Bellek Karışımı kitap kapağı

7. bölüm / 28

Bellek Karışımı

BÖLÜM VI — Eski Hat

Vaveyla Yazarı: Enis Harbalıoğlu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 28Şu an: BÖLÜM VI — Eski Hat

Lidya telefonu masanın üzerinde bıraktı.
Ekran hâlâ açıktı. İki mesaj, soğuk bir ışık gibi odanın içine yayılıyordu.
“Merkez’i hatırlıyor musun?”
“Bip sesi… hâlâ kulağında mı?”
Bazen insan, korktuğu şeyi hemen tanımaz. Önce beden tanır. Omuzların sertleşir, nefes
bir milim kısalır, gözlerin ekrandan ayrılmaz ama aslında artık ekrana bakmıyorsundur. Bir
yer açılmıştır. Sen bugündesindir, ama içindeki bir kapı geçmişe aralanmıştır.
Lidya o kapıyı kapatmadı.
Kapatsa bile işe yaramayacağını biliyordu.
Ekrana bakarken, ofisin camında kendi yansımasını gördü. Yüzü sakindi. Dışarıdan bakan
biri, sadece yoğun bir mesaj okuduğunu sanırdı. Belki bir toplantı değişikliği. Belki İnsan &
Kültür’den gelen sıradan bir hatırlatma. Belki de yeni başladığı görevin ilk sıkıcı protokolü.
Ama Lidya’nın parmak uçları soğumuştu.
Bu şehirde insan önce yüzünü eğitirdi. Sonra sesini. En son da nabzını. Lidya yüzünü
çoktan eğitmişti, sesini de. Nabız ise hâlâ inatçıydı; insanın içindeki en eski itiraz biçimi
gibi, kontrol edilmeye direnen küçük bir ritim.
Telefon üçüncü kez titremedi.
Bu daha kötüydü.
Çünkü bazı mesajlar, devam etmediğinde daha çok konuşurdu.
Mira kapının eşiğinde belirdi. Elinde dosyalar vardı ama yüzünde dosya işi yoktu.
Lidya’nın ekranına bakmadı; bu, incelik değil eğitimdi. Burada kimse doğrudan bakmazdı.
Doğrudan bakmak, bir şeyi kabul etmek demekti.
“İyi misiniz?” diye sordu Mira.
Lidya telefonu ters çevirdi.
“İyi olmam gereken yerdeyim.” dedi.
Mira bu cevabı hemen anlamadı. Sonra anladı. Hafifçe başını salladı. “O zaman iyi
değilsiniz.”
Lidya küçük bir nefes verdi. “Burada böyle cümleleri yüksek sesle söylemek tehlikeli.”
“Ben kapıyı kapatırım.” dedi Mira.
Kapı kapandı.
Ofisin içindeki uğultu bir tık azaldı. Dışarıdaki camlı alan hâlâ hareketliydi; insanlar
ekranların önünde, toplantı köşelerinde, yarı açık kabinlerde günün verimini üretmeye
devam ediyordu. Hiçbiri bu odanın içinde geçmişin birden ayağa kalktığını bilmiyordu.
Mira dosyaları masaya bırakmadı. Kollarında tuttu. “Bir şey oldu.”
Bu bir soru değildi.
Lidya, “Evet.” dedi.
Mira bekledi. Lidya telefona uzanmadı. Birkaç saniye boyunca ikisi de konuşmadı.
Sessizlik bazen güvenin ilk biçimiydi. Hemen doldurmazsan, içinde kimin ne kadar
kalabildiğini gösterirdi.
Lidya sonunda konuştu. “Bana iki mesaj geldi. Bilinmeyen numara.”
Mira’nın yüzü değişmedi ama gözleri değişti. Çok az. Sadece Lidya’nın görebileceği
kadar.
“İçerik?”
“Merkez.”
Mira’nın parmakları dosyanın kenarını daha sıkı tuttu. “Hangi merkez?”
Lidya, Mira’nın yüzünde geçici bir boşluk aradı; bulamadı. Mira gerçekten bilmiyor gibiydi.
Bu iyi miydi kötü mü, henüz karar veremedi.
“Eski bir yer.” dedi Lidya. “Geçiş döneminden. Eğitim merkezi gibi görünüyordu.”
Mira dosyaları masaya bıraktı. Bu kez yavaşça. “Mesajı cevapladınız mı?”
“Hayır.”
“Cevaplamayın.”
“Bunu ben de düşündüm.”
“Hayır.” Mira’nın sesi daha net çıktı. “Düşünmeyin. Cevaplamayın.”
Lidya ona baktı. “Neden?”
Mira cam duvara doğru baktı. Dışarıdan biri onları izliyor olabilir miydi? Elbette. Burada
izlenmeme ihtimali, izlenme ihtimalinden daha zayıftı.
“Çünkü bilinmeyen numara diye bir şey yok.” dedi Mira. “Bu binada yok. Bu şehirde
neredeyse yok. Bir şey bilinmiyorsa ya özellikle gizlenmiştir ya da özellikle gösteriliyordur.”
Lidya’nın içinde küçük bir onay oluştu. “Evan’ı çağır.”
Mira hemen kapıya yönelmedi. “Jonah?”
“Onu da.”
“Tessa?”
Lidya kısa bir an durdu. Tessa’nın babası, BK’nın erken sürümü, güzel anıların da
silinmesi… Hepsi tek bir çizgiye bağlandı.
“Evet.” dedi. “Tessa da gelsin.”
Mira başıyla onayladı. “Toplantı kaydı açmayacağım.”
“Hayır.” dedi Lidya. “Bu toplantı yok.”
Mira kapıyı açtı. Çıkmadan önce döndü. “Bu cümle burada çok pahalıdır.”
Lidya, telefona bakmadan cevap verdi. “O zaman iyi harcayalım.”
Mira çıktı.
Lidya yalnız kalınca telefonu tekrar çevirdi. Ekran kararmıştı. Parmak iziyle açmadı.
Şifreyle de açmadı. Sadece baktı. Kapalı bir ekran bazen açık ekrandan daha dürüsttü; ne
sakladığını belli etmezdi ama bir şey sakladığını inkâr da etmezdi.
Cebindeki metal parçaya dokundu. Parçanın yüzeyi parmağının altında başka bir anlam
kazandı. Sanki yıllardır onun yanında duran küçük şey, aslında bekliyordu. Doğru
kelimeyi, doğru mesajı, doğru korkuyu.
Lidya parçayı çıkarmadı.
Çünkü çıkardığı anda, kendi geçmişinin de masaya konacağını biliyordu.
Kapı açıldı.
Önce Evan girdi. Arkasından Jonah. Tessa birkaç saniye sonra geldi. Mira en son kapıyı
kapattı ve odanın küçük kontrol panelinden camların opaklaşma ayarını seçti. Camlar süt
beyazına döndü. Dışarıdaki hareket silikleşti. Ofis, şehirden bir anlığına kopmuş gibi oldu.
Evan masaya yaklaşmadı. Kapıya yakın durdu. Bu onun alışkanlığıydı; çıkışları her
zaman bilirdi.
Jonah, Lidya’nın yüzünü inceledi. Tessa ise doğrudan telefona baktı. Korkuyla değil,
tanıdık bir şeye bakar gibi.
Lidya kısa konuştu. “Bilinmeyen numaradan iki mesaj aldım. Merkez’den bahsediyor. Bip
sesinden bahsediyor.”
Tessa’nın rengi değişti.
İşte, dedi Lidya içinden. Tanıdı.
Evan elini uzattı. “Telefonu görebilir miyim?”
Lidya telefonu ona vermeden önce sordu: “Bakınca sistem bunu bilir mi?”
Evan kısa bir gülümseme gösterdi. “Sistem zaten bilir. Benim işim, sistemin ne kadar
bildiğini öğrenmek.”
Lidya telefonu verdi.
Evan cihazı açmadı. Önce kenarlarına baktı, sonra ekranı uyandırdı ama mesajı açmadı.
Bildirim ön izlemesi yeterliydi. Kaşları çok az çatıldı. Bu onda endişe sayılırdı.
“Bu, normal ağdan gelmemiş.” dedi.
Mira hemen sordu: “Ne demek?”
Evan telefonu masaya koydu. “Mesaj gibi görünüyor. Ama mesaj değil. Daha eski bir
katman üzerinden düşmüş.”
Jonah’ın sesi alçaldı. “Acil durum kanalı mı?”
“Hayır.” Evan başını salladı. “O daha görünür olurdu.”
Tessa fısıltı gibi konuştu. “Eski hat.”
Odadaki herkes ona döndü.
Tessa yutkundu. “Babam kullanırdı. Daha doğrusu… kullanırdı demeyeyim. Bir kez
bahsetmişti. Geçiş döneminden kalan bazı şehir içi servis katmanları var. Dijital sisteme
bağlanmış ama tamamen yutulmamış. Eski altyapı. Eski sinyal. Eski hat.”
Evan ona dikkatle baktı. “Bunu nereden biliyorsun?”
Tessa’nın yüzü sertleşti. “Az önce söyledim.”
Evan sustu. Bazen özür dilemenin en iyi yolu, soruyu geri almaktı.
Jonah dosyasını açmadı. Sadece ellerini üzerine koydu. “Eski hatlar, kayıt dışı iletişim için
kullanılabilir. Ama kolay değil. Bunu yapan kişi ya şehrin eski teknik haritasını biliyor ya da
içeriden biri.”
Mira hemen Lidya’ya baktı. “Bu dosyayla bağlantılı olabilir.”
Lidya’nın gözleri çekmecesine kaydı.
Geçiş Programı; Arşiv.
Dosya oradaydı. Açılmamış. Ama varlığı artık sessiz değildi. Odadaki herkes dosyanın
yerini bilmiyormuş gibi davrandı. Bu bile dosyanın yerini belli ediyordu.
Lidya ayağa kalktı. Çekmeceye yürüdü. Dosyayı çıkardı ve masaya koydu.
Kimse dokunmadı.
Dosya, masanın üzerinde bir nesne gibi değil, bir karar gibi duruyordu.
Jonah ilk konuşan oldu. “Bunu açarsak, geri dönemeyiz.”
Lidya, Jonah’a baktı. “Geri döndüğümüz bir yer var mı?”
Jonah cevap vermedi.
Evan, dosyanın kenarına eğildi. “Fiziksel dosya. İlginç.”
Mira kollarını bağladı. “Bize yanlışlıkla gelmediği kesin.”
Tessa’nın sesi kısık çıktı. “Belki de bize değil, size geldi.”
Lidya dosyaya baktı. Kapağında başlık yoktu. Sadece etiket vardı. Eski kâğıt kokusu yok
denecek kadar azdı; çünkü bu tür arşivler kokmasın diye steril tutulurdu. Geçmişin bile
kokusu kontrol altına alınmıştı.
Lidya elini dosyanın üzerine koydu.
“Bunu burada açmayacağız.” dedi.
Mira şaşırdı. “Nerede?”
“Kaydı olan bir yerde değil.”
Jonah hemen itiraz etti. “Kaydı olmayan yer diye bir şey yok.”
“Var.” dedi Tessa.
Herkes yine ona döndü.
Tessa bu kez daha kontrollü konuştu. “Alt servis katı. Eski soğutma hattının geçtiği bölüm.
BK laboratuvarının altında. Orası aktif haritada bakım alanı gibi görünür ama çoğu sensör
pasiftir. Çünkü eski altyapı yeni sisteme tam bağlanmadı.”
Evan’ın gözleri parladı. “Bunu da baban mı söyledi?”
Tessa bu kez Evan’a bakmadı. “Hayır.” dedi. “Ben buldum.”
Lidya, Tessa’ya daha dikkatli baktı. Bazı insanlar korktuğu yerden uzak dururdu. Bazıları
ise korktuğu yerin etrafında yıllarca dolaşır, zayıf noktasını bulana kadar beklerdi.
Tessa ikinci gruptaydı.
Lidya karar verdi. “Bu akşam.”
Jonah sertçe başını kaldırdı. “Bu akşam mı?”
“Evet.”
“Hazırlıksız girmek hata olur.”
“Beklemek de hata olur.” Lidya telefonu işaret etti. “Biri beni çağırdı. Ya yardım istiyor ya
yönlendiriyor ya da tuzak kuruyor. Üç durumda da beklemek karşı tarafa zaman verir.”
Mira sakin ama keskin bir sesle sordu: “Gideon?”
“Bilmeyecek.”
“Rowan?”
Lidya durdu.
Rowan’ın sessizliği, teknik zekâsı, “zincirleme” kelimesini söylerken yüzünde beliren çok
küçük gölge… Rowan çok şey biliyordu. Ama ne kadarını kendi isteğiyle saklıyordu, ne
kadarını sistem adına, Lidya bilmiyordu.
“Şimdilik bilmeyecek.” dedi.
Jonah’ın gözleri Lidya’da kaldı. “Bu, güven ihlali.”
“Hayır.” dedi Lidya. “Bu, güven testidir.”
Evan ilk kez açıkça gülümsedi. “Bunu sevdim.”
Mira saate baktı. “Bina 19:00’dan sonra seyrelir. 20:15’te güvenlik geçiş vardiyası var.
20:20 ile 20:27 arası bazı koridorlar daha az izlenir.”
Lidya ona baktı. “Bunu niye biliyorsun?”
Mira omuz silkti. “Takvim yönetiyorum.”
Evan hafifçe güldü. “Takvim değil, şehir haritası yönetiyorsun.”
Mira’nın yüzü değişmedi. “İkisi aynı şey.”
Lidya dosyayı eline aldı. “20:20.”
Tessa başını salladı. “Ben yolu gösteririm.”
Jonah iç çekti. “Ben de geliyorum. Birinizin dur demesi gerekecek.”
Evan kapıya yöneldi. “Ben de sistemin ne zaman yalan söylediğini izleyeceğim.”
Mira dosyaları topladı. “Ben de herkesin başka yerde sanılmasını sağlayacağım.”
Lidya onlara baktı. Dört kişi. Dört farklı risk. Dört farklı türde sadakat.
Bu şehirde güven pahalıydı. Ama bazen insan, parası yetmese de bir şeyi almak zorunda
kalırdı.
“Kimse kahramanlık yapmayacak.” dedi Lidya.
Evan kapıyı açmadan cevap verdi. “Burada kahramanlık yok. Sadece kötü tasarlanmış
sistemlere karşı bakım çalışması var.”
Lidya ilk kez gerçekten gülümsedi.
“Kabul.”
Akşam, ElementX’in içindeki ışık değişti.
Gündüz binanın içinde her şey canlı bir verimlilik gibi akar, ekranlar parlak, sesler
kontrollü, adımlar amaca uygun olurdu. Akşam ise bina kendini saklamaya başlardı. Bazı
camlar kararır, bazı koridorlar gereğinden fazla aydınlanır, bazı kapılar gündüz
olduğundan daha sessiz kapanırdı.
Lidya odasında yalnız görünüyordu.
Mira’nın hazırladığı takvimde, Lidya 20:00’ye kadar “strateji okuması” yapıyordu. 20:00-
20:45 arası “bağımsız not çıkarımı”. Kimse bu tür başlıklara dokunmazdı; üst düzey
yöneticilerin yalnız kalması, sistemin sevdiği bir şeydi. Yalnızlık, çoğu zaman verimlilik
sanılırdı.
Saat 20:17’de Lidya masasından kalktı. Dosya çantasının içindeydi. Telefonu masada
bıraktı.
Bu, bilerek yaptığı ilk kopuştu.
Cebinde sadece metal parça vardı.
Kapıdan çıktığında koridor boştu. Boşluk burada hiçbir zaman gerçek boşluk değildi;
sadece görünür insan eksikliğiydi. Kameralar, sensörler, geçiş kayıtları, camların içindeki
ince yansımalar… Binanın gözleri vardı. Lidya artık bunu romantik bir metafor gibi değil,
teknik gerçek gibi düşünüyordu.
Mira köşe başında belirdi. Elinde tablet vardı. “Üç dakika erken çıktınız.”
“Sabırsızlık mı?”
“Hayır.” Mira tablete baktı. “Sistem sizi hâlâ odada görüyor.”
Lidya durdu. “Nasıl?”
Mira’nın yüzünde küçük bir ifade belirdi. Gurur değil. Daha çok temiz iş çıkarmış birinin
sessiz memnuniyeti. “Bilgisayarınız açık. Göz hareketi simülasyonu istemedim, fazla
olurdu. Ama belge okuma ritmi çalışıyor. On iki dakika alır.”
“On iki dakika sonra?”
“Ya dönmüş olursunuz ya da zaten başka bir problemimiz olur.”
Lidya başını salladı. “Güzel.”
“Güzel değil.” dedi Mira. “Geçici.”
İkisi yürüdü.
Evan, servis asansörünün yanında bekliyordu. Jonah da oradaydı. Tessa biraz geride
duruyordu; yüzü solgundu ama bakışı kararlıydı.
“Telefon yok.” dedi Evan.
Herkes telefonunu kapalı bir bakım kutusuna bıraktı. Evan kutunun kapağını kapattı. “Tam
sinyal kesmez. Ama yeterince gürültü yapar.”
Jonah Lidya’ya baktı. “Son kez soruyorum. Bundan emin misiniz?”
Lidya cevap vermeden önce Tessa’ya baktı. Tessa’nın elleri titremiyordu. Bu, korkmadığı
anlamına gelmiyordu. Sadece korkunun nereye konacağını öğrenmişti.
“Hayır.” dedi Lidya. “Emin değilim. Ama hazırım.”
Bu cevap Jonah’ı susturdu.
Servis asansörüne bindiler. Asansörün içi, binanın diğer bölümlerindeki estetikten
yoksundu. Pirinç düğmeler yoktu, amber ışık yoktu, retro şıklık yoktu. Burada bina
makyajını silmişti. Çıplak metal, kauçuk zemin, çizilmiş panel, güvenlik etiketleri.
Tessa panelin altındaki küçük kapağı açtı. İçeride eski tip bir anahtar yuvası vardı.
Lidya’nın cebindeki metal parça bir an ağırlaştı.
Tessa cebinden ince bir kart çıkardı. Yuvaya değdirdi. Asansör hareket etti ama ekranda
kat numarası görünmedi.
Evan fısıldadı: “Güzel. Katı göstermiyorsa, kat utanıyordur.”
Kimse gülmedi ama gerilim bir an esnedi.
Asansör durduğunda kapılar hemen açılmadı. Önce içerideki ışık bir kez titredi. Sonra ağır
bir mekanik ses geldi. Kapılar aralandı.
Alt servis katı, ElementX’in kalbinin altındaki eski omurga gibiydi.
Duvarlar yeni değildi. Borular açıktaydı. Bazı kablolar düzenli kanallar içinde akıyor,
bazıları sonradan eklenmiş gibi kıvrılıyordu. Tavandan düşük frekanslı bir uğultu
geliyordu; soğutma sistemleri, hava pompaları, veri taşıyan eski hatların birbirine karışmış
sesi.
Burada teknoloji parlak değildi. Burada teknoloji çalışıyordu.
Lidya bunu sevdi.
Sonra hemen kendine kızdı. Bazı yerleri sevmek tehlikeliydi; insan sevdiği yerin kusurunu
geç fark ederdi.
Tessa öne geçti. “Bu taraftan.”
Koridor daraldı. Duvarlarda eski sektör kodları vardı. Bazıları silinmiş, bazıları üstüne yeni
etiketler yapıştırılmıştı. Lidya bir noktada durdu. Duvarın köşesinde küçük bir işaret vardı:
üç çizgi ve bir halka. Eski Merkez’in kabinindeki metal levhada da buna benzer bir işaret
hatırlıyordu.
Hatırlamak bir görüntü gibi gelmedi. Önce bip sesi geldi.
Bip.
Sonra floresan ışığı.
Sonra Noah’ın sesi:
“Baktığında, sana da bakarlar.”
Lidya yutkundu.
Jonah bunu fark etti ama bir şey söylemedi.
Tessa küçük bir kapının önünde durdu. Kapı yeni değildi. Üzerinde dijital okuyucu yoktu.
Sadece mekanik bir kilit ve yanında kullanılmayan bir sensör yuvası vardı.
Evan eğildi. “Bu nerenin kapısı?”
Tessa, “Eski bakım kayıt odası.” dedi. “Yeni sistemde ‘devre dışı’ görünüyor.”
Mira dosyayı Lidya’dan aldı. “İçeride açalım.”
Kapı kilitliydi.
Tessa kartını denedi. Olmadı. Evan küçük bir araç çıkardı ama Lidya elini kaldırdı.
Bekledi.
Cebindeki metal parçayı çıkardı.
Dört kişinin bakışı aynı anda ona döndü.
Parça ışığın altında sade görünüyordu. Anahtar gibi değildi. Tam olarak kart da değildi.
Küçük, pürüzsüz, soğuk bir metal dil. Yıllardır Lidya’nın yanında taşıdığı, ne olduğunu
sormadan sevdiği şey.
Tessa’nın yüzü bembeyaz oldu.
“Bu nereden sizde?” diye sordu.
Lidya’nın sesi alçak çıktı. “Bilmiyorum.”
Bu dürüst bir cevaptı. Eksik ama dürüst.
Metal parçayı kapının yanındaki eski yuvaya yaklaştırdı. Parça önce hiçbir şey yapmadı.
Sonra kapının içinden çok eski bir ses geldi.
Bip.
Lidya’nın nefesi kesildi.
İkinci ses geldi.
Bip.
Kapı açıldı.
Kimse konuşmadı.
Bazı gerçekler, önce kapı sesiyle girerdi.
Oda küçüktü. İçeride uzun zamandır kimsenin çalışmadığı belliydi ama terk edilmiş
değildi. Toz yoktu. Çok az eşya vardı: eski bir masa, duvara gömülü pasif ekranlar,
köşede analog bir kayıt cihazı, tavanda çalışıp çalışmadığı belli olmayan tek bir ışık.
Mira dosyayı masaya koydu.
Jonah kapıyı kapattı. Evan hemen köşedeki panele yöneldi. Tessa ise kapının yanında
kaldı. Sanki içeri girmiş ama hâlâ çıkışta durmayı seçmişti.
Lidya dosyanın karşısına geçti.
Bu kez açtı.
İlk sayfada tek bir başlık vardı:
GEÇİŞ PROGRAMI / İÇ SİNYAL ÖLÇÜM PROTOKOLÜ
Altında daha küçük bir satır:
Alt veri sınıfı: Anı yoğunluğu / Uyum sapması / Yönlenebilir tepki
Lidya kelimeleri okurken midesinde soğuk bir çizgi oluştu.
Yönlenebilir tepki.
Cassian’ın laboratuvarda söylediği cümle zihninde belirdi:
“Genel versiyon dalgayı yumuşatır. Seçilmiş versiyon… yön verir.”
Lidya sayfayı çevirdi.
İkinci sayfada isimler vardı. Çoğu karartılmıştı. Bazıları sadece baş harfle kalmıştı.
Bazılarının yanında tarih, ölçüm kodu, sonuç.
Tessa bir adım yaklaştı.
Lidya okudu.
L. VOSS — KAYDEDİLDİ / İŞARETLENDİ
Duygu taşma eşiği: yüksek
Anı tetiklenme yoğunluğu: yüksek
Direnç profili: beklenenden yüksek
Uyum sapması: izlenmeli
Jonah çok yavaş nefes verdi.
Evan fısıldadı: “Seni o zaman seçmişler.”
Lidya cevap vermedi. Çünkü dosyanın içinde kendi adını görmek, şaşkınlık değildi. Bunu
zaten sezmişti. Asıl korkunç olan, sezginin kâğıda dönüşmesiydi. İnsan bazen bildiği şeyi
görünce daha az değil, daha çok sarsılırdı.
Mira başka bir satıra baktı. “Burada bir isim daha var.”
Lidya’nın gözleri satıra indi.
N. REN — EĞİTMEN / SAHA GÖZLEMİ
Yetki sapması: yüksek
Katılımcı koruma eğilimi: yüksek
Program sadakati: düşük
Durum: aktarım
Noah. Soyadını o an hatırladı, Ren. Noah Ren.
İnsan bazı isimleri unuttuğunu sanmaz. Sadece bir daha çağırmadığı için, isim de
karanlıkta kalır. Şimdi biri o ismi ışığa tutmuştu.
Lidya’nın parmakları sayfanın kenarında durdu.
“Aktarım ne demek?” diye sordu.
Jonah yaklaştı. Satırı okudu. Yüzü gerildi. “Kurumlar arası transfer olabilir.”
Evan başını salladı. “Hayır. Bu eski protokol dili. Aktarım, bazen personel için kullanılmaz.
Veri için kullanılır.”
Mira, “Ne demek bu?” dedi.
Evan’ın sesi ciddileşti. “Bir kişinin gözlemi, davranış modeli, reaksiyon profili… başka bir
programa aktarılmış olabilir.”
Lidya’nın içi buz kesti.
Noah sadece bir insan değil miydi? Bir koç, bir erken uyarı, duvara yaslanıp pürüzsüz
seslerden rahatsız olan biri. Onu bir model gibi mi almışlardı? Yoksa daha kötüsü, ona bir
şey mi yapmışlardı?
Tessa sayfayı çevirdi. Eli titriyordu artık.
Üçüncü sayfada bir tablo vardı. Başlık kısa ve kesindi:
BK ÖN MODELLEME VERİ KÜMESİ
Lidya başını kaldırdı. Oda sanki bir anda daraldı.
Jonah’ın sesi neredeyse duyulmadı. “Bellek Karışımı’nın kökü…”
“ElementX’te başlamadı.” dedi Lidya.
Kendi evinde düşündüğü cümle şimdi başkalarının önünde gerçek oldu.
Tessa bir satırı gösterdi. “Burada aile üyeleri de var.”
Lidya baktı.
Bazı isimler hâlâ karartılmıştı. Ama bir soyadı açıktı.
KARLIS / erken sürüm duygusal hafifletme çalışması
Tessa geri çekildi.
Bu kez Lidya ona baktı. “Baban mı?”
Tessa’nın yüzündeki ifade, evet demeden önce çoktan evet olmuştu.
“Adı Nick Karlis’ti.” dedi Tessa. “Bu dosyada sadece soyadı var.”
Artık dosya sadece Lidya’nın geçmişi değildi. Tessa’nın babası da buradaydı. Noah
buradaydı. Merkez buradaydı. Bellek Karışımı buradaydı.
Geçmiş, bir kişinin içinde değil, bir sistemin arşivinde saklanıyordu.
Ve sistem, kimin ne kadar hatırlayacağını çok önceden hesaplamaya başlamıştı.
Evan ekrana daha yakından baktı.
“Dosya açılınca uyanmış,” dedi.
Sonra sustu.
Lidya bunu sevmedi. Evan’ın sustuğu yerler, cümlelerinden daha tehlikeliydi.
“Devamı var,” dedi Lidya.
Evan başını çok küçük salladı.
“Evet.”
“Ne?”
Evan gözlerini ekrandan ayırmadı.
“Dosya açılınca değil aslında.”
Oda sessizleşti.
Mira bir adım yaklaştı. “Ne demek?”
Evan’ın sesi alçaldı.
“İlk temas masanda olmuş. Kapak seviyesinde. Parmak izi değil… davranış izi.”
Lidya’nın midesi boşaldı.
Jonah ona bakmadı. Bu daha kötüydü. Baksa öfke olurdu. Bakmaması, haklı çıkmanın
yorgunluğuydu.
Evan devam etti:
“Sistem dosyayı açmanı beklememiş. Açmayacağını hesaplamış.”
Lidya’nın boğazı kurudu.
“Beni…”
“Evet,” dedi Evan. “Seni okumuş.”
Cevap vermemesi iyi değildi.
Lidya dosyayı kapatmadı. Bir sayfa daha çevirdi.
Son sayfa değildi ama araya sıkıştırılmış küçük bir kart vardı. Fiziksel, ince, yarı saydam.
Üzerinde tek bir satır:
LİSTEYE GİRME. LİSTEYİ AÇ.
Altında üç kelime daha vardı:
Noah ölmedi.
Lidya’nın eli dondu.
Oda, uğultusunu kaybetmiş gibi oldu.
Tessa ağzını kapattı. Mira dosyaya eğildi. Jonah’ın yüzündeki bütün mesleki sakinlik bir
anlığına çatladı. Evan ise kapıya baktı.
“Çıkmamız gerekiyor.” dedi.
Bu kez kimse itiraz etmedi.
Ama tam o sırada kapının dışından bir ses geldi; mekanik değil, insan sesi. Yavaş, sakin,
neredeyse nazik.
“Lidya.”
Rowan’dı, kapının diğer tarafındaydı.
“Dosyayı kapat.” dedi. “Ve elindeki kartı masaya bırak.”
Lidya hareket etmedi.
Rowan’ın sesi yine geldi. Bu kez daha alçak.
“Lidya… lütfen.”
Bu kelime, emirden daha tehlikeliydi.
Lidya masadaki karta baktı.
Noah ölmedi.
Sonra kapıya baktı.
Sonra ekibine.
İşte o an Lidya, ElementX’e girdiği günden beri ilk kez gerçek tercihin ne olduğunu anladı.
İmza atmak tercih değildi.
Soru sormak da değildi.
Bir dosyayı açmak bile değildi.
Gerçek tercih, biri sana dur dediğinde, neyi koruyacağına karar vermekti.
Kendini mi?
Ekibini mi?
Gerçeği mi?
Yoksa hâlâ tam hatırlayamadığın o eski sesi mi?
Lidya kartı aldı.
Cebindeki metal parçanın yanına koydu.
Sonra kapıya doğru yürüdü.
“Rowan.” dedi.
Sesi sakindi.
“Artık dosyayı kapatmak için geç kaldık.”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.