11. bölüm · Çekiliş Aşkı | 🇮🇹🇹🇷

11. Bölüm

Elif Doğan

Eve otobüs ile döndüm. Dairemin kapısını açıp içeri baktım ama Sandro içeride değildi. Etrafa baktığımda valizinin de olmadığını gördüm. Tamamiyle gitmişti. Binanın önündeki merdivene oturup beklemeye koyuldum. Aradan 4 Saat daha geçmişti, binanın önünde oturmaktan yorulmuştum. Başımı bacağıma koyup gözlerimi kapattım. Birkaç dakika sonra omuzumda bir el hissettim.

"Sandro?!!" Başımı kaldırıp umutla yukarı baktım. Ama o kişi Sandro değil Leyla'ydı. İşten döndüğü için yorgun ama beni bu halde gördüğü için endişeli görünüyordu.

"Miray, ne yapıyorsun burada? Neden yerde oturuyorsun?" Dedi, hem şaşkınlık hem endişeyle. Dudaklarım büzüldü ve kollarımı açarak ayağa kalkıp Leyla'ya sarıldım.

"Sandro... ortalıkta yok, telefonu da açmıyor. Valizi de evde değil. Beni engellemiş.." Gözyaşlarımı tutmaya çalıştım.

"Miray, ne diyorsun? Nereye gidebilir? Neden gitti? Sana bir şey anlatmadı mı?" Geri çekilip gözyaşımı sildim.

"İçeri geçelim, her şeyi anlatıcam" Dedim ve Leyla ile binaya girdim. Evime girmek istemediğim için Leyla'nın evine geldik. Yusuf abide hâlâ evdeydi, beni bu halde görünce şaşkınlığını gizleyemedi.

"Kızımı bu ne hal? Niye gözlerin kırmızı, ne oldu sana?" Elinde ki telefonu bırakıp tamamen bana dönünce ona da her şeyi anlatmam gerektiğini farkettim. En başından -bazı yerler hariç- anlatmaya başladım. Romantik kısımları atlamış olsamda yine abiliğini yapıp sinirlenmişti.

"Elin adamını neye güvenerek evinde yaşamasına izin verdin? Ya kötü bir şey olsaydı?" Yüksek sesle söylediği için başımı eğip yere baktım. Yerden göğe kadar haklıydı.

"Hadi şu şirkete birde biz gidelim bakalım. Böyle bir şirketin var olacağına inanmıyorum" Dedi, ayağa kalkarken.

"Ama var, ben gittim. Patronla da konuştum. Yemin ederim," Aynı şekilde ayağa kalktım. Leyla ile Yusuf abinin arabasına binip yola çıktık. Tüm yol boyunca zor olsada yolu tarif ettim. Sonunda orayı bulunca hızla arabadan inip Şirketin önüne geldik. Kapıyı açmaya çalıştım ama olmadı. Yusuf abi bana şüpheyle bakıyordu. Kapıyı iteklemeye devam ederken yine ağlamaya başlamıştım. Hıçkırıklar arasından konuşmaya çalışıyordum.

"Yusuf abi, yemin ederim sabah buraya gelip patron ile konuşmuştum." Yaşadıklarımın bir hayal olmadığını haykırsam da gerçekler anbean göz önündeydi. Sabah var olan şirket şuanda yoktu.

"Miray, yanlış yerdir belki.. yanlış şirketin önüne gelmişizdir." Leyla hâlâ bir umut içinde konuşsa da başımı iki yana salladım.

"Hayır,hayır burasıydı. Kapısında ki pası bile hatırlıyorum. Eminim!" Arkadan bir adam sesi gelince hepimiz o yöne döndük.

"Zorlamayın, O bina senelerdir kilitli, Kimse uzun zamandır bu binayı kullanmıyor." Dedi, ve gitti. Gözyaşlarım daha da hızlanırken yere çöktüm. Leyla hızla yanıma gelip bana sarıldı, Yusuf abi ise hâlâ yukarıdan bana şüpheyle bakıyordu. Başımı kaldırıp sesimi bulmaya çalışarak konuştum.

"Burada bir sürü çalışan vardı... Herkes bir işle meşguldü.. Yalan söylemiyorum." Yusuf abi elini saçına götürüp derin bir of çekti.

"Madem her şeyi yaşadın, neden az önceki adam buranın yıllardır kullanılmadığını söylüyor? Emin misin burası olduğuna?" Dedi, etrafa bakarak.

"İster inanın ister inanmayın! Sabah burası işlek bir şirketti!" Diye bağırdım ama bu durum hiçbir şeyi değiştirmeyecekti.

"Bu lavuk seni kandırmış miray." Elini uzatırken söyledi,elini tutarak zorla ayağa kalktım.

"Neden kandırsın? Ve neden gitsin?" Ağlamam yavaşlasa da durduramıyordum kendimi.

"Dua et zarar vermemiş sana." Tekrardan arabaya döndü,arkasından takip edip bindim. Leyla yanıma oturunca başımı omzuna yasladım.

Oradan da bir şey çıkmayacağını anlayınca tekrar eve döndük. Geç olduğu için evime girdim. Akşam yemeği yememiştim ama iştahımda yoktu...

Günler haftalara dönüştü ve artık Sandro ile yaşadığım her olay zihnimde hayale dönüşmüştü ve gittikçe unutuyordum. Eski hayatıma geri dönmüştüm, her gün işe gitmek için kalkıyor ve her gece eve geri dönüyordum. İkinci ayın sonuna gelmiştim. Artık Mardin'e dönme vaktim gelmişti. Ayşe teyze, Leyla ve Yusuf abi beni yolcu etmek için havalimanına gelmişti.

"Seni çok özlüycem" Dedi Leyla, sarılarak. Leyla ile uzun uzun ağlayarak sarıldıktan sonra Ayşe teyzeye döndüm.

"Ah, yavrum, ne de çok alışmıştım sana.. Şimdi kime yapacağım ben onca yemeği." Birbirimize sarılırken Leyla araya girdi

"Ya, ben buradayım. Bana Yaparsın, hiçte şikayet etmem," Dedi, hem ağlar hem de gülerken, Bizi de güldürmeyi başarmıştı. "Mardin'e gidecek olan 124 nolu uçak 10 dakika sonra kalkacaktır." Anons gelince üçümüz tekrar gözyaşlarına boğulduk.

"Ya hadi ama, uçak kaçacak kerata, git artık." Dedi, Yusuf abi başımdan tutarken. Dudağım büzülüp ona döndüm ve sarıldım.

"Burada olduğum sürece bana gerçek abilik yaptığın için teşekkür ederim." Yusuf abi saçımı karıştırıp geri çekildi ve gülümseyerek gözlerimin içine baktı.

"Ve bugünden sonra da yapmaya devam edicem, sakın Mardin'de bir adama güvenip yine evine alma tamam mı? Eğer yaparsan bozuşuruz ona göre." Dedi, beni mutlu etmeye çalışarak. Ama aklıma Sandro geldiği için tekrar ağlamaya başlamıştım. Leyla tekrar yanıma gelip sıkıca sarıldı.

"Hadi git artık. Uçağı kaçıracaksın." İstemesem de geri çekilidim. Valizimi alıp gülümseyerek üçüne uzaktan baktım ve el salladım. Onlar bana el sallarken arkamı döndüm. Uçağa giderken tekrar ağlamaya başlamıştım...

Sonunda uçağa binip tek kaldığımda içimi koca bir boşluk kapladı. Gözümü kapatıp uyumaya çalıştım. Birkaç saatin ardından sonunda Mardine gelmiştim. Uçaktan inip bavulların olduğu bölüme gittim. Birkaç dönüşten sonra bavulumu görünce oradan kaldırdım. Havalimanından çıktıktan sonra telefonumu çıkartıp babamı aradım. Telefon yüzüme kapanınca şok içinde ekrana baktım.

"Aramana gerek yok, biz buradayız." Sesin geldiği yöne döndüğümde, annemi, babamı ve kardeşim Alp'i gördüğümde valizimi bırakıp aileme doğru koştum,

"Sizi çok ama çok özledim!" Anneme sıkıca sarılıp ağlamaya başladım. Annem de aynı şekilde ağlıyordu.

"Oy canım kızım, seni çok özledim!" Dedi, annem gözyaşları arasında,

"Hey, bizde sarılmak istiyoruz. Bırak bizde özlem geçirelim." Annemden ayrılıp babama döndüm ve Ona da sarıldım..

"Valla baba, ne kadar sizi özlediğimi bilemezsin." Babamla da sarıldıktan sonra sanki zorla buraya getirilmiş gibi duran Alp'e döndüm.

"Hadi hadi burak şu numaraları, gel sarıl ablana." Kendime çekip sarıldım. Ne kadar beni umursamıyor gibi yapsada bana düşkün olduğunu biliyordum. Herkesle özlem geçirdikten sonra arabaya bindik,

"Miray..." Alp'in çağırması ile ona döndüm.

"Evet?"

"Ben artık senin odanı kullanıyorum. Senin odanı benim odama taşıdık. Ve bilgisayarını geçen sene yanlışlıkla kırdım... Ha birde geçen aylarda misafir çocuğu senin makyaj malzemelerini kırdı.. Çok geç farkettik." Her konuşmasında kalbime bıçak saplanıyordu sanki.

"Sus Alp, sus lütfen. bak kalbime indi inecek" Babamın kahkaha sesini duyunca öne doğru eğilip babama baktım.

"Komik olan ne babacım?" Dikiz aynasından Alp'e göz kırptıktan sonra bana döndü.

"Sadece sizin kavga etmenizi özlemişim o kadar. Yoksa merak etme, annen ile ben Alp'e ceza verdik," Kaşlarım bunu duyunca havaya kalktı ve heyecanla anneme baktım.

"Ne cezası verdiniz?? Yoksa onu bir hafta boyunca hücreye mi kapattınız? Ya da... Bütün kartlarına el koyup onu fakir ve aç mı bıraktınız?" Annem dediklerime güldükten sonra Alp'e baktı.

"Sen söylemek ister misin ablana?" Gözlerim direkt Alp'e döndü.

"Aylarca çalıştım ve.. bütün paramla sana yeni bilgisayar aldım." Dedi acıyla, sanki çok zor bir şey başarmış gibi. Yaklaşıp yanaklarını mıncırdım.

"Oy benim banyo etmeye bile üşenen kardeşim benim için aylarca çalıştı mı?" Alp benden kurtulmaya çalıştıkça daha da sıkıyordum yanaklarını. Eve yolculuk neşeyle geçmişti.

*********

Bir kaç ay geçmişti, babam şirket hakkında her şeyi bana öğrettikten sonra geri çekilmişti. Ofisimde masa başında önümde onlarca dosyayla baş başaydım. Yeni bir strateji ve pazarlama stili arıyordum. Dışarıdan görenler bu şirketin sahibinin bir kadın olduğunu ilk görüşte anlamasını istiyordum.

Kapımın tıklatılması ile başımı önümdeki dosyadan kaldırdım.

"Girebilirsin." Kapı açıldı, sekreterim Buğra girdi içeriye.

"İstediğiniz dosyaları getirdim." Dosyayı masama koyduktan sonra geri çekildi. "Bir saat sonra toplantınız var." Dedi,elinde ki ajandaya bakarken.

"Teşekkür ederim,çıkabilirsin." Sözümü ikiletmeden ofisimden çıkınca getirdiği dosyayı incelemeye başladım. Yeni bir tasarım üzerine çalışıyordum,genelde bütün günümü kıyafet sitelerinde harcadığım için insanların daha çok ne tarzda kıyafetlere ihtiyaçları var çözmüştüm.

Bir saat geçtikten sonra Buğra'nın söylediği gibi toplantıma geçtim. Herkes burda fazlasıyla ciddiydi ve kimse samimi değildi. Ne kadar mizacıma ters olsa da bu duruma yavaş yavaş alışıyordum. Toplantı bittikten sonra ortaklarla anlaşmaya varıp imzaları attık.

Yine güzel bir işe imza attığımın bilinciyle rahat bir nefes vererek ofisime geri döndüm. Sonunda gün bittiği için eşyalarımı toparlayıp ofisimden çıktım. Her adımda çalışanlarım bana selam veriyordu ve bende selamlarını alıyordum. Ofisten çıkınca sonunda kendime ait olan arabama binip yola çıktım.

Yolda giderken biricik arkadaşımı özlediğim için Bluetooth üzerindeb Leyla'yı aradım. Birkaç çalıştan sonra açılmıştı.

"Nasılsın benim güzelim." Diyerek enerjik bir giriş yaptım konuşmaya.

"Ayyy iyiyim fıstığımm sen nasılsın,nasıl gidiyor Ceo'luk?" Aynı enerjiyle karşılık verince yüzümde ister istemez bir gülümseme oluştu.

"Nasıl olsun,kimse gülümsemiyor. Herkes çok ciddi,sanki cenazeye gelmişiz." Karşı taraftan kahkaha sesi yükselince bende gülmeye başladım.

"Valla haklısın,bu işler böyle. Hatta biliyor musun? Üniversitedeyken başlıyor bunlar bu tarz ciddiyete. Muhasebe bölümünde okurken herkes büyük bir ciddiyetle derse girip aynı ciddiyetle çıkıyordu." Bu duruma göz devirip iç çektim,

"Herkes robotlaşmış,bir biz insan kalmışız desene."

"Öyle öyle,aaaaaa abiiii!" Aniden konu değişince dudağımın kenarı yukarı kıvrıldı. "Abi ya! Çorabını niye üzerime atıyorsun! İğrenç!" Duyduğum şeyle soluksuz bir kahkaha attım.

"Ne!? Ciddi misin!?" Hala gülmeye devam ediyordum.

"Off malesef ciddiyim! Kalk yemek yap diyor!" Birkaç adım sesi duyduktan sonra tekrar konuşma sesi geldi, "en yakın zamanda kaçıcam senden! - kaçamazsın,yine gelip üzerine çorabımı atarım!" Yusuf abi yine her zamanki gibi gıcık davranıyordu,iki kardeş atışmaya başlayınca telefonu kapattım.

Eve vardığımda rahat bir nefes verip koltuğa attım kendimi. Bir süre gözlerimi dinlendirerek uzandıktan sonra yüzüme dökülen su ile yerimde sıçradım.

"Anneeeeeeee! ALP ÜSTÜME SU DÖKTÜ!" ayağa kalkıp benden kaçan Alp'in üstüne koştum ama benden hızlı olduğundan yetişemiyordum.

"Hahaha! Makyajını silmeden uyumanı istemedim! Sonra gözlerin yapışır rimelin yüzünden! Ben iyi bir kardeşim kızma bana!" Ne kadar kendisini savunsa da şuan aşırı sinirli olduğumdan onu yakalama arzum tavan yapmıştı.

"Kızım yorgunsun,bırak kardeşini boşver." Babamın sözüyle yerimde durup ayağımı yere teptim.

"Hep siz şımartıyorsunuz bunu!" Diye bağırdıktan sonra odama girip sinirle kapıyı kapattım. En azından üstümü değiştirecek gücü almıştım sayesinde. Yüzümü yıkadıktan sonra üstümü değiştirip direkt yatağa geçtim ve derin bir uykuya daldım.

Ertesi gün yine her zamanki gibi ofisime gelmiştim. Kapım çaldığında düz bir tonda 'gel' diyince kapım açıldı. Gelen Buğra'ydı. Başımı kaldırıp ona doğru baktım.

"Miray hanım, Kızacaksınız biliyorum ama bunu demem gerekiyor." Dedi, çekinerek. Derin bir iç çekip Buğra'ya gülümseyerek baktım.

"Eğer söyleyeceğin şeyin bir çözümü varsa, kızılacak bir şey olmaz. Söyle, çekinmene gerek yok." Sözlerimle biraz daha rahatlamıştı.

"Uhm... şey... ben, istifa etmek istiyorum." Her şeyi bekliyordum ama bunu beklemiyordum.

"Ne oldu Buğra? Neden istifa etmek istiyorsun?"

"Daha iyi bir şirket beni işe almak istediğini söyledi, reddedemezdim. Özür dilerim." Sakince başımı salladım.

"Önemli değil, kendin için en doğru olanı yapmışsın. En kısa sürede çıkış işlemlerinle ilgilenicem." Dediklerime mutlu olan Buğra teşekkür ederek ofisimden çıktı. Aslında Buğra babamla yıllardır çalışıyordu ve Ona güveniyordum. Ama gidene dur diyemiyordum. Sandro'da olduğu gibi...

Eve döndüğümde herkes masada beni bekliyordu. Ellerimi yıkayıp masaya geçtim. Yine harika yemekler yapmıştı Fikriye teyze. Yemek sırasında çatalı bırakıp babama baktım.

"Baba sekreter Buğra istifa etti, şimdi ne yapıcam?" Babam ağzındaki lokmayı yutup omuz silkti.

"Tabikii güvendiğin birini işe almalısın, sekereterler bizim ikinci kolumuzdur. Her bilgiyi bilirler. Seni satmayacak bir kişiyi almalısın işe." Düşünerek başımı salladıktan sonra aklıma gelen isimle başımı salladım.

"Tamam, kimi işe alacağımı buldum."

Birkaç gün sonra yine işimin başındayken ofisimin kapısı çalınca kapıya baktım,

"Girin." Kapı açılınca yüzümde güller açtı ve büyük bir mutlulukla koşup Leyla'ya sarıldım.

"Ay, Seni çok özledim canım arkadaşım!"