10. bölüm / 28
Bellek KarışımıBÖLÜM IX — Harlan’ın Sesi
Bölümler 28Şu an: BÖLÜM IX — Harlan’ın Sesi
- 1 Prolog382 kelime
- 2 BÖLÜM I — Sektör-94.591 kelime
- 3 BÖLÜM II — Teklif3.699 kelime
- 4 BÖLÜM III — İmza2.206 kelime
- 5 BÖLÜM IV — Geçiş Zamanı1.248 kelime
- 6 BÖLÜM V — BK Laboratuvarına İlk Giriş1.722 kelime
- 7 BÖLÜM VI — Eski Hat2.886 kelime
- 8 BÖLÜM VII — Dosyayı Okuyan Dosya2.887 kelime
- 9 BÖLÜM VIII — Klinik3.303 kelime
- 10 BÖLÜM IX — Harlan’ın Sesi2.530 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 BÖLÜM X — Sadece Ben Değilim2.386 kelime
- 12 BÖLÜM XI — Mercer Evi2.911 kelime
- 13 BÖLÜM XII — Tanık-002.427 kelime
- 14 BÖLÜM XIII — Hale Arşivi3.180 kelime
- 15 BÖLÜM XIV — Eski Hat Uyanınca2.771 kelime
- 16 BÖLÜM XV — Son Tanık2.523 kelime
- 17 BÖLÜM XVI — Hat 01.983 kelime
- 18 BÖLÜM XVII — Arden Sahası2.421 kelime
- 19 BÖLÜM XVIII — Beyan Kapısı2.032 kelime
- 20 BÖLÜM XIX — Menzil İstasyonu2.753 kelime
- 21 BÖLÜM XX — Korku Katmanı2.132 kelime
- 22 BÖLÜM XXI — Duyma2.072 kelime
- 23 BÖLÜM XXII — Aralık2.160 kelime
- 24 BÖLÜM XXIII — Merkez Kule’ye Dönüş1.933 kelime
- 25 BÖLÜM XXIV — Uygunluk Zirvesi2.371 kelime
- 26 BÖLÜM XXV — Eski Kapı2.794 kelime
- 27 BÖLÜM XXVI — Hatırlama Hakkı1.909 kelime
- 28 BÖLÜM XXVII — Seçim Aralığı1.563 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Dr. Harlan gülümsedi.
Bu, bir insanın karşısındakini gördüğü için verdiği bir tepki değildi. Daha çok yıllar önce
kurduğu bir denklemin sonunda doğru sonucu aldığını gören birinin ifadesiydi. Lidya’nın
içindeki öfke, tam da bu yüzden yükseldi. Harlan onu bir insan gibi değil, tamamlanmış bir
veri gibi izliyordu.
“Geri almak,” dedi Harlan. “Güzel bir kelime. Romantik. Ama bilimsel değil.”
Lidya, Noah’ın kayıt kartuşunu avucunda tuttu. Kartuş küçüktü ama ağırlığı, bir dosyadan
daha fazlaydı. Bazı nesneler metalden, plastikten, devrelerden yapılmazdı; beklemekten
yapılırdı.
“Bilimsel kelimelerle insanlara neler yaptığınızı gördüm.” dedi Lidya. “Bu kez kendi
kelimemi kullanacağım.”
Harlan’ın bakışları değişmedi. “İnsanlar her zaman kendi kelimelerini kullandığını sanır.
Oysa çoğu zaman kelimeler onlardan önce seçilmiştir.”
Dr. Emma Clark, arşiv masasının yanında donmuş gibiydi. Yüzünde korkudan çok eski bir
hesaplaşma vardı. Bir öğrencinin yıllar sonra hocasını değil, hocasının hiç ölmemiş fikrini
karşısında görmesi gibi.
“Harlan,” dedi Emma. “Burada olmamalısın.”
“Ben burada değilim zaten.” Harlan ona bakmadan konuştu. “Bunu en iyi sen bilmelisin,
Emma.”
Lidya’nın gözleri Emma’e kaydı.
Emma cevap vermedi.
Bu sessizlikte bir şey vardı. Eksik bir açıklama, eski bir suç ortaklığı ya da yıllar önce
yarım bırakılmış bir itiraz. Lidya artık bu şehirde kimsenin tamamen masum ya da
tamamen suçlu olmadığını öğrenmişti. Fakat bazı insanlar, suçu durdurma şansını
kaçırdığı için daha ağır taşırdı.
Harlan içeri girdi. Kapı arkasından sessizce kapandı.
Oda küçüktü. Raflar, kutular, eski dosyalar, kasadan çıkarılmış Noah kartuşu ve üç insan
arasında yıllar önce başlamış bir deneyin hâlâ bitmemiş gölgesi vardı.
Lidya geri çekilmedi.
“Sen öldün.” dedi.
Harlan başını hafifçe yana eğdi. “Tıbbi olarak, evet.”
“Bu cevaptan sıkıldım.”
“Çünkü cevap hâlâ insan biçiminde düşünmene neden oluyor.”
Lidya’nın yüzü sertleşti. “Ben insan biçiminde düşünmekten utanmıyorum.”
“Utanmamalısın.” dedi Harlan. “Zaten senin en değerli özelliğin bu.”
Bu kez Lidya’nın öfkesi yüzüne az da olsa çıktı. Harlan bunu fark etti. Elbette fark etti.
Harlan gibiler insanın içindeki çatlakları görür, sonra onlara isim verirdi. İsim verince de
yönetebileceğini sanırdı.
“Beni işaretledin.” dedi Lidya.
“Hayır.” Harlan sakin konuştu. “Seni sistem işaretledi.”
“Sistemi kim kurdu?”
Harlan ilk kez çok küçük bir memnuniyetle gülümsedi. “Doğru soru.”
Emma sertçe araya girdi. “Lidya, onunla tartışma. Tartışma onun alanı.”
Harlan, Emma’e döndü. “Hâlâ öğrencilerini korumaya çalışıyorsun. Güzel. Geç ama
güzel.”
“Sen benim hocam değilsin artık.”
“Ben hiç kimsenin hocası olmadım.” dedi Harlan. “Ben sadece gördüm.”
Lidya kartuşu cebine koydu.
Harlan’ın gözleri o hareketi izledi. “Onu dinlersen, Noah’ı bulacağını sanıyorsun.”
“Sanmıyorum.” dedi Lidya. “Deneyeceğim.”
“Denemek bazen hatırlamaktan daha tehlikelidir.”
“Tehlike senin kelimelerinle büyümüyor.”
Harlan hafifçe güldü. Bu gülüş Gideon’unki gibi oyunbaz değildi. Gideon tehlikeyi
eğlenceye çevirirdi. Harlan ise tehlikeyi mantığa çeviriyordu. Bu çok daha eski, çok daha
derin bir şeydi.
“Gideon seni sevmiş olmalı.” dedi Harlan. “Bu tür cevaplardan hoşlanır.”
Lidya’nın içinden kısa bir ürperti geçti. “Gideon’la bağlantın var.”
“Gideon herkesle bağlantılı olduğunu düşünür. Bu onun kusuru.”
“Rowan?”
“Rowan, fazla geç pişman olanlardan.”
“Sloane?”
Harlan’ın yüzünde ilk kez küçük bir değişim oldu. Çok belirsiz ama vardı.
“Mercer ailesi her zaman sayılarla konuştu.” dedi. “Sloane da farklı değil.”
“Demek ondan çekiniyorsun.”
Harlan gülümsedi. “Ben sayılardan çekinmem. Sayılar doğru kullanılırsa en sadık
yalanlardır.”
Lidya bu cümleyi not etti. Harlan’ın her cümlesi, onun düşünce sistemindeki bir kapıyı
gösteriyordu. İnsanları duygularıyla, şirketleri sayılarla, şehirleri korkularıyla okuyan
biriydi.
Emma masanın kenarından küçük bir cihaz aldı. Eski model bir tıbbi kayıt okuyucusuydu.
Lidya ona baktı.
Emma çok hafif başını salladı.
Mesaj açıktı: Kartuşu burada dinlemeye çalışma.
Harlan bunu da gördü.
“Kaçabileceğinizi düşünmeniz ilginç.” dedi.
Lidya kapıya baktı. “Bizi durduracaksan durdur.”
“Hayır.” Harlan ellerini önünde birleştirdi. “Ben seni durdurmaya gelmedim. Seni
yönlendirmeye geldim.”
Lidya’nın içinde soğuk bir çizgi aktı.
Yönlendirme.
BK-12’nin kelimesi. Seçilmiş versiyonun amacı. Duyguyu bastırmak değil, başka yere
çevirmek.
“Ben yönlendirilecek biri değilim.”
“Bunu söyleyen herkes yönlendirilebilir.” dedi Harlan. “Çünkü direnç de bir yön oluşturur.
Senin gibi insanlar itiraz ettiğini sanır. Oysa bazen sistem, tam da itiraz etmeni bekler.”
Lidya bir saniyeliğine sustu.
Bu tehlikeli bir cümleydi çünkü doğru olma ihtimali vardı. Bir tuzaktan kaçmaya çalışırken
başka bir tuzağın içine girmek mümkündü. Harlan bunu biliyordu. Lidya’nın zekâsını
küçümsemiyor, tam tersine onu hesaplamaya dahil ediyordu.
“Bana neden geldin?” diye sordu Lidya.
“Çünkü artık dosyayı gördün. Noah adını duydun. Metal tanığı kullandın. Klinik
bağlantısını buldun.” Harlan tek tek saydı. “Bu noktadan sonra ya yanlış kapıları
açacaksın ya doğru kapıya yönelmen gerekecek.”
“Doğru kapı nerede?”
“Listede.”
Lidya’nın bakışı sertleşti. “Listeye girmeyeceğim.”
“Zaten listedesin.”
Oda sessizleşti.
Bu cümle, Lidya’nın beklemediği bir cevap değildi. Ama beklemek, çarpmasını
engellemedi.
“BK-12 listesi mi?”
Harlan başını sallamadı. “Hayır. Sen çok daha eski bir listedesin.”
Emma’in yüzü gerildi. “Harlan, sus.”
Harlan ona bakmadı bile. “K-3 sadece deneme değildi. K-3, direnç haritasıydı. Şehir
henüz bugünkü haline gelmeden önce, kimlerin gelecekte sisteme uyum sağlayacağını,
kimlerin uyum sağlıyor gibi görünüp içeride sapma taşıyacağını anlamamız gerekiyordu.”
“Biz insanları gelecekteki itaatsizlikleri için mi işaretlediniz?” dedi Lidya.
“İtaatsizlik kaba bir kelime. Ben süreksizlik derdim.”
“Ben zorbalık derim.”
“Zorbalık, niyet ister. Biz niyetle değil olasılıkla çalıştık.”
Lidya bir adım yaklaştı. “Bir insanın hayatını olasılık diye işaretlemek de zorbalıktır.”
Harlan’ın sesi alçaldı. “Bir şehri kurtarmak için bazı insanların önceden anlaşılması
gerekir.”
“Şehir kurtuldu mu?”
Harlan sustu.
İlk kez.
Bu sessizlik Lidya’ya beklemediği kadar şey söyledi.
Harlan her soruya cevap bulabilirdi. Ama bu soruya hemen cevap verememişti. Çünkü
belki de kurtarmak dediği şeyle kontrol etmek dediği şey arasındaki çizgi çoktan silinmişti.
Belki de o çizgiyi ilk silen kendisiydi.
Kapının dışından uzak bir mekanik ses geldi.
Emma hemen pencere tarafındaki dar servis kapısına yöneldi. “Zamanımız bitti.”
Lidya, Harlan’dan gözünü ayırmadı. “Bizi bırakacak mısın?”
Harlan cevap verdi. “Ben seni hiç tutmadım.”
Emma kapıyı açtı. Arkasında eski bir merdiven boşluğu vardı. Aşağıya değil, yukarıya
çıkıyordu.
“Lidya.” dedi Emma. “Şimdi.”
Lidya kapıya yöneldi. Harlan’ın yanından geçerken durdu.
“Noah nerede?”
Harlan ona baktı. Bu kez yüzündeki ifade bir anlığına değişti. Zafer değil, merak değil,
küçümseme de değil. Daha acayip bir şey. Neredeyse üzüntüye benzeyen ama üzüntü
olmayan bir ifade.
“Noah,” dedi yavaşça, “hatırlanmak için fazla çok parçaya bölündü.”
Lidya’nın içi buz kesti.
“Bu ne demek?”
“Onu dinlediğinde anlayacaksın.” Harlan’ın bakışları Lidya’nın cebine indi. “Ama dikkatli ol.
Bazı kayıtlar geçmişi anlatmaz. Geçmişi geri çağırır.”
Emma, Lidya’nın kolunu tuttu. “Gel.”
Bu kez Lidya direndi ama kalmadı. Çünkü Harlan’ı orada alt edemeyeceğini biliyordu.
Bazı düşmanlar kavga ederek yenilmezdi. Önce hangi oyun alanını kurduklarını anlamak
gerekirdi.
Merdiven boşluğuna girdiklerinde Emma kapıyı kapattı. Mekanik kilit sesi duyuldu. Harlan
içeride kaldı mı, yoksa başka bir yoldan çıktı mı, Lidya bilmiyordu. Asıl rahatsız edici olan
da buydu. Harlan artık bir insan gibi hareket etmiyordu. Daha çok sistemin eski bir
fonksiyonu gibiydi; bir yerde kapanıyor, başka bir yerde açılıyordu.
Merdivenlerden yukarı çıktılar.
“Bana her şeyi anlatacaksın.” dedi Lidya.
Emma nefes nefeseydi ama sesi netti. “Hayır. Her şeyi değil. Her şeyi bilmek şu an seni
öldürür.”
“Bu cümleyi herkes kullanmaya başladı.”
“Çünkü doğru.”
“Doğru olması, yeterli olduğu anlamına gelmez.”
Emma durdu. Merdiven boşluğunun sarı ışığı yüzüne vuruyordu. Yorgundu. Belki de
yıllardır yorgundu.
“Harlan’ın ölmediğini ben de bugün görmedim.” dedi.
“Yalan.”
“Hayır.” Emma’in sesi kırıldı. “Ben onun biyolojik olarak öldüğünü biliyordum. Ölüm
raporunu ben imzaladım.”
Lidya dondu.
“Sen?”
“Evet.” Emma gözlerini kaçırmadı. “Ama Harlan’ın çalışması ölümle duracak şekilde
tasarlanmamıştı. Yetkileri, karar modelleri, klinik protokol notları, ses örüntüleri, davranış
tahminleri… Hepsi sisteme aktarılmıştı. Başta arşiv sanıyorduk. Sonra danışmanlık
modülü dediler. Sonra kurul simülasyonu. Sonra…”
“Sonra kendisi oldu.”
Emma’in yüzünden acı geçti. “Bilmiyorum.”
“Az önce karşımızdaki neydi?”
“Bir beden.” dedi Emma. “Ama o bedenin içinde ne kadar Harlan var, ne kadar sistem var,
bilmiyorum.”
Lidya’nın aklına Noah geldi.
“Beden olarak hayır.”
“Bunu Noah’a da mı yaptılar?”
Emma cevap vermedi.
Bu cevap evetti.
Lidya’nın sesi sertleşti. “Noah’ı sisteme mi aktardılar?”
“Tam olarak değil.”
“Tam olarak ne yaptılar?”
Emma gözlerini kapattı. “Noah, K-3’te protokolü bozdu. Seni listeden çıkarmaya çalıştı.
Sadece seni değil, birkaç kişiyi daha. Nick Karlis dahil. Harlan onu cezalandırmak yerine
kullandı. Çünkü Noah’ın katılımcılar üzerinde özel bir etkisi vardı.”
“Ne etkisi?”
“İnsanlar ona güveniyordu.”
Noah’ın rahat gülüşü. Dağınık saçı. “Benim işim, insanları cihazlardan daha çok
dinlemek,” deyişi. Bir kabinin önünde sertleşen omzu. “Baktığında, sana da bakarlar.”
Evet.
İnsanlar ona güvenirdi.
Emma devam etti. “Harlan bunu ölçülebilir sandı. Güveni modellemek istedi.”
Lidya’nın sesi neredeyse fısıltıya indi. “Noah’ın güvenini mi çaldılar?”
“Onun insanlarla kurduğu tepki örüntüsünü aldılar.” dedi Emma. “Önce danışman
protokolüne eklediler. Sonra BK’nın yönlendirme katmanında kullandılar.”
Lidya merdiven trabzanına tutundu.
Bu, ölümden daha tuhaf bir şeydi. Noah belki bir yerde yaşıyordu. Belki bedeni vardı.
Belki yoktu. Ama onun en insani tarafı, insanların ona güvenmesi, sistemin içine
işlenmişti. İnsanları sakinleştiren, yönlendiren, ikna eden şey belki de Noah’ın çalınmış
yankısıydı.
Bellek Karışımı yalnızca anıları değil, insanların birbirine duyduğu güveni de kullanıyordu.
Lidya’nın içinde bir öfke yükseldi. Bu kez kontrol etmekte zorlandı.
“Bu yüzden BK işe yarıyor.” dedi.
Emma sessiz kaldı.
“Çünkü içinde sadece kimya yok. Bir insanın güven örüntüsü var.”
“Bütün versiyonlarda değil.”
“BK-12’de?”
Emma’in sessizliği yine cevap oldu.
Yukarıdaki kapıya ulaştılar. Emma kapıyı açmadan önce durdu. “Beni dinle. O kartuşu
ElementX’te dinleme. Evinde de dinleme. Telefonunun yakınında dinleme. Eğer Noah’ın
aktarım kaydıysa, bir çağrı protokolü taşıyor olabilir.”
“Çağrı?”
“Eski sistemler pasif değildir. Dinlenince cevap ister.”
Lidya Harlan’ın cümlesini hatırladı.
Bazı kayıtlar geçmişi anlatmaz. Geçmişi geri çağırır.
“Peki nerede dinleyeceğim?”
Emma kapıyı açtı. “Bunu sana Sloane söyleyecek.”
Lidya kaşlarını çattı. “Sloane?”
“Bu kliniğe seni boşuna göndermedi.” Emma’in sesi dikkatliydi. “Sloane Mercer, babasının
borcunu ödüyor olabilir.”
“Babası?”
Emma cevap vermedi. Kapıyı açtı.
Klinik binasının arka bahçesine çıktılar. Hava griydi. Ağaçların arasında rüzgâr vardı.
Şehir burada daha uzakta duyuluyordu; sanki ana sistemin sesi buraya kadar gelmek
istemiyor, geldiğinde de zayıflıyordu.
Lidya arkasını döndü. “Sloane’un babası kim?”
Emma kapının yanında kaldı. “Harlan’ın ilk yatırımcısı.”
Bu cümle Lidya’nın zihninde yeni bir kapı açtı.
Mercer.
Sloane yalnızca CFO değildi. Yalnızca sistemi içeriden gören biri değildi. Onun ailesi bu
işin başlangıcındaydı. Belki para, klinik protokolün ürüne dönüşmesini sağlamıştı. Belki
Sloane şimdi sadece çöküşü değil, mirasını da durdurmaya çalışıyordu.
“Bunu bana neden söylüyorsun?” dedi Lidya.
Emma’in bakışı yorgundu. “Çünkü Sloane sana her şeyi söylemeyecek. Rowan da
söylemeyecek. Gideon zaten hiçbir şeyi olduğu gibi söylemez. Harlan ise doğruyu bile
tuzak gibi söyler.”
“Sen?”
Emma acı bir gülümsemeyle baktı. “Ben geç kaldım.”
Lidya bir an sustu. Sonra kayıt kartuşunu cebinde hissetti.
“Geç kalmak, hiç gelmemekten iyidir.” dedi.
Emma’in gözleri dolmadı. Ama yüzü bir an yumuşadı.
“Bunu Tessa’ya söyle.” dedi. “Babası için.”
Lidya başını salladı.
Klinikten ayrılırken araç onu tanıdı. Kapı açıldı. Ekran otomatik olarak ElementX rotasını
önerdi.
Lidya ekrana baktı.
“Hayır.”
Araç birkaç saniye bekledi.
“Yeni hedef?”
Lidya cevap vermedi. Telefonunu çıkardı. Sloane’a mesaj yazdı:
“Kartuş bende. Noah / Aktarım. Nerede dinleyeceğim?”
Cevap beklediğinden hızlı geldi.
“Eski opera binası. Sektör-3. Alt fuaye. 22:00. Telefon getirme.”
Lidya mesajı okudu.
Sloane’un ardından ikinci mesaj geldi:
“Rowan’a söyleme.”
Üçüncü mesaj birkaç saniye sonra geldi:
“Gideon zaten biliyor olabilir.”
Lidya telefonu kapattı.
Araç hâlâ hedef bekliyordu.
Lidya, “Sektör-3,” dedi. “Ama merkez rotadan değil. Eski hatlardan.”
Araç kısa bir uyarı verdi.
“Eski hat rotaları düşük güvenlik kapsamındadır.”
“Biliyorum.”
“Onaylıyor musunuz?”
Lidya camdan dışarı baktı. Klinik bahçesindeki ağaçlar geride kalıyordu. Harlan’ın sesi,
Emma’in itirafı, Noah’ın parçalanmış güveni, Sloane’un ailesi, Rowan’ın kayboluşu…
Hepsi aynı anda hareket etmeye başlamıştı.
“Onaylıyorum.” dedi.
Araç yola çıktı.
Şehir bu kez farklı görünüyordu. Tüneller, üst geçitler, eski tramvay raylarının yanından
geçen yeni yollar, terk edilmiş reklam panelleri, çalışmayan telefon kulübeleri… Lidya,
bütün bunların sadece estetik olmadığını artık daha iyi anlıyordu. Eski şehir, tamamen yok
edilmemişti. Çünkü sistemin kendisi de eski şeylere ihtiyaç duyuyordu. Eski hatlara, eski
kliniklere, eski anahtarlara, eski insanlara.
Ve belki de eski hatıralara.
Akşam saatlerinde ElementX’e dönmedi.
Bu, ilk açık ihlaliydi.
Mira’dan mesaj geldi:
“Gideon seni sordu.”
Lidya cevap yazdı:
“Ne dedin?”
“Dış paydaş toplantısı uzadı.”
“İnandılar mı?”
“Gideon inanmadı. Sloane inandı gibi yaptı. Rowan hâlâ yok.”
Lidya, Rowan’ın yokluğuna takıldı. Rowan’ın ortadan kaybolması, onun taraf değiştirdiği
anlamına mı geliyordu? Yoksa Lidya’yı korumak için başka bir yerde iz mi siliyordu? Ya da
daha kötüsü, Harlan’ın “fazla geç pişman olanlardan” dediği şey şimdi mi karşılığını
buluyordu?
Telefon bir kez daha titredi.
Bu kez bilinmeyen numara.
Lidya ekranı açtı.
Tek satır vardı:
“Noah’ı dinleme. Noah seni dinler.”
Lidya’nın sırtından soğuk bir ürperti geçti.
Bu mesaj Harlan’dan mıydı? Rowan’dan mı? Eski hattan mı? Yoksa Noah’ın kendisinden
mi?
Cevap yazmadı.
Ama ilk kez, bilinmeyen numaranın mesajları yalnızca tehdit gibi gelmedi. Daha çok bir
savaş alanındaki farklı sesler gibiydi. Kimisi onu çağırıyor, kimisi durduruyor, kimisi
yönlendiriyor, kimisi koruyordu. Sorun şuydu: hepsi aynı kelimeleri kullanabiliyordu.
Saat 21:47’de Sektör-3’e ulaştı.
Eski opera binası, şehrin unuttuğu güzelliklerden biriydi. Art deco çizgileri hâlâ duruyordu;
geniş basamaklar, yüksek sütunlar, metal işlemeli kapılar. Üzerinde yeni dünyanın
hologramları yoktu. Sadece eski harflerle yazılmış soluk bir isim:
OPERA EVİ
Bir zamanlar insanlar burada müzik dinlerdi. Şimdi binanın çevresinde güvenlik şeridi
yoktu ama terk edilmiş olduğu belliydi. Terk edilmiş binaların şehirde özel bir hüznü
olurdu. Çünkü bu şehir hiçbir şeyi gerçekten terk etmezdi ya dönüştürür ya izler ya da
ileride kullanmak üzere sessiz bırakırdı.
Lidya araçtan indi.
Telefonunu kapattı. Aracın içinde bıraktı.
Cebinde sadece kartuş, metal parça ve yarı saydam kart vardı.
Basamaklardan çıktı. Ana kapı kilitli değildi. Bu, güven verici değil, rahatsız ediciydi. İçeri
girdiğinde eski kumaş, toz, soğuk taş ve çok uzaklardan gelen metal kokusu karıştı.
Alt fuayeye inen merdivenleri buldu.
Aşağıda biri bekliyordu.
Sloane.
Ama yalnız değildi.
Gölgenin içinden Gideon çıktı.
Lidya durdu.
Gideon her zamanki gibi gülümsüyordu ama bu kez gülümsemesi sahne ışığı değil,
karanlıkta yakılan küçük bir çakmak gibiydi.
“Sürpriz,” dedi.
Sloane’un yüzü taş gibiydi. “Ben çağırmadım.”
Gideon omuz silkti. “Ama ben geldim.”
Lidya ikisine baktı. “Rowan nerede?”
Gideon’un gülümsemesi bir an kayboldu.
Sloane cevap vermedi. Bu sessizlik iyi değildi.
Lidya bir adım indi. “Rowan nerede?”
Gideon bu kez ciddi konuştu.
“Rowan listeye girdi.”
“Ne demek?”
Sloane’un sesi alçak çıktı. “BK-12.”
Opera binasının eski taş duvarları, bu kelimeyi içine çekti.
BK-12.
Seçilmiş versiyon.
Yön veren protokol.
Rowan artık sadece Rowan olmayabilirdi.
Lidya cebindeki kartuşu hissetti. Noah’ın aktarımı. Rowan’ın listeye girişi. Sloane’un ailesi.
Gideon’un beklenmedik gelişi.
Her şey aynı noktaya toplanıyordu.
Gideon sahnenin karanlığına doğru baktı.
“Bence artık Noah’ı dinleme zamanı.” dedi.
Lidya onun yüzüne baktı.
“Sen neden buradasın?”
Gideon’un cevabı gecikmedi.
“Çünkü Noah beni de tanıyordu.”
Sloane gözlerini kapattı. Bu cümleyi duymak istememiş gibiydi.
Lidya’nın zihninde yeni bir çizgi daha açıldı.
Noah sadece Lidya’yı korumamıştı.
Belki Gideon’u da.
Belki Sloane’u da.
Belki bu hikâyedeki herkesin bir yerinde, Noah’ın dokunduğu bir iz vardı.
Ve belki Bellek Karışımı’nın en büyük yalanı şuydu:
İnsanlara unutturduğu şey yalnızca kendi geçmişleri değildi.
Birbirlerine olan borçlarıydı.
Lidya kartuşu cebinden çıkardı.
Alt fuayenin ortasında eski bir kayıt cihazı duruyordu. Sloane getirmişti muhtemelen.
Analogdu. Ağ bağlantısı yoktu. Üzerinde yeni sistemden tek bir parça bile görünmüyordu.
Sloane, “Bu cihaz dışa sinyal vermez,” dedi.
Gideon ekledi: “Tabii biz öyle umuyoruz.”
Lidya kartuşu cihaza yerleştirdi.
Parmakları bir an düğmenin üzerinde kaldı.
Harlan’ın sesi zihninde yankılandı:
Bazı kayıtlar geçmişi anlatmaz. Geçmişi geri çağırır.
Lidya düğmeye bastı.
Önce parazit geldi.
Sonra bir nefes sesi.
Sonra Noah’ın sesi.
Daha genç. Daha yakın. Daha gerçek.
“Lidya,” dedi kayıt.
Noah devam etti:
“Eğer bunu dinliyorsan, demek seni listeden çıkaramadım.”
Gideon başını eğdi. Sloane hiç kıpırdamadı.
Kayıtta Noah kısa bir nefes aldı.
“Özür dilerim. Ama seni kaybetmedik. Sadece seni sakladık.”
Lidya’nın gözleri dolmadı. Henüz değil.
Noah’ın sesi cızırdadı.
“Metal parçayı sakla. O bir anahtar değil. O, sistemin senden alamadığı son tanık. Onu
erken kullanma. Harlan seni ona götürmeye çalışacak. Rowan seni durdurmaya
çalışacak. Gideon seni oyunda tutacak. Sloane ise hesabı düzeltecek.”
Sloane’un yüzü değişti.
Gideon’un gülüşü tamamen kayboldu.
Noah devam etti:
“Hiçbirine tamamen güvenme. Ama hiçbirini tamamen kaybetme.”
Parazit arttı. Sonra Noah’ın sesi daha alçak geldi.
“Ve en önemlisi… Ben ölmedim, Lidya. Ama beni bulursan, beni kurtarmaya çalışma.”
Kayıt bir an kesildi.
Sonra son cümle duyuldu:
“Çünkü ben artık sadece ben değilim.”
Bölüm etkileşimi
