28. bölüm · Çekiliş Aşkı | 🇮🇹🇹🇷
28. Bölüm
Notu elimin içine sıkıştırıp top haline getirdikten sonra çantama koydum. Tuğçe endişeyle tırnağını yiyor ve harap olmuş haldeki elbiselere bakıyordu. Üçü de gördükleri karşısında yıkılmış duruyordu.
"Endişelenmeyin,bütün ekibi çağıracağım ve bütün elbiseleri tekrardan dikeceğiz." Mankenin önüne geçip yerdeki kesilmiş elbise parçalarını yerden alıp havaya kaldırdım.
"Ve bunu her kim yaptıysa, onu yaptığı bu şeye pişman etmeden bırakmayacağım." Sinem duydukları karşısında rahatlamış olacak ki gözünden düşen gözyaşını hafif bir tebessümle sildi.
"Bütün ekibi çağırmamı ister misiniz?" Diye sordu Çağatay,yerinde duramadığı belliydi. Güven verici bir gülümseme sunarak başımı salladım.
"Kesinlikle, hepiniz gidin ve bütün ekibi bulup getirin. Uyuyanı uyandırın,yemek yiyeni kaldırın. Kırmızı alarm olduğunu söyleyin." Sözlerimi işitir işitmez üçü birden koşar adımlarla odadan çıktı.
"Miray.." Leyla'nın ismimi seslenmesiyle gözlerimi ona doğru çevirdim. "Bu Sertan kim?" Dedi,merak ve endişeyle.
"Belli değil mi?" Çantama attığım kağıdı tekrardan çıkartıp inceledim. "Volkan'ın babası." Yazıları tekrardan okudum. Volkan'ı istiyordu ve tıpkı çocuğu gibi bunu tehdit ve korkutma ile yapıyordu.
"Gerçekten Volkan'ı serbest bırakacak mıyız?" Endişeyle dudağını ısıran Leyla'ya karşı omuz silktim.
"Şimdilik amacımız haftaya gerçekleşecek olan programa başımız dik girmek. Diğer her şeyi bir süreliğine unutucaz." Yerdeki bütün kesilmiş parçaları alıp önümdeki yırtık pırtık olan mankene baktım.
Manken içimi yansıtıyor gibiydi,üstündeki yırtık ve paramparça olmuş elbise kalbimin yorgunluğunu ve mankenin dik duruşu bütün acılara göğüs gerebildiğimi ifade ediyordu.
Aniden aklımda bir fikir belirince heyecanla ayağa kalkıp Leyla'ya döndüm. "Buldum!" Dedim,tekrardan mankenin yanına adım atarak.
"Neyi buldun?" Leyla da yanıma gelip meraklı gözlerle elimdeki parçalara ve mankene göz gezdirdi.
"Konsepti ve Temayı değiştiriyoruz!" Dudağımın kenarında ki sırıtış daha da yükseldi.
"Ne? Her şeyi baştan mı tasarlayacağız? Miray buna zamanımız yok!" Elimi havaya kaldırdım ve Leyla'nın susmasını sağladım.
"Bi dinle güzelim." Konuşmayı kestiğinde boğazımı temizleyip konuşmaya başladım.
"Yeni kumaşlar ile yapmayacağız. Bu elbisenin kesilmiş taraflarını tekrardan dikicez,farklı kumaşlar ile." Mankeni öne çıkartıp elbisenin kesilmiş yerlerini havaya kaldırdım.
"Bu elbisenin kenarlarını da görünür bir iple dikicez. Bunun anlamı da.." Leyla'nın yanına gidip kalbimi elime koydum.
"Acılarının görünür olması seni güçsüz yapmaz, aksine senin ne kadar güçlü olduğunu gösterir.." Kaşları havaya kalktı,benim gibi dudağının kenarında bir sırıtış belirdi.
"Bingol!" Ellerimi birbirine vurdum. "Bu konsept ile hem düşmanlarımıza bi mesaj vericez hem de yaptıkları bu kötülüğün bizi etkilemediğini gözlerine sokucaz."
Kapı çalındığında 'gel' diyerek bütün ekibin içeri girmesine izin verdim. Herkes içeri girdiğinde az önce bulduğumuz konsepti tane tane ekibe anlattık. Dikiş ekibi ve tasarım ekibin birbirlerine baktılar ve bu fikri bir süre düşündüler. Daha sonra iki tarafta bu fikre sıcak baktığını söyleyip kabul ettiler.
Tüm gece en iyi görünümü vermek için fikir üzerine düşündük. Normalde yine bu işi tasarım ekibine bırakmamız gerekiyordu fakat iki gün içinde elbiseleri bitirip mankenler ile görüşmemiz gerekiyordu. Sonuçta bizden sonra bütün iş mankenlerde olacaktı ve prova yapmaları gerekiyordu.
Saatler süren çalışmalar hepimizin üstüne yorgunluk çöktürünce herkese birer kahve ısmarladım. Onlarca taslak önüme geliyordu ama bir türlü hiçbiri içime sinmiyordu.
Evet fikir güzeldi,hepimiz bunda hempikirdik ama her zaman güzel fikirler güzel sonuç doğurmuyordu. Bu durumda benim umudumu gittikçe düşürüyordu.
Elimi şakağıma götürüp önümdeki masaya yaslandım ve gözlerimi kısa bir süreliğine kapattım. Artık gerçek anlamda beynime sinyaller gitmiyor ve göz kapaklarım aşağı doğru eğilerek kapanmak için kendilerini zorluyordu.
"Miray.. sende dahil herkes ayakta durmak için bütün iradesini kullanıyor." Leyla'nın sözleri kulağıma gelince yorgun gözlerimi Leyla'ya çevirdim.
"Haklısın.. bu gidişle bir yere varamayız." Masadan destek alarak ayağa kalktıktan sonra odanın etrafına saçılmış her biri farklı bir yönde ayakta uyuyan ekibime göz gezdirdim.
"Arkadaşlar.. çok geç oldu farkındayım. Herkes odasına çekilsin,yarın yine burda buluşalım." Beni duyan herkesin rahat bir nefes verip ayağa kalktığını görünce hepsini fazlasıyla zorladığımı fark ettim.
Tüm ekip zombie gibi adımlar atarak odadan çıktığında Leyla ile baş başa kaldım. "Hadi bizde gidelim. Gözlerim isyan ediyor." Dedi,Leyla kolumdan çekiştirerek. Onu da daha fazla zorlamak istemediğimden kabul edip odadan çıktım. Ardımdan odanın kapısını kilitleyip olası tehlikelere karşı korumaya aldıktan sonra odaya doğru ağır adımlarla yürümeye başladım.
Çok yorgun olduğumdan beynimde ki endişe çanları bile susmuş tek düşündüğü şey biraz dinlenmek olmuştu. Sonunda odaya girip kendimi yatağa attığımda bir saniye bile geçmeden uyuyakalmışım.
Soluksuz bir uykunun ardından sabah gözlerimi açtığımda günün çoktan başladığını farkettim. Leyla yatakta yoktu,başımı kaldırıp etrafa baktım fakat yine de odanın hiçbir yerinde onu göremedim.
Yataktan kalkıp komodinin üstündeki telefonumu aldım. Tam Leyla'yı arayacakken zaten ondan bir mesaj geldiğini fark ettim ve mesaja tıkladım.
Belalım: Ben ve tüm ekip ofisteyiz. Proje için çalışıyoruz,seni uyandırmak istemedim. Uyanınca gelirsin.
Ben hariç herkesin şuanda çalıştığını anlayınca hızla üzerimi değiştirmek için bavulumun yanına gittim ve üstüme giyebileceğim rahat kıyafetler seçip banyoya girdim. Üstümü değiştirdikten sonra hiç vakit kaybetmeden odadan çıkıp tüm ekibin bulunduğu odaya doğru ilerledim.
Koridorda hızlı adımlarla ilerlerken aniden ağzıma ve belime dolanan ellerle kendimi aniden başka bir tarafta buldum. Korkuyla genişlemiş gözlerimi beni çeken kişiye doğru çevirdiğimde adamı tanıyamayınca bedenimde ki panik daha da arttı.
"Şimdi sessiz oluyorsun ve benimle geliyorsun. Patron zorluk çıksın istemez." Kulağıma fısıldanan cümle ile başımı sallayarak itaat etmek zorunda kalmıştım. Adam beni bırakınca arkasından istemesem de onu takip ettim.
Uzun ama dar bir koridordan ilerliyorduk. Burası sanki otelin bilinmeyen tarafı gibiydi. Aynı koridordan defalarca geçmeme rağmen bu kısmı ilk kez farkediyordum. Etrafta kapı falan da yoktu. Dümdüz uzun ve dar bir koridordu.
Koridorun sonuna geldiğimizde sağ tarafımızda bir kapının olduğunu farkettim. Adam o kapıyı açtığında siyah duvar renginde çok basık bir odaya giriş yapmıştım. Sadece bir masa var ve masanın önünde de...
Şakaydı değil mi bu? Yani biri beni cimdiklesin çünkü inanmak istemiyordum. Çünkü Volkan'ın babası Sertan tam karşımda duruyordu. İstemesemde ağzımdan alaycı bir gülüş kaçtı.
Yani ben bu adamlardan kaçmak için Paris'e geldim,bu adamlar ne yaptı? Benim peşimden geldi. Pes doğrusu diyecek bir şey bulamıyorum artık.
"Demek bu durum komik geliyor sana." Diye söze girdi Sertan Bey.
"Baya komik geliyor. O kadar komik ki gül gül öldüm bak yerdeyim şuanda." Gözlerimi devirmeye hakim olamamıştım. Masadan kendini itip önüme doğru adım attı.
"Volkan'a ne yaptın? Neden oğluma ulaşamıyorum?" Ellerimi iki yana açıp omuz silkim.
"Ben oğlunun bakıcısı değilim. Belki başka ülkelere seyahate çıkmıştır." Dedim,alayla. Sözlerimi işiten Sertan'ın yüz ifadesi ise daha da sertleşmişti.
"Kadınsın diye sana vurmak istemiyorum,zorluk çıkarma küçük kız." Ağzım bu duyduklarım karşısında açılırken sinirle güldüm.
"Küçük kız mı? Nesin sen,wattpad karakteri falan mı?" Aniden elini kaldırıp vurmaya kalkışınca elimi kaldırıp bileğini tutarak karşılık verdim.
"Ben düşündüğün gibi küçük değilim." Dedim,dişlerimin arasından. "Babamın kızıyım." Yüzümde hafif bir sırıtış oluşurken Sertan'ın gözlerinde ki öfke ise daha da artmıştı. Elini çekip geri adım attı.
"Demek baban sana her şeyi anlattı." Masasının yanına dönüp sandalyesine oturdu.
Doğrusunu söylemek gerekirse babam hiçbir şey anlatmadı ama artık anlatması gereken şeylerin olduğunu öğrendim.. Yine de istifimi bozmayın yüzüme özgüvenli bir ifade yerleştirip kendimden emin bir şekilde konuştum.
"Tabiki anlatacaktı. Ne bekliyorsun?" Aniden gözleri benimkileri bulunca milisaniyelik içime bir ürperti doğmuştu ama bunu hızla üzerimden söküp attım.
"Ve buna rağmen hâlâ babanın arkasında duruyorsun ha? Sandığım kadar saf değilmişsin." Parmaklarını birbirine kenetleyip çenesini üstüne koyarak masaya yaslandı.
"Bu seni hiç ilgilendirmez." Kaşları havaya kalktı,yüzündeki sırıtış daha da belirginleşti. Sanki her aldığı cevaptan memnun oluyormuş gibiydi ama bunu istemiyordum.
"Sadede gelelim,madem her şeyi biliyorsun o zaman bende kartları açık oynayacağım." Masadaki tableti açıp birkaç şey yaptıktan sonra ekranı bana doğru çevirdi.
Ekranda gördüğüm şeyle, sanki aldığım nefes ciğerlerime birer cam kırığı gibi batmaya başlamıştı. Başımdan aşağı kaynar sular dökülüyor gibi hissettim. Hayır, bu sadece bir tabir değildi, gerçekten de kafa derimden başlayıp parmak uçlarıma kadar yayılan, yakıcı bir uyuşma dalgası tüm bedenimi esir almıştı.
Gözlerim ekrana çivilenmişti, ama beynim gördüğü görüntüyü işlemeyi reddediyordu.
Kardeşim Alp... Benim canım, neşem, korumaya yemin ettiğim o masum can.
Arkadaşlarıyla birlikte bir mekanda oturmuş, yüzünde o her zamanki gamsız, hayta gülümsemesiyle yemek yiyor ve hararetli bir şeyler anlatıyordu. O gülüşü binlerce kez görmüştüm, ama hiçbiri bu kadar canımı yakmamıştı.
O, bir saniye sonra hayatının tepetaklak olabileceğinden habersizce gülerken, ben burada, siyah duvarlı bir odada, celladıyla pazarlık ediyordum.
Bütün vücudum hareket etmeyi bırakmıştı. Nefes almak bile imkansız bir göreve dönüşmüştü. Boğazımda devasa bir yumru, kalbimde ise ritmini şaşırmış, göğüs kafesimi parçalamak isteyen vahşi bir hayvan vardı.
Ne yapacağını bilmez hale gelmiştim. O an Sertan’ın üzerine atlayıp tableti parçalamak, sonra da ışınlanıp Alp’in yanına gitmek, onu o masadan çekip kurtarmak istiyordum. Ama yapabildiğim tek şey, kaskatı kesilmiş bir heykel gibi durup, canımdan çok sevdiğim kardeşimin potansiyel bir kurban gibi izlenmesini seyretmekti.
O an anladım ki, Sertan sadece elbiseleri değil, benim tüm geleceğimi, tüm umutlarımı da paramparça edebilecek kadar güçlüydü.
"Kısaca Miray, kardeşinin güvenliğini istiyorsan Volkan'ı bana getirirsin." Sertan’ın sesi, bu dehşet dolu sessizliği bıçak gibi kesti. Gözlerim, o buz gibi, zafer kazanmış Sertan’ınkileri buldu.
Dişlerimi o kadar çok sıkmıştım ki, çenemden başlayan bir ağrı şakaklarıma kadar yayılıyordu ve bu yüzden dişlerimin kırılacağından endişe duymaya başlamıştım. Ellerim yanımda yumruk olup geri açıldı, tırnaklarım avuç içlerime batıyor, bu fiziksel acı, içimdeki o devasa korkuyu bir nebze olsun bastırmaya çalışıyordu.
"Tamam,ama ekibimin bana ihtiyacı var.. biraz zaman ver." diyebildim sadece. Sesim, benim bile tanıyamadığım, fısıltıdan hallice, rüzgarda kaybolan bir yaprak gibi güçsüz ve kırılgandı. O an, o tek bir kelimeyle, Alp'in hayatını, kendi onurumun ve sevdiklerimin önüne koymuştum. Başka seçeneğim yoktu, çünkü o ekrandaki gülümsemeyi söndürmeye, Alp’in dünyasını karatmaya izin veremezdim.
"Sözüme geleceğini biliyordum. Süren senin olsun,sadece dua et Volkan'a bir şey olmuş olmasın. Yoksa sadece Alp'le yetinmem biliyorsun." Sözleri kulağımda yankılanırken çoktan odadan çıkmış aynı uzun koridoru tekrardan yürümeye başlamıştım.
Babam bizden öyle bir şey saklıyor ki Sertan bile ondan nefret edeceğimi söyledi.. Zaten babamın hallerinde bir değişiklik vardı ama bunu önemsememiştim. Artık Mardin'e döndüğümde ilk işim babamı sorguya çekmek olacaktı.
Düşüncelerde boğuşurken çoktan ekibin bulunduğu ofise girmiştim. Herkes beni görünce ayağa kalkarak saygısını gösterdikten sonra geri oturdu. Bende kendi masamın başına geçip oturduktan sonra uzunca bir nefes verdim.
"Ne o? İçinde balon varda haberimiz mi yok?" Leyla'nın yaptığı şakayla başımı ona çevirip yorgun ve sessiz bir kahkaha attım.
"O nasıl benzetme Allah aşkına Leyla. Çok alemsin." Yanıma gelip yumruk yaptığı elini acıtmadan sırtıma doğru vurdu.
"Hadi hadi neşelen. Tasarım bölümünde ciddi bir ilerleme var. Bu gidişle akşam bitecek. Yarın da dikiş konusuna yoğunlaştık mı sonunda hiçbir sorun kalmayacak." Sonunda bazı şeylerin düzene girdiğini duyunca yorgun bir gülümseme yüzüme düştü.
"Sonunda bir şey düzgün ilerliyor." Dediğim şeye direkt gözleri kısıldığında yine bir şeyleri fark ettiğini anladım. Bu kızdan bir şey saklamak çok zordu,hemen anlıyordu bir şeyler olduğunu.
"Düzgün ilerlemeyen ne?" Beklediğim soru geldiğinde beni bi panik tuttu. Elimi karnıma götürüp acılı gözlerle Leyla'ya döndüm.
"Karnım! Uyandım ve direkt buraya geldim! Yemek yemeyecek miyiz?" Aniden ayağa kalkıp ekibe döndüm.
"Hadi kalkın,kahvaltı etmeye gidiyoruz." Tüm ekip bana olayı anlamaya çalışan gözlerle baktığında göz ucuyla Leyla'ya baktım.
"Hepimiz çoktan yedik. Sen güne biraz geç başladın sanırım." Tekrardan yerime doğru sinip omuzlarımı düşürdüm.
"Cidden,beni keşke uyandırsaydın. Her şeyden geri kaldım." Elini omzuma koyup birkaç kez patpatladıktan sonra telefonunu çıkarttı.
"Ben şimdi en güzelinden bir çiğköfte.." Başını kaldırıp düşünceli gözlerini üstüme dikti. "Gerçi yoktur değil mi?" Ellerimi bilmiyorum anlamında havaya kaldırdım. Tekrardan telefonuna dönüp birkaç şey yaptıktan sonra telefonunu kenara koydu.
"Sipariş ettim,gelir yakında." Her şeyden habersiz benimle dalga geçerken.
"Teşekkürler kral." Dedim,sesimi gamsız tutmaya çalışarak. Çağla yanıma dosyalarla geldiğinde teşekkür edip dosyaları önüme koydum. Her bir sayfada farklı bir tasarım vardı ama hepsinin ana konusu aynıydı.
"Kintsugi.." Gördüğüm tasarımlar karşısında hayran kalmıştım. (kırılan seramikleri altınla birleştirme sanatının ismi,kintsugi'dir. Gözünüzde daha iyi canlanması açısından internetten araştırabilirsiniz
