Bellek Karışımı kitap kapağı

4. bölüm / 28

Bellek Karışımı

BÖLÜM III — İmza

Vaveyla Yazarı: Enis Harbalıoğlu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 28Şu an: BÖLÜM III — İmza

Sloane dosyayı kapattı, iki parmağıyla masanın kenarına vurdu. “Tamam,” dedi.
“Başlangıç tarihi bugün. Resmi olarak… hoş geldin.”
Gideon sanki bir kutlama yapacakmış gibi elini havaya kaldırdı. “Ve şimdi…” dedi, “şirketin
en pahalı özelliğini aktif ediyoruz: Lidya.”
Lidya gözlerini devirmedi, ama gülümsemesi kısa sürdü. “Ben bir özellik değilim.”
“Evet, evet; biliyorum. Sen bir güncellemesin,” dedi Gideon gülerek.
Rowan bakışlarını masadaki rozetlere kaydırdı. “Nora.”
Nora kapıda bekliyordu; içeri girdi, elinde küçük bir paketle. Paketin içinde iki şey vardı:
standart kart ve BK-TEMİZ rozeti.
Nora açıklama yaptı: “Kartınız genel erişim. Rozet… BK laboratuvarı için. İkisi farklı
protokollere bağlı.”
Lidya rozeti eline aldı, hafifçe çevirdi. “Bu rozetin bende olması, benden bir şey alıyor
mu?”
Rowan cevap verdi: “Zaman. Dikkat. Bazen de… rahatlık.”
“Güzel.” dedi Lidya. “O zaman beni rahatlatacak bir şey daha istemiyorum.”
Gideon kahkaha attı. “Bu cümleyi duvarlara yazalım.”
Sloane ayağa kalktı. “İlk gün için plan: İnsan & Kültür brifingi, IT ekipman teslimi, güvenlik
protokolü, ardından Rowan’la bir saat. Sonra AR-GE ile tanışma toplantısı.” Dosyayı
Lidya’ya uzattı. “Bu da sözleşmenin sende kalacak olan kopyası. Bazı ekler, sistemde
okunacak.”
“Biliyorum.” Lidya dosyayı aldı ama göz ucuyla Rowan’a baktı. “Sistem.”
Rowan, ‘evet’ der gibi başını eğdi.
Gideon kapıya yürüdü. “Ben gidiyorum. Siz teknik şeyler konuşacaksınız. Ben teknik
şeylerde sıkılırım.” Kapıdan çıkmadan dönüp Lidya’ya baktı. “Ama şunu unutma: burada
iyi olursan herkes seni sever. Kötü olursan herkes senden korkar. İkisi de iş görüyor.”
Lidya, Gideon’un arkasından tek cümle bıraktı: “Ben ikisini de hedeflemiyorum.”
Gideon elini salladı. “Tabii tabii.”
Kapı kapandı.
Sloane ve Rowan aynı anda ciddiyet moduna geçtiler. Nora bir adım geri çekildi. Lidya, bir
saniyeliğine kendini izledi: İmza attım. Şimdi dilin içindeyim. Şimdi ritim başlıyor.
Rowan konuştu: “Senin işin ikiye ayrılacak. Görünen iş: ekip ve ürün. Görünmeyen iş:
Bellek Karışımı.”
“Ben onu ‘görünmeyen’ yapmam.” dedi Lidya.
Rowan gözlerini kırptı. “Bunu sevdim. Ama burada görünmeyen şey, gizli olduğu için
görünmez. Bazen… güvenlik için.”
Sloane araya girdi: “Gizlilik ekini okudun. İhlal yok. Basın yok. Dış iletişim yok.”
“Beni kısıtlamak istiyorsunuz, anlıyorum. Ama ben kısıt altında iş üretmek için değil, kısıtı
doğru tasarlamak için buradayım.”
Sloane, Lidya’ya bakıp ölçtü. “Tamam.” O zaman tasarla.”
Lidya başını salladı. “Önce sistemi göreceğim.”
Rowan ayağa kalktı. “Benimle gel.”
Rowan, Lidya’yı kısa bir yürüyüşle AR-GE katına çıkardı. Nora’nın yanında gezmiyordu
artık; bu küçük fark bile, çalışanların bakışını değiştiriyordu: merak başka, değerlendirme
başka. Rowan küçük bir toplantı odasına girdi. İçeride Mira vardı; yanına Evan da
gelmişti. Masanın karşı tarafında iki kişi daha: Tessa ve Jonah.
Rowan giriş yaptı: “Bu Lidya Voss. Araştırma Geliştirme ekibinin sorumlusu.”
Mira hemen konuştu. “Hoş geldiniz. Takvimlerinizi şimdiden korumam lazım.” Sonra
Lidya’ya baktı. “Ekip tanışması için yarım saat ayırdık. Sonra size durum sunacağız”
Lidya, ‘sunacağız’ kelimesine takılmadı; ama yumuşak bir düzeltme yaptı. “Durumu
beraber çıkaracağız.”
Jonah gülümser gibi oldu. “Bunu duymak iyi.”
Evan kısa konuştu: “Kriz çizelgesini de getiriyorum.”
Tessa, en kısa şekilde: “Ürün hattı şu an kırılgan.”
Rowan sandalyesini çekmedi. “Ben çıkıyorum. Lidya, bu dördü omurganın bir kısmı. Geri
kalanını sen tanıyacaksın. Akşama doğru tekrar görüşürüz.”
Rowan çıktı. Kapı kapanır kapanmaz Mira kalemini masaya koydu. “Tamam,” dedi. “Önce
hızlı tur. Sonra takvim. Sonra herkesin gerçek derdi.”
Lidya gülümsedi. “Sıralama iyi.”
Mira dosyasını açtı. “Üç ana akım var: Altyapı, Ürün-1, BK destek.” Kısa bir duraklama.
“BK’nin içi ayrı. Siz zaten biliyorsunuz.”
“Bildiğim kadar.” Lidya dedi.
Jonah araya girdi: “Biz ‘biliyoruz’ kelimesini dikkatli kullanıyoruz.”
“Ben de.” dedi Lidya ve Jonah’a döndü. “Senin rolün?”
“Ürün güvenliği ve etik çerçeve. En azından kâğıt üstünde.” dedi Jonah.
Evan kısa bir kahkaha attı. “Gerçekte yangın söndürücü.”
Tessa, Evan’a baktı. “Yangın var mı?”
Evan omuz silkti. “Yangın çıkmadan önce duman var.”
Lidya bu konuşmayı not etti. İyi. Burada herkes metafor kullanıyor ama abartmıyor. Bu, bir
tür hayatta kalma dili.
Lidya masaya eğildi. “Benim ilk kuralım şu: bugün kimse bana ‘her şey yolunda’
demeyecek. Her şey yolundaysa zaten ben gereksizim. Bana en zor şeyi söyleyin.”
Mira hiç düşünmeden başladı: “İş yükü dağılımı dengesiz. Bazı insanlar iki kişinin işini
yapıyor. Bazıları görünmüyor. Ve görünmeyenler, görünmeye çalıştığında yanlış
anlaşılıyor.”
Lidya başını salladı. “Kim iki kişinin işini yapıyor?”
Mira söylemedi. Sadece Evan’a baktı, sonra kendine. Lidya bu durumu çoktan anlamıştı.
Tessa konuştu: “Ürün hattı ‘teslim tarihi’ yüzünden kesiliyor. Kaliteyi savununca ‘yavaş’
oluyorsun.”
Jonah ekledi: “Etik dediğinde de ‘romantik’ oluyorsun.”
Evan tek cümle: “Ve kriz, insanın en hızlı gerçeği.”
Lidya, masanın ortasına elini koymadı; ama sözü ortaya koydu. “Bana iki hafta verin.”
dedi. “İki hafta boyunca kimseyi değiştirmeyeceğim. Sadece dinleyeceğim, ölçeceğim,
göreceğim. Sonra üç ay boyunca iki şey yapacağım: tekrar işlerini azaltacağım, karar
mekanizmasını netleştireceğim. Sonra…” Bir an durdu. “Sonra BK.”
Oda sessizleşti. Bu sessizlik korkudan değil; herkesin aynı şeyi düşündüğü anların
sessizliğiydi: BK her şeyin arkasında.
Mira, sessizliği kırdı. “Takvim.” dedi. “Bugün: kısa ekip tanışması. Yarın: bire birler.
Sonraki gün: akım toplantıları. Siz de bir ‘ilk konuşma’ yaparsınız.”
“Yapacağım.” Lidya dedi. “Ama konuşmadan önce, bir şeyi netleştireyim. Ben kimseye
bağırmam. Kimseye küçümseyerek konuşmam. Ama gerçekleri saklayan olursa… çok
nazik bir şekilde üzerine yürürüm.”
Evan dudaklarını bastırdı. “Nazik şekilde yürümek… yeni bir tehdit türü.”
Lidya ona baktı. “Tehdit değil. Garanti.”
Jonah gülümsedi. “Bunu yazıyorum.”
Tessa ilk kez daha uzun konuştu: “Benim için önemli olan şu: Siz ‘ürün’ dediğinizde
sadece piyasayı düşünmüyorsunuz. Burada ürün… insanların içiyle oynuyor. Bunun
riskini gerçekten taşıyacak mısınız?”
Lidya cümleyi kısa tuttu. “Taşıyacağım.” Sonra ekledi: “Ama tek başıma değil.”
Öğleden sonra geniş toplantı alanında, yaklaşık yirmi beş kişi toplandı. Mira, Lidya’nın
yanına geçip fısıldadı: “İsimler yabancı. İsimlere takılmayın. Bakışlara takılın.”
Lidya, “zaten” demedi. Çünkü zaten.
Bir kişi öne çıktı: Selene. Not defteri elinde. “Başlatayım mı?” dedi Mira’ya değil, Lidya’ya
sordu.
Bu küçük detay, Lidya’nın hoşuna gitti. Selene, liderin kim olduğunu görmek istiyor. İyi.
“Ben Lidya. Buraya işi büyütmeye geldim. Siz de buradasınız çünkü işiniz iyi. Benim
hedefim şu: iyi insanların görünür olmasını sağlamak, zor işin sistemle çözülmesini
sağlamak.” Kısa bir durak. “Bir şey daha: burada ‘hata’ saklanmayacak. Hata, çözümün
başlangıcıdır.”
Arka sıralardan biri, Caleb, yarım alaycı bir tonla: “Bunu herkes söyler. Sonra hata
söyleyene fatura keserler.”
Lidya, Caleb’e bakıp gülümsedi. “Ben kesmem. Ama saklayana keserim.” Kısa bir gülüş
dolaştı. Bu gülüş yüksek değildi; ama vardı.
Lidya devam etti: “Önümüzde iki hafta var. Bu iki hafta boyunca sizden üç şey istiyorum:
bir, beni test edin. İki, bana gerçeği getirin. Üç, birbirinizi satmayın. Benim kapım açık
olacak. Ama açık kapı, sınırsızlık demek değil. Mira takvimi yönetiyor. Evan krizleri
yönetiyor. Jonah riskleri yönetiyor. Tessa ürün kalitesini yönetiyor. Ve ben… hepsini
birleştireceğim.”
Toplantı bittiğinde insanlar dağılmadı. Bu dağılmama, Lidya’ya iki şey söyledi: merak ve
ölçme.
İlk gelen Mira oldu. “Yarın sabah 09:30 sizinle başlıyoruz.” dedi. “Birebirleri düzenledim.”
“Güzel,” dedi Lidya.
Evan onlara doğru yaklaşırken; “Bir şey göstereceğim ama şimdi değil. Akşam.” dedi.
Jonah da yanında gelerek: “Ben de katılayım.”
Lidya başını onaylar gibi salladı.
Tessa en son geldi ve “Benim bir şartım var.” dedi.
“Dinliyorum.”
Tessa sakin ve net bir ses tonuyla: “BK konuşulacaksa… konuşma teknik başarı gibi
yapılmasın, insan faktörü ilk madde olsun.”
Lidya cümleyi uzatmadı. “Tamam.”
Bu “tamam”, Tessa’nın yüzünde çok küçük bir gevşeme yarattı.
Akşamüstü olduğunda, Evan onları küçük bir odaya götürdü. Oda, sunum odası değildi;
daha çok kayıt odası gibiydi. Kapıda ikinci doğrulama vardı. Evan kartını okuttu, Jonah da
okuttu. Lidya okuttuğunda ise sistem kısa bir bip verdi. BK-TEMİZ doğrulandı.
Evan kapıyı kapattı. “Şimdi.” dedi.
Ekranda bir grafik açtı. Başlık: Uygunluk İndeksi — Sektör-9 / Son 30 Gün
Jonah açıklamadan önce Lidya söze girdi: “Bu veriyi ben dışarı çıkaramıyorum.”
Evan başını salladı. “Evet. O yüzden burada bakıyoruz.” Grafikte belirli günlerde düşüşler
vardı; ardından hızlı yükseliş.
Lidya tek cümle: “Bunu bir şey bastırıyor.”
Jonah ekledi: “Bastırma değil. Dengeleme.”
Lidya Jonah’a baktı. “Kelime seçimi önemli.”
Evan, bir katman daha açtı. “Bu düşüşler, belli olaylarla eşleşiyor.” dedi. Tarihler çıktı.
Kısa notlar: Sistem kesintisi / Toplu taşıma gecikmesi / Enerji dalgalanması / Veri sızıntısı
söylentisi
Lidya nefes aldı. “Söylenti bile etkiliyor.”
Jonah konuştu: “Çünkü insanlar artık ‘duygu’ üzerinden değil ‘istikrar’ üzerinden yaşıyor.
İstikrar bozulunca panik değil… içe çekilme olur.”
Evan bir dosya açtı. “Ve bu…” dedi, “duman.” Ekranda tek satır: BK-12 Dağıtımı;
Yetkilendirilmiş Personel!
Liste görünmedi. Sadece sayı: 72
Lidya’nın gözleri daraldı. “Kim?”
Evan başını salladı. “Ben görmüyorum. Jonah görüyor musun?”
Jonah yüzünü buruşturmadı. “Ben de görmüyorum.”
Lidya, bunu not etti. Demek listede katman var. Gideon bile her şeyi görmüyor olabilir. Ya
da görüyor ama söylemiyor.
Evan bir cümle daha: “Bu sayı geçen hafta 58’di.”
“Artış neden?” diye sordu Lidya.
Jonah hafifçe durdu. “Bilmiyoruz. Resmi gerekçe: ‘kritik karar mekanizması’.”
Lidya hızlıca çıkışarak: “Ben kritik değil miyim?” dedi.
Evan kısa bir gülümseme ile “Sen daha yeni geldin.” dedi.
Lidya ekranı kapatmadı. “Bu artış, şehirde bir şeyin yaklaşmasıyla ilgili gibi.” dedi.
Jonah ilk kez gerçekten Lidya’ya baktı. “Ne yaklaşması?”
Lidya, cümleyi kesin kurmadı. Çünkü kesinlik, elinde kanıt yoksa hataya dönüşürdü. “Bir
dalga.” dedi. “İnsanları önceden stabilize etmek istiyorlar.”
Evan fısıldadı: “Ve o dalga… nereden gelecek?”
Lidya’nın içinden, çok kısa bir an, kendi metal parçası geçti; ama bu sefer sevinç değil,
uyarı gibi.
“Bilmiyorum.” dedi. “Ama iki şey biliyorum: Bir, bu artış rastgele değil. İki, bu işin içinde
bizden daha üst bir ‘akıl’ var.”
Jonah bir cümle ekledi: “O akıl, genelde sessiz olur.”
Evan ekranı kapatırken odada kısa bir sessizlik oluştu; kimse ‘tamam, bu kadar’ demedi
ama toplantı bittiği anda herkes aynı şeyi anladı: konuşulacak çok şey vardı.
Lidya, odadan çıkarken tek bir karar verdi: BK’ye girmek, ürün geliştirmekten önce bir
harita çıkarmaktı.
Günün sonunda koridorlar boşalmaya başladığında, ElementX’in içindeki sesler tek tek
çekildi; kalan şey, cihazların düşük uğultusu ve ekranların soğuk ışığıydı. Lidya kartını
okutup çıkışa yönelirken, kendini yorgun değil, yüklenmiş hissediyordu. Yeni bir işe
başlamanın yorgunluğu değildi bu; yeni bir sistemin içine girmenin ağırlığıydı.
Kapıdan çıkınca hava yüzüne dokundu. Şehir akşamları daha yumuşak görünürdü; ışıklar
kendini azaltır, binaların çizgileri belirginleşir, cam yüzeyler günün telaşını geri yansıtırdı.
Araçlar her zamanki gibi sessizce akıyor, yayalar birbirine çarpmamak için değil, birbirini
rahatsız etmemek için mesafe bırakıyordu. Herkesin adımları aynı tempoda değildi ama
aynı hedefteydi: dalgasız ilerlemek.
Lidya otoparka indi. Aracı onu tanıyıp kapıyı açtığında ekran eve giden rotayı önerdi.
Lidya kabul etti, ama direksiyona yine de dokundu; küçük bir refleks. Kontrolün tamamını
hiçbir şeye bırakmazdı. Bırakması gerekse bile, bunu kendi seçmiş gibi yapmak isterdi.
Kavşakta durdu. Bir yaya geçidinde yaşlı bir adam, elindeki küçük poşeti sıkıca tutarak
yürüdü. Yanından geçen genç bir kadın ona bakmadı bile; kötü niyetle değil, burada
bakmak… Lidya’nın içi hafifçe sızladı. Sızı üzüntü değildi, insanın içindeki eski dünyanın
küçük bir parçasının ben buradayım demesiydi.
Lidya yaşadığı binaya girdiğinde ışıklar yandı. Asansöre binerken telefonu sessizdeydi
ama bildirimlerin birikmiş olduğunu gördü. Okumadı. Evin kapısını açtığı anda, günün
gürültüsü kesildi.
Ayakkabılarını çıkardı. Mutfakta suyu koydu; önce su, sonra çay. Çaydan ilk yudumu
aldıktan sonra, evin küçük ritüellerine döndü: tezgâhı toparladı, masanın üstünde kalan iki
şeyi yerine koydu, salonun küçük lambasını yaktı.
Sonra pencere kenarındaki koltuğa oturdu. Telefonu nihayet eline aldı. Mesajlar geldi:
arkadaşlarından iyi dilekler, kısa espriler, “ilk gün nasıl geçti?” soruları. Lidya birine
“iyiyim” yazdı, birine kalp attı. Sonra telefonu yüzüstü bıraktı.
Asıl konuşması gereken biri vardı: kendisi.
Lidya, günün içinden üç görüntüyü çekip masanın üstüne koyar gibi yaptı.
Birincisi: Gideon’un “listeyi görmek istiyorsan, önce listede olman gerekiyor” cümlesi. Bu
cümle bir şaka değildi; şakanın içine saklanmış bir yönetim tekniğiydi. İnsanların merakını,
kendine bağlayarak yönetmek.
İkincisi: Sloane’un kalemi. Kalemin ritmi. Sloane, konuşmadan önce ölçen biriydi. Lidya,
onunla savaşmayacaktı; Sloane’u ikna edecekti. Ancak ikna, burada iyi niyetle değil,
sayıyla olurdu.
Üçüncüsü: Rowan’ın ‘zincirleme’ kelimesi. Bu kelime Lidya’nın içine oturmuştu. Çünkü
zincirleme etki demek, bir ürünün insanın içindeki bir şeye dokunması demekti; dokunup
bırakmaması, başka şeyleri de değiştirmesi…
Lidya gözlerini kapadı, nefes aldı. Kafasında az önce kurduğu tablonun benzeri bir tablo
daha açıldı:
Mira: Yapı kurucu. Gerçek yükü taşıyan. İyi bir müttefik, ama tükenmeye açık.
Evan: Erken uyarı sistemi. Dumanı koklayan. Onun dili kısa, çünkü zamanı az.
Jonah: Etik ve güvenlik. Fren. Lidya’nın hızını doğru yere yönlendirebilir.
Tessa: Ürün kalitesi ve “insan” tarafı. Yaralı. İçeride kalmasının bir nedeni var.
Selene: Sezgiyle konuşan. Not alan. Hissiyatı karşı tarafa net geçiren. Yönetici
adaylarından biri.
Lidya, kendi kendine fısıldadı: “Bunlar iyi.” Sonra cümleyi tamamladı: “Ama yeterli değil.”
Çünkü bu kadar büyük bir yapıda, görünür kadro başka, gerçek karar başka yerden
gelirdi. Gideon’un oyunbazlığı, Sloane’un sertliği, Rowan’ın suskunluğu… bunların hepsi
bir şeye işaret ediyordu: şirketin içinde, daha üst bir ‘çerçeve’ vardı. Adı belki yoktu, belki
vardı. Ama yön veriyordu.
Lidya, tezgâhın üzerinde duran küçük metal parçaya baktı. Cebinden çıkarıp eve
geldiğinde hep aynı yere koyardı; sanki evin içinde onun için ayrılmış bir nokta vardı.
Metal parça ışığın altında parladı.
Lidya o an fark etti: Gün içinde BK’nın seri numaralarını gördüğünde içinde oluşan
rahatsızlık, bir şüphe değil sadece bir tanışıklıktı. “Ben bu dili bir yerden biliyorum.”
“Hayır,” dedi kendi kendine. “Bu olamaz.” Ama zihninin arkasında cümle çoktan
kurulmuştu:
Bir laboratuvarın floresan ışığı. İnce bir bip sesi. Birinin numara diye konuşması… birinin
kimlik değil, seri demesi. Lidya’nın boğazı düğümlendi. Bu sefer sevinçten değil. Gözleri
dolmadı. Sadece bakışları sertleşti.
“Hayır…” dedi, kendi kendine. “Bu olamaz.” Ama zihninin arkasında bir cümle çoktan
kurulmuştu:
Bellek Karışımı’nın kökü ElementX’te başlamadı. Ve daha kötüsü… Benim geçmişimde bir
yere dokunuyor.
Lidya metal parçayı avucunun içine aldı. Soğukluğu bu kez teselli etmedi. Bir uyarı gibiydi.
Avucunda, yıllardır sakladığı küçük şey, sanki bugün ilk kez gerçek ağırlığını gösteriyordu.
Pencerenin önünde ışıklar akıyordu. Şehir, her zamanki gibi düzenliydi. Ama Lidya, o
düzenin içinde kendine ait bir dalga hissetti.
Telefonu tekrar eline aldı. Mira’dan hatırlatma mesajı gelmişti: “Yarın birebirlere
başlıyoruz. Takvim hazır.”
Lidya mesaja baktı. Tezgâha giderek her zamanki yerinde duran metal parçasını aldı,
çayından bir yudum içti ve gözlerini şehrin akışına tekrar bıraktı. Ardından bir fısıldama:
“Başlıyoruz!”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.