18. bölüm / 28
Bellek KarışımıBÖLÜM XVII — Arden Sahası
Bölümler 28Şu an: BÖLÜM XVII — Arden Sahası
- 1 Prolog382 kelime
- 2 BÖLÜM I — Sektör-94.591 kelime
- 3 BÖLÜM II — Teklif3.699 kelime
- 4 BÖLÜM III — İmza2.206 kelime
- 5 BÖLÜM IV — Geçiş Zamanı1.248 kelime
- 6 BÖLÜM V — BK Laboratuvarına İlk Giriş1.722 kelime
- 7 BÖLÜM VI — Eski Hat2.886 kelime
- 8 BÖLÜM VII — Dosyayı Okuyan Dosya2.887 kelime
- 9 BÖLÜM VIII — Klinik3.303 kelime
- 10 BÖLÜM IX — Harlan’ın Sesi2.530 kelime
- 11 BÖLÜM X — Sadece Ben Değilim2.386 kelime
- 12 BÖLÜM XI — Mercer Evi2.911 kelime
- 13 BÖLÜM XII — Tanık-002.427 kelime
- 14 BÖLÜM XIII — Hale Arşivi3.180 kelime
- 15 BÖLÜM XIV — Eski Hat Uyanınca2.771 kelime
- 16 BÖLÜM XV — Son Tanık2.523 kelime
- 17 BÖLÜM XVI — Hat 01.983 kelime
- 18 BÖLÜM XVII — Arden Sahası2.421 kelime · Okuduğun bölüm
- 19 BÖLÜM XVIII — Beyan Kapısı2.032 kelime
- 20 BÖLÜM XIX — Menzil İstasyonu2.753 kelime
- 21 BÖLÜM XX — Korku Katmanı2.132 kelime
- 22 BÖLÜM XXI — Duyma2.072 kelime
- 23 BÖLÜM XXII — Aralık2.160 kelime
- 24 BÖLÜM XXIII — Merkez Kule’ye Dönüş1.933 kelime
- 25 BÖLÜM XXIV — Uygunluk Zirvesi2.371 kelime
- 26 BÖLÜM XXV — Eski Kapı2.794 kelime
- 27 BÖLÜM XXVI — Hatırlama Hakkı1.909 kelime
- 28 BÖLÜM XXVII — Seçim Aralığı1.563 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Dış çeper, şehrin bittiği yer değildi.
Lidya bunu oraya yaklaştıklarında anladı.
Şehir hiçbir yerde tamamen bitmiyordu; sadece kendini daha az belli ediyordu. Merkezde
kurallar ışıklı tabelalarla, kapılarla, protokollerle, turnikelerle konuşurdu. Dış çeperde ise
aynı kurallar daha eski, daha çıplak bir biçimde duruyordu. Bozuk yollar, yarım kalmış
yapılar, kablo direkleri, terk edilmiş enerji istasyonları ve arada bir çalışan güvenlik
lambaları…
Burası özgür görünüyordu ama özgürlük değildi. Daha çok, sistemin henüz tamamen
sindiremediği bir bölgeydi.
Sloane’un eski aracı geceyi yararak ilerliyordu. İçerisi sessizdi. Rowan arka bölümde
yatıyordu. Nabzı biraz daha düzenliydi ama yüzündeki solgunluk geçmemişti. Tessa
yanında oturuyor, bir eliyle sedyenin kenarını tutuyordu. Jonah, Rowan’ın sol tarafında,
ara ara onun nefesini kontrol ediyordu. Mira ön koltukta, eski bölge haritalarını tabletinde
çevrimdışı biçimde takip ediyor; Evan ise arka koltukta analog terminaline bağlı küçük bir
sinyal okuyucuyu izliyordu.
Gideon camdan dışarı bakıyordu.
Uzun zamandır ilk kez şaka yapmıyordu.
Lidya bunu fark etti ama üzerine gitmedi. Gideon’un kırmızı oyuncak uçağı hâlâ odadaydı
sanki. Görünmüyordu ama herkes ona basmamaya dikkat ediyordu.
Sloane aracı yavaşlattı. “Arden Sahası’na beş dakika.”
Evan ekranına baktı. “Resmî haritada burası tarımsal atık bölgesi görünüyor.”
Gideon başını çevirmeden konuştu. “Romantik.”
Mira, “Burası eski serbest klinik alanı,” dedi. “Şehir sistemi dışında kalmış tıbbi noktalar.
Kayıtsız doğumlar, protokol dışı tedaviler, veri bırakmak istemeyen hastalar…”
Jonah ekledi: “Ya da sistemden kaçanlar.”
Tessa camdan dışarı baktı. “Babam böyle bir yere gelmiş olabilir mi?”
Kimse hemen cevap vermedi.
Lidya, Tessa’ya döndü. “Olabilir.”
“Bunu umut olsun diye mi söylüyorsun?”
“Hayır.”
“İyi.” Tessa’nın sesi kısık ama sağlamdı. “Bu gece yalancı umut kaldıracak durumda
değilim.”
Gideon hafifçe başını çevirdi. “Aramıza hoş geldin.”
Tessa ona baktı. “Ben zaten buradaydım.”
Gideon kısa bir an sustu. Sonra başını eğdi. “Haklısın.”
Bu küçük özür, Gideon için büyük bir şeydi.
Araç, eski bir yol ayrımından sağa döndü. Önlerinde düşük taş duvarlarla çevrili geniş bir
alan belirdi. Kapıda hiçbir dijital okuyucu yoktu. Sadece metal bir levha vardı:
ARDEN SAHASI
GİRİŞ, KİŞİNİN KENDİ BEYANIYLA YAPILIR
Sloane levhaya baktı. “Bu ne demek?”
Jonah cevap verdi. “Muhtemelen burada kimse seni taramıyor. Sen kim olduğunu
söylüyorsun. Onlar da seni öyle kabul ediyor.”
Gideon kısık bir gülüş çıkardı. “Bu şehir için devrimci bir fikir.”
Kapı kapalıydı ama kilitli değildi.
Sloane aracı içeri sürdü.
Alan düşündüklerinden daha büyüktü. Birkaç alçak bina, eski sera yapıları, rüzgârla
dönen küçük enerji kuleleri, ortada açık bir avlu ve avlunun çevresinde sarı ışıklı
pencereler vardı. Burası terk edilmiş görünmüyordu. Ama şehirdeki hiçbir yere de
benzemiyordu. Fazla düzenli değildi. Fazla dağınık da değildi. Yaşanmıştı.
İnsan izi vardı.
Bu, Lidya’yı beklenmedik biçimde etkiledi.
Bir yerde sistemin dışında hâlâ insan izi kalmış olması, onun içinde küçük bir şeyin
gevşemesine neden oldu.
Araç durdu.
Kapılardan biri açıldı.
Dışarıya yaşlı bir kadın çıktı.
Saçları tamamen beyazdı ama omuzlarına düşecek kadar uzundu. Üzerinde doktor
önlüğü yoktu. Koyu renk bir pantolon, kalın bir hırka ve boynunda eski tip bir gözlük vardı.
Yüzü ince çizgilerle doluydu. Ama gözleri canlıydı. Çok canlı. Harlan’ın bakışı gibi rahatsız
edici biçimde diri değil; yaşamayı bırakmamış biri gibi.
Lidya onu fotoğraftan tanıdı.
Mara Arden.
Kadın avlunun ortasında durdu. Yaklaşmadı. Onları bekledi.
Sloane araçtan ilk indi. Ardından Lidya. Gideon, Evan ve Mira çıktı. Jonah ve Tessa,
Rowan’ın sedyesini indirmek için uğraştı.
Mara Arden’ın bakışı önce Rowan’a kaydı.
Sonra Lidya’ya.
“Geç kaldınız,” dedi.
Lidya cevap verdi. “Yine de geldik.”
Mara’nın ağzının kenarı çok az kıpırdadı. “Bu cümleyi gençken de sevmezdin. Hep
zamanında gelmek isterdin.”
Lidya’nın içi sarsıldı.
“Beni hatırlıyor musun?” diye sordu Mara.
Lidya gözlerini kaçırmadı. “Parça parça.”
“İyi.” Mara’nın sesi sert değildi ama bağışlayıcı da değildi. “Parça parça hatırlamak,
tamamen yanlış hatırlamaktan iyidir.”
Tessa ve Jonah, Rowan’ı sedyeyle getirdi. Mara, Rowan’a yaklaştı. Onun yüzüne baktı.
Nabzını tuttu. Göz kapağını hafifçe kaldırdı.
“BK-12,” dedi.
Sloane başını salladı. “Uzak bastırma geçirdi. Tam kesilmedi.”
Mara sertçe Sloane’a baktı. “Bunu klinik terimlerle söyleyince daha az kötü olmuyor.”
Sloane cevap vermedi.
Mara, “İçeri alın,” dedi. “Ama hiçbir cihaz bağlanmayacak. Kendi cihazlarınız dahil.”
Evan hemen elindeki terminale baktı. “Bu sadece pasif okuyucu.”
Mara ona döndü. “Pasif diye bir şey yoktur. Sadece henüz neyi etkilediğini bilmediğin
cihazlar vardır.”
Evan, Mira’ya baktı. “Onu sevdim.”
Mira kuru bir sesle, “Tabii ki sevdin,” dedi.
Rowan’ı içeri taşıdılar.
Klinik binası, dışarıdan göründüğünden daha sıcaktı. İçeride teknolojiden tamamen
arındırılmış bir ortam yoktu; ama teknoloji saklanmamış, süslenmemiş, büyütülmemişti.
Cihazlar vardı ama her biri belli bir amaç için duruyordu. Duvarlarda eski tıbbi çizimler, el
yazısı notlar, bitki kurutma rafları ve gerçek kitaplar vardı. Bazı odalarda insanlar
uyuyordu. Bazılarında düşük sesli konuşmalar duyuluyordu.
Burası bir hastaneden çok, yaralanmış insanların birbirini gözettiği bir yer gibiydi.
Mara, Rowan’ı küçük bir tedavi odasına aldı. Sloane yardım etmek istedi ama Mara onu
eliyle durdurdu.
“Sen dışarıda kal.”
Sloane’un yüzü sertleşti. “Onun durumu—”
“Onun durumu senin kontrol ihtiyacından daha acil.” Mara’nın sesi yükselmedi. “Dışarıda
kal.”
Sloane bir an dondu.
Gideon neredeyse gülümseyecekti ama akıllıca davranıp gülümsemedi.
Lidya, “Ben?” diye sordu.
Mara ona baktı. “Sen kalabilirsin. Ama doktor gibi değil. Tanık gibi.”
Bu kelime odanın içinde ağırlaştı.
Tanık.
Lidya içeri girdi.
Mara, Rowan’ın bileğine küçük, kablosuz olmayan, tamamen analog bir basınç bandı
taktı. Sonra başının yanına eski tip bir ses kesici yerleştirdi. Cihaz elektrikliydi ama ağa
bağlı değildi. Kısık bir uğultu yaymaya başladı.
Rowan’ın yüzündeki kasılma yavaşça azaldı.
Lidya nefes aldı. “Ne yaptın?”
“Bastırma protokolü karar aralığında çalışır. Ben aralığı sessize aldım.”
“Bu mümkün mü?”
Mara ona bakmadan cevap verdi. “Harlan insanın zihninin kapı gibi açılıp kapandığına
inanırdı. Ben ise bazen tek yapılması gerekenin odadaki gürültüyü azaltmak olduğunu
düşünürüm.”
Rowan’ın solunumu biraz daha düzenlendi.
Mara onun alnına dokundu. “Bu adamın içinde iki ses savaşıyor.”
“Rowan ve BK-12.”
“Hayır.” Mara’nın bakışı ciddileşti. “Rowan ve Rowan’ı kurtarmaya çalışan Rowan.”
Lidya’nın boğazı düğümlendi.
“Yani hâlâ orada.”
“İnsanlar sandığınızdan daha uzun süre orada kalır,” dedi Mara. “Sorun şu: çevresindeki
herkes onu kurtarmaya çalışırken, onu duymayı bırakır.”
Lidya sessiz kaldı.
Bu cümle Noah için de geçerliydi.
Mara tedavi odasından çıktı. Lidya onun peşinden geldi. Diğerleri avluya bakan geniş bir
odada bekliyordu. Sloane kollarını bağlamıştı. Gideon ayaktaydı. Tessa sessizce bir
sandalyede oturuyor, Jonah onun yanında duruyordu. Mira ve Evan odadaki her şeyi
inceliyor ama hiçbir şeye dokunmuyordu.
Mara onları tek tek süzdü.
“Güzel,” dedi. “En azından öğrenmişsiniz.”
Evan, “Neyi?” dedi.
“Her şeyi kurcalamamayı.”
Gideon başını eğdi. “Ben hâlâ öğreniyorum.”
Mara ona baktı. “Sen Gideon Hale’sin.”
Gideon’un yüzü kapandı. “Maalesef.”
“Baban kötü bir adamdı.”
Odada kısa bir sessizlik oldu.
Gideon gözlerini kırptı. “Genelde insanlar bunu dolaylı söyler.”
“Ben vakit kaybetmem.”
“Bunu da sevdim.”
Mara bu kez Sloane’a döndü. “Sen Mercer’ın kızısın.”
Sloane’un yüzü taş kesildi. “Evet.”
“Baban da kötü bir adamdı. Ama kendini iyi muhasebeci sanardı.”
Gideon istemsizce güldü.
Sloane ona ölümcül bir bakış attı.
Mara, Tessa’ya baktığında yüzü değişti. Sertlik azaldı.
“Nick’nin kızı.”
Tessa ayağa kalktı. “Babamı tanıyor muydunuz?”
Mara’nın gözlerinde bir gölge belirdi. “Evet.”
“Onun güzel anılarını aldılar mı?”
Mara hemen cevap vermedi.
Bu gecikme Tessa’yı sarstı.
“Lütfen,” dedi Tessa. “Bana gerçeği söyleyin.”
Mara başını çok hafif eğdi. “Hepsini alamadılar. Ama aldıkları şeyler vardı.”
Tessa’nın yüzü acıyla kasıldı. “Neden?”
Mara, “Çünkü baban erken sürümün hatasını fark etti,” dedi. “Bellek Karışımı’nın acıyı
hafifletirken sevinci de düzleştirdiğini gördü. Bunu raporladı. Rapor kayboldu. Sonra
kendisi programa alındı.”
Tessa’nın sesi kırıldı. “O gönüllü değildi.”
“Hayır.” Mara’nın cevabı netti. “Değildi.”
Jonah gözlerini kapattı. Gideon başını çevirdi. Sloane’un yüzündeki soğukluk daha da
ağırlaştı.
Tessa yavaşça oturdu.
Mara devam etti. “Ama Nick akıllıydı. Bazı anılarını nesneye değil, ilişkiye bağladı. Sana
anlattığı küçük şeyler, ışık, raylar, koparsa bağlarız cümlesi… Bunlar Tanık-11’in
parçaları. O yüzden sistem onu kayıp görüyor.”
Tessa’nın gözleri doldu. “Yani babam…”
“Sana bir şeyi emanet etti,” dedi Mara. “Kendisini değil. Kendindeki bozulmamış tepkiyi.”
Tessa ağladı ama bu kez yüzünde sadece acı yoktu. Bir şey geri gelmişti. Babasının
tamamen alınmamış olduğu bilgisi, yasın biçimini değiştirmişti.
Lidya, Mara’ya döndü.
“Tanık-00.”
Odadaki hava değişti.
Mara’nın yüzü kapandı. “Hemen oraya geliyorsun.”
“Zamanımız yok.”
“Zamanınız yok diye bana Harlan’ın cümleleriyle gelme.”
Lidya durdu.
Bu cümle sertti ama gerekliydi.
Jonah, Lidya’ya baktı. Sessiz bir onay gibiydi. Mara doğru noktaya basmıştı.
Lidya nefes aldı. “Haklısın.”
Mara’nın kaşı çok hafif kalktı.
Lidya devam etti. “Zamanımız az. Ama bu, seni zorlayabileceğim anlamına gelmez.”
Mara bir süre ona baktı.
Sonra yavaşça başını salladı. “Noah seni iyi saklamış.”
Lidya’nın içi yumuşadı ama hemen ardından acı geldi.
“Saklamak zorunda kalmamalıydı.”
“Hayır,” dedi Mara. “Kalmamalıydı.”
Mara onları avluya bakan büyük masaya götürdü. Masanın üzerinde hiçbir dijital ekran
yoktu. Sadece kâğıt, kalem, eski bir lamba ve kapalı bir kutu vardı. Kutunun üzerinde üç
çizgi, halka ve merkezde küçük bir nokta vardı. Ama işaretin çevresi farklıydı; elle çizilmiş
gibi.
Mara kutuya dokunmadı.
“Tanık-00 burada değil,” dedi.
Gideon, “Bu dramatik kutu bizi kandırmak için mi?” dedi.
Mara ona baktı. “Hayır. Bu kutu, Tanık-00’ın neden burada olmadığını anlatmak için.”
“Daha az dramatik olmadı.”
Mara kutuyu açtı.
İçinde bir fotoğraf vardı.
Genç Noah. Genç Mara. Ve küçük bir çocuk.
Lidya fotoğrafa eğildi.
Çocuk bir kızdı. Belki beş, belki altı yaşında. Gülüyordu. Noah diz çökmüş, ona kırılmış bir
oyuncak tamir etmeyi gösteriyordu. Mara arkada duruyor, fotoğrafı çeken kişiye
bakmıyordu. Fotoğrafın köşesinde tarih vardı. K-3’ten önce.
Lidya kızın kim olduğunu bilmiyordu.
Ama Sloane biliyor gibi oldu. Yüzü değişti.
“Bu…” dedi.
Mara ona baktı. “Evet.”
Sloane’un sesi kısıldı. “Harlan’ın kızı.”
Oda buz kesti.
Gideon’un bütün hafifliği yok oldu. “Harlan’ın çocuğu mu vardı?”
Mara fotoğrafa baktı. “Vardı. Adı Elian’dı.”
Lidya’nın boğazı kurudu. “Tanık-00 onunla mı ilgili?”
Mara başını salladı. “Tanık-00, Noah’ın sisteme aktarılmadan önceki son güven anı. O an,
Elian’la yaşandı.”
Tessa fısıldadı: “Ne oldu ona?”
Mara’nın yüzü sertleşti ama gözleri acıdı.
“Elian ağır bir nörolojik kriz geçirdi. Harlan onu kurtarmak istedi. Başlangıçtaki klinik
protokolün bir nedeni de buydu. Önce kızının acısını azaltmak istedi. Sonra onun
tepkilerini izlemeye başladı. Sonra başka çocuklara baktı. Sonra hastalara. Sonra şehre.”
Jonah yavaşça konuştu. “Yani sistem kişisel bir yasla başladı.”
“Evet,” dedi Mara. “Ama yas, hesapla birleştiğinde çok tehlikeli olur.”
Lidya fotoğrafa baktı. Noah’ın çocuğa bakışında hiçbir protokol yoktu. Hiçbir ölçüm, hiçbir
analiz, hiçbir mesafe. Sadece güven vardı. Bir çocuğun yanında, onu düzeltmeye
çalışmadan durabilen bir insanın güveni.
“Tanık-00 ne?” dedi Lidya.
Mara cevap verdi. “Elian’ın Noah’a verdiği şey.”
“Nesne mi?”
“Başta evet.”
“Şimdi nerede?”
Mara kutunun içinden küçük bir kâğıt çıkardı. Üzerinde çocuk el yazısıyla yazılmış bir
cümle vardı:
NOAH BENİ DİNLEDİ.
Lidya’nın gözleri doldu.
Mara konuştu.
“Elian krizlerinden sonra çoğu yetişkin onu tedavi etmeye, ölçmeye, sakinleştirmeye
çalıştı. Noah ise bir gün sadece yanında oturdu. Elian konuşmadı. Noah da konuşmadı.
Saatlerce. Sonra Elian bu cümleyi yazdı: Noah beni dinledi.”
Gideon başını eğdi.
Tessa ağlamayı bıraktı ama gözleri ıslaktı.
Mara devam etti. “Harlan bunu gördü ve yanlış şeyi anladı. Noah’ın güvenini
ölçebileceğini sandı. Oysa güvenin kaynağı Noah’ın yaptığı şey değil, yapmadığı şeydi.”
Jonah yavaşça söyledi: “Müdahale etmemesi.”
Mara başını salladı. “Evet. Tanık-00 budur. Müdahalesiz tanıklık. Bir insanın acısına,
tepkisine, karmaşasına hemen şekil vermeden yanında durabilmek.”
Lidya içinden bir şeyin yerine oturduğunu hissetti.
Harlan’ın sistemi neden bu kadar tehlikeliydi? Çünkü her tepkiye müdahale etmek
istiyordu. Her duyguyu sınıflandırmak, her anıyı ayarlamak, her sapmayı hizalamak.
Noah’ın karşı-protokolü ise çok daha insani ve çok daha zordu:
Bazen hiçbir şey yapmadan yanında durmak.
Mara kutuyu kapattı.
“Tanık-00 fiziksel olarak Harlan’da,” dedi.
Lidya’nın başı kalktı. “Ne?”
“Harlan, Elian’ın yazdığı orijinal kâğıdı aldı. Sonra onu Ren Düğümü’nün çekirdek
referansına dönüştürdü.”
“Yani Tanık-00 Harlan’da.”
“Hayır.” Mara’nın sesi acılaştı. “Tanık-00’ın fiziksel izi Harlan’da. Ama anlamı burada.”
“Ne demek bu?”
Mara Lidya’ya baktı. “Harlan kâğıdı aldı. Noah’ın güven örüntüsünü aldı. Elian’ın cümlesini
aldı. Ama o anın gerçek anlamını alamadı. Çünkü anlam, ölçümde değil. Tanıklıkta.”
Sloane derin bir nefes aldı. “Bu karşı-protokolün temeli.”
“Evet,” dedi Mara. “İnsanlara neyi kaybedeceklerini göstermek için önce onları
yönlendirmemeyi öğrenmeniz gerekiyor. Hatırlamaya zorlayamazsınız. Unutmayı
yasaklayamazsınız. Sadece seçimin etrafındaki yalanı kaldırabilirsiniz.”
Lidya sessizce başını salladı.
“Bunu nasıl yapacağız?”
Mara’nın yüzü karardı. “Uygunluk Zirvesi’nde Harlan, BK-12 taşıyıcıları üzerinden yeni
kamu protokolünü başlatacak. Siz aynı anda Ren Düğümü’ne girip güven katmanını
bozarsanız, sistem korku moduna geçer. Şehir paniğe sürüklenir.”
Gideon, “Kötü seçenek,” dedi.
“Evet.” Mara devam etti. “Ama güven katmanını yok etmek yerine anlamını değiştirirseniz,
Harlan’ın dalgası rıza kıramaz.”
Evan öne eğildi. “Teknik olarak nasıl?”
Mara ona baktı. “Teknik olarak bu, senin işin. Etik olarak ise hepinizin.”
Evan bunu ciddiye aldı. “Ren Düğümü’ne ulaşmamız gerekecek.”
“Evet.”
Sloane, “Sektör-0,” dedi.
Mara başını salladı. “Sektör-0.”
Lidya sordu: “Sen bizimle gelecek misin?”
Mara hemen cevap vermedi.
Avlunun dışından rüzgâr sesi geldi. Uzakta, dış çeperin karanlığında bir metal levha
sallandı. Burası şehir değildi ama şehir buraya doğru geliyordu. Harlan onları bulacaktı.
Belki çoktan bulmuştu.
“Ben yıllarca saklandım,” dedi Mara. “Çünkü Harlan’ın elimde kalan son şeyi de alacağını
düşündüm.”
“Tanık-00’ın anlamını.”
“Evet.”
“Şimdi?”
Mara, Lidya’ya baktı.
“Şimdi sen onu hatırladın. Sloane düğmesini geri aldı. Gideon kırık uçağını sahiplendi.
Tessa babasının bağını duydu. Rowan hâlâ kendini kurtarmaya çalışıyor. Ekibin seni araç
yapmadan yanında durmayı öğrendi.”
Kısa bir sessizlik oldu.
Mara kutuyu kapattı.
“Şimdi saklanmak, Harlan’ın işine yarar.”
Bu bir evetti.
Ama o an dışarıdan güçlü bir ışık vurdu.
Avlunun kapısı beyaz bir aydınlatmayla doldu. Ardından mekanik bir ses duyuldu.
Evan pencereden baktı. “Araçlar.”
Sloane hemen ayağa kalktı. “Kaç tane?”
“Üç. Hayır, dört.” Evan’ın yüzü sertleşti. “Biri ElementX güvenlik aracı.”
Gideon, “Gideon Hale olarak söylüyorum, bunu ben göndermedim.”
Mira başka pencereden baktı. “Klinik protokol ekipleri de var.”
Tessa, “Harlan mı?” diye sordu.
Mara’nın yüzü karardı. “Hayır. Harlan böyle gelmez.”
Kapıdaki hoparlörden bir ses duyuldu.
Kadın sesi. Soğuk, resmi, tanıdık olmayan ama sistemin diliyle eğitilmiş.
“Arden Sahası yetkisiz tıbbi faaliyet ve güvenlik ihlali gerekçesiyle kapatılmıştır. İçerideki
kişilerin teslim olması gerekmektedir.”
Sloane dişlerini sıktı. “Sektör İdaresi.”
Jonah alçak sesle, “Bu kadar hızlı olmaları mümkün değil,” dedi.
Mara’nın cevabı sertti. “Mümkün. Çünkü dış çeper hiçbir zaman gerçekten dışarıda
değildi. Sadece sıra bekliyordu.”
Lidya, Rowan’ın bulunduğu odaya baktı. Onu taşımak zordu. Mara’yı almak
zorundaydılar. Tanık-00’ın anlamını biliyorlardı ama Ren Düğümü’ne girmek için teknik ve
etik hattın birleşmesi gerekiyordu.
Evan, “Arka sera tüneli var mı?” diye sordu.
Mara ona baktı. “Var.”
“Çalışıyor mu?”
“Çalışmak derken?”
“Çökmeden geçer mi?”
Mara kısa bir an düşündü. “Muhtemelen.”
Gideon iç çekti. “Bu kelime ailemden sonra en büyük düşmanım oldu.”
Mira hızla düzen verdi. “Rowan’ı alıyoruz. Mara önde. Evan, tünelin mekanik durumunu
kontrol et. Sloane, çıkıştan sonra araç lazım. Gideon, konuşmayı bırakıp taşı.”
Gideon sedyeye yöneldi. “Nickdersiniz.”
Mara Lidya’nın yanından geçerken durdu.
“Bir şey daha,” dedi.
Lidya ona baktı.
“Harlan, Elian’ı kaybetti.”
“Öldü mü?”
Mara’nın yüzünde eski bir acı belirdi.
“Hayır. Daha kötüsü oldu.”
Lidya’nın içi sıkıştı.
“Ne oldu?”
Dışarıdaki hoparlör tekrar bağırdı. Kapıya vurulmaya başlandı.
Mara’nın sesi alçaldı.
“Elian, babasının onu kurtarmasını istemediğini söyledi. Harlan bunu hiç affetmedi.”
Lidya cevap veremedi.
Mara devam etti.
“Finalde Harlan’ı durdurmak istiyorsan, onun sistemiyle değil, yasının merkezindeki
yalanla yüzleşmen gerekecek.”
“Yalan ne?”
Mara’nın gözleri Lidya’nın gözlerine sabitlendi.
“Harlan, insanların unutmak istediğini düşünüyor. Aslında affedilmek istiyor.”
Kapı kırılmaya başladı.
Mara arkasını döndü.
“Gidelim.”
Ve Arden Sahası’nın sıcak ışıkları arkalarında kalırken, Lidya ilk kez finalin yalnızca bir
sistemi kapatmakla bitmeyeceğini anladı.
Harlan’ın kurduğu düzen, bir şehrin üzerine inşa edilmişti.
Ama temeli, bir babanın kabul edemediği cümlede saklıydı:
Beni kurtarma. Beni dinle.
Bölüm etkileşimi
