14. bölüm / 28
Bellek KarışımıBÖLÜM XIII — Hale Arşivi
Bölümler 28Şu an: BÖLÜM XIII — Hale Arşivi
- 1 Prolog382 kelime
- 2 BÖLÜM I — Sektör-94.591 kelime
- 3 BÖLÜM II — Teklif3.699 kelime
- 4 BÖLÜM III — İmza2.206 kelime
- 5 BÖLÜM IV — Geçiş Zamanı1.248 kelime
- 6 BÖLÜM V — BK Laboratuvarına İlk Giriş1.722 kelime
- 7 BÖLÜM VI — Eski Hat2.886 kelime
- 8 BÖLÜM VII — Dosyayı Okuyan Dosya2.887 kelime
- 9 BÖLÜM VIII — Klinik3.303 kelime
- 10 BÖLÜM IX — Harlan’ın Sesi2.530 kelime
- 11 BÖLÜM X — Sadece Ben Değilim2.386 kelime
- 12 BÖLÜM XI — Mercer Evi2.911 kelime
- 13 BÖLÜM XII — Tanık-002.427 kelime
- 14 BÖLÜM XIII — Hale Arşivi3.180 kelime · Okuduğun bölüm
- 15 BÖLÜM XIV — Eski Hat Uyanınca2.771 kelime
- 16 BÖLÜM XV — Son Tanık2.523 kelime
- 17 BÖLÜM XVI — Hat 01.983 kelime
- 18 BÖLÜM XVII — Arden Sahası2.421 kelime
- 19 BÖLÜM XVIII — Beyan Kapısı2.032 kelime
- 20 BÖLÜM XIX — Menzil İstasyonu2.753 kelime
- 21 BÖLÜM XX — Korku Katmanı2.132 kelime
- 22 BÖLÜM XXI — Duyma2.072 kelime
- 23 BÖLÜM XXII — Aralık2.160 kelime
- 24 BÖLÜM XXIII — Merkez Kule’ye Dönüş1.933 kelime
- 25 BÖLÜM XXIV — Uygunluk Zirvesi2.371 kelime
- 26 BÖLÜM XXV — Eski Kapı2.794 kelime
- 27 BÖLÜM XXVI — Hatırlama Hakkı1.909 kelime
- 28 BÖLÜM XXVII — Seçim Aralığı1.563 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sektör-5’e giden eski servis yolu, şehir haritalarında neredeyse görünmezdi.
Yeni ulaşım sistemi onu ana rota olarak önermezdi. Hatta çoğu araç, o hattı kullanmak
istediğinde üç kez uyarı verirdi: düşük kapsama, düşük güvenlik, eski altyapı. Şehir,
kullanmanı istemediği yolları yasaklamazdı; daha akıllıca bir şey yapar, seni onlardan
vazgeçirirdi.
Sloane’un kullandığı araç eskiydi. Yeni araçlar gibi insanı tanıyan, nabzını okuyan, rota
önerirken duygusal durumu hesaba katan bir sistem taşımıyordu. Direksiyon gerçekten
direksiyondu. Fren gerçekten frendi. Motor sesi vardı. Çok hafif, alçak, neredeyse ayıp
sayılacak kadar canlı bir ses.
Gideon arka koltukta oturuyordu. Normalde arka koltuğa yayılır, bir yorum yapar,
pencereye bakıp kendinden hoşnut bir cümle kurardı. Şimdi sessizdi. Elleri dizlerinin
üzerindeydi. Parmakları bazen kapanıyor, sonra açılıyordu. Sanki kendi bedeninde bir şey
arıyordu.
Lidya onun yanına oturmuştu. Sloane önde, direksiyondaydı.
Kimse konuşmuyordu.
Sessizlik ilk kez üçü arasında düşman gibi durmuyordu. Daha çok aynı masaya konmuş
ağır bir dosya gibiydi. Herkes onun varlığını biliyor ama kapağını hemen açmaya cesaret
edemiyordu.
Sonunda Gideon konuştu.
“İçime bir şey koymuş olabilirler.”
Sesi alaycı değildi. Bu yüzden cümle daha çıplak duyuldu.
Lidya ona baktı. “Bilmiyoruz.”
“Rowan söyledi.”
“Söylenen her şey gerçek değildir.”
Gideon acı bir gülümseme gösterdi. “Söyleyen Rowan’dı. Yönlendirilmiş Rowan. Bu daha
kötü. Çünkü belki yalan söylemedi; sadece doğruyu doğru zamanda silah gibi kullandı.”
Sloane gözlerini yoldan ayırmadan, “Bu BK-12’nin yapabileceği bir şey,” dedi.
Gideon başını öne eğdi. “Harika. İnsanlar bana eskiden de silah derdi. Demek şimdi
teknik olarak da mümkün.”
Lidya yumuşak ama net konuştu. “Gideon.”
O başını çevirdi.
“Sen onların sana yaptığı şey değilsin.”
“Bunu nasıl bu kadar rahat söylüyorsun?”
“Rahat söylemiyorum.”
“Emin söyleyorsun.”
Lidya bir an sustu. Camın dışından eski tünel ışıkları geçti; yüzünü kısa kısa böldü. Bir
göz, bir yanak, bir gölge.
“Çünkü ben de aynı soruyu kendime sordum,” dedi. “Metal parça bende. K-3’te
işaretlenmişim. Harlan beni risk ve anahtar olarak görmüş. Belki yıllardır bazı tepkilerim
bana ait mi değil mi diye sorgulamam gerekiyor. Ama şunu biliyorum: bunu sorgulayan
tarafım hâlâ benim.”
Gideon ona uzun süre baktı.
“Seni bazen fazla iyi bir cümle kurarken yakalıyorum,” dedi.
“Bazen cümle iyi olduğu için değil, doğru zamanda söylendiği için işe yarar.”
“Bunu Noah mı söylerdi?”
Lidya’nın boğazında ince bir sızı oldu. “Hayır. Bunu ben söylüyorum.”
Gideon başını hafifçe salladı. “İyi.”
Sloane aracı dar bir alt geçitten çıkardı. Yol genişledi. Sektör-5’in eski finans bölgesine
yaklaşmışlardı. Burası merkezin parıltısına benzemezdi. Daha eski bir güç taşıyordu;
daha az ışık, daha çok taş; daha az hologram, daha çok kapalı pencere. Para burada
bağırmazdı. Kalın duvarların arkasında oturur, başkalarının bağırmasını beklerdi.
Hale Arşivi, eski Liderlik Vakfı binasının altında yer alıyordu.
Bina dışarıdan bakıldığında bir kültür kurumu gibi görünüyordu. Cephesinde büyük
harflerle yazılmıştı:
HALE LİDERLİK VE GELECEK VAKFI
Altında daha küçük bir satır:
Yarının karar vericileri için.
Gideon arabadan indiğinde tabelaya baktı.
“Babam bu cümleyi çok severdi,” dedi. “Çünkü içinde hem gelecek var hem itaat.”
Sloane kapıyı inceledi. “Ana girişten girmeyeceğiz.”
Gideon’un yüzünde kısa bir gölge belirdi. “Biliyorum.”
Lidya bunu fark etti. “Buraya daha önce geldin.”
“Çocukken.” Gideon binanın sol tarafındaki dar sokağa yürümeye başladı. “Beni bazen
buraya getirirlerdi. Konferanslara değil. Onlar üst kattaydı. Ben alt kata inerdim.”
“Alt katta ne vardı?”
Gideon durmadan cevap verdi. “Sessiz odalar.”
Sloane’un adımları bir an yavaşladı.
Lidya sordu: “Mercer evindeki gibi mi?”
“Hayır.” Gideon’un sesi sertleşti. “Mercer evi çocukları ölçmek içinmiş. Hale Vakfı onları
hazırlamak içindi.”
“Ne için?”
Gideon arka taraftaki metal kapının önünde durdu. “Kendileri olmadan karar vermeye.”
Kapı eskiydi ama üzerinde yeni bir güvenlik paneli vardı. Sloane çantasından küçük bir
cihaz çıkardı. Panele bağladı. Ekranda hızlıca birkaç satır geçti.
“Bu sistem aktif,” dedi.
Gideon ona baktı. “Açabilir misin?”
“Muhtemelen.”
“Muhtemelen kelimesini sevmem.”
“Ben de babalarımızın bıraktığı lanetli arşivlere gece yarısı girmeyi sevmem ama
buradayız.”
Lidya çevreyi izliyordu. Sokak boş görünüyordu. Fakat artık boş sokaklara güvenmiyordu.
Rowan onları Mercer evinde bulmuştu. Harlan klinikte belirmişti. Bilinmeyen numaralar
eski hatlardan düşüyordu. Sistem her yerde olmayabilirdi; ama yeterince yerdeydi.
Sloane paneli atlattı. Kapı açıldı.
İçerisi karanlıktı.
Gideon öne geçmek istedi. Lidya kolunu tuttu.
“Sen en öne geçme.”
“Burası benim aile cehennemim.”
“Bu yüzden.”
Gideon itiraz etmedi.
İçeri Lidya girdi. Ardından Gideon, en arkadan Sloane. Dar bir koridor onları aşağıya
götürdü. Duvarlar açık griydi. Işıklar otomatik yanmadı. Sloane küçük bir el lambası
çıkardı. Işık, duvardaki eski yazıları ortaya çıkardı.
DİSİPLİN
NETLİK
HIZ
KARAR
Gideon yazılara bakmadan yürüdü. Ama bakmaması, onları görmediği anlamına
gelmiyordu. Bazı kelimeler insanın gözünden değil, kemiğinden okunurdu.
Koridorun sonunda geniş bir oda vardı. Kapısı açıktı.
İçeri girdiklerinde Lidya ilk önce kokuyu aldı.
Toz değil.
Limon değil.
Metal değil.
Kuru deri, eski kağıt ve yanık elektrik kokusu.
Odanın ortasında uzun bir masa vardı. Üzerinde eski liderlik simülasyon cihazları, çocuk
boyutunda değil; gençler için yapılmış koltuklar, ekranlar, baş hizasına denk gelen küçük
hoparlörler. Duvarlarda eski fotoğraflar asılıydı: gülümseyen gençler, takım elbiseli aileler,
ödül törenleri, sahne sunumları.
Gideon bir fotoğrafın önünde durdu.
Fotoğrafta on altı ya da on yedi yaşlarında bir çocuk vardı. Sarı saçlı, temiz yüzlü, güzel
giyimli. Gülümsüyordu ama gözleri başka bir şey söylüyordu.
Lidya çocuğu tanıdı.
Gideon.
Fotoğrafın altında yazıyordu:
GIDEON HALE — GELECEK LİDERLİK ADAYI
Gideon fotoğrafa baktı. “Bunu hatırlıyorum.”
Sesi uzaktan geliyordu.
“Ne olmuştu?”
“Konuşma yaptım. Bana, iyi liderin önce kendi içindeki tereddüdü susturması gerektiğini
söylediler. Sonra beni alkışladılar.”
“Sen ne hissettin?”
Gideon gülümsedi ama bu kez gülüş korkunç derecede kırılgandı. “Açtım.”
Lidya şaşırdı. “Aç?”
“Evet. Sabah kahvaltı yapmama izin vermemişlerdi. Vücudun baskı altında nasıl
performans verdiğini ölçüyorlardı.”
Sloane gözlerini kapatır gibi yaptı ama kapatmadı. “Tanrım.”
Gideon ona baktı. “Sizin evde düğme kesiyorlardı. Bizimkinde kahvaltı kesiyorlardı. Aile
gelenekleri.”
Lidya odanın ortasına yürüdü. Masadaki dosyalar arasında Hale ailesinin eski amblemi
vardı. Yanında aynı işaret: üç çizgi ve halka. Fakat burada işaretin yanında başka bir
sembol daha vardı: iç içe geçmiş iki daire.
Sloane dosyayı açtı.
“Tanık-04 kayıtları burada olmalı.”
Gideon masaya yaklaşmadı. “Bulursanız haber verin.”
Lidya ona döndü. “Masaya gel.”
“Hayır.”
“Gideon.”
“Ben orada ne yazdığını görmek istemiyorum.”
Bu ilk kez açık bir kaçıştı.
Gideon Hale, her şeye alayla yaklaşan, güçle oynayan, riskten hoşlanan adam, eski bir
masaya yaklaşmaktan korkuyordu. Lidya bunu zayıflık olarak görmedi. Aksine, ilk kez
gerçek bir sınır gördü.
“Tamam,” dedi.
Gideon şaşırdı. “Tamam mı?”
“Evet. Ama uzaklaşma.”
“Bu da ne demek?”
“Kapının yanında dur. Kaçmak istersen önce bizi geçmen gereksin.”
Gideon kısa bir nefesle güldü. “Bu çok zalimce.”
“Biliyorum.”
“İşe yarayabilir.”
“Onu da biliyorum.”
Gideon kapının yanına geçti. Sloane dosyaları ayırmaya başladı. Lidya da masadaki eski
kartları, notları, veri kutularını kontrol etti.
Bir kutunun üzerinde şunlar yazıyordu:
TANIK-04 / G.H. / UYGULAMA SONRASI TAKİP
Lidya kutuyu açmadan önce Gideon’a baktı.
Gideon başını çevirdi. “Aç.”
Lidya kutuyu açtı.
İçinde bir nesne yoktu.
Bir sıvı kartuşu vardı. Küçük, boş, mühürlü. Yanında birkaç rapor.
Sloane raporu aldı. “Tanık nesne çözündürme protokolü…”
Lidya’nın içi soğudu. “Çözündürme?”
Sloane okumaya devam etti. “Tanık-04 fiziksel nesne formundan çıkarılarak nöro-aromatik
taşıyıcıya aktarılmıştır. Uygulama, katılımcı G.H. üzerinde liderlik sapması kontrolü için
gerçekleştirilmiştir.”
Gideon’un yüzü bembeyaz oldu. “Ne nesnesiydi?”
Sloane sayfayı çevirdi ama cevap veremedi.
Lidya raporu aldı.
Alt satırda yazıyordu:
Orijinal tanık: kırmızı oyuncak uçak / katılımcı tarafından güçlü sahiplenme tepkisi
Lidya’nın kalbi sıkıştı.
Oyuncak uçak.
Daha önce yaya geçidindeki çocuğun elinde eski tip uçak modeli gördüğünde Lidya’nın içi
dolmuştu. Oyuncaklar geçmişe doğrudan bağlanırdı. Gideon’un tanığı da bir çocuk
oyuncağıydı. Kırmızı bir uçak. Muhtemelen kendine ait hissettiği, belki özgürlük, hız, kaçış
ya da oyun anlamı taşıyan küçük bir şey.
Gideon dudaklarını araladı ama konuşamadı.
Sonra çok yavaş dedi ki:
“Benim bir uçağım vardı.”
Lidya sesini yumuşattı. “Hatırlıyor musun?”
“Hayır.” Gideon gözlerini kapattı. “Yani… biliyorum. Ama hatırlamıyorum. Bunu anlatan
biri olmuş gibi biliyorum.”
Sloane fısıldadı: “Tanık nesneyi alıp çözdüler.”
Gideon’un sesi boş çıktı. “Bana içirdiler.”
Lidya raporu okumaya devam etti.
Uygulama sonrası sonuç: katılımcının risk arama davranışı korunmuş, ancak sahiplenme
merkezli itiraz refleksi zayıflatılmıştır. Karizma etkisi artmış, bağlılık kurma kapasitesi
araçsallaştırılabilir düzeye çekilmiştir.
Gideon’un oyuna çeviren tavrı, insanları etkileme becerisi, bağ kurduğu halde mesafe
koyması… Bunların ne kadarı onun kişiliğiydi ne kadarı müdahalenin sonucu? Ama yine
aynı yere geliyorlardı: Gideon hâlâ bu soruyu sorabiliyorsa, tamamen ellerinde değildi.
Gideon duvara yaslandı. “Ben insanları gerçekten seviyor muyum, yoksa onları yönetmeyi
mi seviyorum?”
Lidya cevap vermek için acele etmedi.
“Bilmiyorum,” dedi.
Gideon ona baktı. Bu dürüst cevap onu daha çok sarstı ama yalan kadar incitmedi.
Lidya devam etti. “Ama bunu merak etmen önemli.”
“Bu yeter mi?”
“Hayır.” Lidya raporu masaya bıraktı. “Ama başlamak için yeter.”
Sloane başka bir dosya buldu. “Burada uygulama tarihi var. Sen on altı yaşındaymışsın.”
Gideon başını eğdi. “Konuşmadan önceki gün mü?”
Sloane sayfaya baktı. “Evet.”
Oda sessizleşti.
Gideon’un ödül töreni, aç bırakılması, konuşması, alkışlanması… Hepsi bir performans
değil, uygulama sonrası gözlemdi. Bir çocuğun sahneye çıkışı, aile gururu değil, protokol
testiydi.
Gideon yavaşça fotoğraftaki genç haline baktı.
“Beni alkışlamamışlar,” dedi. “Sonucu alkışlamışlar.”
Lidya ona doğru yürüdü. “Gideon.”
“Hayır.” Elini kaldırdı. “Bana teselli verme. Teselli ederken çok iyisin ve şu an buna
dayanamayabilirim.”
Lidya durdu.
Gideon derin bir nefes aldı. Sonra yüzündeki o eski ifadeden küçük bir parça geri geldi.
Alay değil; savunma değil; karar.
“Peki,” dedi. “Benim tanığım içimdeyse, onu nasıl geri alıyoruz?”
Sloane hemen cevap verdi. “Bilmiyoruz. Muhtemelen geri alamıyoruz.”
Gideon başını salladı. “Bu da çok Mercer cevabı.”
“Doğru cevap.”
“Eksik cevap.”
Lidya masadaki cihazlara baktı. “Belki geri almak gerekmiyor.”
Sloane ona döndü. “Ne demek?”
“Tanık nesne, müdahale edilmeden önceki tepkinin izi. Gideon’unki çözündürülmüş ve
ona verilmiş. Yani sistem onun tanığını yok etmedi. İçine gömdü.”
Gideon acı bir gülümseme gösterdi. “Şanslıyım yani?”
“Hayır.” Lidya ona baktı. “Ama belki Tanık-04 hâlâ aktif hale getirilebilir.”
Sloane düşünmeye başladı. “Uyaranla.”
“Evet.”
Gideon’un sesi kısıldı. “Oyuncak uçakla mı?”
Lidya başını salladı. “Belki. Ya da onun temsil ettiği şeyle.”
Gideon gözlerini kapattı. “Benim için neyi temsil ettiğini hatırlamıyorum.”
Lidya yavaşça konuştu. “O zaman hatırlamak zorunda değilsin. Hissettiğin yerden
başlayacağız.”
Gideon güldü. “Bu beni korkunç derecede rahatsız etti.”
“İyi.”
“İyi mi?”
“Evet. Rahatsızlık bazen kapıdır.”
Sloane masanın arkasındaki eski terminali çalıştırdı. Ekran açıldı. Hale arşivi, Mercer
evinden daha kapalıydı ama ikinci eşik erişimi hâlâ Lidya ve Sloane’un tanık nesnelerini
tanıyordu.
Sloane, Gideon’un dosyasını terminale yükledi. Ekranda uyarı çıktı:
TANIK-04 FİZİKSEL FORMDA DEĞİL
İÇ TAŞIYICI OLASILIĞI: YÜKSEK
UYANDIRMA İÇİN ÜÇLÜ EŞLEŞME GEREKLİ
Lidya sordu: “Üçlü eşleşme?”
Sloane alt metni açtı.
TANIK-09: öz-bütünlük direnci
TANIK-02: bellek tutarlılığı
TANIK-04: sahiplenme/itiraz refleksi
Gideon ekrana baktı. “Yani siz ikiniz beni uyandıracaksınız.”
Sloane’un yüzü ciddiydi. “Uyandırmak kelimesini sevmiyorum.”
“Ben de bana oyuncak uçağımı içirmiş olmalarını sevmiyorum. Seçici olamayız.”
Lidya terminaldeki sonraki satırı okudu.
UYANDIRMA RİSKİ: kimlik dalgalanması / akut anı taşması / davranış sapması / geçici
yön kaybı
Gideon ellerini iki yana açtı. “Benim sıradan bir salı akşamım.”
“Bunu yapmak zorunda değiliz,” dedi Lidya.
Gideon ona döndü. “Zorundayız.”
“Sloane’a seçim dedim. Sana da diyorum. Zorunluluk başka, seçim başka.”
Gideon bu kez gerçekten ona baktı. “O zaman seçiyorum.”
“Emin misin?”
“Hayır.” Gideon’un sesi açık ve dürüsttü. “Ama hayatımda ilk kez emin olmadan verdiğim
kararın bana ait olma ihtimali var. Bunu kaçırmayacağım.”
Sloane bir süre onu izledi. Sonra başını salladı. “Protokolü çalıştırırsak, arşiv uyanır.”
“Zaten uyandı,” dedi Lidya.
“Rowan burayı bulabilir.”
“Zaten bulacak.”
“Gideon geçici olarak kontrolünü kaybedebilir.”
Gideon hafifçe gülümsedi. “Seni rahatlatacaksa, bu bende tamamen yeni sayılmaz.”
Sloane ona sert baktı ama gözlerinde çok küçük bir endişe vardı. Gideon bunu fark etti.
“Mercer, endişelenme. Beni sevmediğini biliyorum.”
“Sevmiyorum.”
“Güzel.”
“Ölmeni de istemiyorum.”
Gideon’un gülüşü kayboldu. “Bu neredeyse dostluk gibi.”
“Abartma.”
Lidya terminalin yanındaki koltuğa baktı. Bu cihaz genç katılımcılar için yapılmıştı. Gideon
şimdi yetişkin bir adamdı ama koltuğa oturduğunda yüzünde kısa bir çocuk gölgesi belirdi.
İnsan bazen eski bir odaya girince yaşını kaybederdi.
Gideon oturdu.
Sloane cihazın bağlantılarını kontrol etti. “Fiziksel temas istemiyorum. Bu eski bir protokol.
Deri tepkisi okuyacak, ses uyarımı verecek, koku haznesi aktifleşebilir.”
“Koku?” dedi Gideon.
Lidya sordu: “Kırmızı oyuncak uçakla bağlantılı koku olabilir mi?”
Sloane dosyayı taradı. “Yakıt, sıcak plastik, yağmur sonrası asfalt.”
Gideon birden gözlerini kırptı.
Lidya bunu gördü. “Ne oldu?”
“Hiç.” Gideon yutkundu. “Sadece… yağmur sonrası asfalt.”
“Sana bir şey hatırlattı.”
“Hayır.”
“Bedenin hatırladı.”
Gideon gözlerini kapattı. “Bundan nefret ediyorum.”
“Biliyorum.”
Sloane protokolü başlatmadan önce durdu. “Başlatıyorum.”
Ekranda geri sayım belirdi.
3
2
1
Işıklar azaldı.
Odada önce düşük bir titreşim başladı. Sonra çok hafif bir koku yayıldı: yağmur sonrası
ıslak zemin, sıcak metal, eski plastik. Gideon’un nefesi değişti.
Hoparlörden çocuk sesine benzeyen ama tam çocuk sesi olmayan bir ton duyuldu. Bir
melodi değil; ritim. Belki oyuncak bir motorun sesi. Belki bir çocuğun uçağı havada
döndürürken çıkardığı hayali ses.
Gideon’un elleri koltuğun kenarını kavradı.
“Durdur,” dedi.
Sloane hemen terminale uzandı ama Lidya elini kaldırdı.
“Gideon?”
“Durdur dedim.”
Lidya ona yaklaştı ama dokunmadı. “Bana bak.”
Gideon gözlerini açmadı. “Bakarsam düşeceğim.”
“Düşersen buradayız.”
“Bunu söyleme.”
“Neden?”
“Çünkü biri bunu daha önce söyledi.”
Lidya’nın kalbi hızlandı. “Kim?”
Gideon’un yüzü acıyla kasıldı.
“Noah.”
Oda daha da sessizleşti.
Hoparlörden gelen ritim değişti. Daha hızlı. Daha çocukça.
Gideon’un sesi titredi. “Koşuyorum.”
Lidya yumuşak ama net konuştu. “Neredesin?”
“Çatı gibi… hayır, otoparkın üstü. Yağmur yağmış. Babam içeride. İnsanlar var. Ben
kaçmışım. Uçak elimde.”
Sloane terminalde verileri izliyordu. “Tepki yükseliyor.”
Lidya gözünü Gideon’dan ayırmadı. “Devam et.”
“Uçağı atıyorum. Hayır, uçurmuyorum. Sadece atıyorum. Düşüyor. Kırılıyor.”
Gideon’un yüzünden bir damla yaş süzüldü. Bunu kendisi fark etmedi.
“Sonra Noah geliyor. Kızacak sanıyorum. Kızmıyor. Uçağı alıyor. Kanadı kırılmış. Bana
diyor ki…”
Gideon’un sesi koptu.
Lidya yaklaştı. “Ne diyor?”
Gideon gözlerini açtı. Gözleri artık yetişkin Gideon’un gözleri değildi sadece. İçinde o
çocuk da vardı.
“Bir şeyin kırılması, onun sana ait olmadığı anlamına gelmez.”
Lidya’nın boğazı düğümlendi.
Noah.
Yine Noah.
Bir çocuğa kırık bir oyuncak uçağı geri veren, ona sahiplenmenin başarıyla ilgili
olmadığını söyleyen adam.
Sloane fısıldadı: “Sahiplenme/itiraz refleksi…”
Gideon nefes nefese kaldı. “Sonra babam geldi. Uçağı aldı. Noah’a bir şey söyledi. Noah
bana baktı. Bana… bana göz kırptı.”
Lidya sordu: “Sonra?”
Gideon’un yüzü karardı. “Sonra içecek verdiler.”
Odadaki hava buz kesti.
“Bellek Karışımı değildi,” dedi Gideon. “Ama tadı… metalik. Tatlı. Çocuk içeceği gibi. Bana,
sakinleşmem için dediler. Ben de içtim. Çünkü Noah oradaydı. Çünkü Noah varsa kötü bir
şey olmaz sandım.”
Lidya’nın içi parçalandı.
Sistem Noah’ın güvenini o zaman da kullanmıştı. Daha aktarılmadan önce bile.
Gideon koltuğun kenarını daha sıkı kavradı. “Ama Noah bilmiyordu.”
Lidya hemen, “Emin misin?” dedi.
Gideon gözlerini açtı. “Evet.”
“Nasıl?”
“Çünkü ben içtikten sonra Noah’ın yüzünü gördüm.” Gideon nefes aldı. “O da o an anladı.”
Sloane terminale baktı. “Tanık-04 tepki veriyor.”
Ekranda yeni satır belirdi:
İÇ TAŞIYICI DOĞRULANDI
TANIK-04 KISMİ AKTİVASYON
ÜÇLÜ EŞİK UYUMLU
Gideon başını geriye yasladı. Sesi yorgundu. “Benim uçağım kırılmıştı.”
Lidya, “Evet,” dedi.
“Bana aitmiş.”
“Evet.”
“Onu benden almışlar.”
“Evet.”
Gideon gözlerini kapattı.
Bu kez ağladı.
Sessizce. Gösterişsiz. Çocuk gibi değil, sonunda çocukluğuna erişmiş bir yetişkin gibi.
Sloane terminali kapatmadı ama bakışlarını ekrandan ayırdı. Onun yüzü de değişmişti.
Belki kendi düğmesini düşünüyordu. Annesinin hırkası. Koparılan küçük gümüş parça.
“Annem bilmeyecek” diyen babası.
Lidya ise metal parçasını avucunda tuttu.
Tanık-09.
Onda ne vardı?
Hangi anının değiştirilmemiş tepkisi? Hangi güzel şeyin sistemi tehdit edecek kadar parlak
karşılığı? Noah onu neden saklamıştı? Harlan neden onu hâlâ istiyordu?
Cevap biraz daha yakındı ama hâlâ kapalıydı.
Tam o sırada odanın ışıkları geri geldi.
Terminal titredi.
Yeni bir bağlantı açıldı.
Ekranda üç tanık doğrulaması yan yana belirdi:
TANIK-09 / AKTİF
TANIK-02 / AKTİF
TANIK-04 / KISMİ AKTİF
Altında yeni bir satır çıktı:
ÜÇLÜ EŞİK TAMAMLANDI
REN DÜĞÜMÜNE GİDEN DOLAYLI ERİŞİM AÇILDI
Sloane hemen ekrana eğildi. “Bu beklediğimizden erken.”
Gideon hâlâ koltuktaydı ama başını kaldırdı. “Demek ağlamam işe yaradı. Babam gurur
duyardı.”
Sloane ona baktı. “Babanı bu odadan çıkar.”
Gideon bir an durdu. Sonra çok küçük bir gülümseme belirdi. “Deniyorum.”
Ekranda harita açıldı. Ren Düğümü’ne giden doğrudan Sektör-0 hattı kırmızıydı. Ama
şimdi gri bir yan hat belirmişti.
DOLAYLI ERİŞİM NOKTASI: ESKİ MONORAY SANTRALİ / SEKTÖR-9 SINIRI
Lidya’nın içi hareketlendi.
Sektör-9.
Kendi yaşadığı bölgeye yakın.
Sloane, “Bu neden Sektör-9’da?” dedi.
Lidya cevap vermedi.
Ama aklına ilk bölümdeki telefon kulübesi geldi. Paslı, işlevsiz gibi duran, ama
kaldırılmamış. Şehir bazı eşyaları müze gibi saklıyor; bazı duyguları suç gibi siliyordu.
Belki o kulübe işlevsiz değildi.
Belki eski hatlardan biri hâlâ oradaydı.
Gideon koltuktan kalktı. Dengesi bozuldu. Lidya onu tuttu. Bu kez Gideon itiraz etmedi.
Sloane dosyaları toplamaya başladı. “Buradan çıkmalıyız. Üçlü eşik açıldıysa, sistem
bunu görecek.”
“Ne kadar zamanımız var?” dedi Lidya.
Sloane ekrana baktı.
Cevap vermeden önce yüzü sertleşti.
“Yok.”
Lidya ekrana baktı.
Kırmızı uyarı yanıyordu:
BK-12 TAŞIYICI GİRİŞTE
Rowan yine bulmuştu.
Ama bu kez yanında kaç kişi olduğunu bilmiyorlardı.
Koridorun başından bir ses geldi.
Kapı açıldı.
Sonra Rowan’ın sesi duyuldu.
“Gideon.”
Gideon gözlerini kapattı. “Bu adam benim aile arşivlerime bile zamanında geliyor. Saygı
duymamak elde değil.”
Sloane sertçe fısıldadı: “Ciddiye al.”
“Alıyorum.”
Lidya kapıya doğru baktı. “Rowan bizi izlemiyor. Sistem onu bize doğru çekiyor.”
“Fark?” dedi Gideon.
“Onu geri çekebiliriz.”
Sloane hemen, “Hayır,” dedi.
Lidya ona döndü. “Gideon’un tanığı uyandı.”
“Rowan’ın içinde BK-12 var. Gideon’un tanığı ona dokunmaz.”
“Belki Noah dokunur.”
Sloane sustu.
Gideon yavaşça anladı. “Benim anımda Noah var.”
Lidya başını salladı. “Ve BK-12’nin içinde de Noah var.”
“Bu çok tehlikeli bir teori.”
“Evet.”
Gideon derin bir nefes aldı. “Ne yapmam gerekiyor?”
Lidya ona baktı. “Noah’ın sana söylediği cümleyi hatırla.”
Gideon’un yüzü gerildi.
“Bir şeyin kırılması…”
Lidya devamını söylemedi.
Koridorda Rowan’ın adımları yaklaşıyordu.
Sloane kapının yanındaki ikinci çıkışı aradı. “Biz hazır olalım.”
Lidya Gideon’un yanından ayrılmadı. “Sesini duyur. Rowan’a değil. İçindeki Noah
yankısına.”
Gideon gergin bir kahkaha çıkardı. “Ben hayatımda ilk kez bir adama duygusal olarak
sesleneceğim ve bunun teknik bir amacı olacak. Harika.”
Rowan kapının eşiğinde belirdi.
Yüzü sakindi. Gözleri düzdü. Bu kez yanında kimse yoktu.
Ama arkasında koridor ışıkları sırayla yanıyordu. Bina onunla birlikte hareket ediyordu.
Rowan, Gideon’a baktı.
“Gelmen gerekiyor.”
Gideon bir adım öne çıktı. Lidya onun hemen yanında durdu.
Rowan’ın bakışı Lidya’ya kaydı. “Onu kullanma.”
Lidya durdu.
Bu Rowan mıydı?
“Ne dedin?”
Rowan’ın yüzünde çok kısa bir acı belirdi. “Onu kullanma.”
Sonra yüzü tekrar düzleşti.
BK-12 geri gelmişti.
Gideon derin bir nefes aldı. Sesini mümkün olduğunca sabit tuttu.
“Rowan.”
Rowan ona baktı.
Gideon konuştu.
“Bir şeyin kırılması, onun sana ait olmadığı anlamına gelmez.”
Oda sessizleşti.
Rowan’ın gözlerinde bir şey titredi.
Çok küçük.
Ama bu kez açıkça görüldü.
Lidya nefesini tuttu.
Rowan’ın dudakları aralandı. Sanki başka bir ses onun içinden geçmek istiyordu. Belki
Noah’ın yankısı. Belki kendi hafızası. Belki BK-12’nin hesaplayamadığı bir insanî artık.
Rowan çok alçak sesle konuştu.
“Noah…”
Sonra dizlerinin bağı çözülür gibi oldu.
Ama düşmeden önce arkasındaki koridor ışıkları kırmızıya döndü.
Terminal çığlık gibi bir uyarı verdi:
BK-12 TAŞIYICI DİRENCİ ALGILANDI
UZAKTAN BASTIRMA PROTOKOLÜ BAŞLADI
Rowan iki eliyle başını tuttu.
Lidya ona doğru koştu.
Sloane bağırdı: “Lidya, hayır!”
Ama Lidya durmadı.
Rowan yere çökmek üzereyken Lidya ona ulaştı. Ellerini omuzlarına koydu.
“Rowan. Bana bak.”
Rowan’ın gözleri açıldı. İçinde acı vardı. Korkunç, çıplak, insanî acı.
“Git,” dedi. “Sektör-9. Eski santral. Noah orada cevap verir.”
“Sen?”
Rowan’ın ağzından kan değil ama siyahımsı bir sıvı geldi. Belki burun damarlarından
gelen bir şey, belki protokolün fiziksel yan etkisi. Sloane’un yüzü dehşete düştü.
Rowan Lidya’nın bileğini tuttu.
“Beni hatırla,” dedi.
Sonra bilincini kaybetti.
Koridorun diğer ucundan ayak sesleri gelmeye başladı.
Bu kez çok sayıda.
Gideon, Lidya’yı Rowan’dan çekti. “Gitmemiz gerekiyor.”
Lidya direndi. “Onu bırakamayız.”
Sloane yanlarına geldi. Rowan’ın nabzına baktı. “Yaşıyor. Ama uzak bastırma devam
ederse beyin aktivitesi zarar görebilir.”
“O zaman onu götürüyoruz.”
“Nasıl?”
Gideon etrafa baktı. “Vakfın eski acil taşıma sedyeleri olmalı.”
Sloane hemen duvardaki paneli açtı. İçeriden katlanır bir taşıma sistemi çıktı. Gideon ve
Lidya Rowan’ı kaldırdı. Sloane panelden çıkış rotasını açtı.
Koridorun ucunda ilk güvenlik figürleri belirdi. Klinik kıyafetliydiler. Harlan’ın adamları. Ya
da sistemin.
Gideon sedyenin ön tarafını tuttu. “Ben bu gece gereğinden fazla çocukluğumla yüzleştim.
Biraz da yetişkin gibi kaçalım mı?”
Lidya Rowan’ın başını sabitledi.
“Sektör-9,” dedi.
Sloane arka geçidi açtı.
“Eski monoray santrali,” dedi.
Rowan baygındı.
Ama Lidya onun son cümlesini hâlâ duyuyordu.
Bölüm etkileşimi
