6. bölüm / 28
Bellek KarışımıBÖLÜM V — BK Laboratuvarına İlk Giriş
Bölümler 28Şu an: BÖLÜM V — BK Laboratuvarına İlk Giriş
- 1 Prolog382 kelime
- 2 BÖLÜM I — Sektör-94.591 kelime
- 3 BÖLÜM II — Teklif3.699 kelime
- 4 BÖLÜM III — İmza2.206 kelime
- 5 BÖLÜM IV — Geçiş Zamanı1.248 kelime
- 6 BÖLÜM V — BK Laboratuvarına İlk Giriş1.722 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 BÖLÜM VI — Eski Hat2.886 kelime
- 8 BÖLÜM VII — Dosyayı Okuyan Dosya2.887 kelime
- 9 BÖLÜM VIII — Klinik3.303 kelime
- 10 BÖLÜM IX — Harlan’ın Sesi2.530 kelime
- 11 BÖLÜM X — Sadece Ben Değilim2.386 kelime
- 12 BÖLÜM XI — Mercer Evi2.911 kelime
- 13 BÖLÜM XII — Tanık-002.427 kelime
- 14 BÖLÜM XIII — Hale Arşivi3.180 kelime
- 15 BÖLÜM XIV — Eski Hat Uyanınca2.771 kelime
- 16 BÖLÜM XV — Son Tanık2.523 kelime
- 17 BÖLÜM XVI — Hat 01.983 kelime
- 18 BÖLÜM XVII — Arden Sahası2.421 kelime
- 19 BÖLÜM XVIII — Beyan Kapısı2.032 kelime
- 20 BÖLÜM XIX — Menzil İstasyonu2.753 kelime
- 21 BÖLÜM XX — Korku Katmanı2.132 kelime
- 22 BÖLÜM XXI — Duyma2.072 kelime
- 23 BÖLÜM XXII — Aralık2.160 kelime
- 24 BÖLÜM XXIII — Merkez Kule’ye Dönüş1.933 kelime
- 25 BÖLÜM XXIV — Uygunluk Zirvesi2.371 kelime
- 26 BÖLÜM XXV — Eski Kapı2.794 kelime
- 27 BÖLÜM XXVI — Hatırlama Hakkı1.909 kelime
- 28 BÖLÜM XXVII — Seçim Aralığı1.563 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kapıda iki doğrulama, içeride üç kişi: biri araştırmacı, biri güvenlik, biri gözlemci.
Gözlemci, konuşmuyor, sadece bakıyordu.
Araştırmacının adı Cassian’dı. Lidya ile tokalaşırken eli çok kısa sürdü. “Hoş geldiniz.”
dedi. “Yeni başkan.”
“Bana Lidya de.”
Cassian bir an durdu. “Burada… isimler resmidir.” dedi.
Lidya: “O zaman ben burada resmi değilim.”
Cassian bakışlarını Rowan’a kaydırdı. Rowan konuşmadı. Bu sessizlik, Cassian’a ‘kabul
et’ demekti.
Laboratuvar masasında kapsüller vardı. Seri numaraları. Kayıt ekranları. Kalın bir protokol
dosyası. Lidya, direkt sordu: “BK-12 dağıtımı kimde?”
Cassian: “Yetkim yok.”
Lidya gözlemciye baktı. “Sende var mı?”
Gözlemci konuşmadı.
Rowan araya girdi: “Liste katmanı üstte. Biz burada etkiyi görürüz.”
Lidya etki kelimesini seçti. “Göster.”
Cassian ekranı açtı. Bir grafik. Bu grafikte ‘anı yoğunluğu’ gibi bir parametre vardı.
Lidya’nın gözleri o parametreye takıldı.
Lidya: “Bunu nasıl ölçüyorsunuz?”
Cassian: “Dolaylı. Dil örüntüsü, reaksiyon süreleri, mikromotor davranışlar…”
Lidya cümleyi tamamladı: “Ve iç sinyal.”
Cassian, ilk kez gerçek bir şaşkınlık yaşadı. “Evet.”
Lidya başını salladı. “Bu sistem, insanın içini ‘kestiriyor.’”
Rowan fısıldadı: “Kestirmek, yönetmek için yeter.”
Lidya, Cassian’a döndü: “BK’nin iki versiyonu var. Fark ne?”
Cassian bir an durdu. Sonra çok dikkatli bir cümle kurdu: “Genel versiyon dalgayı
yumuşatır. Seçilmiş versiyon… yön verir.”
Lidya’nın içini garip bir hava sardı. Yön vermek, bir şeyi azaltmaktan farklıydı. Bu, bir
duyguyu bastırmak değil; bir duyguyu başka yere taşımaktı.
Lidya, kim diye sormadı. Çünkü cevap alamayacağını biliyordu. Onun yerine nasıl
sorusunun cevabı için söyledi:
“Yön nereye?”
Cassian, gözlemciye bakmadan cevap vermedi. Bu, cevabın yasak olduğunu söylüyordu.
Rowan Lidya’ya döndü: “Gördün mü? Bu yüzden buradasın.”
Lidya kısa konuştu: “Evet.”
Laboratuvardan çıkınca koridorlar aynı kaldı ama Lidya’nın içindeki ağırlık değişti.
Cassian’ın yön verir dediği yer, cevap verilmeyen bir soru gibi omzuna asılı durdu;
gözlemcinin sessizliği ise sanki binanın duvarlarına yayılmış bir uyarıydı. Rowan hiçbir
şey açıklamadı, sadece yürüdü;
Lidya da onun yanında yürürken bir şeyin adını koydu: burada bilgi, paylaşılmadığı için
değil, katmanlara bölündüğü için ulaşılması güçtü. Camla çevrili alanına çıkmadan önce
programını gözden geçirdi; bugün insanlara bakacaktı çünkü bir sistemin en zayıf yerini,
grafikler değil, insanların cümleleri gösterirdi. Lidya, doğru cümleyi bulmak için önce kısa
bir sınır çizdi.
Mira’ya mesaj attı:
“Birebirler: 30 dakika. Uzatmayalım. Dürüst olalım.”
Mira’dan yanıt hemen geldi:
“Dürüstlük burada hızlı yoruyor. Ama deneyeceğiz.”
Lidya kısa bir gülümseme yaşadı. Deneme… güzel kelime. Kapıyı kapattı. Masasına
oturmadı. Ayakta kaldı. Ayakta kalınca görüşme ciddileşir, sohbet gevşemezdi. Lidya
bunun bilinçli olduğunun farkındaydı. Sınır, bazen sandalyenin konumuyla başlardı.
Mira içeri girdiğinde elinde takvim vardı ama yüzünde takvim yerine belli bir yük vardı.
“Sizin enerjiniz yüksek.” dedi Mira. “Bu iyi. Ama burada enerji, yanlış anlaşılır.”
“Nasıl?” dedi Lidya.
Mira hiç dolandırmadı. “İnsanlar coşkuyu tehdit gibi algılar. Çünkü coşku görünür. Görünür
olan, takip edilir.”
Lidya başını salladı. “O zaman coşkumu içeride tutarım. Netliğimi dışarı çıkarırım.”
Mira nefes verdi. “Bu iyi. Şu an en büyük sıkıntımız kararların kapalı kapılarda verilmesi.”
“Bunu değiştireceğim.” dedi Lidya.
“Gideon izin verir mi?”
Lidya kısa konuştu, bilinçli kısa: “Gideon sonuç ister. Ben de sonucu, doğru süreçle
getiririm.”
Mira ilk kez omuzlarını biraz bıraktı. “O zaman size bir liste veriyorum.” dedi.
“Görünmeyen işler listesi. Kim neyi yapıyor, resmi görev tanımında olmayan.”
Lidya listeye baktı. Satırların arasındaki gizli dili gördü: bazı isimlerin yanında iki rol,
bazılarında üç rol. Bazılarında rol yok ama iş var.
“Bu altın.” dedi.
Mira kısacık bir şaka patlattı. “Burada altın bulmak, kasayı kırmak gibidir.”
Lidya gülümsedi. Yerinde espirileri severdi.
Mira çıkarken kapının eşiğinde durdu. “Bir şey daha…” dedi. “Bu listeyi okurken
kızmayın.”
Lidya’nın bakışı netti. “Kızmam.”
Mira hafifçe başını eğdi. “Kızmazsınız. Ama… hatırlarsınız.”
Lidya cevap vermedi. Evet. Hatırlarım. Mira’ya fark ettirmeden onunla olan birebirini
tamamlamıştı.
Evan içeri girdiğinde oturdu, iki saniye konuşmadı. Lidya da konuşmadı. O iki saniye,
Evan’ın diliydi.
Evan sonunda dedi ki: “Siz insanların gözünden anlıyorsunuz.”
“Gözünden değil.” Lidya düzeltti. “Sessizliğinden.”
Evan başını salladı. “O zaman size bir sessizlik söyleyeyim. Burada herkes BK’den
korkmuyor. Bazıları BK’yi seviyor.”
Lidya’nın yüzü değişmedi. “Niye?”
Evan omuz silkti. “Çünkü bazı insanlar hatırlamak istemiyor. Acı değil… yorgunluk.”
Lidya’nın içinden bir cümle geçti, yumuşak ama sarsıcı: Benim hatırlamam sevinç.
Başkasının hatırlaması yük olabilir.
“Bunu yargılamayacağım.” dedi.
Evan, Lidya’ya dikkatle baktı. “Bunu söyleyen az.”
“Az söylenmesi, çok doğru olduğu anlamına gelmez.” Lidya sesi aynı tonda tuttu. “Ama
ben doğruya yakını seçerim.”
Evan masaya eğildi. “Bir de şunu bilin.” dedi. “Sizin ‘açık masa’ fikriniz güzel. Ama bazıları
gelmez.”
“Niye?”
Evan cevap vermedi. Bu da cevaptı.
Lidya, Evan’ın diline uygun konuştu: “Korku.”
Evan tek kelimeyle onayladı: “Evet.”
Lidya, yumuşak değil net bir cümle kurdu: “O korkuyu yenecek hızda değilim. Ama
görünür kılacak kadar yakınım.”
Evan kısa bir gülüş çıkardı. “Bu da yeni bir cümle.”
“Burada çok fazla yeni cümle gerekecek.” dedi Lidya.
Evan çıkmadan önce elini cebine atıp küçük bir not kâğıdı bıraktı. Üzerinde tek satır vardı:
“BK-12 artışı = 14 gün.”
Lidya kâğıdı çevirdi. Arkası boştu.
“Bu ne?” dedi.
Evan kapının eşiğinden konuştu: “Zaman.” Sonra ekledi: “Kalan.”
Jonah içeri girdiğinde elinde dosya vardı. Dosyayı masaya koydu. Oturmadı. Lidya da
oturmadı. Bu, ikisinin de kontrol sevdiğini gösteriyordu.
Jonah ilk cümleyi kurdu: “Benim işim sizi frenlemek.”
Lidya kaşlarını hafif çatarak: “Neden?”
Jonah’ın yüzü ciddi kaldı. “Doğru şekilde frenlenirseniz...”
Lidya eliyle devam işareti yaptı.
Jonah konuştu: “BK’yi ‘kötü’ diye etiketlerseniz kaybedersiniz. Buradaki dil, kötü-iyi değil.
Risk-fayda. Siz bu dili konuşmazsanız, sizi sistem dışına iterler.”
Lidya başını salladı. “Anladım. Dilini öğreneceğim. Ama gerçeği de söyleyeceğim.”
Jonah net konuştu: “Gerçeği söylemenin de protokolü var.”
“Onu da öğreneceğim.” dedi Lidya.
Jonah dosyasını açtı, iki sayfa gösterdi. “Bakın. Burada ‘etik’ kelimesi geçmiyor. Ama
‘uygunluk’ geçiyor. Bu kelimeyi doğru kullanırsanız… konuşma alanı açarsınız.”
Lidya, Jonah’a baktı. “Ben alan açmayı severim.”
Jonah ilk kez hafifçe gülümsedi. “O zaman size küçük bir uyarı: Gideon alan sever.
Sloane alan sevmez.”
“Sloane’a sayıyla giderim.” diye ekledi Lidya.
Jonah başını salladı. “Bu doğru.”
Jonah çıkarken durdu. “Bir şey daha. Dün akşam…” dedi, cümlesini tarttı. “Siz BK’ye
bakınca yüzünüz değişti.”
Lidya bir an durdu. Bu, ‘görünme’ riskli bir andı.
“Değişti,” dedi Lidya.
Jonah’ın sesi alçaldı. “Bu binada yüz değiştirmek… bazen cesaret, bazen hata.”
Lidya bakışını kaçırmadı. “Ben ikisini de göze alırım.”
Jonah kapıyı kapatırken tek cümle bıraktı: “O zaman yalnız kalmayın.”
Lidya olduğu yerde durarak, Jonah’ın ‘görgüleri’ üzerine düşünmeye daldı. Yeni ekibine
güven duymalıydı ve güven pahalıydı burada. Kendi duygularını dışa vurmak, zorunlu ve
riskli bir ihtiyaç gibi geldi ona.
Tessa içeri girer girmez konuştu: “Ben BK laboratuvarına girmiyorum.”
“Neden?” dedi Lidya.
“Çünkü orada kendimi kaybedeceğimden korkuyorum.” dedi Tessa. Sesi sakindi ama içi
doluydu. “Benim babam… BK’nın erken sürümlerinden birini kullandı. ‘Rahatladı’ dediler.
Sonra… bazı şeyleri hatırlamaz oldu. Kötü şeyleri değil. Güzel şeyleri de.”
Lidya’nın boğazı bir an düğümlendi. “Bunu bilmiyordum.” dedi.
“Kimse bilmez.” dedi Tessa. “Çünkü burada böyle şeyler konuşulmaz. Ben burada kaldım
çünkü bir gün biri çıkıp ‘dur’ desin istedim.”
Lidya, Tessa’nın gözlerine baktı. Normalde burada bir sınır koyardı: kişisel hikâyeyi alır,
not eder, duyguyu dışarıda tutardı. Ama Tessa’nın cümlesi duygu değildi; kanıttı.
“Ben ‘dur’ demek için önce ‘ne’ olduğunu anlayacağım.” dedi Lidya. “Ama yalnız
olmayacağım. Sen de olacaksın.”
Tessa ilk kez ‘tamam’ dedi. Bu tamam bir söz gibiydi. Bir sessizlik oldu. Lidya o sessizliği
bitirmedi. Tessa bitirdi.
“Size bir şey soracağım.” dedi Tessa. “Siz… hiç ‘fazla hatırladığınız’ için suçlandınız mı?”
Lidya’nın içinden bir şey geçti. Normalde bu soruya cevap vermezdi. Sınır, burada
başlardı.
Ama Evan’ın bıraktığı kâğıt, Jonah’ın ‘yalnız kalmayın’ uyarısı ve Tessa’nın ‘güzel şeyleri
de’ cümlesi… hepsi aynı yere değmişti: Lidya’nın içinde saklı duran dalgaya.
“Evet.” dedi Lidya. Tek heceyle.
Tessa’nın gözleri büyüdü. “Ne oldu?”
Lidya bir an durdu. Sonra kendi sınırının kenarına geldi ve ilk kez, o sınırı tamamen
yıkmadan, küçücük bir kapı araladı.
“Sonra…” dedi Lidya. “Öğrendim ki burada suç, hatırlamak değil. Hatırladığını göstermek.”
Tessa yutkundu. “Siz gösteriyor musunuz?”
Lidya başını hafifçe salladı. “Artık… daha az.”
Bir saniye durdu.
“Belki de…” dedi, sesi istemsizce yumuşadı, “daha doğru yerlere.”
Bu, Lidya’nın duvarlarından birinin ilk çatlağıydı. İncecik. Ama gerçek.
Tessa çıkarken, Lidya ilk kez bir cümleyi yönetici gibi değil insan gibi kurdu:
“Bugün… teşekkür ederim.” dedi.
Tessa kapıda durdu. “Ben teşekkür ederim.” dedi. “İlk kez biri beni risk gibi değil insan gibi
duydu.” Kapı kapandı. Lidya bir süre kıpırdamadı. Az önce düşündüğü güven duygusu
yinelenmişti. Kendini ekibine açmalı mıydı? Açarsa nasıl olacaktı? Olduğunda başına
geleceklerin farkında mıydı?
Öğlenden sonra Mira, Lidya’nın masasına bir dosya bıraktı. Üzerinde başlık yoktu.
Sadece dosyanın kenarında küçük bir etiket vardı: “Geçiş Programı; Arşiv.” Lidya etikete
baktı. Etiket yeni değildi. Kâğıt eskimişti.
Mira fısıldadı: “Bu, şirket içi arşivden düşmüş. Ben istemedim. Bana geldi.”
Lidya, dosyaya dokunmadı. “Kim gönderdi?”
Mira başını salladı. “Gönderen görünmüyor.”
Evan kapının eşiğinde belirdi. “Görünmüyorsa…” dedi, “…özellikle görünmemek
istiyordur.”
Jonah da geldi. Sesi düşüktü. “Bu dosyayı açarsanız, sistem bunu bilir.”
Lidya, üçüne birden baktı. Sınır koyması gereken yer burasıydı. Liderlik burada hayır
demekti.
Ama Lidya’nın içinde, yıllar önceki kabinin ışığı yanıp söndü:
Bip. Bip.
İŞARETLENDİ.
Lidya dosyaya dokundu. Sadece kapağına.
Dosya soğuktu.
Kâğıt soğuk olmazdı normalde. Ama bu, kâğıttan çok saklanmış bir şey gibiydi. Lidya
parmaklarını hemen çekmedi. Çekmesi gerektiğini biliyordu. Jonah’ın uyarısı hâlâ
havadaydı: Bu dosyayı açarsanız, sistem bunu bilir.
Açmadım, diye düşündü.
Sadece dokundum.
Bu düşünce, o an ona mantıklı geldi. Hatta güvenli. Bir sınır çizmişti; kapağı kaldırmamış,
ilk sayfayı görmemiş, hiçbir veriyle temas etmemişti. Kendi kendine küçük bir yönetici
hükmü verdi: risk ertelendi.
Ama odanın köşesindeki havalandırma sesi, bir anlığına değişti.
Çok küçük bir şeydi bu. Başka biri duysa eski bir binanın mekanik nefesi sanırdı. Lidya
duydu. Duydu ama anlamlandırmak istemedi. Çünkü bazen insan, kurduğu kontrol
cümlesinin hemen bozulduğunu görmek istemezdi.
Evan başını hafifçe kaldırdı.
“Bir şey oldu,” dedi.
Lidya’nın parmakları dosyanın kapağından ayrıldı.
“Ne oldu?”
Evan ekrana bakmadı. Ekran yoktu. Kameraya da bakmadı. Sadece odanın havasını
dinleyen biri gibi durdu.
“Bilmiyorum,” dedi. “Ama bir şey bizi fark etti.”
Jonah’ın yüzü gerildi.
“Ben söylemiştim.”
Lidya ona döndü. Cevap vermek istedi. Lider gibi, sakin, net, toparlayıcı bir şey söylemek
istedi.
Ama o an ilk kez doğru cümleyi hemen bulamadı.
Çünkü Jonah haklıydı.
Ve Lidya, dosyayı açmadan da hata yapılabileceğini o saniye anladı.
“Bugün açmıyorum.” dedi. “Bugün sadece varlığını kabul ediyorum.”
Mira nefes verdi, Jonah başını salladı ve Evan da sanki beklediği şeyi görmüş gibi, çok
kısa bir gülümseme yaptı.
Lidya dosyayı çekmeceye koydu. Kilitlemedi. Bu da bir sinyaldi. Duvarlar duruyor, dedi
kendi kendine. Ama bazı kapılar açılacak.
Tam o sırada, Lidya’nın telefonu titredi. Bilinmeyen bir numara.
Ekranda tek satır yazı belirdi:
“Merkez’i hatırlıyor musun?”
Lidya’nın boğazı yine düğümlendi. Bu kez sevinçten değil. Bu kez… birinin onu yıllar
öncesinden çağırması yüzündendi. Telefon ikinci kez titredi.
Yeni mesaj: “Bip sesi… hâlâ kulağında mı?”
Lidya ekrana baktı. Parmakları cevap yazmadı. Ama gözleri, ilk kez, net bir şey söyledi:
Ben yalnız değilim. Ve bu, hem rahatlatıcı… hem tehlikeliydi.
Bölüm etkileşimi
