5. bölüm / 28
Bellek KarışımıBÖLÜM IV — Geçiş Zamanı
Bölümler 28Şu an: BÖLÜM IV — Geçiş Zamanı
- 1 Prolog382 kelime
- 2 BÖLÜM I — Sektör-94.591 kelime
- 3 BÖLÜM II — Teklif3.699 kelime
- 4 BÖLÜM III — İmza2.206 kelime
- 5 BÖLÜM IV — Geçiş Zamanı1.248 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 BÖLÜM V — BK Laboratuvarına İlk Giriş1.722 kelime
- 7 BÖLÜM VI — Eski Hat2.886 kelime
- 8 BÖLÜM VII — Dosyayı Okuyan Dosya2.887 kelime
- 9 BÖLÜM VIII — Klinik3.303 kelime
- 10 BÖLÜM IX — Harlan’ın Sesi2.530 kelime
- 11 BÖLÜM X — Sadece Ben Değilim2.386 kelime
- 12 BÖLÜM XI — Mercer Evi2.911 kelime
- 13 BÖLÜM XII — Tanık-002.427 kelime
- 14 BÖLÜM XIII — Hale Arşivi3.180 kelime
- 15 BÖLÜM XIV — Eski Hat Uyanınca2.771 kelime
- 16 BÖLÜM XV — Son Tanık2.523 kelime
- 17 BÖLÜM XVI — Hat 01.983 kelime
- 18 BÖLÜM XVII — Arden Sahası2.421 kelime
- 19 BÖLÜM XVIII — Beyan Kapısı2.032 kelime
- 20 BÖLÜM XIX — Menzil İstasyonu2.753 kelime
- 21 BÖLÜM XX — Korku Katmanı2.132 kelime
- 22 BÖLÜM XXI — Duyma2.072 kelime
- 23 BÖLÜM XXII — Aralık2.160 kelime
- 24 BÖLÜM XXIII — Merkez Kule’ye Dönüş1.933 kelime
- 25 BÖLÜM XXIV — Uygunluk Zirvesi2.371 kelime
- 26 BÖLÜM XXV — Eski Kapı2.794 kelime
- 27 BÖLÜM XXVI — Hatırlama Hakkı1.909 kelime
- 28 BÖLÜM XXVII — Seçim Aralığı1.563 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Lidya o zamanlar yirmili yaşlarının başındaydı. Dünyayı ‘tehlikeli bir yer’ diye değil,
‘olasılık’ diye okuyordu. İnsanlara temkinle değil merakla yaklaşıyordu. Birine
gülümsediğinde bunun bir bedeli olacağını düşünmüyordu. Çünkü o dönemde şehir henüz
bugünkü kadar düz değildi; insanlar hâlâ birbirinin yüzünde küçük dalgalar görüyordu. Ve
Lidya… Lidya tam da bu dalgaları seviyordu.
O gün şehrin kenarındaki bir eğitim merkezine gitti. Resmi adı uzun ve anlamsızdı; herkes
kısaca ‘Merkez’ diyordu. Eski bir hastanenin dönüştürülmüş hali gibiydi: koridorlar genişti,
tavanlar yüksekti, duvarlar yeni boyalıydı ama köşelerde eski yapının izleri duruyordu.
İçerideki tabelalar yeniydi; bazıları dijitaldi, bazıları metaldi. Mekânın üstünde “geçiş” diye
bir gölge geziniyordu.
Lidya girişte kartını okuttuğunda cihaz bip dedi. Yanında duran adam cihazın ekranına
bakıp gülümsedi.
“İlk günün mü?” dedi.
Lidya başını çevirdi. Adamın adı yaka kartında yazdı: Noah. Saçı biraz dağınıktı,
gömleğinin kolu dirseğe kadar sıvalıydı. Gözlerinde o zamanların nadir bir şeyi vardı:
rahatlık.
“Belli oluyor mu?” dedi Lidya.
Noah gülümseyerek: “Belli. Çünkü ilk gün gelenler ikiye ayrılır. Korkanlar ve
heyecanlananlar.”
“Peki ya ben hangisiyim?”
Noah hiç düşünmeden cevap verdi: “Heyecanlanan. Bu iyi.”
Lidya bu cümleyi sevdi. Çünkü o dönem biri sana ‘iyi’ dediğinde bunun arkasında bir tablo
ya da bir ‘puan’ yoktu. Sadece bir his vardı.
“Sen kimsin?” dedi Lidya.
Noah parmağıyla tabelayı gösterdi. “Staj koçu.” dedi. Sonra alaycı bir ciddiyetle ekledi:
“Asıl işim, insanları cihazlardan daha çok dinlemek.”
“Bu da bir iş mi?” dedi Lidya. gülerek.
Noah omuz silkip yürümeye başladı. “Şimdilik. Gel, sana yeri göstereyim.” Lidya onun
peşine takıldı.
Koridorun sonunda cam bir kapı vardı. Kapının arkasında küçük bir oda durdu: birkaç
masa, birkaç ekran, duvarda eski bir yazı tahtası. Ama odanın asıl dikkat çekeni köşedeki
metal kabindi. Kabinin üzerinde küçük bir yazı yazdı: İç Sinyal Okuma Birimi.
Lidya kabine bakınca içinden bir şey geçti: Bu kadar küçük mü?
Noah onun bakışını yakaladı. “Merak etme.” dedi. “Korkunç görünmüyor diye korkunç
olmadığı anlamına gelmez.”
Lidya güldü. “Sen her cümleni böyle mi bitiriyorsun?”
Noah güldü, ellerini iki yana açtı. “Benim işim, kötü olasılıkları hatırlatmak.”
Lidya kabinin yanında duran görevliye baktı. Görevli kadın steril bir nezaketle konuştu:
“Lidya Voss? İçeri buyurun.”
Lidya bir an durdu. “Ne yapacağız?” diye sordu Noah’a.
Noah daha önce yüzlerce kişiyi kabine sokmuş gibi rahattı. “Kısa bir ölçüm. Bu programın
şartı. Üç dakika. İçeri giriyorsun, ekrana bakıyorsun, birkaç soru. Sonra çıkıyorsun.”
“Ne ölçüyor?” dedi Lidya.
Noah bir saniye düşündü. Sonra doğru kelimeyi seçer gibi konuştu: “Uyum.”
Lidya uyum kelimesini o zaman farklı duydu. Bugünkü gibi ağır değildi. Daha masum
geldi. Uyumlu olmak güzel bir şey değil mi? diye düşündü.
“Ben zaten uyumluyum.” dedi kendinden emin.
Noah’ın gülümsemesi kısaldı. “Göreceğiz.”
Lidya içeri girdiğinde kabinin kapısı yumuşak bir sesle kapandı. İçerisi küçük ama ferah bir
alandı. Duvarlarda ince çizgiler vardı; karşıda bir ekran durdu. Ekranda basit bir yazı
belirdi: Lütfen nefesinizi normal tutun.
Lidya bu cümleye gülümsedi. Normal nefes diye bir şey var mı?
Ekranda sorular belirdi. Basit gibi görünen sorular:
Bir anıyı hatırladığınızda vücudunuzda ne olur?
Heyecanlandığınızda ne yaparsınız?
Kayıp yaşadığınızda nasıl tepki verirsiniz?
Lidya soruları dürüstçe cevapladı. Çünkü dürüstlük o dönem onun için bir savunma değil,
bir alışkanlıktı. Ekranın altındaki çizgi doldu. Cihazın küçük ışığı yanıp söndü.
Bip.
Bip.
Ekranda bir kelime belirdi: KAYDEDİLDİ.
Lidya’nın omuzları istemsizce gevşedi. Bitti, diye düşündü.
Ama bitmedi.
Kapı açıldığında görevli kadın gülümsedi. “Teşekkür ederiz. Bir sonraki aşamaya
geçebilirsiniz.”
Lidya dışarı çıktığında Noah kabinin önünde bekledi. Yüzünde hâlâ rahat bir ifade vardı
ama gözleri Lidya’nın yüzünü okudu.
“Nasıl?” dedi Noah.
“Kolay.” dedi Lidya. “Sanki… oyun gibi.”
Noah gülümsedi ama gülümsemesi gözlerine ulaşmadı. “Bazı oyunlar, sadece ilk turda
oyundur.”
Lidya kaşını kaldırdı. “Ne demek istiyorsun?”
Noah iki saniye sustu. Sonra cümleyi yumuşattı: “Bir şey demek istemiyorum. Gel, eğitim
odasına geçelim.”
Lidya yürürken kabinden gelen iki bip sesi hâlâ kulağındaydı. O bip sıradan değildi. Sanki
bir şeyin tamamlanması değil, bir şeyin başlaması gibiydi.
Eğitim odasında kalabalık vardı. On beş kadar kişi. Herkes farklı yerden geldi ama aynı
yerde durdu: yeni bir düzenin eşiğinde.
Bir eğitmen konuşmaya başladı. Adı Dr. Harlan’dı. Ceketi kusursuzdu, sesi sakindi.
İnsanlara bir şeyler öğretmek için değil, onları bir yerlere yerleştirmek için konuşan bir
sesti.
“Bu şehir bir geçiş yaşıyor.” dedi. “Büyüme, hız ve güvenlik… Üçü bir arada yürümeli. Biz
burada, bu yürüyüşü mümkün kılan sistemleri tasarlayacağız.”
Lidya not aldı. Heyecanlıydı. Bu bir görev gibi geldi: dünyayı daha iyi yapmak.
Dr. Harlan devam etti: “Sistemler sadece makineleri yönetmez. Sistemler… insan
davranışını da yönetir.” Birileri güldü. Ufak bir kahkaha çıktı. O zaman kahkaha hâlâ anlık
bir şeydi.
Dr. Harlan kahkahaya kızmadı. Sadece baktı. Sonra yumuşak bir gülümsemeyle cümleyi
bitirdi:
“Davranış yönetimi, kötü bir şey değildir. Trafik ışığı da davranış yönetir. Ama kimse trafik
ışığından nefret etmez.”
Lidya o örneği mantıklı buldu. Noah ise arka tarafta duvara yaslandı. Gözlerini Dr.
Harlan’dan ayırmadı. Eğitim arası verildiğinde Lidya Noah’a yanaştı.
“Sen bu adamı sevmiyorsun.” dedi.
Noah şaşırmadı. “Ben kimseyi ‘severim’ ya da ‘sevmem’ diye sınıflamam.” dedi. “Ama
bazı sesler… fazla pürüzsüz olur.”
“Pürüzsüz?”
Noah başını hafifçe yana eğdi. “Pürüzsüz sesler sürtünmeyi yok eder. Sürtünme yoksa,
soru da yok olur.”
Lidya güldü. “Sen çok dramatiksin.”
Noah bu kez gerçekten güldü. “Ben dramatik değilim. Ben… erken uyarıyım.”
Lidya o an Noah’ı ‘komik’ buldu. Şimdi bildiği gibi ‘kıymetli’ bulmadı. Çünkü o zaman
Lidya’nın dünyası henüz kırılmamıştı.
Eğitim bitince herkes çıkışa yöneldi. Koridorda yine o kabin vardı. Kapısı kapalıydı.
İçeriden ışık sızmıyordu. Ama Lidya geçerken bir kez daha durup baktı.
Noah yanına geldi. “Bakma.” dedi.
“Neden?” dedi Lidya.
Noah’ın sesi ilk kez sertleşti. “Çünkü baktığında, sana da bakarlar.”
Lidya kaşlarını çattı. “Kim?”
Noah cevap vermedi. Cevap vermeyince Lidya ilk kez içinde küçük bir huzursuzluk
hissetti.
O sırada kabinin yanındaki görevli kadın çıktı. Noah’a değil, Lidya’ya baktı.
“Lidya Voss?” dedi. “Lütfen bir dakika.”
Lidya şaşırdı. “Ben zaten girdim.”
Kadın gülümsemedi. “Tekrar bir ölçüm.”
Noah’ın omzu neredeyse fark edilmeyecek kadar gerildi.
Lidya Noah’a baktı. “Normal değil mi?”
Noah kısa bir nefes aldı. “Bazen normal değildir.” dedi. “Ama reddedemezsin.”
Lidya o zaman reddedemezsin cümlesini tam anlamadı. Şimdi anladı. O cümlenin içinde
gelecek yılların çizgisi durdu. Lidya tekrar kabine girdi. Ekran yine aynı yazıyı gösterdi:
Lütfen nefesinizi normal tutun.
Ama bu kez sorular farklıydı.
Hayatınızda kimden vazgeçemezsiniz?
En çok neyi özlersiniz?
Bir anı seçmeniz gerekse, hangisini seçersiniz?
Lidya soruların ‘uyum’ değil ‘iç’ olduğunu fark etti. Sorular içine dokundu. Bir anısını
düşündü. Güzel bir anı. Bir yaz akşamı. Ailesi. Kahkaha. Birinin adı…
Ve o an…
Bip.
Bip.
Bu kez daha uzun bir duraklama oldu. Sonra bir bip daha geldi. Ekranda bir kelime belirdi:
İŞARETLENDİ.
Lidya’nın nefesi bir an bozuldu. Kapı açıldığında görevli kadın bu kez gülümsedi. Sanki
Lidya bir şeyi başardı gibi.
“Teşekkür ederiz.” dedi. “Bugünlük bu kadar.”
Lidya dışarı çıktığında Noah oradaydı. Yüzü artık rahat değildi.
“Ne yazdı?” diye sordu, fısıldayarak.
Lidya yutkundu. “İşaretlendi.”
Noah’ın bakışı sertleşti. “Tamam,” dedi. “Şimdi beni dinle.”
Lidya şaşkındı. “Ne oluyor?”
Noah konuştu ama sesini yükseltmedi. “Şu andan itibaren bu bina hakkında kimseye
detay anlatmayacaksın. Burada duyduğun kelimeleri evde tekrar etmeyeceksin. Ve şu
kabini… aklından çıkar.”
Lidya’nın gözleri büyüdü. “Aklımdan çıkaramam. Ben… merak ediyorum.”
Noah’ın yüzünde Lidya’nın ilk kez gördüğü bir şey vardı: korku değil, kaygı. Bir şeyi geri
döndüremeyecekmiş gibi.
“Merakını sevdim.” dedi Noah. “Ama merak, bu şehirde pahalılaşacak.”
Lidya o an ilk kez şu cümleyi içinde hissetti:
Demek ki bir şeyler değişiyor.
Ve Noah’ın yüzüne bakınca bir şey daha hissetti: demek ki Noah bunu biliyor.
Lidya o anı hatırladığında kendi evinin penceresinin önünde oturdu. Yıllar geçti. Şehir
değişti. İnsanlar değişti. Lidya’nın içindeki bazı şeyler de değişti. Ama bip sesi değişmedi.
Çünkü bip sadece bir cihaz sesi değildi.
Bip, bir zamanlar Lidya’nın içinden seçip aldığı bir anının işaretlenmesiydi.
Ve şimdi ElementX’te gördüğü seri numaralar, o gün kabinin ekranındaki kelimeyle aynı
dili konuştu.
KAYDEDİLDİ.
İŞARETLENDİ.
Bölüm etkileşimi
