Bellek Karışımı kitap kapağı

11. bölüm / 28

Bellek Karışımı

BÖLÜM X — Sadece Ben Değilim

Vaveyla Yazarı: Enis Harbalıoğlu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 28Şu an: BÖLÜM X — Sadece Ben Değilim

Kayıt durduğunda opera binasının alt fuayesinde hiçbir şey kıpırdamadı.
Sadece eski cihazların içinden gelen boğuk mekanik dönme sesi kaldı. Bant artık
susmuştu ama sessizlik, kayıttan daha hafif değildi. Noah’ın son cümlesi taş duvarlara
çarpıp geri dönmüş, herkesin içinde ayrı bir yere oturmuştu.
“Çünkü ben artık sadece ben değilim.”
Lidya, elini kayıt cihazının üzerinde tuttu. Düğmeye tekrar basmadı. Bazı cümleler bir kez
duyulduğunda yeterince zarar verirdi.
Gideon ilk konuşan oldu.
“Bu,” dedi, sesi alışıldık hafifliğinden uzaktı, “benim beklediğimden daha kötüydü.”
Sloane ona baktı. “Sen bir şey bekliyordun yani.”
Gideon’un gözleri hâlâ cihazdaydı. “Ben her zaman bir şey beklerim. Genelde insanlar
beni hayal kırıklığına uğratır.”
“Bu kez?”
“Bu kez hayal kırıklığını geçmiş yarattı.”
Lidya, Gideon’a döndü. “Noah seni nasıl tanıyordu?”
Gideon cevap vermedi. Bu, onun için alışılmadık bir sessizlikti. Gideon sustuğunda oda
eğlencesini değil, korumasını kaybediyordu. Geriye daha çıplak bir adam kalıyordu; hâlâ
tehlikeli ama daha az süslü.
Sloane araya girdi. “Bu soruyu sonra sor.”
“Hayır.” Lidya’nın sesi sertti. “Artık sonra yok.”
Gideon yavaşça ona baktı. “Noah, K-3’ün sadece eğitim tarafında değildi. Bazı
deneklerle… katılımcılarla daha uzun süre çalıştı.”
“Sen de onlardan biriydin.”
Gideon’un ağzının kenarı kıpırdadı ama gülümsemedi. “Beni denek olarak düşünmek ister
misin?”
“Ben gerçeği düşünmek istiyorum.”
“Gerçek şu.” Gideon fuayenin karanlık tavanına baktı. “Ben o zamanlar zengin bir ailenin
problemli çocuğuydum. Fazla tepki veren, fazla hızlı karar alan, fazla risk seven biri.
Babam bunu karakter değil, yönetilmesi gereken bir sapma olarak görüyordu.”
Sloane’un yüzü karardı. Bu hikâyeyi biliyor muydu, yoksa ilk kez mi duyuyordu, Lidya
anlayamadı.
Gideon devam etti. “Beni Merkez’e gönderdiler. Eğitim, uyum, gelecek liderlik programı…
Adı neyse artık. Orada Noah vardı. Bana ilk kez ‘sen bozuk değilsin, sadece yanlış
insanların elinde büyümüşsün’ diyen kişiydi.”
Bu cümle, Gideon’un ağzından çıkınca neredeyse yabancı durdu.
Lidya onu ilk kez gerçekten gördüğünü hissetti. Gideon’un bütün laubaliliği, her şeyi oyuna
çevirme alışkanlığı, güçle flört eden tavrı… Belki de bunların bir kısmı doğuştan değildi.
Belki Gideon, çocukken kendisini ölçmeye çalışan insanların karşısında oyunu önce
kendisi kurmayı öğrenmişti.
“Peki sonra?” dedi Lidya.
Gideon’un yüzü tekrar kapandı. “Sonra Noah ortadan kayboldu. Bize transfer dediler.
Başka bir programa geçti dediler. Ben de büyüdüm, şirket kurdum, sistemi satın
alabileceğimi sandım.”
Sloane soğukça konuştu. “Satın aldın da.”
Gideon ona baktı. “Hayır. Sistemin bana sattığı kısmı aldım. Arada fark var.”
Lidya kayıt cihazından kartuşu çıkardı. “Noah seni de uyarmış mıydı?”
Gideon başını salladı. “Hayır. Beni uyarmadı. Beni korkuttu.”
“Nasıl?”
Gideon’un sesi alçaldı. “Bir gün bana, ‘Eğer bir gün herkes seni takip ederse, bunun
liderlik olduğunu sanma. Belki de senden önce güvenmeyi öğrendikleri bir sesi takip
ediyorlardır,’ dedi.”
Sloane’un bakışı keskinleşti.
Lidya cümleyi içinden tekrar etti.
Noah’ın güven örüntüsü.
Yönlendirme katmanı.
Eğer Noah’ın insanlarda güven uyandıran sesi, tepkisi, ritmi, varlığı sisteme
aktarılmışsa… Bellek Karışımı yalnızca sakinleştirmiyordu. İnsanlara güven duymaları
gereken yönü de hissettiriyor olabilirdi.
Bu durumda BK-12 kullanan bir yönetici, kitleleri zorla değil, tanıdık bir güven hissiyle
yönlendirebilirdi.
Bu, silahlardan daha tehlikeliydi.
Çünkü insan en kolay korktuğu şeye değil, güvendiği şeye teslim olurdu.
Sloane cihazı kapattı. “Bu kayıt artık yeterince aktif kaldı. Daha fazlası risk.”
“Bir şey oldu mu?” dedi Lidya.
Sloane cevap vermeden önce küçük alıcıyı kontrol etti. “Dışa sinyal yok.”
Gideon, “Bu iyi haber gibi söylendi ama öyle hissettirmedi,” dedi.
Sloane ona bakmadan cevap verdi. “Çünkü sinyal yoksa, çağrı içeriden gerçekleşmiş
olabilir.”
Fuayede hava değişti.
Lidya kaşlarını çattı. “İçeriden?”
Sloane kayıt cihazına baktı. “Noah’ın söylediği şey doğruysa, kayıt sadece ses kaydı
değil. Bir çağrı protokolü olabilir. Bu cihaz dışarı sinyal vermedi. Ama dinleyenlerdeki BK
temaslı örüntüleri tetiklemiş olabilir.”
Gideon hafifçe geri çekildi. “Yani kayıt bizi mi taradı?”
“Hayır,” dedi Sloane. “Belki de bizi uyandırdı.”
Lidya cebindeki metal parçayı hissetti. “Ben BK kullanmadım.”
Sloane ona baktı. “Buna emin misin?”
Lidya’nın cevabı hemen gelmedi.
Emin miydi?
Bellek Karışımı kapsülünü hiç içmemişti. ElementX’te sunulan kahveye dokunmamıştı.
Ama Geçiş Programı’nda ölçülmüştü. K-3’te işaretlenmişti. Belki o zaman bir şey
uygulanmıştı. Belki BK’nin ilk hali içecek değilken, ona zaten temas etmişti. Belki bütün
mesele buydu: Lidya, Bellek Karışımı’nı hiç kullanmamış değil, Bellek Karışımı’den önceki
protokolün içinden geçmişti.
“Hayır,” dedi sonunda. “Emin değilim.”
Bu cevap, odadaki herkesi daha dürüst yaptı.
Gideon yavaşça konuştu. “Ben de değilim.”
Sloane’un yüzü değişmedi. Ama cevabı gecikmedi. “Ben de.”
Lidya ona döndü. “Sen de mi Merkez’deydin?”
“Hayır.” dedi Sloane. “Ama babam evimize klinik getirmişti.”
Bu cümle, opera binasının alt fuayesine yeni bir soğukluk yaydı.
Gideon ilk kez Sloane’a ciddi şekilde baktı. “Bunu bilmiyordum.”
“Bilmen gerekmiyordu.”
“Şimdi gerekiyor.”
Sloane’un gözleri Gideon’a döndü. “Ben on iki yaşındayken evde bazı odalara girmem
yasaktı. Babam yatırımcıydı ama kendini bilim insanı gibi görmeyi severdi. Harlan sık
gelirdi. Yemek masasında şehirden, istikrardan, kriz maliyetinden bahsederlerdi. Ben o
zaman sayıları seviyordum. Babam bundan gurur duyardı.”
Lidya sessizce dinledi.
Sloane devam etti. “Bir gün bana küçük bir test yaptılar. Oyun gibi. Hafıza kartları, yüz
ifadeleri, sesler. Sonra bir koku verdiler. Limon ve metal gibi. Bana ne hissettiğimi
sordular. Cevap verdim. Babam not aldı.”
Lidya’nın içi daraldı.
Çocuklar bile.
“Sonra?” dedi.
“Sonra ben hiçbir şeyi unutmamaya başladım.” Sloane’un sesi sertleşmedi; tam tersine
daha düzleşti. “İnsanlar travmatik şeyleri unutmak ister. Ben rakamları, tarihleri, yüzleri,
konuşmaları unutmamaya başladım. Babam bunu yetenek sandı. Harlan ise çıktı dedi.”
Gideon fısıldadı: “Çıktı…”
Sloane ona baktı. “Evet. Ben klinik protokolün ürünleşmeden önceki yan çıktılarından
biriyim.”
Lidya’nın Sloane’a bakışı değişti. Bu kadın sadece soğuk değildi. Belki de soğuk kalmak
zorunda bırakılmıştı. Bazı insanlar hissetmediği için değil, çok net hatırladığı için taş
kesilirdi.
“Bu yüzden sistemi çökmeden durdurmak istiyorsun,” dedi Lidya.
“Ben sistemi durdurmak istemiyorum.” Sloane’un cevabı kesindi. “Sistemin insanları
yemeden çalışabileceği bir biçim varsa, onu istiyorum.”
“Ya yoksa?”
Sloane’un gözlerinde ilk kez karanlık bir karar belirdi. “O zaman kayıp hesabı yaparız.”
Lidya bu cevabı sevmedi. Ama yalan olmadığını biliyordu.
Gideon ellerini cebine soktu. “Harika. Birimiz çalınmış güvenle büyümüşüz, birimiz klinik
muhasebenin çocuk çıktısıyız, Lidya da güzel anıları tehdit sayılan direnç profili. Rowan
da BK-12’ye girdi. Gerçekten kusursuz bir ekip olduk.”
“Rowan neden listeye girdi?” dedi Lidya.
Sloane tabletini çıkarmadı. Bu kez ezbere konuştu. “Çünkü BK-12 artışı kritik karar
mekanizmaları için yapılıyor. Rowan teknik erişimlerin çoğunu elinde tutuyor. Onun iradesi
serbest kalırsa, sistemi içeriden bozabilir.”
“Yani onu yönlendirecekler.”
“Muhtemelen başladılar bile.”
Lidya’nın içinde Rowan’ın kapı arkasındaki sesi belirdi.
“Dosyayı kapat.”
“Lütfen.”
O ses Rowan’ın kendisine mi aitti, yoksa başlamış bir yönlendirmenin sonucu muydu?
Lidya bunu artık ayırt edemeyecekti. Sistem bir insanın içine girdikten sonra en acımasız
şey buydu: o kişinin iyi niyeti bile şüpheli hale gelirdi.
“Onu bulmamız gerekiyor.” dedi Lidya.
Sloane başını iki yana salladı. “Hayır. Önce listeyi açmamız gerekiyor.”
“Rowan listedeyse—”
“Rowan’ı tek başına kurtaramazsın.” Sloane’un sesi keskinleşti. “Liste açılırsa kimlerin
yönlendirildiğini, hangi yönde kullanıldıklarını ve dalga başladığında hangi pozisyonlarda
olacaklarını görürüz. Rowan bir kişi. Liste şehir.”
Lidya bir adım yaklaştı. “Ben insanları sayıların arkasına koymam.”
Sloane geri adım atmadı. “Ben de sayıları görmezden gelen insanlarla çalışmam.”
Gideon araya girdi. “Kavganız çok öğretici ama alt fuayede mahsur kalmadan önce bir
karar iyi olur.”
Tam o sırada üst kattan bir ses geldi.
Kapı sesi.
Sonra bir tane daha.
Bina boş değildi.
Sloane hemen cihazı kapattı, kartuşu Lidya’ya verdi. “Çıkıyoruz. Ayrı ayrı.”
Gideon başını kaldırıp dinledi. “Geç kaldık.”
Lidya da duydu.
Ayak sesleri.
Düzenli. Çok sayıda değil. İki, belki üç kişi. Ama onların yanında başka bir şey daha vardı:
mekanik bir tıkırtı. ElementX’in bakım dronlarına benzemiyordu. Daha hafif, daha sessiz,
daha klinik.
Sloane’un yüzü gerildi. “Karşıyaka’dan takip edilmedin, değil mi?”
“Sanmıyorum.”
Gideon’un ağzının kenarı kıpırdadı. “En güvenli cevap.”
Lidya metal parçayı avucuna aldı. “Burada başka çıkış var mı?”
Gideon, fuayenin arkasındaki karanlık koridoru gösterdi. “Eski sahne altı. Ama kapalıdır.”
“Kapalı kapılarla artık ilişkim iyi.”
Sloane ona baktı. “Metal parça her kapıyı açmaz.”
“Biliyorum.”
“Bazılarını açmamalı.”
Lidya ona bakmadan yürüdü. “Bunu da biliyorum.”
Üçü sahne altına doğru ilerledi. Ayak sesleri üst kattan merdivene dönmüştü. Zaman
daralıyordu. Karanlık koridor, opera binasının unutulmuş damarları gibi içeri uzanıyordu.
Eski dekor parçaları, kırık sandalye iskeletleri, metal raylar, sahne mekanizmasının paslı
dişlileri vardı. Bir zamanlar burada perdeler açılır, ışıklar yükselir, insanlar gerçek olmayan
hikâyelere gerçekmiş gibi inanırdı.
Şimdi ise gerçek, sahnenin altında saklanıyordu.
Koridorun sonunda ağır bir kapı vardı. Üzerinde eski bir işaret: Teknik Geçiş / Yetkisiz
Giriş Yasaktır.
Gideon kapıyı itti. Açılmadı.
“Gördün mü?” dedi. “Kapalı.”
Lidya metal parçayı çıkardı. Kapının yanında bir yuva aradı. Yoktu. Dijital panel yoktu.
Eski kilit de yoktu. Sadece metal yüzey.
Sloane arkasına baktı. “Hızlı ol.”
Lidya parçayı kapının yüzeyine yaklaştırdı.
Hiçbir şey olmadı.
Bir anlığına içinde aptalca bir hayal kırıklığı oluştu. Sanki metal parçanın her defasında
onu kurtarması gerekiyormuş gibi. Bu düşünce tehlikeliydi. Nesnelere anlam yüklemek,
insanın en eski alışkanlığıydı. Sistem de tam bu alışkanlıkları kullanıyordu.
Gideon eğildi. “Bu kapı mekanik değil. Sahne basınç kilidi. Eskiden yangın yayılmasını
engellemek için kullanılırdı.”
“Nasıl açılır?”
“Normalde yukarıdan.”
“Anormalde?”
Gideon gülümsedi. “Benim uzmanlık alanım.”
Ceketinin içinden ince bir parça çıkardı. Kapının yanındaki paslı levhayı söktü. Altında
eski bir manuel çevirme mekanizması vardı. Sloane ona baktı.
“Bunu nereden biliyorsun?”
“Ben gençken pahalı okullardan çok terk edilmiş binalarda zaman geçirdim.”
“Bu açıklama hoşuma gitmedi.”
“Bana da çocukluğum çok hitap etmedi.”
Gideon mekanizmayı çevirdi. Kapı ağır ağır açıldı.
Tam o anda merdiven tarafından bir ses geldi.
“Lidya Voss.”
Harlan’ın sesi değildi.
Rowan’dı.
Lidya döndü.
Koridorun başında Rowan duruyordu.
Yalnızdı.
Ama yalnız gibi görünmüyordu.
Yüzü aynıydı. Bakışı aynı keskinlikteydi. Omuzları, duruşu, sakinliği… Her şey Rowan’dı.
Fakat Lidya, onda çok küçük bir farklılık gördü. Fazla dengeliydi. Fazla düzgün. İnsan
bazen sakin olduğu için değil, içindeki dalga bastırıldığı için düz görünürdü.
Sloane fısıldadı: “BK-12.”
Gideon’un yüzü ciddileşti. “Rowan, burada olmaman gerekiyor.”
Rowan’ın bakışı Gideon’a kaydı. “Sen de.”
“Ben genelde olmamam gereken yerlerdeyim.”
“Bu kez değil.” Rowan’ın sesi düzdü. “Lidya benimle gelecek.”
Lidya bir adım öne çıktı. “Nereye?”
“Güvenli bir yere.”
Bu cümle, eskiden iyi bir cümle olabilirdi. Şimdi ise en tehlikeli cümlelerden biriydi.
“Bunu sen mi söylüyorsun?” diye sordu Lidya. “Yoksa sana söyletiyorlar mı?”
Rowan’ın gözlerinde bir şey titredi.
Çok küçük.
Ama gerçek.
“Fark etmez.”
“Fark eder.”
Rowan bir an sustu. Sonra daha alçak bir sesle, “Lidya, zaman yok,” dedi. “Noah kaydını
dinlediniz. O protokol aktifleşti. Harlan artık yerinizi biliyor.”
Sloane sertçe sordu: “Sen nereden biliyorsun?”
Rowan’ın yüzü kasıldı. Cevap vermek istemiyor gibiydi. Ya da cevap vermesi
engelleniyordu.
“Çünkü,” dedi sonunda, kelimeleri zorla seçerek, “ben de duydum.”
Lidya’nın kalbi hızlandı.
“Nasıl?”
Rowan’ın bakışları Lidya’ya sabitlendi. “Kayıt cihazından değil.”
Gideon yavaşça, “İçeriden,” dedi.
Rowan’ın yüzünde acı belirdi. İşte o an Lidya, Rowan’ın tamamen kaybolmadığını anladı.
BK-12 onu düzleştirmişti ama içeride bir yer hâlâ direniyordu. Belki teknik zekâsı, belki
suçluluğu, belki de Lidya’nın görmesini istediği o küçük çatlak.
Rowan konuştu. “Noah’ın aktarım katmanı BK-12’nin içinde. Kayıt çalınca, BK-12 taşıyan
herkes kısa süreli yankı aldı.”
Sloane’un yüzü karardı. “Kaç kişi?”
“Yetmiş iki değildi artık.” Rowan’ın sesi alçaldı. “Doksan altı.”
Evan’ın eski notu Lidya’nın zihninde parladı.
BK-12 artışı.
Dalga.
On üç gün.
Doksan altı kişi.
Bu sadece kritik personel değildi. Bir hazırlıktı.
Rowan bir adım attı. “Lidya, benimle gel. Seni götürmem gerekiyor. Bunu durdurmanın tek
yolu var.”
“Ne?”
Rowan’ın yüzü bir an boşaldı. Sonra tekrar toplandı. “Listeye girmen.”
Sloane hemen, “Hayır,” dedi.
Gideon da aynı anda, “Kesinlikle hayır,” dedi.
Lidya ikisine de bakmadı. Rowan’a baktı.
“Bunu neden istiyorsun?”
Rowan gözlerini kapatır gibi yaptı, ama kapatmadı. “Çünkü liste dışından açmaya
çalışırsan, sistem seni tehdit olarak sınıflandırır. Listeye girersen içeriden erişirsin.”
“Ve yönlendirilirim.”
“Evet.”
“Bana bunu öneriyorsun.”
Rowan’ın sesi kırıldı. “Ben önermiyorum.”
Bu üç kelime, onun içindeki gerçek Rowan’ın sesiydi.
Ben önermiyorum.
Yani bir parçası bunu söylüyordu. Diğer parçası söylediklerinden dehşete düşüyordu.
Lidya yavaşça konuştu. “Rowan, beni dinle. Sen bunu yapmak zorunda değilsin.”
Rowan’ın yüzü acıyla kasıldı. “Beni ikna etmeye çalışma.”
“Neden?”
“Çünkü işe yarıyor.”
Bu cümle Lidya’nın içini parçaladı.
Rowan’ın hâlâ insan tarafı vardı ve Lidya’nın sesi o tarafa dokunuyordu. Ama aynı anda
BK-12 o dokunuşu da veri olarak kullanabilirdi. Lidya ne derse, Rowan’ın sistemi onu
hesaplıyor olabilirdi. Bir insanla konuşmak bile algoritmik bir tuzağa dönüşmüştü.
Gideon kapıyı biraz daha açtı. “Gitmemiz gerekiyor.”
Rowan kolunu kaldırdı.
Koridorun ışıkları yandı.
Sahne altının karanlığı bir anda beyaz güvenlik ışığıyla doldu. Bu artık Rowan’ın kişisel
hamlesi değildi. Sistem uyanmıştı.
Sloane Lidya’nın kolunu tuttu. “Şimdi.”
Ama Lidya hâlâ Rowan’a bakıyordu.
Rowan çok alçak bir sesle konuştu. Belki sadece Lidya duysun diye.
“Beni hatırla.”
Sonra yüzü tekrar düzleşti.
“Gidin.”
Bu kez emir değildi.
Yardımdı.
Gideon kapıyı sonuna kadar açtı. Üçü içeri geçti. Arkalarından kapı ağır ağır kapanırken
Lidya son kez Rowan’ı gördü. Işıkların altında tek başına duruyordu. Yüzü sakin, gözleri
acılıydı.
Kapı kapandı.
Karanlık teknik geçitte birkaç saniye kimse konuşmadı.
Sonra Gideon fısıldadı: “Az önce bizi kurtardı mı, yoksa daha büyük bir yere mi sürdü?”
Sloane cevap verdi. “İkisi de olabilir.”
Lidya cebindeki kartuşu tuttu.
Noah’ın sesi hâlâ kulağındaydı.
“Hiçbirine tamamen güvenme. Ama hiçbirini tamamen kaybetme.”
Rowan’ı kaybetmemeliydi.
Ama önce listeyi açmalıydı.
Teknik geçit, opera binasının arkasındaki eski yükleme alanına çıktı. Soğuk hava
yüzlerine vurdu. Sektör-3’ün arka sokakları sessizdi. Araçlar yoktu. Sadece uzakta çalışan
eski bir neon tabelanın titrek ışığı vardı.
Sloane hemen konuştu. “Bu gece dağılıyoruz. Lidya, eve gitme.”
“ElementX’e de gitmem.”
“Benim güvenli bir yerim var.”
Gideon güldü. “Senin güvenli yerlerin genelde kilitli kasa gibi olur.”
“Bu kez değil.” dedi Sloane. “Eski Mercer evi.”
Gideon’un yüzü değişti. “Orası kapalı.”
“Resmi olarak.”
Lidya ikisine baktı. “Mercer evi?”
Sloane’un sesi soğudu. “Babamın klinik toplantılarını yaptığı yer.”
Gideon hemen itiraz etti. “Oraya gitmek çok kötü fikir.”
“Bu yüzden iyi fikir.” dedi Sloane. “Harlan orayı artık kullanmadığımızı sanır.”
Lidya, Sloane’a baktı. “Orada ne var?”
Sloane’un cevabı kısaydı.
“Babamın tuttuğu asıl kayıtlar.”
“Liste?”
“Hayır.” Sloane’un yüzü sertleşti. “Liste değil.”
“Ne?”
Sloane bir an durdu.
“Listeyi kimlerin istediği.”
Bu cevap, listenin kendisinden bile daha tehlikeli geldi.
Çünkü BK-12 yalnızca teknik bir protokol değildi. Onu isteyenler vardı. Şehirde,
şirketlerde, idarede, belki ailelerde. Uygunluk sadece sistemin arzusu değildi; insanların
da satın aldığı bir konfordu.
Gideon uzak sokağa baktı. “Ben geliyorum.”
Sloane hemen, “Hayır,” dedi.
“Beni dışarıda bırakamazsın.”
“Bırakırım.”
Gideon’un yüzü ciddileşti. “Noah kaydında benim adım vardı.”
“Adın yoktu.”
“Ama bendim.” Gideon’un sesi sertleşti. “Ben o cümledeydim.”
Sloane cevap vermedi.
Lidya araya girdi. “Gideon da geliyor.”
Sloane ona döndü. “Bu benim evim.”
“Bu benim geçmişim. Tessa’nın babası. Rowan’ın zihni. Noah’ın parçaları. Senin babanın
kayıtları. Gideon’un Merkez’i. Artık hiçbirimizin tek başına sahip olduğu bir şey yok.”
Sloane bir süre Lidya’ya baktı.
Sonra başını çok hafif eğdi. “Tamam.”
Gideon abartılı bir rahatlama göstermedi. Bu da onun ne kadar ciddi olduğunu
gösteriyordu.
Üçü sokağın sonuna doğru yürümeye başladı.
Şehir, gecenin içinde uzakta parlıyordu. Kuleler, sektör ışıkları, güvenlik hatları, sessiz
araç akışları… Her şey hâlâ düzenli görünüyordu. Ama Lidya artık düzenin yüzeyine değil,
altında biriken şeye bakıyordu.
Gecikmeli tepki yoğunluğu.
Doksan altı BK-12 taşıyıcısı.
On üç gün.
Metal parça.
Noah’ın yankısı.
Harlan’ın bedeni.
Rowan’ın son sözü.
Beni hatırla.
Lidya yürürken kendi kendine söz verdi.
Hatırlayacağım.
Ama bu kez sadece kendim için değil.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.