Bellek Karışımı kitap kapağı

8. bölüm / 28

Bellek Karışımı

BÖLÜM VII — Dosyayı Okuyan Dosya

Vaveyla Yazarı: Enis Harbalıoğlu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 28Şu an: BÖLÜM VII — Dosyayı Okuyan Dosya

Rowan’ın sesi kapının diğer tarafından geldiğinde, odadaki herkesin nefesi aynı anda
küçüldü.
“Lidya… dosyayı kapat.”
Lidya, kartı cebine koyduktan sonra kapıya doğru yürüdü ama kapıyı açmadı. Henüz
değil. Kapının önünde durdu. Aralarında yalnızca eski metal, eski bir kilit ve yıllardır
konuşulmamış bir dosyanın ağırlığı vardı.
“Bizi ele vermeye mi geldin?” diye sordu.
Rowan’ın cevabı hemen gelmedi.
Bu gecikme, Lidya’nın hoşuna gitmedi. Çünkü Rowan gibi insanlar cevapları geç
vermezdi; ancak seçiyorsa geciktirirdi.
“Hayır.” dedi sonunda Rowan. “Eğer öyle olsaydı, şu an kapının dışında ben değil
güvenlik olurdu.”
Evan, Lidya’ya baktı. Kaşını hafifçe kaldırdı. Bu, “mantıklı” demekti ama güvenli demek
değildi.
Jonah kapıya yaklaştı. “Bizi nasıl buldun?”
Rowan’ın sesi aynı sakinlikte kaldı. “Siz beni hafife aldınız.”
Mira dişlerinin arasından konuştu. “Biz seni değil, sistemi atlattık.”
“İkisi her zaman ayrı şeyler değildir.” dedi Rowan.
Lidya’nın içindeki bir şey bu cümleyi tuttu. Rowan bunu tehdit gibi söylememişti. Daha çok
uyarı gibiydi. Ama bu binada uyarı ile tehdit arasındaki fark, çoğu zaman sadece ses
tonuydu.
Tessa dosyanın başında duruyordu. Gözleri hâlâ açık sayfalardaydı. Babasının soyadını
gördüğü yerden ayrılamamıştı. Bazı gerçekler insanı hareket ettirmez; çiviler.
Rowan tekrar konuştu.
“Kapıyı aç.”
Lidya cevap vermedi.
“Lidya,” dedi Rowan, bu kez daha yavaş, “o dosya yalnızca okunmak için bırakılmadı.
Açıldığını biliyorlar. Nerede açıldığını henüz bilmiyor olabilirler. Ama dosya kendini çoktan
işaretledi.”
Evan başını kaldırdı. “Dosya kendini işaretledi derken?”
“Eski protokol diliyle konuşursak,” dedi Rowan, “siz dosyayı okumadınız. Dosya sizi
okudu.”
Odadaki uğultu bir anda daha belirginleşti. Sanki duvarların içinden geçen hava bile onları
dinliyordu.
Lidya, masadaki açık sayfalara baktı. Kâğıt. Mürekkep. Karartılmış isimler. Eski bir arşiv
dosyası. Dokunulabilir, taşınabilir, yakılabilir bir şey gibi görünüyordu.
Ama bu şehirde hiçbir şey sadece kendisi değildi.
“Nasıl?” diye sordu.
“Sayfaların kenarında mikro-iletken izler var. Eski tip. Görünmez değil, sadece artık kimse
bakmayı bilmediği için görünmüyor. Dosya açılınca ortamı tarıyor. Isı, temas, yakınlık,
hatta sayfa çevirme ritmi.”
Mira fısıldadı: “Kâğıdın içine sensör koymuşlar.”
Rowan’ın sesi soğuktu. “Hayır. Sensörü kâğıda koymamışlar. Kâğıdı sensör yapmışlar.”
Lidya’nın parmakları istemsizce kasıldı.
Bu cümle güzeldi. Korkunçtu ama güzeldi. Çünkü sistemin mantığını gösteriyordu. Her
şeyi cihazlaştırmak değil; her şeyi ölçülebilir hale getirmek.
Evan masadaki dosyaya yaklaşmadı. “Ne kadar veri aldı?”
“Bilmiyorum.” dedi Rowan.
“Bilmiyor musun, söylemiyor musun?”
Rowan cevap vermeden önce kısa bir nefes aldı. “Şu an ikisi de işinize yaramaz.”
Lidya kapıya bir adım daha yaklaştı. “Bizi neden durduruyorsun?”
“Çünkü dosyayı burada okumaya devam ederseniz, BK-CLEAR ağında ikinci bir iz
bırakacaksınız. İlk iz dosyaya ait. İkinci iz size ait olur. O zaman bu odayı bulmak için kapı
kapı dolaşmalarına gerek kalmaz.”
Jonah Lidya’ya döndü. “Bu doğru olabilir.”
Evan hemen ekledi: “Doğru olabilir değil. Doğru. Eski kâğıt sensörleri bilmiyorum ama iz
mantığı tutuyor.”
Tessa, sesi çok kısık halde sordu: “O zaman ne yapacağız?”
Rowan cevap verdi. “Dosyayı kapatacaksınız. Kapının solundaki eski havalandırma
kanalından çıkacaksınız. Dosyayı yanınıza almayacaksınız.”
Lidya’nın bakışları keskinleşti. “Hayır.”
“Bu pazarlık değil.”
“Benim için de değil.”
Rowan’ın sesi ilk kez sertleşti. “O dosyayı buradan çıkaramazsın.”
Lidya kapıya yaklaştı. “O dosya benim adımı taşıyor. Tessa’nın babasının adını taşıyor.
Noah’ın adını taşıyor. Ben onu burada bırakmam.”
“Bırakacaksın.” dedi Rowan. “Çünkü dosyanın kendisi delil değil. Tuzak.”
Bu kez Lidya sustu.
Rowan devam etti. “Gerçek delil dosyanın içinde değil. Dosyanın açılmasını isteyen
kişinin seni yönlendirdiği yerde.”
Lidya, cebindeki karta dokunmadı ama onun varlığını hissetti.
Listeye girme. Listeyi aç.
Noah ölmedi.
Rowan bunu biliyor muydu? Kartı görmüş müydü? Yoksa tahmin mi ediyordu?
Kapının arkasından konuşan insanın yüzü görünmezdi. Yüz görünmeyince, insan sesten
anlam çıkarmak zorunda kalırdı. Rowan’ın sesi dürüsttü. Ama dürüst sesler de yalan
söyleyebilirdi. En iyi yalanlar, doğru tonda söylenenlerdi.
Lidya karar verdi.
“Kapıyı açıyorum.” dedi. “Ama tek adım atarsan dosyayı yakarım.”
Evan ona baktı. “Yakacak bir şeyimiz var mı?”
Lidya gözlerini kapıdan ayırmadan cevap verdi. “Yok. Ama Rowan bunu bilmiyor.”
Kapının ardından çok hafif bir nefes sesi geldi. Rowan duymuştu.
“Blöf yapmayı sevmiyorsun.” dedi.
“Öğreniyorum.”
Lidya kapıyı açtı.
Rowan koridorda tek başına duruyordu. Üzerinde koyu renk ceketi vardı ama kravatı
yoktu. Bu küçük ayrıntı bile onu toplantı odasındaki Rowan’dan farklı gösteriyordu. Daha
az resmi, daha yorgun, daha gerçek.
Elinde silah yoktu. Güvenlik rozeti görünürde değildi. Tablet taşımıyordu. Bu iyiye işaret
olabilirdi. Ya da Rowan’ın bunlara ihtiyacı olmadığı anlamına gelebilirdi.
Rowan içeri bakmadı. Gözleri doğrudan Lidya’daydı.
“Çok zamanımız yok.” dedi.
Lidya kapı aralığında durdu. “Ne kadar?”
“Yedi dakika. Belki daha az.”
Evan hemen saate baktı. “Neye kadar?”
“Anomali denetimi.”
Mira’nın yüzü gerildi. “Bizim koridordan geçişimiz mi?”
“Hayır.” dedi Rowan. “Lidya’nın telefonunun hâlâ ofiste olması.”
Lidya bir an Mira’ya baktı.
Mira’nın yüzünde ilk kez gerçek bir rahatsızlık belirdi. “On iki dakika demiştim.”
“Eski hesapla doğruydu.” Rowan, Mira’ya baktı. “Ama bugün sistem güncellendi.”
Mira’nın çenesi sertleşti. Güncellemeyi bilmemek, Mira için kişisel bir yenilgi gibiydi.
Rowan ona kısa bir bakış attı. “Senin hatan değil. Güncelleme sadece üst katmana
işlendi.”
“Yani bize bilerek gösterilmedi.” dedi Mira.
“Evet.”
Bu evet, odanın havasını daha da ağırlaştırdı.
Lidya kapıdan çekildi. Rowan içeri girmedi.
“Girmeyecek misin?” diye sordu Lidya.
Rowan’ın bakışları açık dosyaya kaydı. Sonra hemen geri döndü. “Hayır. İçeri girersem,
burada olduğuma dair ikinci bir doğrulama oluşur. Şu an sadece kapının önündeyim. Bu
hâlâ açıklanabilir.”
Jonah acı bir gülümsemeyle, “Ne olarak?” dedi.
Rowan ona baktı. “Sizi durdurmaya çalıştım. Başarısız oldum.”
Evan kısık sesle, “Hoşuma gitmeye başladı,” dedi.
Lidya dosyanın başına döndü. Sayfaları kapatmadan önce son kez baktı. Dr. Harlan’ın adı
henüz görünmemişti ama Geçiş Programı’nın dili onun sesini taşıyordu. Pürüzsüz, makul,
tehlikeli.
Dosyayı kapattı.
O anda odadaki analog kayıt cihazından bir çıt sesi geldi.
Herkes aynı anda döndü.
Cihazın küçük kırmızı ışığı yandı.
Tessa geri çekildi. “Bu aktif değildi.”
Evan hemen cihaza yaklaştı ama dokunmadı. “Şimdi aktif.”
Rowan kapının dışından sertçe konuştu. “Dokunma.”
Cihazdan önce bir parazit sesi geldi. Eski, çizik, uzak bir ses. Sanki yıllardır bekleyen bir
bant birden dönmeye başlamıştı.
Sonra bir erkek sesi duyuldu.
“Protokol K-3 kayıt başlangıcı.”
Lidya’nın içi sıkıştı.
Bu ses Dr. Harlan’a aitti.
Yıllar önce Merkez’de duyduğu pürüzsüz ses. Trafik ışığı örneği veren, davranış
yönetimini masum bir mantıkla anlatan adam. Yaşlı değildi kayıtta; daha gençti ama aynı
şekilde düzgün, aynı şekilde sürtünmesiz konuşuyordu.
Kayıt devam etti.
“Duygusal taşma eşiği yüksek olan katılımcılar, şehir geçişinin ileri aşamalarında standart
uyum protokolüne direnç gösterebilir. Bu direnç patolojik değildir. Aksine, kimlik bütünlüğü
açısından doğal kabul edilmelidir. Ancak toplu sistem kararlılığı bakımından yönetilmesi
gerekir.”
Jonah gözlerini kapattı. “Doktor bağlantısı.”
Tessa’nın yüzü gerildi. “Bu tıbbi bir rapor.”
Kayıtta başka bir kadın sesi duyuldu. Kim olduğu belli değildi.
“Yani dirençli kişileri tedavi mi edeceğiz?”
Harlan cevap verdi.
“Tedavi kelimesi yanlış anlaşılır. Biz bozuk bir şeyi düzeltmiyoruz. Aşırı parlak bir tepkiyi,
sürdürülebilir bir aralığa çekiyoruz.”
Lidya’nın boğazı kurudu.
Aşırı parlak.
Güzel anıları hatırladığında gözlerinin dolması. Bir cam çizikten yaz akşamına düşmesi.
Bir oyuncak uçak görünce kalbinin taşması.
Aşırı parlak tepki.
Harlan’ın sesi devam etti.
“Bazı bireyler acı anılardan değil, güzel anıların yoğunluğundan kopuyor. Acı, davranışı
sınırlı bozuyor. Fakat yoğun güzel anı, bugünün sistem değerini düşürüyor. Kişi
geçmişteki kendiliğe bağlanıyor. Bu, uyum açısından daha karmaşık bir risk.”
Lidya’nın içinde bir öfke yükseldi ama yüzüne çıkmadı.
Bu insanlar neyi keşfetmişti? İnsanların sevincini mi? Özlemini mi? Birinin kahkahasını
hatırlayınca boğazının dolmasını mı?
Ve buna risk demişlerdi.
Kayıttaki kadın sordu:
“Bu durumda hafifletme yeterli olmayabilir.”
Harlan’ın sesi çok sakin geldi.
“Bu yüzden yönlendirme katmanına ihtiyaç var.”
Evan fısıldadı: “BK-12.”
Rowan kapının dışında tek kelime söyledi. “Çıkın.”
Ama kayıt durmadı.
Harlan konuşmaya devam etti.
“K-3 denemelerinde üç katılımcı özel izleme kategorisine alınmıştır. Biri saha görevlisi
Noah Ren’in müdahalesi nedeniyle protokol dışına kaymıştır. Ren’in katılımcı koruma
eğilimi, program bütünlüğünü tehdit etmektedir.”
Lidya’nın kalbi hızlandı.
Noah.
Kayıttaki kadın sesi daha alçaktı.
“Ren’i çıkaralım mı?”
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra Harlan konuştu.
“Hayır. Ren’i çıkarmayın. Ren’i aktarın.”
Kayıt cızırdadı.
Sonra kesildi.
Odanın içinde sessizlik kaldı.
Bu kez Rowan bile konuşmadı.
Lidya’nın zihninde tek bir kelime döndü.
Aktarın.
Bir insanı nereye aktarırsınız?
Bir işe mi? Bir kuruma mı? Bir hücreye mi? Bir sisteme mi?
Yoksa bir hafızanın içine mi?
Evan, kayıt cihazına bakıyordu. “Bunu almamız lazım.”
Rowan kapıdan sertçe, “Hayır,” dedi.
Evan döndü. “Az önce doktorun kendi sesiyle BK’nın kök protokolünü duyduk.”
“Ve cihaz muhtemelen bunu duymanız için aktif oldu.” dedi Rowan. “Ne kadar
heyecanlanırsanız, o kadar iz bırakırsınız.”
Mira, “O zaman ne alıyoruz?” diye sordu.
Lidya çok sakin bir hareketle cebine dokundu.
Kart oradaydı.
“Yönü.” dedi.
Jonah anladı. “Noah.”
Tessa da anladı. “K-3.”
Evan kapıya yöneldi. “Çıkıyoruz.”
Rowan nihayet kenara çekildi. “Sol koridor. Sonra bakım merdiveni. Üç kat yukarıda
yangın kapısı var. Mira, sen Lidya’yı ofisine döndür. Evan ve Jonah ayrı çıkacak. Tessa
benimle gelecek.”
Tessa hemen geri çekildi. “Hayır.”
Rowan ona baktı. “Senin geçiş kaydın burada olmamalı. Benimle çıkarsan, seni BK
laboratuvarı alt destek katında gösterebilirim.”
Tessa’nın sesi sertleşti. “Ben seninle hiçbir yere gitmem.”
Rowan’ın yüzünde kısa bir gölge belirdi. “Babanın dosyasını burada gördün. Şimdi seni
de o dosyanın devamına yazdırmak istemiyorsan, benimle geleceksin.”
Bu acımasız bir cümleydi. Ama doğruydu.
Lidya, Tessa’ya baktı. “Git.”
Tessa’nın gözleri büyüdü. “Siz?”
“Ben dönerim.”
“Ya dönemezseniz?”
Lidya’nın cevabı yumuşaktı ama kesin. “O zaman sen hatırlarsın.”
Bu cümle Tessa’nın yüzüne çarptı. Çünkü bu romanda, bu şehirde, bu binada hatırlamak
artık sadece kişisel bir eylem değildi. Direnişti.
Tessa başını salladı. Rowan’ın yanına geçti ama ondan uzak durdu.
Herkes hareketlendi.
Koridora çıktıklarında eski servis katının uğultusu daha sert duyuldu. Sanki bina onların
kararını beğenmemişti. Işıklar bir an titredi. Uzakta bir kapı sesi geldi. Metalin metale
değdiği, kontrollü ama hızlı bir ses.
Evan fısıldadı: “Güvenlik mi?”
Rowan başını çevirmeden cevap verdi. “Hayır. Daha kötü.”
Mira sordu: “Ne?”
“Bakım dronları.”
Evan çok hafif güldü. “Tabii. İnsan göndermezler. İnsan soru sorar.”
Koşmadılar. Koşmak panikti. Panik sistemin en sevdiği veriydi. Hızlı yürüdüler. Tessa ve
Rowan sağ koridora ayrıldı. Evan ve Jonah başka bir servis merdivenine yöneldi. Mira ve
Lidya sol koridorda devam etti.
Bir kavşakta Mira Lidya’nın kolunu tuttu.
“Buradan.”
“Rowan sol demişti.”
“Rowan doğru söyledi.” Mira’nın gözleri kararlıydı. “Ama sistem de onun doğru
söyleyeceğini bilir.”
Lidya bir an durdu. Sonra Mira’yı takip etti.
Bu güvenmekti.
Akıllıca mıydı, bilmiyordu. Ama artık yalnız karar verebileceği bir noktada değildi.
Romanların aksine, gerçek hayatta kahramanlar her şeyi tek başına çözmezdi. Çözmeye
çalışırlarsa ölürlerdi. Ya da daha kötüsü, sistem onları kullanışlı bir simgeye çevirirdi.
Mira dar bir kapıdan geçti. Arkasında eski bir kablo geçiş tüneli vardı. İkisi eğilerek ilerledi.
Metal duvarlar yakındı. Lidya’nın nefesi duvara çarpıp geri dönüyordu.
“Bu yolu nereden biliyorsun?” diye sordu.
Mira önden cevap verdi. “Benim işim takvim dedim ya.”
“Bu takvim değil.”
“Her toplantının bir mekânı vardır. Her mekânın bir girişi. Her girişin bir kör noktası.
Takvim dediğin şey, insanların nerede olması gerektiğini söyleyen sistemdir. Ben
insanların nerede olmaması gerektiğini de öğreniyorum.”
Lidya, Mira’ya bakamadı ama sesinde küçük bir saygı oluştu. “Bunu bana daha önce
söylemedin.”
“Siz de metal anahtarı söylemediniz.”
Haklıydı.
Lidya sustu.
Tünelin sonunda küçük bir ızgara vardı. Mira ızgarayı itti. Bir depo odasına çıktılar. Depo
odası üst katlardaydı. Temizlik malzemeleri, eski ekran ayakları, kullanılmayan ofis
koltukları ve kırık bir analog saat.
Mira saatine baktı. “Üç dakika.”
Lidya dosyasız, telefonsuz, ama cebinde kartla odadan çıktı.
Koridor artık tanıdıktı. ElementX’in temiz, pahalı, kontrollü katmanına geri dönmüşlerdi.
Duvarlardaki ışıklar yumuşaktı. Camlar parlaktı. İnsan eliyle tasarlanmış sakinlik, alt
kattaki çıplak mekanikten sonra daha sahte görünüyordu.
Lidya ofisine girdiğinde bilgisayar hâlâ açık görünüyordu. Ekranda belge okuma ritmi
sürüyordu. Mira hızlıca terminale dokundu. Simülasyon kapandı.
Telefon masadaydı.
Hiç titrememişti.
Bu Lidya’yı rahatlatmadı.
Mira nefes verdi. “Döndük.”
“Şimdilik.”
Tam o sırada kapı çaldı.
Mira dondu.
Lidya ekrana baktı, sonra kapıya.
“Kim?”
Kapının dışından bir kadın sesi geldi.
“Sloane.”
Mira’nın yüzü değişti. Bu kez gerçek panik değil ama hesap bozulması vardı.
Lidya kapıyı açtı.
Sloane Mercer kapının önünde duruyordu. Elinde tablet vardı. Her zamanki gibi
kusursuzdu; kıyafeti düz, yüzü sakin, bakışları keskin. Ama gözleri, Lidya’nın yüzünden
önce odanın içindeki havayı okudu.
Bir muhasebeci gibi değil. Bir cerrah gibi.
“Yalnız konuşacağız.” dedi.
Mira Lidya’ya baktı. Lidya başıyla izin verdi. Mira çıktı. Sloane içeri girdi ve kapıyı kapattı.
Birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi. Sonra tabletini masaya bıraktı. Ekranda bir
güvenlik raporu vardı.
20:19 — Alt servis katı sıcaklık anomalisi
20:21 — Eski bakım hattı pasif uyarı
20:23 — BK-CLEAR kısa süreli konum sapması
20:24 — Yangın bastırma alt sistemi otomatik test
Lidya son satıra baktı.
“Yangın bastırma testi mi?”
Sloane’un yüzü değişmedi. “Evet.”
“Gerçekten var mıydı?”
“Artık var.”
Lidya yavaşça arkasına yaslandı.
Sloane devam etti. “Az önce bir anomali raporu oluştu. Ben onu rutin güvenlik testi olarak
yeniden sınıflandırdım. Bu, size yaklaşık yirmi dört saat kazandırır. Belki daha az.”
Lidya’nın sesi sakindi. “Bunu neden yaptın?”
Sloane cevap vermedi. Önce odada yürüdü. Camın önünde durdu. Aşağıdaki şehir
ışıklarına baktı. Sonra konuştu.
“Çünkü Gideon oyun sever. Rowan sır sever. Yönetim kurulu ise sadece sonuç sever.”
Kısa bir duraklama. “Ben sayı severim.”
“Bu bir cevap değil.”
Sloane döndü. “Tam tersine. En dürüst cevap bu.”
Lidya onu bekledi.
Sloane masaya yaklaştı. “BK Programı artık kâr getiren bir ürün değil. Risk üreten bir
varlık. İlk yıllarda şehir düzenine katkı sağladı. Krizleri azalttı. Verimlilik yükseldi. Sağlık
maliyetleri düştü. Sigorta talepleri azaldı. Yatırımcılar memnun oldu.”
Bunları söylerken sesi soğuktu. Fakat soğukluk inançtan değil, alışkanlıktan geliyordu.
“Sonra?” dedi Lidya.
“Sonra sistem kendi başarısına bağımlı hale geldi. Uygunluk İndeksi belirli aralığın altına
düştüğünde piyasa tepki verdi. Piyasa tepki verdiğinde Sektör İdaresi baskı yaptı. Baskı
geldiğinde BK dağıtımı arttı. Dağıtım arttıkça doğal duygu tepkisi azaldı. Doğal tepki
azaldıkça sistem daha küçük sapmaları bile kriz saymaya başladı.”
Lidya yavaşça konuştu. “Yani sistem, kendi tedavi ettiği şeyi hastalık olarak yeniden
üretmeye başladı.”
Sloane’un gözleri hafifçe parladı. “Evet.”
Bu onay, bir CFO’nun ağzından çıkınca daha korkunç geliyordu.
“Bunu ne zamandır biliyorsun?” diye sordu Lidya.
“Yeterince uzun zamandır.”
“Ve şimdi mi ahlakın uyandı?”
Sloane’un yüzünde ilk kez sert bir şey belirdi. “Ahlakla gelme bana.”
Lidya susmadı. “Neyle geleyim?”
“Sonuçla.” Sloane’un sesi alçaldı. “Ben bu sistemin insanları bozduğunu senden önce
biliyordum. Ama şirketler insan bozulmasını zarar kalemi olarak görmez. Görünür hale
gelene kadar. Şimdi görünür hale geliyor.”
“Nasıl?”
Sloane tabletinde başka bir dosya açtı. Lidya’ya çevirdi.
Grafikler vardı. Şehir ölçeğinde. Sektörlere göre.
Uygunluk İndeksi yüksek görünüyordu ama altında başka bir metrik vardı:
Gecikmeli Tepki Yoğunluğu
Bazı sektörlerde hızla yükseliyordu.
Lidya grafiğe baktı. “Bu ne?”
“İnsanlar tepki vermiyor sanıyoruz.” Sloane’un sesi keskinleşti. “Vermiyor değiller.
Erteliyorlar. Sistem duyguyu bastırmıyor artık, biriktiriyor. Biriken şeyin ne zaman
patlayacağını bilmiyoruz.”
Lidya’nın aklına Evan’ın notu geldi.
BK-12 artışı = 14 gün.
“Dalga.” dedi Lidya.
Sloane’un gözleri daraldı. “Sen de fark etmişsin.”
“Ne zaman?”
Sloane tableti kapattı. “On üç gün.”
Lidya’nın içinden soğuk bir şey geçti.
“BK-12 dağıtımı bu yüzden arttı.”
“Evet.”
“Seçilmiş kişilere.”
“Evet.”
“Yön vermek için.”
Sloane cevap vermedi.
Bu sessizlik evet demekti.
Lidya masaya yaklaştı. “Kime yön verilecek?”
Sloane’un yüzü yeniden kapandı. “Bu bilgi bende yok.”
“Yalan.”
“Eksik doğru.” dedi Sloane. “Listeyi görmüyorum. Ama listenin finansal izlerini görüyorum.
Kimin için ne kadar koruma bütçesi ayrıldığını, hangi sektörlere sessiz kaynak
aktarıldığını, hangi tıbbi birimlere eski protokol ödemesi yapıldığını görüyorum.”
“Tıbbi birimler?”
Sloane başını salladı. “BK’nın kökü şirket laboratuvarı değil. Klinik.”
Lidya’nın içindeki şüphe artık ete kemiğe büründü.
“Dr. Harlan.”
Sloane’un yüzü çok az değişti. Bu isim onu şaşırtmamıştı. “Demek o adı buldun.”
“Duydum.”
Sloane bunu not eder gibi baktı. “Harlan sadece doktor değildi. Nöroregülasyon
uzmanıydı. Geçiş döneminde şehir için çalışan bağımsız bir kurulun başındaydı. İlk
protokol travma sonrası işlevsellik için geliştirildi. Afet bölgeleri, yoğun kayıp yaşayan
sektörler, kritik görev personeli…”
Lidya cümleyi tamamladı. “Sonra davranış yönetimine dönüştü.”
“Hayır.” dedi Sloane. “Başından beri davranış yönetimiydi. Sadece ilk başta adı tedaviydi.”
Bu cümle odada ağırlaştı.
Lidya, Sloane’a baktı. Onu ilk kez yalnızca soğuk bir yönetici olarak değil, sistemin
matematiğini içeriden bilen biri olarak gördü. Bu kadının ahlaki öfkesi yoktu belki, ama
korkusu vardı. Ve bazen korku, ahlaktan daha hızlı harekete geçirirdi.
“Neden bana yardım ediyorsun?” diye sordu Lidya.
Sloane doğrudan cevap verdi. “Çünkü Rowan seni korumaya çalışır ama kendini feda
eder. Gideon seni kullanır ama seni sever gibi yapar. Yönetim kurulu seni harcar ve adını
bile hatırlamaz.”
“Sen?”
“Ben kaybetmek istemem.”
“Neyi?”
Sloane’un gözleri şehir ışıklarına kaydı. “Kontrolü.”
Lidya neredeyse gülecekti ama gülmedi.
Sloane devam etti. “Beni yanlış anlama. Ben devrim istemiyorum. Devrimler pahalıdır.
Düzensizlik istemiyorum. Düzensizlik insan öldürür. Ama bu sistem olduğu gibi devam
ederse, şehir kendini sakin sanırken çökecek. Ben çöküşün bilançosunu gördüm.”
“Ben insanları görüyorum.” dedi Lidya.
“Bu yüzden sen gereklisin.” Sloane ona döndü. “Ben sayıların nereye kırılacağını
görüyorum. Sen insanların nerede kırıldığını görüyorsun.”
Bu bir işbirliği teklifiydi.
Ama Sloane bunu öyle söylemeyecek kadar zekiydi.
Lidya sordu: “Benden ne istiyorsun?”
“Listeyi açmanı.”
Lidya’nın yüzü sertleşti. “Listeye girmeden.”
Sloane’un bakışları bir anlığına Lidya’nın cebine kaydı. Kartı bilmiyor olamazdı. En
azından tahmin ediyordu.
“Evet.” dedi. “Listeye girmeden.”
“Bunu nasıl yapacağım?”
Sloane tabletini aldı. Kapıya yürüdü. “Bunu bugün konuşmadık.”
“Sloane.”
Kadın kapının yanında durdu.
Lidya bir adım ona yaklaştı. “Metal parça ne?”
Sloane’un yüzünde ilk kez hesap dışı bir şey belirdi.
Çok küçük.
Çok kısa.
Ama gerçek.
“Onu bana bir daha sorma.” dedi.
“Biliyorsun.”
Sloane kapıyı açmadan önce konuştu. “Hayır. Ama kimlerin bildiğini biliyorum.”
“Kim?”
Sloane kapıyı araladı. Dışarı çıkmadan önce son cümlesini bıraktı.
“Doktorlar.”
Kapı kapandı.
Lidya odada yalnız kaldı.
Şehir camın ardında akmaya devam ediyordu. ElementX’in içindeki ışıklar aynı
yumuşaklıkla yanıyor, koridorlar aynı düzenle uzanıyor, sistem kendini hâlâ güçlü
sanıyordu.
Lidya cebinden kartı çıkardı.
Yarı saydam yüzeydeki yazı, oda ışığında tekrar belirdi.
LİSTEYE GİRME. LİSTEYİ AÇ.
Noah ölmedi.
Diğer cebinden metal parçayı çıkardı. Kartın yanına koydu.
İkisi yan yana durduğunda, metal parça ilk kez tek başına bir hatıra gibi görünmedi. Kartın
kenarında ince bir oyuk vardı. Metal parça o oyuğa benzeyen bir boşluğa sahipti.
Lidya onları birleştirmedi.
Henüz değil.
Bazı kapılar açılmak için değil, açılacağı anı beklemek için vardı.
Telefonu titredi.
Bu kez bilinmeyen numara değildi.
Rowan’dan mesaj gelmişti:
“Sloane seni gördü mü?”
Lidya kısa bir cevap yazdı:
“Evet.”
Rowan’ın cevabı birkaç saniye sonra geldi:
“O zaman oyun değişti.”
Lidya ekrana baktı.
Hayır, diye düşündü.
Oyun değişmemişti.
İlk kez gerçek oyun başlamıştı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.