Bellek Karışımı kitap kapağı

28. bölüm / 28

Bellek Karışımı

BÖLÜM XXVII — Seçim Aralığı

Vaveyla Yazarı: Enis Harbalıoğlu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 28Şu an: BÖLÜM XXVII — Seçim Aralığı

Cassian ise Mara’ya bakıyordu.
Yüzü solgundu. Burnundaki kan silinmişti ama gözlerinin içindeki şaşkınlık hâlâ
duruyordu. Bir insanın kendi zihninden ilk kez çıkıp da arkasında ne kadar çok kapı
olduğunu görmesi gibi bakıyordu.
“Ben gönüllü olduğumu sanıyordum,” dedi.
Mara ona yaklaştı. “Belki bir kısmın gönüllüydü.”
Cassian başını iki yana salladı. “Bu yeterli mi?”
“Hayır,” dedi Mara. “Ama başlangıç için dürüst bir soru.”
Cassian gözlerini kapattı. “Ben insanlara zarar verdim mi?”
Mara cevap vermeden önce durdu. Kolay teselli vermedi. Bu, bu sabahın yeni ahlakıydı
artık: kimse kimseyi yalanla hafifletmeyecekti.
“Muhtemelen,” dedi.
Cassian’ın yüzü çöktü.
Mara devam etti. “Ama zarar verdiğini bilmek, kendini yok etmen için değil. Bundan sonra
neye tanıklık edeceğini seçmen için.”
Cassian gözlerini açtı. “Ben de tanık olabilir miyim?”
Mara’nın yüzü yumuşadı. “Eğer kaçmazsan.”
Cassian başını eğdi. “Kaçmayacağım.”
Bu cümle küçük kaldı. Ama o gün küçük cümlelerin ne kadar ağır taşıyabileceğini herkes
öğrenmişti.
Zirve salonuna döndüklerinde manzara değişmişti.
Masa hâlâ ortadaydı. Kapsül istasyonları hâlâ yanlarda duruyordu. Ekranlar açıktı. Kurul
üyeleri yerlerinde değildi artık; bazıları ayakta, bazıları birbirleriyle tartışıyor, bazıları
sessizce gelen beyanları dinliyordu.
Yaşlı yönetim kurulu üyesi, Lidya içeri girince ayağa kalktı.
“Bu kayıtlar kamuya açılırsa şirket dağılır,” dedi.
Sloane hemen cevap verdi. “Şirketin dağılmaması için insanlar dağılmayacak.”
Adam yüzünü buruşturdu. “Bu kadar basit değil.”
“Hayır,” dedi Sloane. “Bu yüzden yıllarca karmaşıklaştırdık. Bugün yeterince basit
konuşacağız.”
Gideon, salonun ortasına yürüdü. “Kurulun acil denetim yetkisi devreye girdi. H-PRM kodu
kilitlendi. Zorunlu hafifletme protokolü askıya alındı. Bunu birazdan resmî dile
çevirebilirsiniz ama özü bu.”
Sektör İdaresi temsilcisi sertçe, “Kamu düzeni—” diye başladı.
Jonah sözünü kesti. “Kamu düzeni, insanların bilgilendirilmemiş şekilde iç dünyalarına
müdahale edilerek korunamaz.”
Kadın ona baktı. “Panik olursa sorumlusu kim olacak?”
Jonah’ın cevabı sakindi. “Bu şehirde ilk kez panik ile gerçek tepkiyi ayırmayı öğrenmek
zorunda kalacağız.”
Lidya salondaki masaya baktı.
Bu masa birkaç saat önce insanların anılarını, korkularını, acılarını ve kararlarını
yönetmek için toplanmıştı. Şimdi aynı masa başka bir şeye dönüşebilirdi. Bir mahkemeye
değil. Bir kurtuluş sahnesine de değil. Daha gerçek bir şeye:
Hesap verme yerine.
Lidya konuştu.
“Bugün kimse kazandı sanmasın.”
Salondaki herkes sustu.
“Bir protokol durduruldu. Bir yalan açığa çıktı. Bir hat kapatıldı. Ama bu şehirde hâlâ
Bellek Karışımı kullanmış insanlar var. Hâlâ neyi kaybettiğini bilmeyenler var. Hâlâ
unutmak isteyenler var. Hâlâ hatırlamaktan korkanlar var. Hâlâ bu sistemden fayda
sağlayanlar var.”
Sloane başını hafifçe eğdi. Bu cümle ona da dokunmuştu.
Lidya devam etti.
“Bundan sonra yapılacak şey, insanlara hatırlamayı dayatmak değil. Unutmayı
yasaklamak da değil. Yapılacak şey, her insana şu hakkı geri vermek: neyi bırakacağını
bilme hakkı.”
Yaşlı yönetim kurulu üyesi sordu: “Bunun adı ne olacak?”
Bir an kimse cevap vermedi.
Sonra Tessa konuştu.
“Hatırlama hakkı.”
Bu cümle salonda durdu.
Basitti.
Ama doğruydu.
Mara başını salladı. “Ve bilerek unutma hakkı.”
Jonah ekledi. “İkisi birlikte yazılmalı. Biri olmadan diğeri eksik kalır.”
Sloane tabletine not aldı. “Hatırlama ve bilgilendirilmiş unutma hakkı.”
Gideon ona baktı. “Korkunç derecede bürokratik ama kabul.”
Sloane ilk kez açıkça çok küçük bir gülümseme gösterdi. “Bürokrasi bazen işe yarar.”
“Bunu söylediğini kimseye anlatmayacağım.”
“Anlatırsan inkâr ederim.”
Birkaç kişi gülümsedi.
Bu gülümseme zaferin gülümsemesi değildi. Yıkımdan sonra hâlâ insan kalmış olmanın
küçük belirtisiydi.
Öğleden sonra şehir resmî açıklamayı aldı.
Açıklama kusursuz değildi. Sloane’un dili fazla keskin, Jonah’ın eklediği etik maddeler
fazla uzun, Gideon’un son anda sıkıştırdığı bazı ifadeler fazla rahatsız ediciydi. Mara,
klinik kayıtların bağımsız incelemeye açılmasını şart koşmuştu. Tessa, Nick Karlis
dosyasının yalnız “vaka” olarak değil, “kişisel tanıklık” olarak eklenmesini istemişti. Mira ve
Evan, eski hatların kapatılmaması için teknik gerekçe hazırlamıştı.
Metin şöyle başlıyordu:
Geçmişe, anıya ve kişisel tepkiye yönelik her müdahale, yalnızca açık, bilgilendirilmiş ve
geri alınabilir rıza ile yapılabilir. Hiçbir birey, neyi kaybedeceği kendisine açıklanmadan
hafıza hafifletme protokolüne dahil edilemez.
Sonra ikinci madde geliyordu:
Hiçbir kamu, kurum veya güvenlik gerekçesi, bireyin içsel tanıklığını zorunlu olarak
değiştirme yetkisi vermez.
Üçüncü maddeyi Jonah yazmıştı:
İyi niyet, rıza yerine geçmez.
Bu maddeyi Gideon “kısa ve öldürücü” bulmuştu.
Sloane ise “nihayet ölçülebilir bir cümle” demişti.
Mara hiçbir şey söylememişti. Sadece okumuş, sonra gözlüğünü çıkarıp masaya
koymuştu.
Tessa, babasının kasetini elinde tutuyordu. Artık onu delil gibi değil, emanet gibi
taşıyordu.
Akşamüstüne doğru Lidya ElementX’ten çıktı.
Bu kez turnikeden geçerken ekranda UYGUN yazmadı.
Bir süre hiçbir şey yazmadı.
Sonra sistem kısa bir hata verdi:
SINIFLANDIRMA BEKLEMEDE
Lidya ekrana baktı.
Gülümsedi.
“Bekle,” dedi.
Turnike açıldı.
Dışarı çıktığında şehir yorgundu. Bazı ekranlar kapalıydı. Bazı sokaklarda insanlar hâlâ
toplanmış konuşuyordu. Bir kadın, bir panonun önünde oturmuş ağlıyordu; yanında başka
biri sessizce duruyordu. Dokunmuyordu. Teselli etmeye çalışmıyordu. Sadece duruyordu.
Lidya bunu görünce içinden bir şey geçti.
Noah.
Yanında durmak.
Düzeltmeden.
Acele etmeden.
Araç yapmadan.
Şehir bunu öğrenebilecek miydi?
Bilmiyordu.
Ama ilk kez, bu sorunun cevabını tek başına vermek zorunda olmadığını hissediyordu.
Sektör-9’a döndüğünde hava kararmaya başlamıştı.
Eski monoray hattının gölgesi yine binaların arasından geçiyordu. Telefon kulübesi
yerindeydi. Paslı kırmızı gövdesi, çizik camı, içerideki kopuk ahizesiyle öylece duruyordu.
Lidya kulübenin önünde durdu.
Kapıyı açmadı hemen.
Bir süre sadece baktı.
Metal parça artık onda değildi. Tanık-09, Ren Düğümü’nde kalmıştı. Sandalyenin
üzerinde. Kimsenin mülkiyetinde değil. Kimsenin kasasında değil. Bir daha kapı açsın diye
değil; bir zamanlar birinin bir şeyi koruduğunu doğrulasın diye.
Lidya elini cebine attı.
Boştu.
Bu boşluk önce acıttı.
Sonra hafifledi.
Çünkü anı hâlâ oradaydı.
Mara’nın eli.
Noah’ın sesi.
Sarı ışık.
“Doğru insanlar sen hazır olana kadar bekler.”
“Güzel olanı sakladık.”
“Sen unutursan bile bu unutmaz.”
Ama artık nesne değil, Lidya unutmadı.
Kulübenin kapısını açtı.
İçeri girdi.
Ahize yerindeydi. Kablosu hâlâ kopuktu. Telefonun üzerindeki sıfır rakamı hâlâ
diğerlerinden daha netti.
Lidya ahizeyi kaldırdı.
Ses bekledi.
Önce hiçbir şey olmadı.
Sonra çok uzaklardan gelen bir parazit duyuldu. Eski hatların nefesi gibi.
Lidya konuştu.
“Noah?”
Cevap gelmedi.
Boğazı düğümlendi ama bekledi.
Bu kez cevabın gelmemesini yokluk saymadı. Belki bazı insanlar cevap vermek için değil,
bir zamanlar duyulmuş oldukları için kalırdı.
Tam ahizeyi yerine koyacakken hattan çok zayıf bir ses geldi.
Noah’ın sesi değildi.
Belki de eski hattın kendisiydi.
Tek bir cümle:
“Duyuldu.”
Lidya gözlerini kapattı.
Bu yeterdi.
Ahizeyi yerine bıraktı.
Kulübeden çıktı.
Dışarıda Tessa onu bekliyordu. Yanında Gideon vardı. Biraz geride Sloane, Mira, Evan ve
Jonah duruyordu. Mara da gelmişti. Rowan ve Cassian yoktu; ikisi de gözetim altındaydı.
Ama Mira, Rowan’dan kısa bir mesaj aldığını söylemişti:
“Kapı açık kalmasın. Ama kilitlemeyin.”
Lidya bu mesajı sevmişti.
Gideon ona baktı. “Telefon konuşması iyi geçti mi?”
Lidya, “Cevap kısa oldu,” dedi.
“Etkili kısa mı, kırıcı kısa mı?”
“Yeterli kısa.”
Gideon başını salladı. “Noah tarzı.”
Sloane, kulübeye baktı. “Bunu kaldıracaklar mı?”
Mira cevap verdi. “Kaldıramazlar. Artık kültürel altyapı statüsüne aldım.”
Evan ona döndü. “Ne zaman?”
“Sen beyan hattını açık tutarken.”
Gideon’un yüzünde hayranlık belirdi. “Mira, sen korkutucusun.”
Mira sakin cevap verdi. “Sonunda fark ettiniz.”
Tessa kulübenin camındaki çizgiyi izledi. “Buradan hâlâ ses gelir mi?”
Lidya ona baktı. “Belki.”
“Babamın sesi de?”
Lidya cevap vermedi hemen.
Sonra dürüstçe söyledi:
“Bilmiyorum.”
Tessa başını salladı. “Sorun değil.”
Bu, büyümenin başka bir biçimiydi belki. Her soruya cevap istememek. Bazı seslerin kayıt
değil, hatıra olarak kalmasına izin vermek.
Jonah, Lidya’nın yanında durdu.
“Bugün doğru yaptık mı?” diye sordu Lidya.
Jonah biraz düşündü.
“Bazı yerlerde geç kaldık. Bazı yerlerde doğru sınırı son anda bulduk. Bazı kararların
etkisini daha bilmiyoruz. Bazı insanlar zarar gördü. Bazıları iyileşmeye başlayabilir.”
Lidya ona baktı. “Bu evet mi?”
“Bu gerçek cevap.”
Gideon arkadan, “Jonah’tan evet almak imkânsız,” dedi.
Jonah dönüp ona baktı. “Bugün ölmemeyi başardın. Bu evet.”
Gideon elini kalbine götürdü. “Duygulandım.”
Sloane konuştu. “Yarın denetim kurulu toplanacak. Harlan’ın kayıtları açılacak. Mercer ve
Hale arşivleri de.”
Gideon başını hafifçe eğdi. “Aile utancımız kamu hizmetine dönüştü.”
Sloane ona baktı. “Bu kez gerçekten.”
Mara, Lidya’ya yaklaştı.
“Son tanığı bıraktın,” dedi.
“Evet.”
“Zor muydu?”
“Evet.”
“İyi.”
Lidya hafifçe kaşlarını kaldırdı.
Mara devam etti. “Kolay bırakılsaydı, tanık olmazdı.”
Lidya bunu düşündü.
Sonra başını salladı.
Mara’nın yüzü yumuşadı. “Noah seni iyi sakladı. Ama sen kendini çıkardın.”
Bu cümle Lidya’nın içine sessizce yerleşti.
Gece tamamen indiğinde grup yavaş yavaş dağıldı.
Tessa, Mara ile birlikte Karşıyaka arşivlerine dönmek istedi. Babasının dosyasını
tamamlamak için. Ama bu kez tek başına değil. Gideon, Hale Vakfı kayıtlarının açılması
için ertesi sabah ifade verecekti. Sloane, Mercer Vakfı’nı resmî incelemeye almak için
kendi imzasını kullanacaktı. Mira ve Evan, eski hatların kapatılmasını engelleyecek geçici
altyapı planını hazırlayacaktı. Jonah, tüm protokoller için bağımsız rıza kurulunun ilk
taslağını yazacaktı.
Herkesin yapacağı bir şey vardı.
Bu kez görev gibi değil.
Seçim gibi.
Lidya en son kaldı.
Telefon kulübesinin önünde tek başına durdu.
Şehir hâlâ konuşuyordu.
Eskisi gibi düzenli değildi.
Eskisi gibi hafif de değildi.
Ama daha gerçekti.
Uzakta bir çocuk ağladı. Bir kadın ona “sus” demedi. Eğildi, yanına oturdu. Bir süre hiçbir
şey söylemedi.
Lidya bunu gördü.
Ve içinden Noah’ın sesi geçmedi bu kez.
Kendi sesi geçti.
Dinle.
Yalnızca bunu.
Lidya gökyüzüne baktı. Merkez Kule hâlâ uzakta görünüyordu. Parlıyordu ama artık
kusursuz değildi. Bazı katlarında ışıklar sönüktü. Bazılarında acil denetim lambaları
yanıyordu. O kule düşmemişti. Belki düşmeyecekti de. Ama içinde bir şey kırılmıştı.
Ve bazen bir sistemin yıkılması, onun tamamen çökmesiyle başlamazdı.
Bazen ilk çatlak, bir insanın şöyle demesiyle başlardı:
Ben seçimimi geri istiyorum.
Lidya yürümeye başladı.
Eve doğru değil yalnızca.
Geleceğe de değil.
Kendi seçtiği bir yöne.
Arkasında telefon kulübesi kaldı. Camındaki çizik, sokak lambasının sarı ışığını yakaladı.
Bir an için eski yaz akşamı yeniden göründü.
Bu kez Lidya durmadı.
Çünkü artık biliyordu:
Hatırlamak, geçmişte kalmak değildi.
Hatırlamak, kim olduğunu başkasına teslim etmemekti.
Ve unutmak, ancak bilerek seçildiğinde hafiflikti.
Şehir, bütün kusurlarıyla geceye karışırken eski hatlarda son bir beyan daha dolaştı.
Kimin söylediği bilinmiyordu.
Belki bir çocuktu.
Belki yaşlı bir adam.
Belki Tessa’nın babasından kalan bir yankı.
Belki Noah’ın artık kimseye ait olmayan sesi.
Belki de şehir ilk kez kendi sesiyle konuşuyordu.
Cümle kısa ve sakindi:
Duydum.
Lidya gülümsedi.
Ve yürümeye devam etti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.