Bellek Karışımı kitap kapağı

3. bölüm / 28

Bellek Karışımı

BÖLÜM II — Teklif

Vaveyla Yazarı: Enis Harbalıoğlu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 28Şu an: BÖLÜM II — Teklif

Telefon, Lidya daha gözlerini açmadan çaldı. Ekranda bir yazı yanıp sönüyordu:
Bilinmeyen Numara. Lidya, yastığın altından telefonu çekip alo demeden önce bir saniye
durdu. O bir saniyede, beyni zaten ayağa kalkmıştı.
“Lidya Voss?” dedi telefondaki ses. Fazla rahat. Fazla tanıdık. Fazla erken.
Lidya gözünü araladı. “Evet.”
“Gideon.” Sesin sahibi gülüyordu. “Uyanıksın. Güzel. Çünkü ElementX de uyanık.”
Lidya telefonu kulağına tam oturttu. Sesindeki uyku izi, tek bir heceye bile bulaşmadı.
“Saat kaç biliyor musunuz?”
“Biliyorum.” Gideon hiç umursamıyordu. “Erken. Bu yüzden arıyorum. İnsanların maskeleri
en erken saatte düşer.”
Lidya’nın ağzının kenarı kıpırdadı. Maskemi düşürmeye gelmiş.
“Benim maskem yok.” dedi. “Sizinki var mı?”
“Bende birkaç tane var.” Gideon keyifliydi. “Şimdi… teklif.”
Lidya yorganın altından bir kolunu çıkarıp komodinin üstündeki suyu aldı. İçti. Konuşmadı.
“Dinliyorum.”
“AR-GE biriminin başına geçiyorsun.” Gideon hızlı söyledi, sanki oldu bitti demek
istiyordu. “Bugün öğleden sonra sözleşme taslağı sana gidiyor. Ama önce şartları sesli
söyleyeyim: Maaş çok iyi. Prim çok iyi. Bonuslar… ‘insanı kendinden şüpheye düşürür’
seviyede.”
“Güzel.” Lidya sakin kaldı. “Devam edin.”
Gideon sanki koltuğuna daha da yayıldı, telefonun içinden bile hissediliyordu. “Şirket aracı
var. Üst segment. Zaten senin de öyle bir şeyin varmış. Ama bizimki daha… daha
ElementX.”
Lidya gözlerini tavana dikti. “Araba istemiyorum.”
Telefonda kısa bir duraksama oldu. Gideon gülerek nefes verdi. “Araba istemeyen insan
var mıymış?”
“Var.” Lidya aynı tonla. “Ben.”
“Peki konut.” Gideon hemen diğer kartı attı. “Kule rezidanslardan birinde, güvenlikli, kapalı
otopark, içeride her şey otomatik…”
“Onu da istemiyorum.”
Bu sefer duraksama daha uzundu. Sonra Gideon, sanki bu inat hoşuna gitmiş gibi
kahkaha attı. “Tamam. Sen farklısın. Bu cümleyi sevmiyorum ama gerçek bu. Neden
istemiyorsun?”
“Çünkü hayatımın parçalarını satın alınabilir paketlere çevirmek istemiyorum.” Lidya
yavaşça doğruldu, yatağın kenarına oturdu. “Ve çünkü evim var. Arabam var. İhtiyacım
olan tek şey, işin kendisi ve karşılığı.”
Gideon bir an sessiz kaldı. Sonra sesi ciddileşti; kısa bir anlığına. “O zaman parayı
konuşalım.”
“Konuşalım.”
“Rakamı sen söyle.”
Lidya, teklif oyununun başladığını anladı. Bunu özellikle böyle yapıyor. Fazla istersem
‘açgözlü’, az istersem ‘kolay’ olacağım. Ortayı değil, gerekçeyi istiyor.
“Baz maaş…” dedi Lidya. “piyasanın üstünde olacak. Bunu zaten söylediniz. Benim şartım
şu: performans primini net metriklerle bağlayalım. Metrikler de sadece ‘çıkış tarihi’
olmasın; kalite, güvenlik, sürdürülebilir ekip sağlığı da olsun.”
Gideon’un sesi “eh işte” der gibi çıktı. “Ekip sağlığı mı… biz burada insan değil ürün
üretiyoruz.”
“Ürünü insanlar çıkarıyor ve insan bozulursa ürün de bozulur. Siz CFO’ya sorun, o daha
iyi anlatır.” dedi Lidya.
Gideon kıkırdadı. “Tamam tamam. Rakam?”
Lidya net söyledi. “Baz şu aralık. Üzerine imza bonusu. Bir de yıllık hedef bonusu. Araba
ve konut bütçesi nereye gidiyorsa, onu nakit komponente çevirin. Hepsi bu kadar.”
Gideon hiç beklemeden olur demedi. Ama reddetmedi de. Bu iyi. Lidya bunu hemen fark
etti.
“Bunu Sloane’a söyleyeceğim, o sana döner. Ama şunu bil: ben ev istemiyorum diyen
birini görmeyeli uzun zaman oldu. Satın alınamayan birini yönetmek daha eğlenceli.
Bugün 14:00’te kuleye gel. Sözleşme, kart, ekip tanışma… Hepsi. Rowan da orada olur.
Sloane da. Ve…” Gideon sesi uzattı, “Bellek Karışımı’nı da gösteririz.”
Lidya’nın gözleri bir an, istemsizce, daha açık oldu. “Gösterirsiniz.”
“Gösteririz. Sonra kararını değiştirirsin belki.” Diyerek gülüp telefonu kapattı.
Lidya birkaç saniye öylece oturdu. İşe alındım. Bu cümle içinden geçti ama coşku yoktu.
Coşku Lidya’ya başka şeylerden gelirdi ve şu an gelen şey, daha çok bir hesap
çizelgesinin ilk satırı gibiydi.
Kuleye girdiğinde bu sefer ziyaretçi gibi davranmadılar. Turnike bipledi ve ekranda tek
kelime belirdi: ERİŞİM.
Lidya’nın gözleri Adrian’ı aradı ama girişte o yoktu. Onun yerine daha genç bir kadın geldi;
hızlı, dikkatli, gözleri sürekli etrafı tarıyor ama belli etmemeye çalışıyordu.
“Ms. Voss, ben Nora, İnsan & Kültür. Size bugün eşlik edeceğim.” dedi.
İnsan & Kültür… Lidya içinden, İnsan Kaynakları demek yerine kültür demişler. Güzel
pazarlama, diye geçirdi.
Nora yürümeye başladı. “Sözleşme odasına geçmeden önce kısa bir tur istediler.
İsterseniz.”
“İsterim, ben bilmediğim yerde karar vermem.” dedi Lidya.
Koridorlarda bu kez daha az bakış vardı. Çünkü Lidya artık gelen aday değil, gelen
çözümdü ve insanlar çözümü merak ederdi.
Nora konuştu: “Bu kat ürün strateji. Bir üst kat AR-GE. ElementX’te ekipler konuya değil
akıma göre ayrılır.”
Lidya hızlıca sordu: “Akım?"
“Evet.” Nora da hızlıca açıkladı. “Bellek Karışımı akımı, sensör akımı, altyapı akımı…
Hepsinin içinde farklı disiplinler var.”
Lidya başını salladı. Dikey değil, yatay. Mantıklı. Sonra ekledi: “Ama çatışma çıkarır.”
Nora bir an duraksadı. “Evet.”
“Çatışma iyidir. Yeter ki kurallı olsun.” diye ekledi Lidya.
İlk açık alana girdiklerinde Lidya tek bir bakışta üç grubu ayırdı:
Sessizce çalışanlar: ekranlarına gömülmüş, minimum konuşma. Üretirler ama kendilerini
savunamazlarsa kaybolurlar.
Konuşarak çalışanlar: çok toplantı, çok sunum. Parlak ama riskli.
“Gözleri açık” olanlar: etrafı izleyen, dinleyen, doğru anda konuşanlar. Onlar kıymetliydi.
Lidya’nın gözü, üçüncü gruptan iki kişiye takıldı.
Biri, köşedeki masada oturan bir adamdı; yaka kartında Evan yazıyordu. İki ekranı vardı
ama üçüncüsüne bakıyordu; insanların davranışlarına. Konuşan iki kişiyi izledi, sonra tek
bir cümle söyledi. Konuşma bitti. İkisi de dağıldı.
Bu adam, problem çözücü. Rolü ne olursa olsun. Lidya hemen yazdı zihnine.
Diğeri bir kadındı; adı Mira. Masasında bir fincan, yanında bir defter, ekranda grafikler.
Ama Mira’nın asıl farkı, kimseye bakmadan bile etrafı ‘duyuyor’ olmasıydı. Biri arkasında
ağır bir dosya bırakınca, Mira dönmeden elini uzatıp yakaladı. Refleks gibi.
Bu, sistem insanı. Her şeyi taşır. Taşırken kendini unutur. Dikkat! Nora Lidya’yı küçük bir
cam odanın önüne getirdi. İçeride iki kişi vardı; birinin kahkahası kapıdan taşıyordu. Kapı
açıldı.
Gideon, yine koltuğa yayılmıştı. Bu sefer daha da rahat: kravat yok, gömlek düğmesi açık,
sanki ‘ben CEO değilim’ tavrı içindeydi. Sloane masanın başındaydı. Önünde sözleşme
dosyası, yanında tablet. Rowan ayakta duruyordu; elleri cebinde, yüzünde ‘ben
buradayım çünkü teknik taraf benim’ ifadesi.
Gideon Lidya’yı görünce eliyle işaret etti. “Gel bakalım.”
Lidya oturdu. Gözünü dosyaya dikti.
Sloane konuştu, direkt konuya girdi: “Araba ve konut komponentini nakde çevirmek
istiyormuşsun.”
“Evet.”
Sloane kaşını kaldırdı. “İnsanlar bu paketleri seviyor.”
“İnsanlar paketleri sever; ben netliği severim,” dedi Lidya.
Rowan araya girdi: “Bu, güvenlik açısından da işimize gelir. Şirket aracında bizim takip
katmanımız var.”
Lidya başını çevirdi. “Takip katmanı?”
Rowan yüz ifadesini bozmadı. “Operasyonel güvenlik.”
“Anladım.” Lidya dedi. “O zaman araba istememem daha da doğru.”
Gideon kahkaha attı. “Bak şu işe! Araba reddi, güvenlik reddi… Lidya, sen bizimle kavga
etmeye mi geldin?”
“Sadece çerçeve çiziyorum.” dedi Lidya.
Sloane dosyayı Lidya’ya doğru çevirdi. “Peki. Nakde çevirdik. Baz maaş burada. İmza
bonusu burada. Yıllık hedef bonusu burada. Hisse opsiyonu da ekledik; şartları şu.”
Lidya hızlı okudu. Maddeleri tek tek süzdü. Bazı yerlerde kalemi aldı, not düştü. Sloane
bunu izliyordu; hoşuna gittiği belliydi.
“Prim metrikleri.” dedi Lidya. “Burada ‘ürün çıkışı’ ve ‘gelir etkisi’ yazıyor. Ben ekip
devamlılığını ve güvenlik skorunu da istiyorum.”
Sloane dudağını büzdü. “Ekip devamlılığını nasıl ölçersin?”
“İstifa oranı, tükenmişlik anketleri, hata oranı, yeniden iş sayısı.” Lidya saydı. “Bunlar sizin
KPI’larınız. Bu KPI’ları ben korursam, siz de parayı korursunuz.”
Gideon, Sloane’a döndü. “Kulağa mantıklı gelmiyor mu?”
Sloane bir an düşündü. “Eklenebilir.” dedi.
Rowan, Lidya’ya baktı. “Güvenlik skoru…”
“Benim alanım.” Lidya kesti. “Eğer Bellek Karışımı gibi bir şey geliştiriyorsanız, güvenlik ek
değil çekirdek olmalı.”
Gideon gözlerini kısarak sırıttı. “Bellek Karışımı’na geldik.”
Masadaki metal kutuyu Gideon çekip önüne koydu. Kutunun üzerinde yalnızca bir X vardı.
Açtı ve içindeki kapsülleri çıkardı. Üzerlerinde seri numarası: BK-07, BK-12 gibi.
“Bellek Karışımı, bizim en kıymetli oyuncağımız.” dedi Gideon.
Sloane düzeltir gibi konuştu: “Oyuncak değil.”
Gideon omuz silkti. “Bazen oyuncaklar dünyayı değiştirir.”
Rowan, Lidya’ya baktı. “Senin tanımın ne?”
Lidya kapsüllerden birine dokunmadı. Sadece kutunun içini inceledi; etiketleme, seri
numaraları, dağıtım düzeni… bir ürün değil, bir protokol gibi.
“Bu bir içecek değil.” dedi Lidya. “Bu bir müdahale.”
Gideon’un kahkahası kesildi. Sloane’un kalemi durdu. Rowan ise gözlerini kısmadı; ilk kez
açıkça, ‘tam isabet’ der gibi baktı.
Gideon, laubaliliğine geri dönmeye çalıştı. “Müdahale diyelim. Güzel kelime. Peki…
müdahale neye?”
Lidya kısa cevap verdi: “Hatırlamaya.”
Odaya birkaç saniyelik sessizlik çöktü. Sanki kelimeyi yüksek sesle söylemek bile riskliydi.
Rowan konuştu: “Resmi anlatım farklı.”
“Resmi anlatım pazarlamadır,” dedi Lidya. “Ben ürün yönetiyorum. Pazarlama değil.”
Sloane dosyayı kapattı. “Bu konuyu içeride konuşuruz. Bugün değil,” dedi.
Lidya başını salladı. “Bugün de konuşuruz.” dedi. “Çünkü ben bu pozisyonu kabul
edeceksem, hangi ateşe yürüdüğümü bilmem lazım.”
Gideon bir an Lidya’ya baktı. Sonra gülümsedi. Bu gülümseme, sabahki gibi eğlenceli
değildi.
“Tamam,” dedi. “Sevdim. Nora, Lidya’yı AR-GE katına indir. Ekibi tanısın. Sonra geri
gelsin, imzayı atarız. Eğer hâlâ istiyorsa.”
Lidya ayağa kalktı. “İstiyorum.” dedi. “Ama imza, bilgiyle gelir.”
Gideon göz kırptı. “İşte bu yüzden seni aldık.”
AR-GE katında ortam daha hareketliydi. Nora, Lidya’yı orta alanda durdurdu.
“Burası ana alan.” dedi. “Takımlar şu odalarda. Şuradaki cam bölüm prototip. Şu taraf da
test. Şu tarafta da… Bellek Karışımı akımı.”
Lidya cam bölüme baktı.
İçerideki duvar ekranlarından birinde kısa süreliğine bir test kaydı belirdi. Yazılar o kadar
hızlı akıyordu ki çoğu kişi yalnızca grafik görürdü. Lidya grafik görmedi; kelime gördü. Kod
gördü. İlişki gördü.
BK-07 / Duygusal yük düşürüldü.
Bağlantılı yüz tanıma tepkisi zayıfladı.
Ailevi tetikleyicilere yanıt: nötr.
Lidya’nın adımı yarım saniyeliğine yavaşladı.
Monoraydaki küçük kızın fotoğrafı, zihninde sessizce açıldı. Annesinin sakin yüzü. O
sakinliğin içindeki korkunç boşluk. Fotoğrafın kenarını büken küçük parmaklar.
BK-07.
Demek tesadüf değildi.
Nora, Lidya’nın durduğunu fark etti. “Bir sorun mu var?”
Lidya gözlerini ekrandan ayırmadan cevap verdi.
“Hayır,” dedi.
Sonra Nora’ya döndü.
“Devam edelim.”
Ama içinden başka bir cümle geçti.
Hayır, sorun yok. Sorun sistemin kendisi.
İçeride üç kişi tartışıyordu. Biri, konuşmayı yönetiyordu ama sesi yükselmiyordu. İki kişi
ona göre şekil değiştiriyordu. Lidya, konuşmayı duymadan bile rol dağılımını okudu.
Takım lideri var. Ama liderin otoritesi kişisel değil; süreç. Bu iyi işaretti.
Mira’yı tekrar gördü. Nora yaklaşınca Mira hemen ayağa kalktı. Kibar, hızlı, kontrollü.
“Nora.” dedi Mira. “Bu Lidya Voss mu?”
“Evet.” dedi Nora. “Yeni AR-GE müdürümüz.”
Mira’nın yüzü bir an aydınlandı; sonra profesyonel mod. “Hoş geldiniz. Ben Mira. Program
yönetimi.”
Lidya elini uzattı. “Memnun oldum Mira. Burada en çok hangi şeyi yönetmek zor?”
Mira hiç düşünmeden cevap verdi. “Gideon’u.”
Lidya kısa bir kahkaha attı. “İyi cevap.”
Evan masanın kenarından yaklaştı. Yaka kartında “Evan” yazsa da Lidya onun asıl
kimliğini görmüştü.
“Ben Evan.” dedi. “Altyapı ve… kriz.”
“Kriz?”
Evan gülümsedi. “Kriz çıkmadan önce onu gören kişi.”
Lidya başını salladı. “O zaman seni severim.”
Evan’ın gözleri parladı. “Burada sevgi pahalıdır.”
“Benim de sevgi anlayışım ucuz değil, ama dürüsttür.” dedi Lidya.
Nora, Lidya’yı küçük bir toplantı odasına aldı. İçeride birkaç kişi daha vardı; isimler
yabancıydı: Caleb, Tessa, Jonah, Selene… Hepsi kısa kısa kendini tanıttı.
Lidya, kısa bir cümleyle çerçeveyi çizdi:
“Ben buraya mucize yapmaya gelmedim. İyi olanı büyütmeye ve kırılgan olanı
güçlendirmeye geldim. Bir şey istiyorum: Bana gerçeği söyleyin. Beni memnun etmek için
değil, ürünü kurtarmak için.”
Oda bir an sessiz kaldı. Sonra Tessa, net bir ‘tamam’ dedi. Jonah başını salladı. Mira
nefes aldı, sanki ‘nihayet’ der gibi.
Nora Lidya’ya yaklaşıp alçak sesle konuştu: “Şimdi tekrar yönetim odasına çıkacağız.
Sloane rakamları finalize etti. Gideon… muhtemelen bir şaka daha yapacak.”
“Bırak yapsın.” dedi Lidya. “Şakalar bazen gerçeği gösterir.” Yürürlerken Lidya’nın
kafasında tek bir cümle dönüyordu:
Bu teklif iyi. Bu ekip iyi. Bu bina güçlü.
Asıl soru: Bellek Karışımı ne kadar karanlık?
Ve Lidya, o sorunun cevabını alana kadar, hiçbir imzanın ‘tam’ olmayacağını biliyordu.
“Lidya! Hazır mısın? Şimdi ‘paket’ kısmını bitirip ‘gerçek’ kısmına geçiyoruz…” İşte o an,
Lidya’nın yüzünde çok küçük bir gülümseme belirecekti. Çünkü Lidya için gerçek, daima
en iyi başlangıçtı.
İçeri girdiklerinde Nora bir adım geride kaldı. Bu sefer masada herkes aynı pozisyonda
değildi; küçük bir değişiklik vardı ve Lidya bu tür değişiklikleri kaçırmazdı: Sloane’un
tabletinin yanında ince siyah bir dosya duruyordu. Üzerinde hiçbir başlık yoktu. Sadece
küçük bir harf: X.
Rowan ayakta değildi artık, oturuyordu. Bu da şunu demekti: teknik taraf sunum
modundan çıkmıştı. Artık iş modundaydı.
Gideon, sanki bir oyun sunucusu gibi elini iki yana açtı. “Ekip turu nasıl geçti?”
“İyi.” dedi Lidya. “Kimin omurga olduğunu gördüm.”
Sloane’un gözleri Lidya’ya kaydı. “Kim?”
Lidya kısa kesmedi. Bu, ekibi daha ilk günden ifşa etmek değildi; bu, yöneticilere ‘ben
görüyorum’ demekti.
“Mira.” dedi. “Programı taşıyor. Evan da krizleri görüyor. İkisi de iyi. İkisi de risk.”
Rowan başını hafifçe eğdi. “Neden risk?”
“Çünkü böyle insanlar her şeyi sırtlanır. Sırtlayınca sistem rahatlar, sistem rahatlayınca
yönetim körleşir. Sonra bir gün o insanlar gider ya da kırılır. Siz onu ‘sürpriz’ sanırsınız.”
Gideon kahkahayı bastı. “Sürprizleri sevmem.”
“Ben de.” Lidya dosyaya baktı. “Şimdi hangi sürprizi konuşuyoruz?”
Sloane dosyayı Lidya’ya doğru itti. “Önce imza.” dedi.
Lidya dosyaya dokunmadı. “Önce şart.” dedi.
Gideon sandalyesini biraz daha yaklaştırdı. “Bak şimdi… herkes önce imza der.”
“Ben herkes değilim.” Lidya’nın sesi yumuşaktı ama çizgisi netti. “Şartlar yazılı değilse
imza atmam. Şartlar yazılıysa da içeriğini bilmediğim hiçbir ek protokole ‘evet’ demem.”
Rowan ilk kez direkt konuştu. “Ek protokol derken?”
Lidya, kutunun içindeki kapsüllerin seri numaralarını hatırladı: BK-07, BK-12… numara
sistemi, üründen ziyade deney diye bağırıyordu.
“Bellek Karışımı.” dedi Lidya. “Ve onunla ilgili erişim, sorumluluk, etik çerçeve. Ben ARGE’nin başına geçiyorsam, ya bunun içine gireceğim… ya da bunun dışına konacağım.
İkisi de benim için risk.”
Sloane, profesyonel bir sakinlikle konuştu. “Bu yüzden seni seçtik.” dedi. “Çünkü
dışarıdan gelen birinin ‘risk’ kelimesini doğru kullanması nadir.”
Gideon parmaklarını masaya vurdu. “O zaman anlaşalım.” dedi. “Sen imzayı at. Biz de
sana ‘gerçeği’ gösterelim.”
Lidya gözlerini Gideon’da tuttu. “Tersi.” dedi.
Bir saniyelik sessizlik.
Sonra Gideon güldü. “Tamam. Tersi.”
Bu tamam kelimesi ağzından kolay çıkmamıştı ama yine de çıkmıştı. Lidya, Gideon’un
laubaliliğinin arkasında net bir şey gördü: Gideon kontrolü seviyordu, ama kontrol etmeyi
sevdiği kadar iyi bir rakibi de seviyordu. Lidya ona rakip değil, denge sunuyordu.
Rowan masanın altından küçük bir cihaz çıkardı. Telefon büyüklüğünde değildi; daha
ince, daha modül gibi bir cihazdı. Üzerinde ekran yoktu ve sadece tek bir ışık noktası
vardı.
Lidya: “Bu nedir?” diye sordu.
Rowan cihazı masaya koydu. “Erişim anahtarı.” dedi. “Bellek Karışımı akımının bulunduğu
laboratuvar alanına girmek için.”
Lidya dokunmadı.
Sloane araya girdi: “Şehir regülasyonları gereği bazı projeler ‘yüksek hassasiyet’ sınıfına
giriyor. Bu sınıfta çalışan herkes, standart erişim kartının dışında ikinci bir doğrulama
taşır.”
“Biyometrik mi?” sorusunu yöneltti Lidya.
Rowan başını iki yana salladı: “Davranışsal.”
Lidya bir an için buz kesti. Davranışsal doğrulama… demek ki yalnız kim olduğumu değil,
nasıl olduğumu da ölçüyor.
Gideon sanki bu cümleyi duymuş gibi konuştu: “Evet evet, korkunç geliyor. Ama merak
etme, Lidya’ya özgü bir şey. Sen zaten her şeyi analiz ediyorsun.”
“Beni analiz eden bir sistem istemiyorum.” Lidya dedi.
Rowan çok sakin bir şekilde cevap verdi: “Bu sistem seni analiz etmiyor. Bu sistem,
senden sonra geleni analiz ediyor.”
Lidya şaşkınlıkla “Ne demek bu?” diye sordu.
Rowan bir an sustu, sonra tek cümle söyledi: “Bellek Karışımı bulaşıcı bir ürün değil. Ama
etkisi… zincirleme.”
Sloane hemen konuştu, sanki Rowan fazla söylediğini fark etmiş gibi. “Teknik bir detay.”
dedi. “Abartma.”
Lidya Sloane’a baktı. “Abartmıyorum.”
Gideon araya girdi. “Tamam tamam, heyecan yapma.” Sonra Lidya’ya döndü. “Bak Lidya,
Bellek Karışımı bir içecek gibi görünür. Kapsül, aroma, ritüel… Ama aslında yaptığımız şey
daha büyük.”
Lidya gözlerini kırpmadan bekledi.
Gideon devam etti: “Şehirde insanların tepkisizliği var ya. O yüzler. O ‘hiçbir şey olmamış’
gibi halleri. Bunun sebebi yalnız korku değil. Bunun sebebi yalnız kültür değil.” Sesi bir an
ciddileşti. “Bunu biz ölçtük. Ve sonra… onu satın aldılar.”
Lidya’nın boğazına yine o tatlı yumru oturdu ama bu sefer sevinçten değildi. “Kim satın
aldı?”
Sloane net söyledi: “Sektör İdaresi.”
Rowan ekledi: “Ve birkaç büyük konsorsiyum.”
Gideon sanki normal bir şey söylüyormuş gibi omuz silkti. “Şehrin sakinliği bir ürün oldu.
Düşünsene. ‘Kriz yönetimi’ diye bir şey vardı eskiden. Şimdi ‘kriz oluşmadan önce duygu
seviyesini düşürme’ var.”
Lidya yavaşça nefes aldı. “Bellek Karışımı bunu mu yapıyor?”
Rowan cevap verdi: “Bir kısmını.”
Lidya, “bir kısmı derken” dedi.
Rowan’ın sesi aynı kalınlıkta kaldı. “Bellek Karışımı, hatırlamaya etki eden bir dengeleyici.
Ama Bellek Karışımı’nın kendisi, tek başına bir ürün değil. Bir sistemin parçası.”
Sloane dosyanın kapağını açtı. İçindeki sayfaların üstünde bir başlık vardı. Lidya’nın
gözleri takıldı:
BK PROGRAMI: UYGUNLUK İNDEKSİ
Lidya başlığı iki kez okudu. Uygunluk… indeks…
Gideon sırıttı. “Gördün mü? Sana demiştim. ‘Gerçek’ kısmı burada.”
Lidya, dosyayı eline aldı. Bu sefer dokundu. Sayfaları çevirdi. Maddeler kısa, net, keskin:
“Uygunluk İndeksi” şehir genelinde belirli bir aralıkta tutulacak, dalgalanma olursa sistem
müdahale edecek, belirli sektörlerde çalışanlara destekleyici protokol uygulanacak…
“Bu…” Lidya’nın sesi ilk kez tam çıkmadı. Kelime aradı. “Bu, insanların duygu profilini
yönetmek demek.”
Rowan başını salladı. “Evet.”
Sloane, sanki bütçe konuşuyormuş gibi. “Ve işe yarıyor.”
Gideon, Lidya’nın yüzünü izliyordu. “Şimdi anladın mı neden şirketler katı? Çünkü biz
sadece ürün yapmıyoruz. Biz şehirde ‘sapma’ istemiyoruz. Sapma olunca kriz çıkıyor. Kriz
olunca yatırımcılar çıldırıyor. Yatırımcılar çıldırınca herkes aç kalıyor.” Sonra bir an durdu.
“Ben böyle anlatınca kötü adam gibi oluyorum ama gerçek bu.”
Lidya dosyayı kapattı. Gözlerini Gideon’a dikti. “Bu benim yöneteceğim AR-GE’nin içinde
mi?”
Rowan cevap verdi: “Evet. Ama senin bilmediğin bir şey daha var.”
Sloane sertçe Rowan’a baktı. Gideon ise sanki “hadi söyle” der gibi başını salladı.
Rowan, Lidya’ya döndü. “Bellek Karışımı’nın iki versiyonu var.” dedi. “Biri genel kullanım
için. Biri… seçilmiş kişiler için.”
Lidya’nın içi buz kesti. “Seçilmiş?”
Rowan, kelimeyi düzeltmedi. “Evet.”
Gideon, sanki bunu çok normalmiş gibi konuştu: “Seçilmiş derken… kritik personel. Üst
düzey karar mekanizmaları. Kriz anında yanlış karar verme lüksü olmayan insanlar.”
Lidya, gözlerini kırptı. “Yani bu sistem, bazı insanların hatırlama biçimini özel olarak
ayarlıyor.”
Sloane, “ayarlamak” kelimesini sevmiş gibi. “Dengelemek.”
Lidya tek bir cümleyle çerçeveyi çizdi: “Bu, kişilikle oynamak.” Oda yine sessizleşti.
Gideon hafifçe başını eğdi. “Lidya.” dedi. “Senin gibi birinin bunu söylemesi… beklediğim
bir şey. O yüzden buradasın.”
Lidya dosyayı masaya bıraktı. “Ben buradaysam…” dedi. “Bu sistemin içinde bir kırmızı
çizgi olacak. Ve o çizgi benimle başlar.”
Rowan ilk kez gülümsedi. Çok küçük, çok kısa. “İşte bu.”
Sloane soğuk bir nefes aldı. “Kırmızı çizgiler bütçeyi bozar.” dedi.
Lidya, Sloane’a döndü. “Bütçe bozulur ve düzeltilir. İnsan bozulmasın.”
Gideon ellerini çırptı. “Harika. Tam olarak böyle.” Sonra bir anda tavrını yine rahat
moduna aldı. “Şimdi işin heyecanlı kısmı: Bu dosya, bu odanın dışına çıkamaz. Ama sen
AR-GE başı olursan… içine gireceksin.”
Lidya gözlerini kıstı. “Bu dosya dışarı çıkamıyorsa, ben nasıl çalışacağım?”
Rowan, masanın köşesine başka bir şey koydu: ince bir rozet. Üzerinde X logosunun
altında küçük bir çizgi vardı. BK-TEMİZ.
“Bu rozetle,” dedi Rowan, “laboratuvarda raporları okuyabilirsin. Kopyalayamazsın.
Fotoğraf çekemezsin. Ekran görüntüsü alamazsın. Dışarı çıkaramazsın.”
“Ve?” dedi Lidya.
Rowan’ın sesi dümdüz kaldı. “Ve bu rozet, senin hatırlama biçimini de izler.”
Lidya’nın parmakları istemsizce cebindeki metal parçaya gitti. Soğukluğu oradaydı. O şey,
Lidya’nın kendine ait küçük bir kanıtıydı.
Gideon bu hareketi gördü. “Ne o?” dedi. “Tılsım mı?”
Lidya elini cebinden çıkarmadı. “Bana ait.” dedi.
Gideon, bir an daha ciddi bir tonda konuştu: “Bak Lidya. Bu şehirde ‘bana ait’ diye bir şey
kalmadı sanıyor herkes. Ama bazen kalır.” Sonra sırıttı. “Senin gibi inatçılar sayesinde.”
Sloane dosyayı tekrar açtı. “Şimdi…” dedi. “Sözleşmeye ek protokol maddesi girecek. ‘BK
Programı’na erişim ve gizlilik.” Kalemi kaldırdı. “İmza atacak mısın?”
Lidya, masaya baktı. Gideon’a baktı. Rowan’a baktı. Dosyaya baktı.
Bu sistem sadece insanları sakinleştirmiyor. Bazı insanlara özel bir versiyon var. Demek
ki birileri… ‘fazla hatırlıyor’ ya da ‘fazla hissediyor.’
Lidya sesini duyuracak kadar alçak ama net konuştu:
“Bir şartım daha var.” dedi. “BK’nın seçilmiş versiyonunun kimlere verildiğini bilmek
istiyorum.”
Sloane’un yüzü sertleşti. “Bu bilgi sınırlı.”
Rowan gözlerini Lidya’da tuttu. “Ben söyleyemem.”
Gideon ise, sanki en komik anı bulmuş gibi gülümseyerek tek cümle söyledi:
“Lidya… listeyi görmek istiyorsan, önce listede olman gerekiyor.”
O cümle, odanın sıcaklığını bir anda düşürdü.
Çünkü bu, teklifin içindeki asıl tuzaktı.
Lidya, çok yavaş bir nefes aldı.
Ve ilk kez, işe girmekle işe katılmak arasındaki farkı net bir şekilde gördü. İmza, sadece
bir başlangıç değildi. Bir seçilme biçimiydi. Ve Lidya, o seçilmenin bedelini henüz
bilmiyordu.
ARA BÖLÜM — Şehir ve Sektörler
Dışarıdan bakan biri için şehir bir fikir gibi dururdu. Sanki bir mimar geçmişin sevilen
çizgilerini almış, bugünün hızına yapıştırmış, her şeyi ışıkla yıkayıp ‘gelecek’ diye
etiketlemişti. Geniş bulvarlar, geometrik cepheler, metal ve camın birlikte parladığı binalar,
dijital saatler, eski telefon kulübelerini andıran küçük istasyonlar… İlk bakışta çirkin
değildi. Sert de değildi. Kendini hep düzen diye sunardı.
Sektör, burada yalnızca coğrafya değildi; yetki alanıydı. Hangi kapının kime açılacağı,
hangi protokolün çalışacağı, hangi verinin nerede tutulacağı ve hangi hizmetin nasıl
verileceği sektörle belirlenirdi. Sektör değiştirmek, bazen yön değiştirmekten çok daha
fazlasıydı: başka bir doğrulama biçimine, başka bir güvenlik eşiğine, başka bir gündelik
dile geçmekti.
Bu yapı bir devrimle kurulmadı. Her şey yavaş bir kayma gibi oldu. Önce şehir büyüdü,
sonra hızlandı. Kazalar azaldı, suç düştü, hizmetler kolaylaştı. Ardından yorgunluk arttı,
yalnızlık yükseldi, insanlar daha az şey gösterir oldu. Kimse bunun tek bir nedeni
olduğunu söyleyemedi. Sonra bir cümle slogan olmaktan çıkıp hayat biçimine dönüştü:
Ölçebildiğimiz şeyi iyileştirebiliriz.
Şehir gerçekten de pek çok şeyi iyileştirdi. Sağlık hizmetlerini düzenledi, trafik akışını
azalttı, enerji israfını düşürdü, acil durumlarda doğru ekibi doğru yere gönderdi. Kendini
kibar bir akıl gibi sunuyordu: seni sevmiyor belki, ama seni koruyordu. Fakat her koruma
bir tercih ister. Tercihleri senin yerine yapan bir sistem, önce rahatlık verir; sonra rahatlık
alışkanlığa, alışkanlık da karaktere dönüşür.
İstikrarın gölgesinde şehir başka bir gerçeği fark etti: insanlar yalnız acıyı değil, güzelliği
de taşımakta zorlanıyordu. Güzel anılar bazen yara açmazdı; daha tehlikelisini yapardı,
insanın yüzünü açardı. Bir koku, bir ses, bir çizik, bir kahkahanın başlamadan önceki
nefesi… Bunlar kişiyi dalgalandırırdı. Dalga öngörülemezlikti; öngörülemezlik hata
ihtimaliydi. Böylece duygular iyi ya da kötü değil, yük diye konuşulmaya başlandı.
Lidya bu düzenin ilk vitrin bölgelerinde doğmadı. Eski alışkanlıklarla yeni kuralların yan
yana durduğu bir mahallede büyüdü. İnsanlar pazar günleri aynı fırından ekmek alır,
akşamları pencereden sokağın sesini dinlerdi. Sonra bir gün yeni doğrulama kapıları
takıldı. Bir gün enerji sayaçları değişti. Bir gün herkesin telefonuna yeni bir güncelleme
düştü.
Babası teknik bir adam değildi ama prensipliydi: ‘Bir şey çalışıyorsa kurcalama,’ derdi.
Annesi tam tersiydi; yeni şeyleri öğrenmeyi sever, evde bozulan bir şeyi önce kendisi
tamir etmeye çalışırdı. Lidya’nın merakı annesinden, düzen duygusu babasından geldi.
Çocukluğu eksikliklerden çok fazlalıklarla doluydu: kahkahası bol akşamlar, küçük doğum
günü sürprizleri, suya atılan taşın sesi, bir filmin ardından yapılan uzun sohbetler.
Lidya’nın geçmişe özlemi bu yüzden acıdan değil, sevinçten taşardı. Onun gözyaşı çoğu
insanınkine benzemezdi; çoğu zaman kayıptan değil, güzelliğin fazlalığından gelirdi.
Teknolojiye girişi de böyle oldu. Ekranları değil, şeylerin iç yapısını sevdi. Bir sistemin
neden aksadığını, hangi parçanın diğerini zorladığını, küçük bir hatanın nasıl büyük bir
kırılmaya dönüştüğünü anlamak ona doğal geliyordu. Önce altyapıda çalıştı, sonra
güvenlikte, sonra ekip yönetiminde. Yönetici olduğunda insan kısmını ihmal etmediği için
sevildi. İnsanlar onun yanında akıllı görünmeye çalışmak zorunda kalmıyordu; Lidya zaten
onları daha akıllı olmaya çağırıyordu.
Bu şehirde güven, en kıymetli para birimiydi. Lidya o parayı yavaş yavaş biriktirdi.
Hayatını da bir kararlar zinciri gibi kurdu: işini seçti, evini seçti, arabasını seçti,
arkadaşlarını seçti. Bazı şeyleri kendine sakladı; çünkü kendine saklanan şeyler insanı
korurdu.
Şimdi ElementX’in kapısında durmasının nedeni de buydu. Şirket, şehrin aklıydı. Lidya ise
aklın hafızaya nasıl davrandığını merak ediyordu. Bu hikâyenin gerilimi imzada değildi.
Asıl gerilim, Lidya’nın hafızayı yöneten düzenin içine girip girmeyeceğindeydi. Eğer
girerse yalnızca işe başlamayacak; insanın hatırlama hakkını kim yönetecek sorusunun
tam ortasına düşecekti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.