9. bölüm / 28
Bellek KarışımıBÖLÜM VIII — Klinik
Bölümler 28Şu an: BÖLÜM VIII — Klinik
- 1 Prolog382 kelime
- 2 BÖLÜM I — Sektör-94.591 kelime
- 3 BÖLÜM II — Teklif3.699 kelime
- 4 BÖLÜM III — İmza2.206 kelime
- 5 BÖLÜM IV — Geçiş Zamanı1.248 kelime
- 6 BÖLÜM V — BK Laboratuvarına İlk Giriş1.722 kelime
- 7 BÖLÜM VI — Eski Hat2.886 kelime
- 8 BÖLÜM VII — Dosyayı Okuyan Dosya2.887 kelime
- 9 BÖLÜM VIII — Klinik3.303 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 BÖLÜM IX — Harlan’ın Sesi2.530 kelime
- 11 BÖLÜM X — Sadece Ben Değilim2.386 kelime
- 12 BÖLÜM XI — Mercer Evi2.911 kelime
- 13 BÖLÜM XII — Tanık-002.427 kelime
- 14 BÖLÜM XIII — Hale Arşivi3.180 kelime
- 15 BÖLÜM XIV — Eski Hat Uyanınca2.771 kelime
- 16 BÖLÜM XV — Son Tanık2.523 kelime
- 17 BÖLÜM XVI — Hat 01.983 kelime
- 18 BÖLÜM XVII — Arden Sahası2.421 kelime
- 19 BÖLÜM XVIII — Beyan Kapısı2.032 kelime
- 20 BÖLÜM XIX — Menzil İstasyonu2.753 kelime
- 21 BÖLÜM XX — Korku Katmanı2.132 kelime
- 22 BÖLÜM XXI — Duyma2.072 kelime
- 23 BÖLÜM XXII — Aralık2.160 kelime
- 24 BÖLÜM XXIII — Merkez Kule’ye Dönüş1.933 kelime
- 25 BÖLÜM XXIV — Uygunluk Zirvesi2.371 kelime
- 26 BÖLÜM XXV — Eski Kapı2.794 kelime
- 27 BÖLÜM XXVI — Hatırlama Hakkı1.909 kelime
- 28 BÖLÜM XXVII — Seçim Aralığı1.563 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Rowan’ın mesajı ekranda bir süre öylece kaldı.
“O zaman oyun değişti.”
Lidya telefonu kapatmadı. Cevap da yazmadı. Bazı cümleler cevap istemezdi; yalnızca
konum bildirirdi. Rowan’ın cümlesi de öyleydi. Nerede durduğunu değil, artık hiçbir şeyin
eski yerinde durmadığını söylüyordu.
O gece ElementX’ten çıkarken bina ona ilk kez bir iş yeri gibi görünmedi. Daha çok
yaşayan, nefes alan, kendi iç organlarını saklayan büyük bir organizma gibiydi. Üst
katlarda cam, bakır ve ışık vardı; alt katlarda eski borular, unutulmuş servis yolları,
uyanan kayıt cihazları. İnsanlar bu binaya giriyor, kart okutuyor, toplantıya katılıyor, rapor
yazıyor, sonra evlerine dönüyordu. Ama bina onları sadece içeri almıyor; ölçüyor,
sınıflıyor, gerektiğinde hatırlıyor, gerektiğinde unutturuyordu.
Lidya çıkış turnikesinden geçerken ekranda yine aynı kelime belirdi:
UYGUN.
Bu kez Lidya kelimeye bakıp yürümeye devam etmedi. Bir saniye durdu.
Uygun.
Kime göre?
Neye göre?
Hangi anıları eksiltilmiş insan daha uygun sayılırdı?
Hangi duygusunu yüzüne çıkarmayan çalışan daha güvenli görünürdü?
Hangi hatırlama biçimi, şehir için fazla parlaktı?
Turnike ikinci kez hafifçe bipledi. Gecikmiş geçiş uyarısı.
Lidya başını kaldırıp kameraya baktı.
“Geçiyorum.” dedi.
Kamera cevap vermedi. Ama bu şehirde cevap vermeyen şeylerin bile kayıt tuttuğunu
artık fazlasıyla biliyordu.
Dışarı çıktığında hava soğuktu. Soğuk, bu kez ona çocukluğun heyecanını değil, metal
odanın içindeki eski kayıt cihazını hatırlattı. Harlan’ın sesi hâlâ kulağındaydı.
“Aşırı parlak bir tepkiyi, sürdürülebilir bir aralığa çekiyoruz.”
Aşırı parlak.
Lidya araca bindiğinde rota ekrana düştü: Ev.
Bir an kabul etmeyecekti. Başka bir yere gidecekti belki. Sektör-9’un kenarındaki eski
arşiv alanlarına, Tessa’nın bahsettiği tıbbi birimlere, şehrin unutmaya çalıştığı yerlerden
birine… Ama sonra kendini durdurdu.
Aceleyi sistem severdi.
Panik, sistemi beslerdi.
Öfke, sistemi doğrulardı.
Lidya eve gitmeyi seçti.
Ama eve dönen kişi, sabahki kişi değildi.
Ev kapısını açtığında içerideki hafif limon ve sıcak ahşap kokusu onu karşıladı. Normalde
bu koku, günün sertliğini üzerinden alırdı. O gece alamadı. Ev hâlâ evdi ama Lidya’nın
içinde bir şey yer değiştirmişti. İnsan bazen aynı odaya girer, aynı lambayı yakar, aynı
fincana dokunur; yine de hayatına misafir gibi hisseder.
Ceketini çıkardı. Çantasını masaya bıraktı. Telefonunu sessize aldı. Sonra cebindeki kartı
ve metal parçayı çıkarıp mutfak adasının üzerine koydu.
İkisi yan yana durdu.
Yarı saydam kartın üzerinde yazılar loş ışıkta soluk görünüyordu.
LİSTEYE GİRME. LİSTEYİ AÇ.
Noah ölmedi.
Metal parça hâlâ hiçbir şey söylemiyor gibi duruyordu. Küçük, soğuk, pürüzsüz. Fakat
artık masum değildi. Bir hatıranın masumluğu vardı onda; ama anahtarların da masum bir
yanı olurdu. Kapı açana kadar.
Lidya kartı eline aldı. Kenarındaki küçük oyuğa baktı. Metal parçanın ucu, o boşluğa
benzeyen bir eğime sahipti. Birleştirmek mümkündü. Bunu görmemek imkânsızdı.
Ama Lidya birleştirmedi.
Henüz değil.
Çünkü bazı sistemler, anahtarın kapıya değmesini beklemezdi. Anahtarın kapıya
yaklaşma ihtimalini bile ölçerdi.
Önce çevresine baktı. Evinde kamera yoktu. En azından görünen yoktu. Sensörler vardı
ama düşük seviyede ve çoğunu kendi kurmuştu. Kapı doğrulaması, sıcaklık ayarı, temel
enerji akışı. Yıllardır evini teknolojiden arındırdığını sanmıştı; aslında yalnızca teknolojiyi
görünmezleştirmişti. İyi teknoloji zaten görünmezdi diye düşünürdü hep.
O gece bu cümle ona ihanet gibi geldi.
Çalışma masasına geçti. Not defterini açtı. Daha önce yazdığı cümle hâlâ oradaydı:
Bellek Karışımı: Silgi değil, ayna.
Altına yeni bir satır yazdı:
Ayna kimin elinde?
Sonra bir tablo çizdi.
Sol sütuna isimler yazdı:
Harlan
Noah Ren
Sloane
Rowan
Gideon
Tessa / Nick Karlis
BK-12
Metal parça
Sağ sütuna bildiklerini ekledi.
Harlan: Doktor. Nöroregülasyon. Geçiş Programı. Davranış yönetimini tedavi gibi
anlatıyor.
Noah: Saha gözlemci/eğitmen. Katılımcı koruma eğilimi yüksek. Aktarım. Ölmedi.
Sloane: Sistemin ekonomik çöküşünü görüyor. Listeyi açmamı istiyor. Doktorları işaret
etti.
Rowan: Koruyor ama saklıyor. Dosya konusunda haklıydı. Kapıların dilini biliyor.
Gideon: Oyun kuruyor. Belki biliyor. Belki bilmediğini oynuyor.
Tessa: Babası erken sürümden etkilenmiş. Güzel anılar da eksilmiş. Alt katları biliyor.
BK-12: Seçilmiş versiyon. Dalgayı yumuşatmıyor; yön veriyor.
Metal parça: Eski kapıyı açtı. Kartla bağlantılı olabilir. Doktorlar biliyor.
Kalemi bıraktı.
Bir süre sayfaya baktı. Sonra en alta tek bir cümle daha yazdı:
Ben listeye girmeden listeyi nasıl açarım?
Cevap yoktu.
Ama soru doğruydu. Lidya doğru soruları severdi. İyi sorular, insanın önünü açmazdı
hemen. Önce kapalı kapının nerede olduğunu gösterirdi.
Telefonu titredi.
Mira’dan mesaj gelmişti:
“Yarınki takvimi değiştirdim. Gideon 09:00’da seni görmek istiyor. Sloane 08:40’ta finans
raporu bahanesiyle on dakika ayırdı. Rowan sistemde görünmüyor. Tessa eve gitmedi.
Evan da gitmedi. Jonah gitmiş görünüyor ama gitmemiş olabilir.”
Lidya, mesajı iki kez okudu.
Sonra cevap yazdı:
“Tessa’yı yalnız bırakma.”
Mira’dan yanıt hemen geldi:
“Bırakmadım.”
Lidya telefonu masaya koydu. İşte bu yüzden Mira vazgeçilmezdi. Söylenen işi yapmazdı
sadece; söylenmesi gereken işi de anlardı.
Gece uzun sürdü.
Uyumadan önce metal parçayı komodinin üzerine koymadı. Yastığının altına da koymadı.
Çalışma masasındaki küçük çekmeceye bıraktı, ama çekmeceyi kapatmadı.
Bu, kendine verdiği bir sözdü.
Saklamayacağım.
Ama teslim de etmeyeceğim.
Sabah, şehir yine aynı kokuyla uyandı: ozon, ıslak metal ve yanık toz.
Lidya bu kokuyu hâlâ seviyordu.
Artık bunun da bir direnç biçimi olduğunu düşünmeye başladı.
ElementX’e girdiğinde turnike hiç gecikmedi. Bu kez ekranda yalnızca ERİŞİM yazdı.
Uygun değil. İstenen değil. Erişim.
Bina onu içeri aldı.
Bu, kabul anlamına gelmiyordu. Bazen sistem, avını daha iyi görmek için içeri alırdı.
Mira giriş holünün köşesinde bekliyordu. Her zamanki gibi elinde tablet vardı. Ama
gözlerinin altında uyku değil, karar izi vardı.
“Gideon erken geldi.” dedi.
“Tabii ki.”
“Sloane da.”
“Tabii ki.”
“Rowan hâlâ sistemde görünmüyor.”
Lidya bir an durdu. “Bu iyi mi kötü mü?”
Mira tabletini kapattı. “Rowan görünmüyorsa, ya sistemden saklanıyor ya da sistem adına
görünmemeyi seçti.”
“İkisi de kötü.”
“Biri daha kötü.”
Lidya sormadı. Hangisinin daha kötü olduğunu ikisi de biliyordu.
Sloane’un odası, ElementX’in geri kalanına göre daha az gösterişliydi. Bu şaşırtıcı değildi.
Parayı yöneten insanlar çoğu zaman lüksü sevmezdi; lüksün muhasebesini bildikleri için.
Sloane masasında bekliyordu. Önünde gerçek dosya yoktu. Sadece tablet. Bu kez kahve
de yoktu.
“Sekiz dakika.” dedi.
Lidya oturmadı. “Başla.”
Sloane tabletini çevirdi. Ekranda bir ödeme akışı vardı. Kodlar, tarih aralıkları, kurum
adları.
“Dün gece ‘doktorlar’ dedim. Buradan başlayacağız.”
Lidya ekrana eğildi.
Kurum adlarından biri diğerlerinden ayrılıyordu:
KARŞIYAKA NÖRO-KLİNİK ARŞİV BİRİMİ
Lidya kaşlarını çattı. “Karşıyaka? Bu sektör dışında.”
“Evet. Eski şehir sınırında. Resmi olarak kapalı. Fiilen değil.”
“ElementX ödeme yapıyor.”
“ElementX değil.” Sloane parmağıyla başka bir satırı gösterdi. “Alt kuruluş. Üç şirket
üzerinden dolaştırılmış. Son alıcı klinik arşiv birimi.”
“Ne için?”
“Arşiv bakım bedeli.”
Lidya güldü ama bu gülüşte neşe yoktu. “Kapalı bir kliniğin arşiv bakımı.”
“On iki yıldır düzenli.”
“Dr. Harlan?”
Sloane başka bir satır açtı. Bir isim görünmedi. Sadece kod vardı:
H-PRM / Danışmanlık Yetki Kodu
“Harlan ismini doğrudan kullanmıyorlar.” dedi Sloane. “Ama bu kod eski kurul kayıtlarında
ona bağlı.”
“Yaşıyor mu?”
Sloane ilk kez cevap vermeden önce durdu. “Resmi kayıtlara göre hayır.”
“Gayriresmi?”
“Gayriresmi kayıtlarda insanlar yaşamaz. İşlem yaparlar.”
Lidya’nın içi gerildi. “Yani birileri onun kodunu kullanıyor.”
“Ya o.” dedi Sloane. “Ya da onun sistemdeki yetkisini devralan biri.”
“Beni oraya yönlendiriyorsun.”
“Hayır. Sana orayı gösteriyorum. Yönlenmek senin işin.”
Lidya, Sloane’a baktı. “Bunu niye kendin yapmadın?”
Sloane’un yüzü kapandı. “Benim bir yere gitmem olay olur. Sen yeni başladın. Merakın
doğal görünür.”
“Yeni başlamış bir AR-GE başkanının kapalı bir nöro-kliniğe gitmesi doğal mı?”
“Doğru gerekçeyle evet.” Sloane ekranda başka bir belge açtı. “Bugün öğleden sonra dış
paydaş uyum toplantısı var. Konu: eski tıbbi veri protokollerinin BK güvenlik çerçevesine
etkisi. Senin adına oluşturdum.”
Lidya’nın ağzının kenarı hafifçe kıpırdadı. “Bana sormadan?”
“Sen de dün gece alt servis katına inmeden önce bana sormadın.”
Haklıydı.
Lidya belgeye baktı. “Gideon bunu biliyor mu?”
“Toplantı kaydını görecek. İçeriğini okumayacak. Gideon başlıklarla yaşar, detaylarla
değil.”
“Rowan?”
Sloane’un gözleri kısa bir an ekranda kaldı. “Rowan bunu görür.”
“Ve?”
“Eğer seni durdurmaya çalışırsa, klinik önemli demektir.”
“Durmazsa?”
Sloane tableti kapattı. “O zaman daha da önemli.”
Lidya bu kadını sevmiyordu. Ama onunla çalışabileceğini hissediyordu. Sloane insana
güven vermiyordu; ama mekanizmaya güven veriyordu. Bazı ortaklıklar sıcaklıkla değil,
aynı tehlikeyi farklı açılardan görmekle başlardı.
Kapı çaldı.
Mira’nın sesi geldi. “Gideon bekliyor.”
Sloane, Lidya’ya son kez baktı. “Bugün çok az konuş. Gideon, biri bir şey sakladığında
bunu hemen anlamaz. Ama biri konuşarak sakladığında anlar.”
“Peki sen ne yapacaksın?”
“Ben sayıları düzelteceğim.”
“Yani?”
Sloane’un sesi soğuktu. “Sana on iki saat daha satın alacağım.”
Lidya başını salladı.
“Teşekkür ederim,” demedi.
Çünkü Sloane’un istediği şey bu değildi.
Gideon’un odası, Sloane’un odasının tam tersiydi. Daha geniş, daha sıcak, daha fazla
detaylı. Gerçek kitaplar, eski lambalar, duvarda çerçevelenmiş şehir haritaları, büyük bir
masa ama masadan çok sahne gibi kullanılan bir alan. Gideon, insanları karşısına
almazdı; onları dekorun içine yerleştirirdi.
Lidya içeri girdiğinde Gideon ayaktaydı. Elinde Bellek Karışımı kapsülü vardı. Kapsülü
parmaklarının arasında çeviriyordu.
“Yeni işinin ikinci günü ve şimdiden bina seni konuşuyor.” dedi.
Lidya oturmadı. “Bina konuşuyorsa, duvarları yenilemeniz gerekir.”
Gideon güldü. “İşte bu yüzden seni sevdim.”
“Beni sevme. Beni kullan.”
Gideon’un gülüşü bir an durdu. Sonra daha genişledi. “Tehlikeli cümle.”
“Doğru cümle.”
“Peki.” Gideon kapsülü masaya bıraktı. “Kullanalım. Dün gece alt sistemlerde tuhaf bir
hareket oldu.”
“Duydum.”
“Duydun mu, yarattın mı?”
Lidya’nın yüzü değişmedi. “İkinci günümde binanın alt sistemlerini bozacak kadar yetkim
olduğunu düşünmen güzel.”
“Yetki bazen kartta olmaz.” Gideon ona doğru yürüdü. “İnsanın yanında getirdiği şeylerde
olur.”
Bu cümle metal parçaya mıydı? Yoksa sadece Gideon’un rastgele attığı kancalardan biri
miydi?
Lidya cevap vermedi.
Gideon masaya yaslandı. “Rowan kayıp.”
“Bunu bana mı soruyorsun?”
“Sana her şeyi sorabilirim. Sen yeni olduğun için dürüst cevap verme ihtimalin hâlâ
yüksek.”
“Rowan bana raporlamıyor.”
“Henüz.”
“Hiçbir zaman doğrudan raporlamayacak.”
“Bunu sen mi belirledin, o mu?”
Lidya bu kez hafifçe gülümsedi. “Rowan’ı birinin belirleyebileceğine inanıyor musun?”
Gideon kahkaha attı. Gerçekten eğlendi. Sonra birden ciddileşti.
“Bellek Karışımı hakkında ne düşünüyorsun?”
Bu soru fazla doğrudandı.
Lidya, Sloane’un uyarısını hatırladı: çok az konuş.
“Eksik ürün.” dedi.
Gideon’un kaşı kalktı. “Eksik?”
“Evet.”
“Genelde insanlar tehlikeli, etik dışı, parlak, devrimsel, korkunç gibi kelimeler kullanır.”
“Onlar pazarlama kelimeleri.”
“Etik dışı da mı pazarlama?”
“Bazen en çok o.”
Gideon’un gözleri keyifle daraldı. “Devam et.”
“Bellek Karışımı bir çözüm gibi sunuluyor ama hangi problemi çözdüğü net değil. Zihinsel
yük mü? Duygu taşması mı? Uyum sapması mı? Performans düşüşü mü? Bunlar aynı
şey değil. Aynı ürün hepsini çözdüğünü iddia ediyorsa, ya ürün yalan söylüyordur ya da
problem yanlış tanımlanmıştır.”
Gideon bir süre onu izledi.
“Sen gerçekten çok iyi seçilmişsin.” dedi.
Bu cümle Lidya’nın içine küçük bir diken gibi battı.
Seçilmiş.
“Kim seçti?” diye sordu Lidya.
Gideon cevap vermedi. Masadaki kapsülü aldı, Lidya’ya uzattı.
“Dene.”
Lidya kapsüle baktı.
“Hayır.”
Gideon şaşırmış gibi yapmadı. Zaten cevabı biliyor gibiydi. “Neden?”
“İstemiyorum.”
“Bu bilimsel bir cevap değil.”
“İnsani cevaplar da bazen yeterlidir.”
Gideon kapsülü avucunda kapattı. “Bu şehirde insani cevaplar çoğu zaman pahalıya mal
olur.”
“Ben ucuz kararlar vermem.”
Gideon bir süre sessiz kaldı. Sonra kapsülü cebine koydu.
“Öğleden sonra dış paydaş toplantın varmış.”
İşte.
“Sloane ayarladı.” dedi Lidya.
“Evet. Sloane hiçbir şeyi boşuna ayarlamaz.”
“Sen de hiçbir şeyi boşuna sormazsın.”
Gideon gülümsedi. “Karşıyaka’ya dikkat et.”
Lidya’nın yüzü değişmedi ama içi keskinleşti.
“Ne var orada?”
“Eski şehir.” Gideon pencereye yürüdü. “Yeni düzenin üstüne kurulduğu şey. İnsanlar hep
geleceğin kulelerde başladığını sanıyor. Hayır. Gelecek, genelde eski binaların
bodrumlarında başlar.”
“Sen oraya gittin mi?”
“Bir kez.”
“Ne gördün?”
Gideon arkasını dönmeden cevap verdi. “Beni.”
Bu cevap, Gideon’un nadiren yaptığı türden bir şeydi: maskesinin altından gerçek bir şey
göstermişti. Ama çok kısa. Hemen ardından tekrar hafifledi.
“Git. Bak. Raporla. Ama şunu unutma Lidya: bazı klinikler hastalarını iyileştirmez. Bazıları
onları tanımlar. Tanımlanan insan da kolay kolay eski hâline dönmez.”
Lidya kapıya yöneldi.
Gideon arkasından seslendi. “Ve Lidya?”
Durdu.
“Orada Noah adını duyarsan…” Gideon’un sesi ilk kez oyunbaz değildi. “Hemen inanma.”
Lidya ona döndü. “Neden?”
Gideon’un yüzünde okunması zor bir ifade vardı.
“Çünkü Noah, herkesin hatırladığı kişi olmayabilir.”
Lidya bu cümleyi yanında götürdü.
Öğleden sonra Karşıyaka’ya giderken şehir değişti.
Merkezden uzaklaştıkça binaların yüzeyi daha az parlıyor, dijital tabelalar seyrekleşiyor,
yolların kenarında eski dönemden kalma beton yapılar görünmeye başlıyordu. Yeni
sistem buralara da ulaşmıştı ama merkezdeki gibi derinin altına işlememişti. Daha çok
üstüne ince bir tabaka olarak sürülmüş gibiydi. Eski olan alttan hâlâ görünüyordu.
Araç, Lidya’ya rotayı üç kez teyit ettirdi.
“Hedef bölge düşük protokol yoğunluğuna sahiptir. Onaylıyor musunuz?”
“Onaylıyorum.”
“Güvenlik destek seviyesi sınırlıdır. Onaylıyor musunuz?”
“Onaylıyorum.”
“Alternatif öneri: toplantıyı uzaktan gerçekleştirin.”
Lidya ekrana baktı.
“Hayır.”
Araç sustu.
Karşıyaka Nöro-Klinik, eski bir tepenin yamacında duruyordu. Binanın mimarisi, şehrin
geri kalanından farklıydı. Ne tamamen eski ne tamamen yeni. Geniş pencereler, uzun
yatay hatlar, solmuş beyaz cephe, bazı yerlerde sonradan eklenmiş metal destekler.
Bahçesinde ağaçlar vardı. Gerçek ağaçlar. Bakımsız değillerdi ama fazla da düzenli
görünmüyorlardı.
Bu Lidya’yı rahatsız etti.
Düzensizlik değil; doğal kalmış şeyler artık onda şüphe uyandırıyordu. Şehir insanı böyle
bozardı. Önce kontrolsüz olanı tehlike sanmaya başlardın.
Girişte kimse yoktu.
Kapı otomatik açılmadı. Lidya bir an bekledi. Sonra kapının yanındaki eski butona bastı.
İçeriden mekanik bir zil sesi geldi.
Bu ses, onu beklemediği kadar sarstı.
Çünkü bip değildi.
Zil.
Daha insanî, daha eski, daha az kesin.
Kapı birkaç saniye sonra açıldı.
Karşısında orta yaşlı bir kadın duruyordu. Beyaz önlük giymiyordu. Gri bir hırka, koyu renk
pantolon, boynunda ince bir kart. Kartta isim vardı:
Dr. Emma Clark
Kadın Lidya’ya baktı. Uzun uzun değil. Ölçerek de değil. Sadece bakarak.
Bu bile yabancı geldi.
“Lidya Voss.” dedi kadın.
Lidya başını eğdi. “Randevum vardı.”
“Randevunuz yoktu.” dedi kadın. “Gerekçeniz vardı.”
Lidya kadına biraz daha dikkatli baktı. “Fark nedir?”
“Randevu sistem ister. Gerekçe insan getirir.”
Bu cümle fazla pürüzlüydü. Lidya bunu sevdi.
İçeri girdiler.
Kliniğin içi eskiydi ama ihmal edilmiş değildi. Duvarlarda soluk renkler, yerde temiz ama
yıpranmış taşlar, kapı kenarlarında analog numaralar. Bazı odaların kapılarında hâlâ eski
levhalar vardı: Gözlem, Sessiz Oda, Uyum Değerlendirme, Aile Görüşmesi.
Lidya son levhada durdu.
Aile Görüşmesi.
Bu teknoloji hikâyesinin içinde aile kelimesi birden fazla gerçek geldi.
Dr. Emma fark etti ama yorum yapmadı. “ElementX eski tıbbi veri protokolleri için bilgi
istemiş.”
“Evet.”
“Bu resmi gerekçe.”
“Evet.”
“Gerçek gerekçe?”
Lidya kadına baktı. “Dr. Harlan.”
Emma’in yüzü değişmedi. Ama yürümeyi bıraktı.
Koridorun ortasında durdular.
“Bu ismi burada yüksek sesle söylemeyiz.” dedi.
“Neden?”
“Çünkü bazı isimler ölünce sessizleşmez. Kuruma dönüşür.”
Lidya’nın içinde bir şey yerleşti. Harlan sadece geçmişte kalmış bir doktor değildi. Bir
yöntemdi. Bir protokoldü. Belki bir imzaydı.
“Yaşıyor mu?” diye sordu.
Emma yürümeye devam etti. “Bu sorunun tıbbi cevabı ile idari cevabı farklı.”
“Tıbbi cevap?”
“Hayır.”
“İdari cevap?”
Kadın bir kapının önünde durdu. “Erişimi sürüyor.”
Kapıyı açtı.
İçerisi küçük bir arşiv odasıydı. Ama ElementX’in alt katındaki gibi tuzak kokan bir yer
değildi. Burada raflar vardı, kutular vardı, etiketler vardı. Bazı raflarda dijital kilitler,
bazılarında eski metal mandallar.
Emma, Lidya’ya bir sandalye göstermedi. Kendisi de oturmadı.
“Ne arıyorsunuz?” diye sordu.
Lidya birkaç saniye düşündü.
Noah mı?
Harlan mı?
Metal parçanın kökeni mi?
BK’nın ilk klinik dosyası mı?
Kendi adının geçtiği arşiv mi?
Hepsi doğruydu. Ama doğru soruyu seçmezse, yanlış kapı açılacaktı.
“Yönlendirilmiş anı protokolünün ilk hasta dışı kullanımını arıyorum.” dedi.
Emma’in gözlerinde ilk kez küçük bir onay belirdi.
“Hasta dışı kelimesini bilerek seçtiniz.”
“Evet.”
“Çünkü bir noktadan sonra hastalar değil, katılımcılar vardı.”
“Sonra?”
“Sonra kullanıcılar.”
“Sonra?”
Emma’in sesi sertleşti. “Sonra vatandaşlar.”
Lidya bu kadının tarafını hemen anlayamadı. Bu iyi bir şeydi. Basit taraflar genelde basit
hikâyeler üretirdi. Burada herkesin geçmişe bir borcu vardı.
Emma raflardan birine yöneldi. Eski bir kutu çıkardı. Kutunun üzerinde tarih vardı. Geçiş
dönemine ait. Kutu masaya konduğunda toz kalkmadı; arşiv düzenliydi.
Kapağı açtı.
İçinden üç dosya çıkardı.
Birincisinin başlığı:
Travma Sonrası İşlevsel Hafifletme Çalışması
İkincisi:
Anı Yoğunluğu ve Karar Performansı İlişkisi
Üçüncüsü:
K-3 / Saha Sapmaları
Lidya’nın bakışı üçüncü dosyada kaldı.
Emma onu açmadı.
“Bunu görmeden önce bir şeyi anlamanız gerekiyor.” dedi.
Lidya bekledi.
“Bellek Karışımı, başlangıçta içecek değildi. Kapsül değildi. Aroma değildi. Bunlar sonra
geldi. Başta bir terapi desteğiydi. Düşük frekanslı uyarım, koku tetikleyicileri, dil örüntüsü
takibi ve mikro doz nörokimyasal düzenleyicilerden oluşan bir klinik protokoldü. Amaç,
ağır travma yaşayan kişilerin günlük hayata dönebilmesini sağlamaktı.”
“İşe yaradı mı?”
“Evet.” dedi Emma. “Sorun da buydu.”
Lidya başını hafifçe eğdi. “Başarılı olduğu için büyüdü.”
“Hayır. Başarılı olduğu için çalındı.”
Bu kelime odada yankılanmadı ama Lidya’nın içinde yankılandı.
Çalındı.
Emma devam etti. “Harlan bunu bir tedavi olarak savundu. En azından başta. Ama kurul,
şehir ölçeğinde kullanılabilirliğini görünce protokolün dili değişti. Hasta güvenliği yerine
davranış sürekliliği konuşulmaya başlandı. İyileşme yerine işlevsellik. Sonra işlevsellik
yerine uygunluk.”
“Sen orada mıydın?”
Emma’in yüzü kapandı. “Ben öğrenciydim.”
“Peki Dr. Harlan?”
“Hocamdı.”
Lidya bu cevabı beklemiyordu. Kadının sesindeki küçük kırık, birden odanın havasını
değiştirdi.
Emma dosyaya baktı. “Bazı insanlar kötülüğe inanarak başlamaz. Daha kötüsü olur. İyilik
yaptığını sanarak devam eder.”
Lidya, “Sonra?” dedi.
“Sonra iyilik, sonuçları görünce bile durmazsa kötülüğe dönüşür.”
Emma üçüncü dosyayı açtı.
İlk sayfada K-3 katılımcı listesi vardı. Bazı isimler karartılmıştı. Bazıları okunabiliyordu.
LIDYA VOSS
NOAH REN
NİCK KARLIS
Lidya’nın eli masanın kenarına tutundu.
“Nick Karlis?” dedi.
“Tessa’nın babası.”
Emma şaşırmadı. “Tessa hâlâ ElementX’te mi?”
“Evet.”
Kadının yüzünden acı gibi bir şey geçti. “O kızın oradan uzak duracağını ummuştum.”
“Babası neydi? Hasta mı, katılımcı mı?”
Emma cevap vermeden önce dosyanın içinden başka bir sayfa çıkardı.
“Başta hasta. Sonra referans vakası. En sonunda erken sürüm kullanıcı modeli.”
Lidya’nın sesi sertleşti. “Bir insanı model yapmışlar.”
“Evet.”
“Noah?”
Emma’in yüzü bu kez daha dikkatli kapandı.
“Noah Ren saha eğitmeniydi. Katılımcıları korumaya çalıştı. Özellikle seni.”
Lidya’nın içi daraldı. “Neden özellikle beni?”
Emma sayfayı çevirdi. Burada Lidya’nın gençlik dönemine ait bir değerlendirme vardı.
Katılımcı L.V. / yüksek parlak anı tepkisi / direnç potansiyeli / yönlendirme dışı öz-bütünlük
belirtisi
Emma sessizce açıkladı. “Senin profilin farklıydı. Çoğu insanda acı anılar baskındı. Sende
güzel anılar daha güçlü tepki yaratıyordu. Bu, Harlan için çok değerliydi.”
“Değerli?”
“Çünkü sistem güzel anıya nasıl müdahale edeceğini bilmiyordu. Acıyı hafifletmek kolaydı.
Korkuyu düşürmek, kaygıyı yumuşatmak, panik tepkisini sınırlamak… Bunların tıbbi
karşılığı vardı. Ama sevinç? Özlem? Bir anı yüzünden bugüne itiraz etme isteği? Bunlar
klinik değildi. Bunlar insanın kendiliğiydi.”
“Beni bu yüzden mi işaretlediler?”
“Evet.”
“Noah bunu biliyor muydu?”
“Sonradan öğrendi.”
“Ve?”
Emma dosyayı kapatmadı ama eli üzerinde kaldı. “Ve seni listeden çıkarmaya çalıştı.”
Lidya’nın nefesi kesildi.
“Başardı mı?”
Emma cevap vermedi.
Bu cevap, başarısız olmuş demekti.
Lidya yavaşça konuştu. “Noah öldü mü?”
Emma’in gözleri Lidya’nın gözlerine geldi.
“Beden olarak hayır.” dedi.
Oda sessizleşti.
Beden olarak hayır.
Bu, insanın duymak isteyeceği cevap değildi. Çünkü yaşamak fiilini parçalı hale
getiriyordu.
“Ne demek bu?” diye sordu Lidya.
Emma rafın arkasındaki küçük kasaya yöneldi. Eski tip bir mekanik kilitti. Dijital değil.
Anahtar deliği vardı.
“Bunu açmamam gerekiyor.” dedi.
“Ama açacaksın.”
“Hayır.” Emma ona döndü. “Ben açamam.”
Lidya anladı.
Cebindeki metal parça.
Onu çıkardı.
Emma’in yüzü bembeyaz oldu.
“Bunu nereden aldın?”
“Herkes bunu soruyor. Kimse cevap vermiyor.”
Emma’in sesi neredeyse fısıltıya indi. “Çünkü o şeyin sende olmaması gerekiyor.”
Lidya anahtarı kaldırdı. “Ama var.”
“Bu bir anahtar değil.”
“Kapı açıyor.”
“Kapı açması, anahtar olduğu anlamına gelmez.” Emma bir adım yaklaştı. “Bu bir tanık.”
Lidya kaşlarını çattı. “Tanık?”
“Eski klinik protokollerinde bazı fiziksel nesneler, katılımcının anı sabitleyicisi olarak
kullanılırdı. Hasta travma sonrasında kimliğini toparlayabilsin diye kişisel nesneler
seçilirdi. Ama K-3’te bu tersine çevrildi. Nesneler artık hastayı sabitlemek için değil,
sistemi sabitlemek için kullanıldı.”
Lidya’nın eli soğudu.
“Benim metal parçam neyi sabitliyor?”
Emma’in gözleri kasaya kaydı.
“Senin unutmaman gereken şeyi.”
Lidya birkaç saniye hareket etmedi.
Sonra metal parçayı kilide yaklaştırdı.
Kilit önce tepki vermedi. Sonra çok eski, çok tanıdık bir ses duyuldu.
Bip.
Bip.
Lidya’nın içindeki bütün geçmiş aynı anda kapıya dayandı.
Kasa açıldı.
İçinde bir dosya yoktu.
Bir bant vardı. Eski tip, küçük bir kayıt kartuşu. Üzerinde el yazısıyla yazılmış iki kelime:
NOAH / AKTARIM
Lidya kartuşa dokunmadı.
Emma’in sesi titredi. “Bunu burada dinlememelisin.”
“Nerede?”
Kadın cevap vermek üzereyken koridorun sonundan mekanik bir ses geldi.
Kapı zili değil.
Kilitleme sesi.
Emma’in yüzü değişti. “Buraya yalnız gelmedin.”
“Geldim.”
“Hayır.” Kadın kapıya baktı. “Seninle biri gelmiş.”
Lidya hemen cam yansımaya döndü.
Koridorun ucunda bir gölge belirdi. Beyaz değil. Siyah değil. ElementX güvenliği gibi de
değil.
Daha eski bir şey.
Bir adam ağır adımlarla arşiv odasına doğru yürüyordu. Yüzü henüz görünmüyordu ama
duruşunda tanıdık bir sakinlik vardı. Sanki acele etmesine gerek yoktu. Çünkü sistem
onun için kapıları zaten açıyordu.
Emma fısıldadı:
“Harlan.”
Lidya’nın kanı çekildi.
“Öldü demiştin.”
Emma gözlerini kapatmadan cevap verdi:
“Tıbbi olarak.”
Adam kapının önünde durdu.
Işık yüzüne vurdu.
Dr. Harlan yaşlanmıştı. Ya da yaşlı görünmesi için tasarlanmıştı. Yüzünde zamanın
çizgileri vardı ama bakışları rahatsız edici derecede canlıydı. Bir insanın bakışı gibi değil;
eski bir fikrin hâlâ kendini haklı bulması gibi.
Lidya onu yıllar öncesinden tanıdı.
O pürüzsüz ses, şimdi daha düşük ama aynıydı.
“Lidya Voss.” dedi Harlan.
Sanki onu bekliyordu.
Sanki yıllardır.
Sonra gözleri Lidya’nın elindeki metal parçaya kaydı.
“Demek sonunda hatırlama hakkını almaya geldin.”
Lidya kayıt kartuşunu avucuna aldı.
Ve ilk kez Dr. Harlan’a doğrudan baktı.
“Hayır.” dedi.
Sesi sakindi.
“Onu geri almaya geldim.”
Bölüm etkileşimi
