21. bölüm / 28
Bellek KarışımıBÖLÜM XX — Korku Katmanı
Bölümler 28Şu an: BÖLÜM XX — Korku Katmanı
- 1 Prolog382 kelime
- 2 BÖLÜM I — Sektör-94.591 kelime
- 3 BÖLÜM II — Teklif3.699 kelime
- 4 BÖLÜM III — İmza2.206 kelime
- 5 BÖLÜM IV — Geçiş Zamanı1.248 kelime
- 6 BÖLÜM V — BK Laboratuvarına İlk Giriş1.722 kelime
- 7 BÖLÜM VI — Eski Hat2.886 kelime
- 8 BÖLÜM VII — Dosyayı Okuyan Dosya2.887 kelime
- 9 BÖLÜM VIII — Klinik3.303 kelime
- 10 BÖLÜM IX — Harlan’ın Sesi2.530 kelime
- 11 BÖLÜM X — Sadece Ben Değilim2.386 kelime
- 12 BÖLÜM XI — Mercer Evi2.911 kelime
- 13 BÖLÜM XII — Tanık-002.427 kelime
- 14 BÖLÜM XIII — Hale Arşivi3.180 kelime
- 15 BÖLÜM XIV — Eski Hat Uyanınca2.771 kelime
- 16 BÖLÜM XV — Son Tanık2.523 kelime
- 17 BÖLÜM XVI — Hat 01.983 kelime
- 18 BÖLÜM XVII — Arden Sahası2.421 kelime
- 19 BÖLÜM XVIII — Beyan Kapısı2.032 kelime
- 20 BÖLÜM XIX — Menzil İstasyonu2.753 kelime
- 21 BÖLÜM XX — Korku Katmanı2.132 kelime · Okuduğun bölüm
- 22 BÖLÜM XXI — Duyma2.072 kelime
- 23 BÖLÜM XXII — Aralık2.160 kelime
- 24 BÖLÜM XXIII — Merkez Kule’ye Dönüş1.933 kelime
- 25 BÖLÜM XXIV — Uygunluk Zirvesi2.371 kelime
- 26 BÖLÜM XXV — Eski Kapı2.794 kelime
- 27 BÖLÜM XXVI — Hatırlama Hakkı1.909 kelime
- 28 BÖLÜM XXVII — Seçim Aralığı1.563 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sektör-0’a inen tünel, diğer eski hatlara benzemiyordu.
Öncekiler paslı, nemli, unutulmuştu. Buralarda geçmiş, fiziksel bir şey gibi dururdu:
duvardaki çatlak, raydaki pas, kırık tabela, tozlu panel. İnsan bunları görünce buranın terk
edildiğini sanabilirdi.
Ama Sektör-0 hattı terk edilmiş değildi.
Saklanmıştı.
Tünelin duvarları beklenmedik biçimde temizdi. Işıklar zayıftı ama düzenli aralıklarla
yanıyordu. Rayların kenarında eski işaretler vardı fakat üzerleri silinmemişti. Aksine,
korunmuş gibiydi. Sanki şehir bu hattı kullanmıyor görünmeyi seçmiş, ama aslında onu iç
organ gibi canlı tutmuştu.
Lidya önde yürüyordu.
Elinde metal parça vardı. Cebinde değil. Avucunda. Artık onu saklamıyordu. Ama hâlâ
bırakmaya hazır değildi.
Arkasında Mara, sonra Evan ve Mira, ardından Sloane ve Gideon, en arkada Tessa ile
Jonah, Rowan’ın sedyesiyle ilerliyordu. Rowan bilinci yarı kapalı haldeydi. Bazen gözleri
açılıyor, bir noktaya bakıyor, sonra tekrar kapanıyordu. Korku katmanı devreye girerse ilk
onun etkilenmesi beklenirdi. Çünkü BK-12 hâlâ içindeydi.
Evan elindeki analog okuyucuya baktı. “Hat aktif. Ama garip bir şekilde bize saldırmıyor.”
Gideon, “Bunu iyi haber sayalım mı?”
Mara cevap verdi. “Hayır. Korku katmanı doğrudan saldırmaz. Önce içeriden yer arar.”
Jonah hemen ekledi. “Korkunun en kolay girdiği yer, kişinin zaten açık olan yarasıdır.”
Gideon, “Jonah, seninle karanlık tünelde yürümek ruh sağlığı açısından zor,” dedi.
“Bu tünelde ruh sağlığını korumak için söyledim.”
Sloane, “İkiniz de susun,” dedi. “Dinlememiz gerekiyor.”
Tünel gerçekten dinlenmesi gereken bir yerdi.
Önce sadece adımlarını duydular. Sonra uzak bir uğultu. Ardından çok hafif bir fısıltı.
Kelimeler seçilmiyordu ama sesler tanıdıktı. İnsan, ne söylendiğini duymasa bile kimin
sesine benzediğini anlayabilirdi.
Tessa durdu.
Lidya arkasına baktı. “Tessa?”
Tessa’nın yüzü bembeyazdı. “Babam.”
Tünelin sol duvarından bir ses geldi. Nick Karlis’in sesi gibi.
“Bağlayamadım, Tessa.”
Tessa’nın gözleri doldu.
Ses devam etti.
“Koptu. Ben bağlayamadım.”
Jonah hemen yanına geldi. “Bu gerçek değil.”
Tessa fısıldadı: “Ama onun sesi.”
“Evet. Korku katmanı gerçek olmayan şeyi gerçek sesle söyler.”
Tessa iki elini yumruk yaptı. “Hayır.”
Ses tekrar geldi.
“Güzel anılar yetmedi.”
Tessa’nın yüzünde acı yükseldi. Ama bu kez geri çekilmedi. Bir adım öne çıktı.
“Yalan,” dedi.
Tünel sessizleşmedi. Ses hâlâ vardı.
Tessa devam etti. “Babam bana ışığı gösterdi. Rayların üstünde nasıl aktığını anlattı.
Koparsa biri gider bağlar dedi. Sen onun sesiyle konuşuyorsun ama onun gibi
dinlemiyorsun.”
Duvarın içinden gelen ses bozuldu. Cızırtıya döndü. Sonra kayboldu.
Evan okuyucuya baktı. “K-11 tepkisi yükseldi. Korku sinyali düştü.”
Mara başını salladı. “İlk eşik.”
Gideon, “Harika. Tünel sırayla hepimizi duygusal olarak parçalayacak mı?”
Mara ona baktı. “Muhtemelen.”
“En azından dürüstsün.”
İlerlediler.
Bu kez Sloane durdu.
Tünelin sağ tarafındaki ışıklar bir an için değişti. Duvar, cam gibi yansımaya başladı.
İçinde Mercer evinin üst katındaki oda göründü. Küçük Sloane sandalyede oturuyordu.
Harlan karşısında, babası yanında not alıyordu.
Küçük Sloane’un sesi duyuldu.
“Düğmemi geri alabilir miyim?”
Babası cevap verdi:
“Sonra.”
Yetişkin Sloane’un yüzü taş kesildi.
Görüntüde babası bu kez doğrudan ona baktı. Sanki geçmişten bugüne konuşuyordu.
“Sen zaten böyle daha iyisin. Duyguların az, hesabın yüksek. Bu aileye en çok böyle
yararsın.”
Sloane’un eli cebindeki düğmeye gitti.
Gideon bir şey söylemek istedi ama Lidya eliyle onu durdurdu.
Bu Sloane’un beyanıydı. Onun yerine kimse konuşamazdı.
Sloane, duvardaki görüntüye baktı.
“Hayır,” dedi. “Ben böyle daha kullanışlıydım. Daha iyi değil.”
Görüntü titredi.
Sloane’un sesi sert ama içten çıktı.
“Ben hesabı seviyorum. Bu bana ait. Ama beni sayıya çevirmeniz bana ait değil.”
Düğmeyi avucunda sıktı.
“Ben eksik saydığım şeyi geri aldım.”
Görüntü kırıldı. Duvar tekrar beton oldu.
Gideon yavaşça, “Bu cümle çok iyiydi,” dedi.
Sloane ona bakmadan, “Çalma,” dedi.
“Çalmam. Belki lisanslarım.”
Sloane istemeden çok küçük bir nefes verdi. Gülmedi ama gülmeye en yakın şeydi.
Bir sonraki saldırı Evan’a geldi.
Tünelin tavanındaki eski hoparlörlerden bir alarm sesi yükseldi. Ardından Evan’ın kendi
sesi duyuldu. Daha genç, daha telaşlı.
“Ben söylemiştim.”
Sonra başka bir ses: “Geç kaldın.”
Alarm büyüdü.
Evan’ın yüzü gerildi. Mira hemen ona baktı. “Evan.”
Hoparlörden ses devam etti.
“Yine gördün. Yine sustun. Yine geç kaldın.”
Evan okuyucusunu düşürecek gibi oldu.
Mira onun elini tuttu. “Bana bak.”
Evan bakmadı. “Ben bazen gerçekten susuyorum.”
“Evet.”
“Çünkü haklı çıkmaktan korkuyorum.”
“Evet.”
“Çünkü kriz olmadan kriz dediğimde insanlar bana bakıyor. Sonra kriz çıkarsa haklı
oluyorum. Çıkmazsa panik yaratmış oluyorum.”
Mira’nın sesi netti. “O zaman şimdi söyle. Ne görüyorsun?”
Evan nefes aldı. Okuyucusuna baktı.
“Korku katmanı kişisel değil. Her kişisel yaradan ortak sinyal topluyor. Bizi test etmiyor
sadece; kalibre oluyor.”
Mara’nın yüzü sertleşti. “Yani biz ilerledikçe sistem öğreniyor.”
Evan başını salladı. “Evet. Ama aynı zamanda biz de onu öğreniyoruz.”
Hoparlördeki ses bozuldu.
Evan daha yüksek konuştu.
“Ben kriz çıkmadan önce gerçeği söyleme hakkımı geri istiyorum.”
Alarm kesildi.
Mira onun elini bıraktı ama yanında yürümeye devam etti.
Bu kez Mira’nın sırası beklenenden hızlı geldi.
Tünelin zemininde takvim sayfaları gibi ışıklar belirdi. Saatler, toplantılar, görevler, geçiş
aralıkları, görünürlük raporları… Hepsi onun ayarladığı sistem parçalarıydı. Sonra bir ses
duyuldu. Lidya’nın sesi gibi ama değildi.
“Mira, sen burada görünmüyorsun.”
Başka bir ses:
“Sen yalnızca düzenlemek için varsın.”
Başka bir ses:
“Kimse seni aramaz. Çünkü herkes senin zaten orada olduğunu varsayar.”
Mira’nın adımları yavaşladı.
Lidya ona döndü. “Mira?”
Mira gözlerini yerdeki ışıklardan ayırmadı.
“Ben bunu biliyorum,” dedi.
Sesler çoğaldı.
“Görünmez kalırsan güvende olursun.”
“Görünmez kalırsan vazgeçilmez olursun.”
“Görünmez kalırsan kimse seni kaybettiğini fark etmez.”
Mira’nın yüzünde ilk kez açık bir acı belirdi.
Sonra başını kaldırdı.
“Hayır,” dedi. “Ben görünmez kalmayı öğrendim. Çünkü görünür olanların nasıl hedef
olduğunu gördüm. Ama bu, olmadığım anlamına gelmiyor.”
Yerdeki takvim ışıkları titredi.
Mira devam etti.
“Ben sadece başkalarının zamanını yönetmiyorum. Kendi zamanımı da geri istiyorum.”
Işıklar söndü.
Lidya, Mira’ya baktı. “Seni görüyorum.”
Mira’nın yüzünde çok küçük bir kırılma oldu. “Biliyorum,” dedi. “Bu yüzden buradayım.”
İlerlediler.
Gideon’un korkusu sessiz geldi.
Ne ses, ne görüntü, ne alarm.
Sadece tünelin ortasında küçük kırmızı bir oyuncak uçak belirdi.
Yerde duruyordu.
Kırık kanatlı.
Gideon durdu.
Kimse konuşmadı.
Oyuncak uçağın yanında genç Gideon’un sesi duyuldu.
“Eğer bunu sahiplenirsen, zayıf olursun.”
Sonra babasının sesi:
“Kırık şeyleri göstermezsin. Değiştirirsin.”
Gideon eğildi. Uçağa dokunmadı.
Lidya onun yüzündeki savaşı gördü. Oyuncak gerçek değildi. Ama acısı gerçekti. Tanık
04 onun içindeydi ve bu görüntü doğrudan oraya dokunuyordu.
Gideon yavaşça konuştu.
“Ben kırık şeyleri göstermezsem, insanlar benim kusursuz olduğumu sanıyor. Sonra beni
takip ediyorlar. Sonra ben de onları gerçekten hak ettiğimi sanıyorum.”
Oyuncak uçak titredi.
Gideon diz çöktü. Elini uçağın üzerine koymadı; hemen yanına koydu.
“Benim liderliğim buradan başlamasın,” dedi. “Beni alkışladıkları sahneden değil. Bana
kırık uçağı geri veren yerden başlasın.”
Uçak kaybolmadı.
Aksine bir anlığına tamir olmuş gibi göründü. Sonra ışığa dönüştü ve Gideon’un göğsüne
doğru çekildi. Gideon sarsıldı ama düşmedi.
Evan okuyucuya baktı. “Tanık-04 daha da aktifleşti.”
Gideon derin bir nefes aldı.
“İçimdeki çocuk oyuncak uçağını geri aldı. Bunu toplantı notlarına nasıl yazacağız?”
Sloane, “Yazmayacağız,” dedi.
“Teşekkür ederim.”
Mara ise ciddi biçimde Gideon’a baktı. “Bunu küçültme.”
Gideon’un şakası söndü. “Deniyorum.”
Sonra sıra Jonah’a geldi.
Tünel genişledi. Ortada bir masa belirdi. Masanın üstünde dosyalar, izin formları, etik
onay belgeleri vardı. Bir ses duyuldu.
“Onay verildi.”
Başka bir ses:
“Risk kabul edilebilir.”
Bir üçüncüsü:
“İyi niyetle yapıldı.”
Jonah’ın yüzü kireç gibi oldu.
Lidya ilk kez onun geçmişine dair gerçek bir şeyin kapısında olduklarını hissetti.
Masada bir dosya açıldı. İçinden bir fotoğraf göründü. Genç bir kadın. Gülümseyen, biraz
yorgun, ama canlı. Jonah bir adım geriledi.
Tessa yavaşça, “Kim?” diye sordu.
Jonah cevap vermedi.
Sesler devam etti.
“Protokol etik sınırlar içinde.”
“Katılımcı bilgilendirildi.”
“Sonuç öngörülemezdi.”
Jonah gözlerini kapattı. “Hayır.”
Lidya ona yaklaştı. “Jonah?”
Jonah’ın sesi kısıktı. “Ben bir zamanlar bir kuruldaydım. Daha küçük bir program. BK
değil. Ama aynı dil. Aynı iyi niyet. Bir kadına, travma sonrası denge protokolü önerildi.
Onam formu vardı. Her şey doğruydu. Ama kimse ona neyi kaybedebileceğini anlatmadı.”
Mara’nın yüzü ağırlaştı.
Jonah devam etti. “Ben itiraz etmedim. Çünkü belgeler tamdı. Çünkü herkes bunun onun
iyiliği için olduğunu söyledi. Çünkü ben frene basmak için oradaydım ama o gün
basmadım.”
Masadaki fotoğraf titredi.
“Sonra kadın kızının sesini hatırladığında hiçbir şey hissetmediğini söyledi.”
Tessa ağzını kapattı.
Jonah’ın sesi kırıldı. “Ben o günden beri frene basıyorum.”
Lidya, Jonah’a dokunmadı. Sadece yanında durdu.
Jonah gözlerini açtı. Dosyalara baktı.
“Ben iyi niyetin sınırını geri istiyorum,” dedi. “Çünkü sınır yoksa iyi niyet de araç olur.”
Masa kayboldu.
Tünel tekrar açıldı.
Mara, Jonah’a baktı. “O kadının adı neydi?”
Jonah’un gözleri doldu. “Lale.”
Mara başını eğdi. “Hatırla.”
Jonah başını salladı. “Hatırlıyorum.”
Mara’nın korkusu sonradan geldi.
Belki de en ağır olan oydu.
Tünel birden Karşıyaka Kliniği’nin eski arşiv odasına dönüştü. Genç Mara oradaydı.
Harlan’ın yanında duruyordu. Noah kapının önündeydi. Masada dosyalar vardı. K-3
kayıtları. Lidya’nın adı. Nick Karlis’in adı. Gideon’un adı. Sloane’un adı.
Genç Mara, dosyaya bakıyor ama imzalamıyordu.
Harlan’ın genç sesi duyuldu:
“Mara, bu protokolü durdurursan hiçbir şeyi kurtaramazsın. İçeride kalırsan bazılarını
koruyabilirsin.”
Genç Mara kalemi aldı.
Bugünkü Mara’nın yüzünde yıllardır taşıdığı suç açıkça belirdi.
Lidya, ona doğru bir adım attı ama Mara elini kaldırdı.
“Hayır. Bu benim.”
Geçmişteki Mara imzayı attı.
Bugünkü Mara konuştu.
“Ben içeride kalırsam daha çok kişiyi korurum sandım. Bu bazen doğruydu. Ama her
doğru, kaldığım gerçeğini değiştirmedi.”
Harlan’ın sesi:
“Sen olmasaydın daha kötü olurdu.”
Mara’nın gözleri doldu.
“Bu cümleyle yıllarca yaşadım,” dedi. “Daha kötü olabilirdi. Daha kötü olmasın diye
sustum. Daha kötü olmasın diye geciktim. Daha kötü olmasın diye bazı kapıları
kapatmadım.”
Genç Mara’nın görüntüsü ona baktı.
Bugünkü Mara devam etti.
“Artık daha kötü olmasın diye susmayacağım.”
Görüntü dağıldı.
Tünel geri geldi.
Lidya ona baktı. Mara’nın omuzları biraz çökmüştü ama yüzü daha açıktı. Saklanmış
birinin değil, sonunda saklandığı yerden çıkan birinin yüzü.
Sonra bütün ışıklar Lidya’ya döndü.
Tünel sessizleşti.
Hiçbir görüntü belirmedi.
Hiçbir ses gelmedi.
Bu, hepsinden daha korkutucuydu.
Gideon fısıldadı: “Sanırım büyük final sende.”
Lidya cevap vermedi.
Elindeki metal parça ağırlaştı. Son tanığın anısı içindeydi ama tünel ona yeni bir şey
göstermiyordu. Belki çünkü zaten hatırlamıştı. Belki çünkü korku katmanı artık başka bir
yol arıyordu.
Sonra karanlığın içinde Noah’ın sesi duyuldu.
Ama bu kez tanıdığı Noah gibi değildi.
Daha soğuk.
Daha düz.
“Lidya, beni kurtarmazsan beni öldürmüş olursun.”
Lidya’nın kalbi sıkıştı.
Herkes dondu.
Mara hemen, “Bu Noah değil,” dedi.
Ses devam etti.
“Beni burada bırakırsan, sen de Harlan gibi olursun.”
Lidya’nın nefesi daraldı.
Korku katmanı onun en açık yarasını bulmuştu.
Noah’ı kullanmama, kurtarmama, durdurma, ayırma… Bunların hepsi sınırdı. Ama o
sınırın arkasında korku vardı: Ya doğru olanı yaparken birini gerçekten terk ediyorsa?
Ses yine geldi.
“Beni hatırlıyorsan, beni bırakma.”
Lidya’nın gözleri doldu.
Gideon bir adım attı. “Lidya—”
Jonah onu durdurdu. “Hayır. Onun beyanı.”
Lidya karanlığa baktı.
“Noah beni böyle çağırmaz,” dedi.
Ses değişmedi.
“Emin misin?”
Lidya’nın içinden genç Noah’ın sesi geçti. Merkez’de. Santralde. Kayıtta. Hat 0’da.
Beni kurtarmaya çalışma.
Beni durdur.
Ben desteklerim. Ama yönetmem.
Lidya metal parçayı avucunda açtı.
“Evet,” dedi. “Eminim.”
Karanlık yoğunlaştı.
Ses bu kez Harlan’a benzedi.
“Bir insanı sistemden ayırmak için onu kaybetmeyi göze almalısın. Sen bunu yapamazsın.
Sen güzel anıya fazla bağlısın.”
Lidya derin bir nefes aldı.
“Güzel anıya bağlı olmak, geçmişe zincirlenmek değildir,” dedi. “Birini sevmiş olmak, onun
üzerinden karar verme hakkı vermez. Noah’ı sevgiyle de araç yapmayacağım. Suçlulukla
da.”
Karanlık titredi.
Lidya devam etti.
“Ben Noah’ı kurtarmak istemiyorum diye onu terk etmiyorum. Onu kullanmamak için
duruyorum.”
Bu cümleyle tünelin ışıkları geri geldi.
Ama korku katmanı son bir hamle yaptı.
Bu kez Elian’ın sesi duyuldu.
Küçük, ince, yorgun bir ses.
“Beni dinlemediler.”
Mara sarsıldı.
Harlan’ın sesi de ardından geldi:
“Ben dinlemeye çalıştım.”
Elian’ın sesi:
“Hayır. Beni düzeltmeye çalıştın.”
Lidya’nın etrafındaki herkes sustu.
Bu ses korku katmanından mı geliyordu, yoksa Sektör-0’a yaklaştıkça Ren Düğümü’nün
içinden mi sızıyordu? Kimse anlayamadı.
Lidya yavaşça konuştu.
“Elian.”
Cevap gelmedi.
“Biz seni kurtarmaya gelmiyoruz.”
Tünelin sonunda bir ışık yandı.
Lidya devam etti.
“Seni dinlemeye geliyoruz.”
Işık büyüdü.
Mara’nın yüzünden yaş aktı.
Harlan’ın sesi duyulmadı.
Tünel açıldı.
Önlerinde büyük bir kapı belirdi.
Üzerinde hiçbir dijital panel yoktu. Hiçbir kart okuyucu, hiçbir sensör, hiçbir kamera
görünmüyordu.
Sadece bir cümle yazıyordu:
REN DÜĞÜMÜ / GİRİŞ İÇİN MÜDAHALE ETMEYİN
Gideon kapıya baktı. “Bu şimdiye kadarki en korkutucu talimat olabilir.”
Evan kapıyı incelemeden durdu. “Dokunmuyoruz.”
Mira başını salladı. “Bekliyoruz.”
Sloane rahatsız bir nefes verdi. “Hiçbir şey yapmadan mı?”
Mara ona baktı. “Evet.”
Tessa, Rowan’ın yanında sessizce durdu. Jonah ellerini önünde birleştirdi. Gideon ilk kez
gerçekten hiçbir şey söylemedi.
Lidya kapının karşısına geçti.
Metal parçayı avucunda tuttu ama kapıya yaklaştırmadı.
Dakikalar mı geçti, saniyeler mi, kimse bilmiyordu.
Sonra kapı kendi kendine açıldı.
Arkasında beyaz bir oda vardı.
Odanın ortasında bir sandalye.
Sandalyede oturan biri.
Ne tamamen genç, ne tamamen yaşlı. Yüzü tanıdık ama tamamlanmamış. Sanki birçok
kaydın, birçok anının, birçok sesin üst üste binmesiyle oluşmuş bir insan.
Noah.
Ya da Noah’tan kalan şey.
Gözlerini Lidya’ya çevirdi.
Gülümsedi.
Bu gülümseme kırılmıştı ama hâlâ onundu.
“Geldiniz,” dedi.
Lidya kapının eşiğinde durdu.
“Evet,” dedi.
Noah başını hafifçe eğdi.
“Ve hiçbir şeyi zorlamadınız.”
Mara fısıldadı: “Tanık-00…”
Noah’ın bakışı Mara’ya kaydı. “Mara.”
Kadın gözlerini kapatmadı. “Noah.”
Noah’ın sesi yumuşadı. “Geç kaldığını düşünme.”
Mara ağlamadı. Ama yüzündeki yılların yükü bir anlığına indi.
Lidya bir adım attı.
Noah elini kaldırdı.
“Yaklaşmadan önce bilmen gereken bir şey var.”
Lidya durdu.
Noah’ın sesi değişti. Daha derin, daha ağır oldu.
“Benim içimde sadece ben yokum.”
Odanın ışıkları titredi.
Arka duvarda bir gölge belirdi.
Harlan’ın yüzü değil.
Bir çocuğun silueti.
Elian.
Noah devam etti.
“Tanık-00 burada. Ama onu almak, sadece Harlan’ı durdurmak anlamına gelmez.”
Lidya’nın sesi kısıldı. “Ne anlama gelir?”
Noah’ın gözleri ona sabitlendi.
“Şehir ilk kez gerçekten duyacak.”
“Ne kadarını?”
Noah cevap verdi.
“Hepsini.”
Bölüm etkileşimi
