok. Leyla, senin de işin şimdilik bitti, istersen Aras'la git." Kendime gelebilmek için sırtımı onlara dönüp oradan uzaklaştım,

Bir bank bulup o yöne doğru ilerledim. Yorgun bedenimi banka bıraktıktan sonra gözlerimi kapattım. Acaba Sandro'ya haksızlık mı etmiştim? Çok mu ağır konuştum? Gözlerimi açıp iki elimle tuttuğum telefonun ekranını açıp uzun süre boş boş baktım.

"Bence bir özür bekliyor..." Kilit ekranını tereddütler açtıktan sonra kişiler listesine girdim. Bir süre gezindikten sonra Onun ismini gördüm, başparmağım isminin üzerinde durdu, alt dudağımı ısırıp arama simgesine dokundum. Kısa bir Süre telefon çaldı, açmasını beklerken telefonun meşgule düşmesi ile birlikte gözlerim büyüdü. Bunu bilerek yapmıştı... Dirseklerimi dizlerime dayayıp elimde tuttuğum telefonu anlıma dayadım.

"Sakin ol Miray..." Kendime ne kadar Sakin olmamı söylesemde olamıyordum. Sonuçta Volkanın yanımda olduğunu biliyordu ve Onu aramama rağmen görmezden gelmişti. Ya şu anda ona ihtiyacım olsaydı!? Tekrar doğrulup bu sefer sinirle yine arama simgesine bastım,

Bir kaç çalıstan sonra bu sefer telefon açılınca heyecanla telefonu kulağıma götürdüm. Tam konuşacakken karşıdan gelen kadın sesiyle tüm bedenim hareket etmesi kesti. Kadın bilmediğim bir dilde konuşuyordu Ve sesi kesinlikle cilveli geliyordu.. kısa bir anın ardından uzaktan Sandro'nun sesini duyduğumda kalbimin yere düştüğünü hissettim, Tam konuşacakken telefon suratıma aniden kapandı.

Telefon uzun bir an kulağımda kaldıktan sonra yavaş yavaş yere doğru indi. Duyduğum kadın sesinden sonra Sandro'nun gelen sesi ve telefonun kapanması... Dişlerimi o kadar sıkmıştım ki her an kırılabilirdi. Belkide gerçekten Volkan haklıydı.. Sandro ile mutlu olmam çok zordu.

Etrafa kısa bir göz gezdirdim. Etrafta neredeyse kimse yoktu. Kalbim o kadar acıyordu ki elim istemsizce göğsüme gitti. Gözümden sessiz bir gözyaşı tanesi Süzülüp yanağımdan aşağı aktı. Zorla yutkunduktan Sonra yanağımı sildim.

Çok fazla düşünmeden tekrardan Volkan'ı aradım. Sandro'nun aksine telefon ilk çalışta açıldı. O an neden aradığımı bile bilmiyordum. Sadece birinin sesini duymam gerekiyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

15okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 154

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk AşkıDark RomancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanplatonikpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYarı TextingYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18