20. bölüm / 28
Bellek KarışımıBÖLÜM XIX — Menzil İstasyonu
Bölümler 28Şu an: BÖLÜM XIX — Menzil İstasyonu
- 1 Prolog382 kelime
- 2 BÖLÜM I — Sektör-94.591 kelime
- 3 BÖLÜM II — Teklif3.699 kelime
- 4 BÖLÜM III — İmza2.206 kelime
- 5 BÖLÜM IV — Geçiş Zamanı1.248 kelime
- 6 BÖLÜM V — BK Laboratuvarına İlk Giriş1.722 kelime
- 7 BÖLÜM VI — Eski Hat2.886 kelime
- 8 BÖLÜM VII — Dosyayı Okuyan Dosya2.887 kelime
- 9 BÖLÜM VIII — Klinik3.303 kelime
- 10 BÖLÜM IX — Harlan’ın Sesi2.530 kelime
- 11 BÖLÜM X — Sadece Ben Değilim2.386 kelime
- 12 BÖLÜM XI — Mercer Evi2.911 kelime
- 13 BÖLÜM XII — Tanık-002.427 kelime
- 14 BÖLÜM XIII — Hale Arşivi3.180 kelime
- 15 BÖLÜM XIV — Eski Hat Uyanınca2.771 kelime
- 16 BÖLÜM XV — Son Tanık2.523 kelime
- 17 BÖLÜM XVI — Hat 01.983 kelime
- 18 BÖLÜM XVII — Arden Sahası2.421 kelime
- 19 BÖLÜM XVIII — Beyan Kapısı2.032 kelime
- 20 BÖLÜM XIX — Menzil İstasyonu2.753 kelime · Okuduğun bölüm
- 21 BÖLÜM XX — Korku Katmanı2.132 kelime
- 22 BÖLÜM XXI — Duyma2.072 kelime
- 23 BÖLÜM XXII — Aralık2.160 kelime
- 24 BÖLÜM XXIII — Merkez Kule’ye Dönüş1.933 kelime
- 25 BÖLÜM XXIV — Uygunluk Zirvesi2.371 kelime
- 26 BÖLÜM XXV — Eski Kapı2.794 kelime
- 27 BÖLÜM XXVI — Hatırlama Hakkı1.909 kelime
- 28 BÖLÜM XXVII — Seçim Aralığı1.563 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Harlan ekrandan gülümsedi.
Bu gülümseme, Lidya’nın artık çok iyi tanıdığı türdendi: yenilgi kabul etmeyen, şaşırmayı
reddeden, insanı bir ihtimal değil, sonuç gibi gören bir gülümseme.
“Beni dinletebileceğinizi sanmanız,” dedi Harlan, “Noah’ın hâlâ ne kadar etkili olduğunu
gösteriyor.”
Mara, Lidya’nın yanında duruyordu. Yüzünde öfke yoktu. Mara’nın öfkesi çoktan yanmış,
geriye daha ağır bir şey kalmıştı: tanıklık.
“Hayır,” dedi Mara. “Noah’ın etkisi değil. Senin anlayamadığın şey.”
Harlan’ın bakışı ekranda ona döndü. “Mara. Hâlâ kelimeleri romantikleştiriyorsun.”
“Sen de hâlâ insanları küçültüyorsun.”
“Ben insanları oldukları ölçekte görüyorum.”
Lidya bir adım öne çıktı. “Hayır. Sen insanları kontrol edebildiğin ölçekte görüyorsun.”
Ekrandaki Harlan susmadı ama gülümsemesi biraz değişti. Çok az. Lidya artık bu küçük
değişimleri okuyabiliyordu. Harlan’ın yüzündeki her pürüzsüzlük, arkasında bir hesap
taşıyordu.
Menzil İstasyonu soğuktu. Tavan yüksekti, duvarlarda eski hat haritaları vardı. Platformun
bir kısmı çökmüş, bazı raylar sökülmüş, bazıları karanlık tünellere doğru devam etmişti.
Burası bir geçiş yeriydi. Adı gibi: menzil. Ne başlangıç ne son. Bir yere ulaşmadan önceki
son ara.
Ekran platformun tam ortasına kurulmuştu. Yeni ve parlaktı. Bütün eski yapı içinde fazla
canlı, fazla temiz, fazla yabancı duruyordu. Harlan’ın buraya kendisini yerleştirme biçimi
bile onun dilini taşıyordu: eski hatların üstüne yeni kontrol.
Rowan sedyede yatıyordu. Sloane nabzını kontrol ediyordu ama bakışları ekrana gidip
geliyordu. Gideon, Lidya’nın biraz arkasında durmuştu; yüzünde alay yoktu. Tessa,
Jonah’ın yanında, iki elini birbirine kenetlemişti. Evan ve Mira ise istasyonun kenarlarına
dağılmış, çıkışları ve sinyalleri gözden geçiriyordu.
Harlan konuştu.
“Dış çeperden buraya ulaşmanız etkileyici. Beklediğimden hızlısınız.”
Gideon, “Bunu iltifat olarak almıyorum,” dedi.
“Almamalısın.” Harlan’ın sesi sakin kaldı. “Senin hızın her zaman sorunlu oldu, Gideon.”
Gideon’un çenesi sıkıldı.
Lidya hemen araya girdi. “Onunla konuşma.”
Harlan gözlerini ona çevirdi. “Onu koruyorsun.”
“Onu hedef almanı engelliyorum.”
“Fark?”
“Bunu anlayabilseydin, bu sistem kurulmazdı.”
Mara’nın gözlerinde çok küçük bir ışık belirdi. Gideon da Lidya’ya baktı. Sanki bu cümle
onu bir an içeriden tutmuştu.
Harlan yine gülümsedi. “Siz hep aynı hatayı yapıyorsunuz. İnsanî tavrı teknik üstünlük
sanıyorsunuz.”
Jonah ilk kez konuştu. “Hayır. Biz teknik üstünlüğü insanî tavrın üstüne koymayı
reddediyoruz.”
Harlan’ın bakışı Jonah’a kaydı. “Etik görevlisi.”
Jonah’ın yüzü değişmedi. “İnsan.”
“Kendini böyle tanımlamak hoşuna gidiyor mu?”
“Bazen zor oluyor. O yüzden gerekli.”
Harlan bir süre ona baktı. Sonra ilgisini kaybetmiş gibi Lidya’ya döndü.
“Sektör-9 ilk yankısı sabah başlayacak. Bunu biliyorsunuz artık. Büyük ihtimalle bunu
durdurabileceğinizi de düşünüyorsunuz.”
Sloane ayağa kalktı. “İlk yankıyı başlatırsan, şehirde gecikmeli tepki yoğunluğu patlar.
Bunu sen de biliyorsun.”
“Hesapladım.”
“Yanlış hesapladın.”
Harlan’ın yüzü ilk kez biraz sertleşti. “Mercer ailesi her zaman hesabı ahlak sandı. Sen ise
hesabı vicdan sanıyorsun.”
Sloane’un sesi buz gibiydi. “Ben en azından sayıları ölen insanların yerine koymuyorum.”
“Baban koyardı.”
Sloane’un yüzünde kısa bir acı belirdi ama bu kez geri çekilmedi. Cebinden gümüş
düğmeyi çıkardı.
“Babamın aldığı şeyi geri aldım.”
Harlan’ın bakışı düğmeye indi. Çok küçük bir şaşkınlık. İlk kez.
Mara bunu gördü. “Bilmiyordun.”
Harlan cevap vermedi.
Lidya anladı.
Harlan her şeyi izlediğini sanıyordu ama tanık nesnelerin geri dönüşünü tam
hesaplamamıştı. Çünkü tanık nesneleri nesne sanmıştı. Oysa onlar birer ilişkiydi, tepkiydi,
geri çağırılabilen bir kendilik parçasıydı.
Gideon öne çıktı. “Benimkini de aldınız.”
Harlan ona baktı. “Seninki zaten sende.”
Gideon’un yüzü sertleşti. “Biliyorum.”
“Ve hâlâ bunun ne anlama geldiğini anlamıyorsun.”
“Şu an anlamam gerekmiyor.” Gideon’un sesi bu kez sakindi. “Ben onu sahipleniyorum.
Bu yeter.”
Harlan’ın bakışı keskinleşti. “Sahiplenmek, kontrol değildir.”
“Güzel,” dedi Gideon. “Ben de kontrol aramıyorum.”
Bu cümle Harlan’ı bir an durdurdu.
Gideon eskiden böyle cevap vermezdi. O da kontrol isterdi. Oyunu kurmak, bakışı
çevirmek, masadaki gerilimi yönetmek… Ama şimdi başka bir şey yapıyordu. Kendisine
ait olanı, yönetmek için değil, kabul etmek için tutuyordu.
Harlan bunu sevmedi.
Tessa bir adım öne çıktı. “Babamın tanığını da alamadınız.”
Harlan ona baktı. “Nick Karlis iyi bir adamdı. Ama sistem düşüncesi zayıftı.”
Tessa’nın gözleri yaşardı ama sesi titremedi. “Hayır. Siz onun güzel olanı korumasını
zayıflık sandınız.”
“Güzel olan bazen en büyük engeldir.”
“Hayır,” dedi Tessa. “Bazen insanı hayatta tutan son bağdır.”
İstasyonda eski ışıklar bir an titredi.
Evan başını kaldırdı. “Hat tepki verdi.”
Harlan bunu duydu. “Elbette verdi. Eski hatlar duygusal yoğunluğa duyarlıdır. Onları bu
yüzden kullandık.”
Mara sertçe konuştu. “Biz demedin.”
Harlan’ın bakışı ona döndü.
Mara devam etti. “Kullandık dedin. Sonunda kabul ediyorsun.”
Harlan’ın yüzünde kısa bir gölge geçti. “Sen de oradaydın.”
“Evet.” Mara’nın sesi kırılmadı. “Ve yıllarca bunun utancıyla yaşadım. Sen ise onu sisteme
çevirdin.”
Harlan’ın sesi alçaldı. “Çünkü ben kaybın ne yaptığını gördüm.”
Mara da alçak sesle cevap verdi. “Hayır. Sen kaybın sana ne yaptığını gördün. Sonra
herkese aynı şeyi giydirdin.”
Bu cümle istasyonun içinde ağırlaştı.
Lidya, Harlan’ın yüzüne baktı.
Elian.
Harlan’ın kızı.
Beni kurtarma. Beni dinle.
Mara’nın anlattığı cümle şimdi ekrandaki adamın yüzünün arkasında duruyordu. Harlan’ın
bütün sistemi, belki de bu cümleyi duymamak için kurulmuştu. Çünkü onu duysa, yaptığı
her müdahalenin, her protokolün, her hafifletme programının altında aynı korku çıkacaktı:
Birinin acısının karşısında çaresiz kalmak.
Harlan çaresizliği kabul etmek yerine, dünyayı müdahale edilebilir hale getirmişti.
Lidya yavaşça konuştu.
“Elian seni durdurmaya çalıştı.”
Harlan’ın gözleri anında Lidya’ya döndü.
İşte oradaydı.
Çatlak.
Çok küçük ama gerçek.
“Onun adını kullanma.”
Lidya bir adım daha attı. “Neden? Onu sistemine koydun. Onun cümlesini aldın. Noah’ın
ona verdiği güveni aldın. Acısını aldın. İtirazını aldın. Ama adını mı koruyorsun?”
Harlan’ın sesi sertleşti. “Bilmiyorsun.”
“Evet.” Lidya başını salladı. “Bilmiyorum. O yüzden soruyorum.”
Bu, onu şaşırttı.
Harlan cevap vermeye hazırdı. Suçlamaya hazırdı, savunmaya hazırdı, mantık kurmaya
hazırdı. Ama Lidya soru sormuştu.
Gerçek bir soru.
“Ne oldu Elian’a?” dedi Lidya.
Mara sessiz kaldı.
Sloane, Gideon, Tessa, Jonah… Hepsi bekledi.
Harlan’ın yüzü ekranda bir an dondu.
Sonra konuştu.
“Elian acı çekiyordu.”
Sesi ilk kez pürüzsüz değildi.
“Bedeninin kendi ritmini tanıyamadığı günler oluyordu. Sesler ona fazla gelirdi. Işık fazla
gelirdi. Dokunulmak fazla gelirdi. İnsanlar onu teselli etmeye çalıştıkça daha çok
parçalanırdı. Doktorlar ilaç verdi. Terapistler egzersiz verdi. Aile üyeleri sabır tavsiye etti.
Herkes bir şey verdi.”
Harlan’ın gözleri bir an uzaklaştı.
“Noah ise hiçbir şey vermedi. Yanında oturdu. Saatlerce. Elian sustu. O da sustu. Sonra
Elian o cümleyi yazdı.”
Mara’nın gözleri doldu.
Harlan devam etti.
“Noah beni dinledi.”
İstasyonda kimse kıpırdamadı.
“Ben o gün anladım,” dedi Harlan. “İnsanların güven duyduğu şey müdahale değildi.
Müdahalesizlikti. Ama müdahalesizlik ölçeklenemez. Bir şehri bir kişinin sessizliğiyle
yönetemezsiniz.”
Jonah çok alçak sesle, “Yönetmeye çalışmamalısın,” dedi.
Harlan onu duymuş gibi bakmadı. Lidya’ya bakıyordu.
“Elian büyüdü. Daha iyi olmadı. Daha kötü de olmadı. Sadece bizim tanımlarımızdan
uzaklaştı. Sonunda bana dedi ki: ‘Baba, beni kurtarmaya çalıştığında beni duymuyorsun.’”
Lidya’nın içi sarsıldı.
Harlan’ın yüzünde ilk kez gerçek bir acı belirdi. Ama acı, onu yumuşatmamıştı.
Sertleştirmişti.
“Ben de onu duymaya çalıştım.” Kısa bir duraklama. “Ama o sırada şehir çökmeye
başlıyordu. İnsanlar aynı acı döngülerini yaşıyordu. Travma, kriz, panik, toplu tepki, sistem
aksaması… Ben sadece kızımı değil, herkesi duymaya çalıştım.”
Mara’nın sesi acıyla çıktı. “Hayır. Herkesi susturmaya çalıştın.”
Harlan ekrandan ona döndü. “Çünkü herkesin acısını aynı anda duyamazsın.”
“Evet,” dedi Lidya. “Duyamazsın.”
Harlan sustu.
Lidya devam etti. “Ama bu, onların yerine seçebileceğin anlamına gelmez.”
Ekranın altındaki ışık titredi.
Evan fısıldadı: “Eski hat tepki veriyor.”
Lidya gözünü Harlan’dan ayırmadı.
“Sen Elian’ı kaybettiğin için insanlara kaybetmeyecekleri bir dünya vaat ettin. Ama bunun
için önce onların kendilerine ait olanı aldın. Çünkü sen acının karşısında duramadın.”
Harlan’ın yüzü karardı. “Acı insanı yok eder.”
Tessa alçak sesle konuştu. “Bazen evet.”
Gideon ekledi. “Bazen de kırık bir oyuncağı geri verir.”
Sloane düğmesini avucunda tuttu. “Bazen insan yıllarca eksik sayar, sonra o eksiğin
kendisi olduğunu anlar.”
Jonah, “Bazen de hiçbir şey yapmamak gerekir,” dedi.
Mira ilk kez ekrana doğru konuştu. “Bazen de görünmeyen yükleri görünür kılmak.”
Evan, “Bazen hatayı sistem sanmadan önce durup bakmak,” dedi.
Mara son olarak konuştu. “Bazen sadece dinlemek.”
Harlan’ın yüzünde bir şey parçalandı mı, yoksa ekranın ışığı mı bozuldu, Lidya emin
olamadı.
Tam o anda Menzil İstasyonu’nun eski hoparlörlerinden başka bir ses geldi.
Zayıf.
Ama tanıdık.
Noah.
“Victor.”
Harlan dondu.
Lidya ilk kez Harlan’ın adını duydu: Victor.
Noah’ın sesi parazitler içinde devam etti.
“Beni hâlâ kullanıyorsun.”
Harlan’ın gözleri ekrandan sapmadı. “Noah.”
“Beni Elian’ı susturmak için değil, onu dinlediğim için sevmişti.”
Harlan’ın yüzündeki bütün hesaplar bir anlığına yok oldu. Geriye yaşlı, yorgun, kırılmış bir
adam kaldı.
Sonra sistem tekrar yüzüne oturdu.
“Sen artık Noah değilsin.”
Noah’ın sesi zayıf ama netti. “Biliyorum.”
Bu cevap herkesi susturdu.
Noah devam etti.
“Bu yüzden beni kullanmayı bırak.”
Harlan’ın sesi çok alçaldı. “Seni kurtarmaya çalıştım.”
“Hayır. Beni saklamadın. Beni böldün.”
“Sen olmadan güven katmanı çalışmazdı.”
“Belki de çalışmamalıydı.”
Ekranda Harlan’ın gözleri kapandı. Sadece bir saniye. Sonra açtı.
“Şehir buna hazır değil.”
Lidya konuştu. “Şehir hiç hazır olmayacak. Çünkü sen hazır olmasına izin vermiyorsun.”
Harlan’ın yüzü yeniden sertleşti. “Yarın sabah ilk yankı başlayacak. Bunu
durduramazsınız. Ren Düğümü’ne gitseniz bile, ben güven katmanını korku katmanına
çekerim. İnsanlar yine seçecek. Bu kez unutmayı değil, korkudan uyumu.”
Sloane soğukça sordu. “Bunu itiraf mı ediyorsun?”
“Hayır. Size seçenekleri anlatıyorum.”
Jonah sertçe konuştu. “Seçenek değil. Tehdit.”
Harlan’ın bakışı Lidya’ya döndü. “Sen karar vereceksin. Noah’ı ayırırsan, güven çöker.
Güven çökerse korku devreye girer. Korkuyu durdurmak için rıza kırılmasını yayman
gerekir. Bunu yaparsan insanlar neyi kaybedeceklerini görür. Hepsi. Aynı anda. Acılar,
kayıplar, güzellikler, özlemler… Şehir bunu kaldıramayabilir.”
Lidya sessiz kaldı.
İşte gerçek açmaz buydu.
İnsanlara seçimi geri vermek bile masum değildi. Çünkü neyi kaybedeceklerini bir anda
göstermek, bazılarını parçalayabilirdi. Hatırlamak hak olduğu kadar yük de olabilirdi.
Harlan’ın yalanı buradan güç alıyordu.
Sloane’un sesi duyuldu. “Kademeli yayılım mümkün mü?”
Evan hemen cevap verdi. “Teknik olarak belki. Eski hatları bölgelere ayırabiliriz.”
Mara başını salladı. “Ama Harlan ilk yankıyı sabah başlatırsa zaman yok.”
Gideon, “O zaman sabahı değiştirmemiz gerekiyor,” dedi.
Mira ona baktı. “Sabahı değiştirmek derken?”
Gideon’un yüzünde eski Gideon’dan bir parça döndü. Ama bu kez sadece oyunbazlık
değildi. Strateji.
“Zirveyi beklemiyor. Sektör-9’u sabaha çekti. Biz de onun beklediği sabahı bozacağız.”
Sloane anladı. “Kamu protokolünü duyurmadan önce sahte bir ön bildirim.”
Mira da hemen bağlandı. “İnsanlara sistemin ne teklif edeceğini önceden gösterirsek, ilk
yankı geldiğinde hazırlıksız olmazlar.”
Jonah dikkatle sordu. “Yönlendirme yapmadan?”
Lidya cevap verdi. “Sadece gerçeği söyleyerek.”
Evan hızlı düşünüyordu. “Eski Hat 0, Sektör-9 santrali ve Menzil İstasyonu üzerinden
düşük bant yayın yapılabilir. Modern sistem bunu acil altyapı uyarısı sanabilir.”
Sloane ekledi. “Ben bunu finansal enerji kesintisi uyarısı gibi maskeleyebilirim. En azından
birkaç dakika.”
Gideon, “Ben de yönetim kurulunun dikkatini başka yere çekerim.”
Sloane ona baktı. “Nasıl?”
Gideon hafifçe gülümsedi. “Gideon Hale olarak, gece yarısı acil liderlik krizi yaratmakta
aileden gelen bir yeteneğim var.”
Mara, “Bu sadece birkaç dakika kazandırır,” dedi.
Lidya ekrana baktı. Harlan onları izliyordu. Bu kez yüzünde ilk defa belirsizlik vardı.
Lidya konuştu.
“Birkaç dakika yeter.”
Harlan’ın sesi geri geldi. “Ne yapacaksın?”
Lidya metal parçayı avucunda tuttu.
“İnsanlara unutmayı seçmeden önce neyi kaybedeceklerini söyleyeceğim.”
“Bu onları yaralar.”
“Belki.”
“Bunu göze alıyorsun.”
“Hayır,” dedi Lidya. “Bunu onların yerine göze almıyorum. Onlara söyleyeceğim: Bu
acıtabilir. Bu ağır gelebilir. Bu seni durdurabilir. Ama bu senin. Unutmak istiyorsan, neyi
bıraktığını bilerek unut. Hatırlamak istiyorsan, bunun da bedeli olduğunu bil. Kimse senin
yerine seçmeyecek.”
Harlan’ın yüzü taş kesildi.
“Noah’ın dili,” dedi.
Lidya başını iki yana salladı.
“Hayır. Benim seçimim.”
İstasyonun eski ışıkları bir anda daha güçlü yandı.
Evan bağırdı. “Hat açılıyor.”
Noah’ın sesi tekrar geldi. Bu kez daha zayıf ama daha genişti; sanki sadece hoparlörden
değil, eski hatların tamamından konuşuyordu.
“Ben desteklerim. Ama yönetmem.”
Jonah’ın yüzünde bir rahatlama belirdi. “Bu doğru.”
Mara başını eğdi. “Bu Noah.”
Harlan’ın sesi sertleşti. “Noah, dur.”
Noah cevap verdi.
“Hayır, Victor. Ben seçimimi geri istiyorum.”
Ekran titredi.
Harlan’ın yüzü bozuldu. Görüntüde kısa kesilmeler oldu. Menzil İstasyonu’nun tavanından
eski bir mekanik ses geldi; hatlar yön değiştiriyordu.
Evan ve Mira aynı anda istasyonun yan paneline koştular. Sloane kendi bağlantısını açtı.
Gideon eski bir terminalin başına geçti. Tessa, Rowan’ın yanında kaldı. Jonah, Lidya’nın
yanına geldi.
“Bunu yapacaksan,” dedi Jonah, “cümleleri dikkatli seç.”
“Biliyorum.”
“Hayır.” Jonah’ın sesi çok ciddiydi. “Cümleler protokole dönüşebilir. Emir verme. Çağrı
yapma. Utandırma. Korkutma. Sadece beyan et.”
Lidya başını salladı.
Mara ona yaklaştı. “Elian’ın cümlesini unutma.”
“Beni kurtarma. Beni dinle.”
“Evet,” dedi Mara. “Şehre de bunu yap.”
Lidya derin bir nefes aldı.
Evan bağırdı. “Düşük bant hazır. Sektör-9’a gider. Belki daha uzağa sızar.”
Sloane, “Beş dakika içinde İdare fark eder,” dedi.
Gideon, “Yönetim kuruluna aynı anda üç kriz başlığı gönderdim. On dakika boyunca
birbirlerini suçlarlar.”
Mira, “Sekiz dakika diyelim.”
Gideon, “İyimserlik yasaklandı mı?”
Mira, “Senin için evet.”
Rowan sedyede hafifçe kıpırdadı. Gözleri aralandı. Sesi çok zayıftı.
“Lidya…”
Lidya ona döndü.
Rowan güçlükle konuştu. “Korku katmanına geçerse… beni kullanabilir.”
“İzin vermeyeceğiz.”
“Gerekirse beni kapat.”
Oda sessizleşti.
Jonah hemen, “Hayır,” dedi.
Rowan gözlerini ona çevirdi. “Bu benim beyanım.”
Jonah eğildi. “Ve benim beyanım da şu: seni araç yapmayacağız, seni atmayacağız.”
Rowan’ın gözlerinde yaş gibi bir parlaklık belirdi.
“Bunu hak etmiyorum.”
Lidya onun elini tuttu.
“Beyan Kapısı’nda söyledin. Seni affetmek zorunda değiliz. Ama hatırlayacağız.”
Rowan’ın gözleri kapandı. Bu kez huzursuz değil, yorgun görünüyordu.
Evan sinyali Lidya’ya verdi. Eski bir mikrofondu. Ağır, metal, soğuk.
Lidya mikrofonu eline aldı.
Ekranda Harlan’ın yüzü hâlâ vardı ama görüntü parçalanıyordu.
“Bunu yaparsan,” dedi Harlan, “geri alamazsın.”
Lidya ona baktı.
“Biliyorum.”
“Şehir seni suçlar.”
“Belki.”
“İnsanlar acıdan nefret eder.”
“Evet.”
“Ve bazıları yine unutmayı seçecek.”
Lidya’nın sesi yumuşadı.
“Bu onların hakkı.”
Harlan sustu.
Çünkü bu cümle, onun bütün sisteminin dışındaydı.
Lidya mikrofonu dudaklarına yaklaştırdı.
Menzil İstasyonu’nun eski hatları açıldı.
Sektör-9’da, belki bazı evlerde, bazı eski telefonlarda, bazı bozuk panolarda, bazı
monoray hoparlörlerinde, belki paslı telefon kulübesinin camında aynı anda bir ses
duyulmaya başladı.
Lidya’nın sesi.
“Bu bir emir değildir.”
İlk cümle, hatların içinde yayıldı.
“Bu bir kamu duyurusu değildir. Bu bir rahatlama önerisi değildir. Bu bir performans
protokolü değildir.”
Kısa bir duraklama.
“Bu sadece bir beyan.”
Evan sessizce sinyalin yayıldığını izliyordu. Mira, yan kanalları açık tutuyordu. Sloane,
sistemin bunu enerji uyarısı sanmasını sağlamak için kodlar giriyordu. Gideon, yönetim
kuruluna sahte kriz başlıkları yolluyordu. Tessa, Rowan’ın yanında ağlamadan duruyordu.
Jonah, Lidya’nın her cümlesini dikkatle dinliyordu. Mara, gözlerini kapatmıştı.
Lidya devam etti.
“Size yakında hafiflik teklif edilecek. Geçmişin yükünü azaltmak, daha dengeli olmak,
daha sakin yaşamak, daha uygun hissetmek… Bunlar iyi kelimeler gibi duyulacak.
Bazılarınız gerçekten yoruldu. Bazılarınız unutmak isteyecek. Bazılarınız hatırlamaktan
korkacak. Bazılarınız sadece bir gün olsun hafiflemek isteyecek.”
Sesi titremedi ama yumuşadı.
“Bunların hiçbiri suç değil.”
Menzil İstasyonu’ndaki herkes sustu.
“Unutmak istemek suç değil. Hatırlamakta zorlanmak suç değil. Güzel bir anıyı
taşıyamayıp ağlamak suç değil. Acıdan kurtulmak istemek suç değil.”
Bir an durdu.
“Ama neyi kaybedeceğinizi bilmeden evet demeniz istenirse, bu seçim değildir.”
Eski hatlarda hafif bir uğultu yükseldi.
Evan fısıldadı. “Tepki geliyor.”
Lidya devam etti.
“Bir anı sadece görüntü değildir. Bir anı, ona verdiğiniz tepkidir. Birinin sesini
duyduğunuzda içinizin ısınmasıdır. Bir kokuyla çocukluğa dönmenizdir. Bir kırık oyuncağı
hâlâ size ait saymanızdır. Bir düğmenin, bir ray ışığının, bir cam çiziğinin sizi kendinize
geri çağırmasıdır.”
Gideon başını eğdi.
Sloane’un eli cebindeki düğmeye gitti.
Tessa sessizce ağladı.
“Size geçmişinizi hafifletmeyi teklif edecekler. Belki bazı yükleri bırakmak isteyeceksiniz.
Bu sizin hakkınız. Ama kimse size, o yükle birlikte hangi parçanızın da törpüleneceğini
söylemeden sizden evet alamaz.”
Lidya’nın sesi daha netleşti.
“Ben kimseye hatırlamayı Nicktmiyorum. Kimseye unutmayı yasaklamıyorum. Sadece
şunu söylüyorum: Seçiminizi geri isteyin.”
Hat bir an parladı.
“Eğer size hazır bir huzur sunulursa, sorun: Neyi bırakıyorum?”
Bir duraklama.
“Eğer size geçmişinizin yük olduğu söylenirse, sorun: Kime yük?”
Bir duraklama.
“Eğer size uygun olduğunuz söylenirse, sorun: Kime uygun?”
Mara’nın dudakları hafifçe titredi.
Lidya son cümlelerini söyledi.
“Ben Lidya Voss. Bana güzel anılarımın fazla parlak olduğunu söylediler. Ben artık buna
inanmıyorum.”
Derin bir nefes aldı.
“Ben seçimimi geri istiyorum.”
Sinyal genişledi.
Evan’ın ekranı ışıkla doldu.
“Lidya…” dedi. “Sektör-9’un dışına taşıyor.”
Sloane başını kaldırdı. “Ne kadar?”
“Merkez hattına sızdı. Eski telefon kulübeleri, bakım panoları, bazı monoray hoparlörleri…
Bu sadece Sektör-9 değil.”
Gideon’un yüzünde yavaş bir gülümseme belirdi. “Şehir eski şeyleri kaldırmadığı için ilk
kez minnettarım.”
Tam o anda Harlan’ın ekranı karardı.
Sonra yeniden açıldı.
Bu kez Harlan’ın yüzü yoktu.
Sadece yazı vardı:
KORKU KATMANI HAZIRLANIYOR
Rowan’ın bedeni kasıldı.
Sloane bağırdı: “Başlıyor.”
Noah’ın sesi hatlardan geldi.
“Lidya, şimdi Ren Düğümü’ne gitmeniz gerekiyor.”
Mara gözlerini açtı.
Mira, Evan’a döndü. “Yol?”
Evan haritayı açtı. “Menzil’den Sektör-0’a inen alt hat açıldı. Ama korku katmanı devreye
girerse tünelde yakalanabiliriz.”
Gideon mikrofonun yanına geldi. “O zaman korkuyu oyalayalım.”
Jonah ona baktı. “Bunu nasıl yapacaksın?”
Gideon mikrofonu Lidya’dan almadı. Yanına eğildi.
“Ben Gideon Hale,” dedi eski hatta. “Bana liderlik diye korkuyu süslemeyi öğrettiler. Bir
kırık uçağı benden aldılar. Ben onu geri istiyorum.”
Mikrofonu Sloane’a uzattı.
Sloane bir an tereddüt etti. Sonra konuştu.
“Ben Sloane Mercer. Bana hatırlamayı hesap sandırdılar. Annemin hırkasından koparılan
düğmeyi geri istiyorum.”
Tessa geldi.
“Ben Tessa Karlis. Babamın güzel anıları kaybolmadı. Ben onları geri istiyorum.”
Mira:
“Ben Mira. Görünmeyen yükleri geri istiyorum.”
Evan:
“Ben Evan. Kriz çıkmadan önce gerçeği söyleme hakkını geri istiyorum.”
Jonah:
“Ben Jonah. İyi niyetin sınırını geri istiyorum.”
Mara son olarak mikrofona eğildi.
“Ben Mara Arden. Geç kaldım. Ama tanıklığımı geri istiyorum.”
Hat uğuldadı.
İstasyondaki eski ışıklar aynı anda yandı.
Noah’ın sesi çok zayıf ama huzurluydu.
“Yol açıldı.”
Platformun arkasındaki tünel kapısı ağır ağır yükseldi.
Arkasında karanlık bir hat vardı.
Sektör-0’a giden yol.
Lidya mikrofonu bıraktı.
“Gidiyoruz,” dedi.
Ve Menzil İstasyonu’nun arkasındaki kapıdan geçerken, şehir ilk kez arkalarından değil,
içlerinden konuşuyordu:
Ben seçimimi geri istiyorum.
Bölüm etkileşimi
