14. bölüm · Çekiliş Aşkı | 🇮🇹🇹🇷
14. Bölüm
Sandro'nun yüzüne bakamıyordum. Ne yapacağımı da bilmiyordum. Zaman durmuş ve Sandro ile aynı kabusun içinde tıkalı kalmış gibiydim.
"Gerçekleri, doğruları mı bilmek istiyorsun?" Sesi her kelimede biraz daha çatlıyor, ağlamamak için verdiği mücadeleyi saklayamıyordu. "Senin baban yüzünden benim kardeşim hayata gözlerini yumdu. O lanet parayı alabilseydik kardeşim şu anda yaşayabilirdi. Kardeşim en çok neyi merak ediyordu biliyor musun?" Elinin tersiyle ağzını kapattı. Omuzları titremeye başlamıştı, gözlerinden yaşlar akmaya başlamıştı.
"İyileştiğinde lunaparka götürecektim. En çok dönme dolaba binmek istiyordu. Söz verdim,götürecektim. O beyninde ki minicik oluşan tümör aldı kardeşimi." Gözleri tekrardan sertleşti, tamamiyle yıkılmıştım,demek o yüzden dönmedolaba binmemişti. Ne cevap verebiliyor ne de yüzüne doğru düzgün bakabiliyordum.
"O zamanlar beyinde ki tümörü almak kolay değildi. Annem kardeşime olan üzüntüsünden hastalanmıştı, babam ise..." Arkasında ki şirketi gösterdi, anlatmak zor geliyordu ona, yüzünden görebiliyordum. "O kadar yıkılmıştı ki, şu şirketi yürütemedi, ne yapacağımızı şaşırmış haldeydik. Benim biricik kardeşim yaşasın diye her şeyi yapardık." Bana doğru adım atınca geri çekildim. Her adımında daha da kalbim parçalanıyordu.
"Sonra babanın şirketi ile karşılaştık, babam bir umut ışığı gördü. Evimizi sattık. her şeyimizi sattık, hiç düşünmeden babana verdik. Normalde ne olursa olsun kendi hakkımızla kazanıyorduk. Başka çaremiz yoktu. Hepimiz umutla kardeşimin ameliyat parasının gelmesini bekledik. Sonra bir haber geldi, bu seferde senin baban iflas etmiş, bütün paramızı kaybettik. Babam çok çabaladı, olan parayı kurtarmak için, vermedi baban..." Yerin ıslak olduğunu düşünmeden yere diz çöktü. Ellerini başının arasına aldı. Hıçkırarak ağlıyordu. Tereddüt ederek yanına yaklaştım,
"Olmadı... bulamadık, kardeşim daha fazla savaşamadı. Annem ise bu duruma katlanamadı, üzüntüsünden hastalandı ve o da terk etti bizi. Ben daha on yedi yaşındaydım, babam hayattan tamamiyle kopmuştu, en sonunda intihar haberini aldım." Elini defalarca yere vuruyordu anlatırken, çok yıkılmıştı. "Bir ben yapamadım. bu hayatta tek kaldım. Sonra söz verdim kendime,intikam alacağım, Aynı acıyı O adama yaşatacağım." Kırmızı gözleri benimkileri buldu. Gözlerinde acı yerine nefret ve intikam arzusunu görüyordum artık,
"Ne... ne yapacaksın?" Dedim sesimi geri kazanmaya çalışarak. Aniden ayağa kalktı. Üzerime doğru geldiğinde geri çekildim.
"Baban kardeşimin ölümüne sebep oldu,bende sana zarar vericem ki baban aynı acıyı yaşasın." Beynim durdu. Dizlerim çözülmüş gibiydi. Bir anlığına nefes almayı bile unuttum.
Arkasını döndü,elleri yanlarında yumruk oldu. "Ama sen.. seninle tanıştığımda amacım değişti,ne yapacağımı bilemedim. Yolumu kaybettim, içimdeki intikam ateşi söndü." Aniden tekrardan bana döndü,gözleri alev alev yanıyordu sanki.
"Ama yine de babanın canını yakmazsam babama ihanet etmiş olurum!" Aniden üzerime atlayınca içgüdüyle koşmaya başladım. Yağmur şiddetlenmişti. Şimşekler gökyüzünü parçalıyor, Sandro'nun kontrolsüz adımları arkamda yankılanıyordu. Bu bir plan değildi. Bu öfkenin taşmasıydı.
"İmdat! Lütfen yardım edin!" diye bağırıyordum.
"Ne kadar kaçarsan kaç!" diye haykırdı arkamdan."Sonunda yakalayacağım seni!"
Önümde iki yol belirdi. Bir saniye bile düşünmeden sağa saptım. Ciğerlerim yanıyordu. Nefesim kesiliyordu. Ama duramazdım.
"Sandro, korkuyorum!" diye bağırdım. "Lütfen... bırak peşimi!" Adımları iyice yaklaştı. Görüşüm karardı. Son hissettiğim şey başımın yere sertçe çarpması oldu.
***********
Gözlerimi açtığımda başım zonkluyordu. Tavan tanıdıktı ama bir o kadar da yabancı. Bir süre sadece nefes aldım. Yaşıyordum. Bu bile şaşırtıcıydı. Ayağa kalkmaya çalıştığımda başım dönüp tekrar yatağa düştüm. O an her şey bir anda üstüme yıkıldı. Sandro'nun gözlerini... Sözlerini... Kardeşini... Beni nasıl hedef gösterdiğini... Elimi ağzıma bastırdım. Çığlık atmamak için. Titriyordum ama bu korkudan çok öfkeydi. Tekrardan kendimi zorlayıp ayağa kalktım. Etrafta pek bir eşya yoktu. Telefonum da yoktu.. Gerçi telefonum arabada kalmıştı. Odadan çıkıp etrafa baktım. Etrafta kimse yoktu. Bulunduğum evden çıktım, ara sokaktaydım, etraf fazla ıssızdı. Sonra buraya koşarak geldiğimi hatırladım, yere düşüp başımı çarpmıştım. Sandro onca tehditten sonra beni yalnız mı bırakmıştı?
Koşarak geldiğim yolu yürüyerek geri döndüm. Arabamı gördüğümde rahat bir nefes verdim ve bindim. Arabanın anahtarı hâlâ üzerindeydi içimden şükrettikten sonra titreyen ellerimle çalıştırdım. Yola çıktığımda arkamda bir hareket sezdim. Dikiz aynasından bakmamla Sandro'nun gözleriyle karşılaşmam bir oldu, korkuyla çığlık attım.
"Miray dur, korkma lütfen,sana zarar vermeyeceğim." Sesi önceki ana göre daha yumuşaktı.
"Ben uyandığımda neden yabancı bir evdeydim?" dedim sertçe. Gözlerim dikiz aynasından ayrılmıyordu..
"Uyandığında beni görürsen yine paniklersin diye seni orada bıraktım. Arabana döneceğini biliyordum. Burada bekledim." Dişlerimi sıktım
"Neden önce korkutup sonra iyi davranıyorsun? Senin yüzünden aklımı kaçıracaktım!" Başını eğdi,yaptığından pişman gibi görünüyordu.
"Seni korkutmak istemedim. Evet... babandan hâlâ nefret ediyorum. İlk başta seni kullanarak intikam almak istedim." Bir an durdu. "Ama yanında kaldıkça... sana bağlandım." Bana baktı. " Beni güvenin ateşe çekilmesi gibi kendine çekiyorsun."
Kırmızı ışık yandığında zıplayarak ön koltuğa geçti. Beklemediğim için korkuyla irkildim ama gözlerimi yoldan ayırmadım. "Amacımı hatırladığım gün," dedi kısık sesle, "yanında daha fazla duramayacağımı anladım." Kalbim deli gibi atıyordu. "O yüzden terk etmek zorunda kaldım seni."
"Ve şimdi? ne yapacaksın?" dedim. Derin bir nefes aldı.
"Artık intikam almak istemiyorum." Direksiyonu daha sıkı kavradım.
"Bu kadar mı?" Göz ucuyla baktım, akıp giden yola bakıyordu, ne yapacağını kendiside bilmiyor gibiydi.
"Bu hayatta tek güvenebileceğim kişi senken ben nasıl senden veya sevdiğin birinden intikam alabilirim? Senin üzülmeni istemiyorum." Hâlâ aklım karışıktı, Kalbim ve beynim farklı tarafa geçmişti. Dediği gibi Sandro'nun yakını neredeyse sadece bendim ama ben Onun bu hayatta yalnız kalmasının nedeni olan kişinin kızıydım.
"Sandro," Dedim bakışlarımı yoldan ayırmadan. "Evin nerede? En azından seni evine bırakayım." Bakışlarını üzerimde hissettim. Bir süre sessizlikten sonra adresini verdi. Daha sonra Sohbet etmedik, ağzımızdan tek bir söz bile çıkmadı. Evinin önüne geldiğimde arabayı durdurdum.
"İyi geceler, bugün için özür dilerim." Yüzüme bakmadı, düz bir tonda konuştuktan sonra arabadan indi ve evine girdi. Tekrar evime doğru sürdüm. Eve girdiğimde kendimi on yaş yaşlanmış gibi hissediyordum.
Oturma odasında oturmuş bana endişe, merak ve korkuyla bakan dört çift göz gördüğümde adımlarım durdu. Muhtemelen hepsi bu saate kadar nerede olduğumu merak ediyordu. Kimseyi endişelendirmemek için oyunculuğumu konuşturmam lazımdı.
"Off belim, bütün gün proje üzerinde çalıştım. Ah-" Elimi ağzıma götürüp yüksek sesle esnedim. "Mm hadi herkese iyi geceler. Odama gidiyorum." Kimsenin konuşmasını beklemeden odama kaçtım. Umarım herkes bana inanmıştır.
Dolabımdan aldığım ipek geceliklerimi giyip banyoya girdim. Duş alacak gücü kendimde bulamıyordum bu yüzden sadece yüzümü yıkayıp tekrar yatağıma döndüm. Uzanmak için hazırlanırken kapı çalındı,cevap vermeden de açıldı,
"içeri gelebilir miyim, Miray?" Başımı sallayıp yatağıma oturdum. "Gel Leyla, girebilirsin." içeri girip yanıma oturdu.
"Bence Ceo olmayı sevmezsen oyuncu olmayı deneyebilirsin." Yüzüme yalan söylediğimi bildiğini gösteren bir ifadeyle bakıyordu. "Dökül bakalım, neredeydin? Neden şirketten o halde çıktın ve neden yüzün kireç gibi." Leyla'dan kaçamayacağımı bildiğim için teslim olmuş bir halde kendimi yatağa bıraktım. Sırtüstü uzanmış haldeyken gözlerimi kapatıp yaşadıklarımı en başından sonuna kadar anlattım. Gözümü açtığımda bana duyduklarına inanamayan bir ifadeyle bakıyordu.
"Bir dakika kızım yavaş gel..." Elini şakağına götürüp gözlerini kapattı. "Sandro aslında intikam için mi biz Bursa'dayken yanına 'çekiliş kazandınız' bahanesiyle taşınmıştı?! Ben demiştim! Bu adam güvenilir değil demiştim!"
Tekrar oturdum, "Evet, ve beni tanıdıktan sonra vazgeçmiş." Şakağında ki elini alnına götürüp bana baktı.
"Ne yapacaksın? Adam sana aşık olmuş belli," Dediği şeyle panikle Leyla'ya baktım
"Sadece güvendiği tek kişi benin! Aşık falan değil!" Gözlerini tavana dikti ve sinirli bir nefes verdikten sonra ayağa kalktı.
"Her şeyden önce git babanla konuş, Elin oğlundan dinlediğin hikayeyi git bir de babandan dinle." Aynı şekilde ayağa kalktım.
"Bu konuda haklısın, şimdi gidip babamla konuşacağım." Leyla'nın destek sözleri eşliğinde odamdan çıkıp babamın oturduğu oturma odasına girdim.
"Annem yok mu?" Dedim etrafa bakarak, az önce burada oturuyordu.
"Seni bekledi, sen geldikten sonra da uyumaya gitti." Telefondan başını kaldırıp bakışlarını bana çevirdi. "Ne oldu kızım? Şirketle alakalı bir sorun mu var?" Derin bir nefes alıp babamın yanına gittim. Ya şimdi ya asla. Gücümü toplayıp konuşmaya başladım.
"Tam olarak on sene Önce iflas ettiğin doğru mu baba?" Parmaklarım avuçlarımın içinde sıkıldı. "Yıllar önce," dedim, "sana ameliyat parası için gelen bir aile oldu mu?"
Kaşları belli belirsiz çatıldı. Saniyelikti. Ama gördüm. "Ne demek istiyorsun?" dedi. Gözlerimi onunkilerden ayırmadım.
"Evlerini satmışlar," dedim. "Her şeylerini." Sessizlik. O sessizlikte nefes alışımı duydum. "Bir çocuk vardı," diye devam ettim, "beyninde tümör olan küçük bir kız." Babam geriye yaslandı. Ellerini karnının üstünde birleştirdi.
"Miray," dedi yavaşça, "bunlar çok eski meseleler." İçimde bir şey koptu. Ama bağırmadım.
"Parayı geri vermedin mi?" dedim. Bu sefer bakışlarını kaçırdı. Cevap buydu zaten. "Bir çocuk öldü," dedim. Sesim titredi ama durmadım. "Ve sen... sen bana yıllarca cömertlikten bahsettin." ayağa kalktı.
"Ben de iflas etmiştim!" diye yükseldi sesi. "Her şey üst üste geldi! O adam bu riski biliyordu, ona yapmaması gerektiğini söyledim. Ama dinlemedi, ben ne yapabilirim? Ayrıca o adam güvenilir biri değildi! Amacı tamamiyle farklıydı! Hiçbir zaman kızını düşünmedi!" Burnundan hızla nefes verdi. "Şimdi gelip beni doğru düzgün bilmediğin bir olay için suçlamaya kalkma!" Oturma odasında beni ve düşüncelerimi yalnız bırarak odadan çıktı. Elimle yüzümü kapatıp derin bir nefes aldım, telefonumdan gelen aramayla başımı kaldırıp telefona baktım, bilinmeyen numara arıyordu. isteksiz bir şekilde telefonu aldım ve kulağıma götürdüm.
"Evet?" Yorgun ve isteksiz bir sesle sordum.
"Merhaba, minik Miray. Baktım ki Demir intikam alamayacak kadar sana bağlanmış. Eee bende dedim ki ipleri elime alıyım." Tanıdık olmayan erkek sesi ile telefonu daha sıkı kavradım.
"Demir kim?" Dedim anlamaya çalışarak, "Ve sen kimsin?"
