13. bölüm / 28
Bellek KarışımıBÖLÜM XII — Tanık-00
Bölümler 28Şu an: BÖLÜM XII — Tanık-00
- 1 Prolog382 kelime
- 2 BÖLÜM I — Sektör-94.591 kelime
- 3 BÖLÜM II — Teklif3.699 kelime
- 4 BÖLÜM III — İmza2.206 kelime
- 5 BÖLÜM IV — Geçiş Zamanı1.248 kelime
- 6 BÖLÜM V — BK Laboratuvarına İlk Giriş1.722 kelime
- 7 BÖLÜM VI — Eski Hat2.886 kelime
- 8 BÖLÜM VII — Dosyayı Okuyan Dosya2.887 kelime
- 9 BÖLÜM VIII — Klinik3.303 kelime
- 10 BÖLÜM IX — Harlan’ın Sesi2.530 kelime
- 11 BÖLÜM X — Sadece Ben Değilim2.386 kelime
- 12 BÖLÜM XI — Mercer Evi2.911 kelime
- 13 BÖLÜM XII — Tanık-002.427 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 BÖLÜM XIII — Hale Arşivi3.180 kelime
- 15 BÖLÜM XIV — Eski Hat Uyanınca2.771 kelime
- 16 BÖLÜM XV — Son Tanık2.523 kelime
- 17 BÖLÜM XVI — Hat 01.983 kelime
- 18 BÖLÜM XVII — Arden Sahası2.421 kelime
- 19 BÖLÜM XVIII — Beyan Kapısı2.032 kelime
- 20 BÖLÜM XIX — Menzil İstasyonu2.753 kelime
- 21 BÖLÜM XX — Korku Katmanı2.132 kelime
- 22 BÖLÜM XXI — Duyma2.072 kelime
- 23 BÖLÜM XXII — Aralık2.160 kelime
- 24 BÖLÜM XXIII — Merkez Kule’ye Dönüş1.933 kelime
- 25 BÖLÜM XXIV — Uygunluk Zirvesi2.371 kelime
- 26 BÖLÜM XXV — Eski Kapı2.794 kelime
- 27 BÖLÜM XXVI — Hatırlama Hakkı1.909 kelime
- 28 BÖLÜM XXVII — Seçim Aralığı1.563 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sloane, Lidya’nın cümlesine hemen karşı çıkmadı.
Bu, onayladığı anlamına gelmiyordu. Sloane gibi insanlar önce itiraz etmezdi; önce kaybı
hesaplar, sonra itirazın tonunu seçerdi. Gözleri ekrandaki son satırdaydı.
ÜÇÜNCÜ EŞİK İÇİN TANIK-00 GEREKLİ.
Tanık-00.
Noah.
Bir insanın adı artık bir sayı, bir protokol ve bir erişim koşulu olmuştu. Lidya, bunun
öfkesini içinde tuttu. Öfke lazımdı ama direksiyona geçmemeliydi. Öfke, yakıt olabilirdi;
harita değil.
Gideon, gizli odanın dar duvarlarına baktı. “Noah’ı bulacağım demek kolay. Adam yaşıyor
mu, sistem mi, arşiv mi, yankı mı, hiç bilmiyoruz.”
Lidya ekranı kapatmadı. “Bilmiyorum. O yüzden bulacağım.”
“Bu cümle mantıklı değil.”
“Senin mantığınla değil.”
Gideon bir an ona baktı, sonra hafifçe güldü. Bu kez gülüşü yorgundu. “Noah bunu
severdi.”
Lidya’nın bakışı ona döndü. “Noah’ı ne kadar tanıyordun?”
Gideon cevap vermeden önce odanın dışındaki eski çalışma odasına baktı. Sanki cevabı
orada bir yerde, Mercer ailesinin kutularında, çocukluklarına ait kayıtlarda, hiç açılmamış
çekmecelerde duruyordu.
“Yeterince az,” dedi. “Yeterince çok.”
Sloane sertçe konuştu. “Şiire gerek yok.”
Gideon ona döndü. “Bu evde şiiri ben getirmedim, Sloane. Baban getirmiş. Çocuk
sandalyesinin yanına koymuş.”
Sloane’un yüzü bir an gerildi. Lidya araya girmedi. Bazı acılar konuşmanın içinden
geçmek zorundaydı. Üzerinden atlayınca büyürdü.
Gideon daha alçak sesle devam etti. “Noah, Merkez’de bana uzun süre bakmadı. Bu
yüzden onu sevdim. Herkes beni incelerdi. Babam, Harlan, görevliler… İnsanlar yüzüme
değil, benden çıkacak sonuca bakardı. Noah ise ilk gün bana sadece su verdi.
‘Susamışsın,’ dedi. Bu kadar.”
Lidya sessiz kaldı.
“İkinci gün ona, beni düzeltmeye mi çalıştıklarını sordum.” Gideon’un ağzının kenarında
acı bir ifade belirdi. “O da ‘seni değil, senden korkanları düzeltmek daha mantıklı olurdu’
dedi.”
Sloane’un bakışı yumuşamadı ama sertliği biraz yön değiştirdi. Artık Gideon’a değil,
geçmişe bakıyordu.
Lidya sordu: “Sana bir tanık nesne verildi mi?”
Gideon’un yüzü kapandı. “Bilmiyorum.”
“Listede Tanık-04 alındı yazıyor.”
“Evet. Bu yüzden bilmiyorum.” Gideon ellerini cebine soktu. “Belki ben hiçbir zaman sahip
olmadım. Belki verdiler, sonra aldılar. Belki de hatırlıyorum ama bana ait olduğunu
bilmiyorum.”
Bu cümle odadaki herkese dokundu.
Çünkü mesele buydu. İnsan bazen bir şeyi unutmazdı; onun kendisine ait olduğunu
unuturdu.
Sloane tekrar ekrana döndü. “Tanık-00’ın konumu burada yazmıyor. Ama üçüncü eşik için
gerekli olduğuna göre erişim noktası olmalı.”
“ElementX?” dedi Gideon.
Sloane başını salladı. “Fazla görünür. Harlan eski şeyleri sever ama onları merkezde
saklamaz. Merkez sadece vitrin.”
Lidya eski protokol haritasını hatırladı: Merkez, Karşıyaka Kliniği, Opera Evi, Mercer Evi,
ElementX. Çizgiler bir ağ kuruyordu.
“Tanık-00 ağın merkezinde olmayabilir,” dedi Lidya. “Ağı çalıştıran yerde olabilir.”
Gideon kaşını kaldırdı. “Bu cümle hoşuma gitti ama beni hâlâ bir yere götürmedi.”
Sloane, gizli odadaki ekranın yan panelini açtı. “Ağ haritasını çağırabiliriz. İkinci eşik
açıldıysa daha fazla veri vermesi gerekir.”
Ekrana dokundu. Cihaz eskiydi ama tepki verdi. Harita yeniden belirdi. Kırmızı çizgiler
eski şehir noktalarını birbirine bağlıyordu. Bu kez bazı hatların üzerinde veri akışı işaretleri
vardı. Çoğu soluktu. Bir tanesi daha belirgindi.
Lidya eğildi.
Çizgi, Mercer Evi’nden çıkıp şehir merkezine değil, daha eski bir bölgeye gidiyordu.
Sektör-0.
Gideon’un yüzü değişti. “Orası yok.”
Lidya ona baktı. “Haritada var.”
“Sektör-0 resmi sistemde yok.” Sloane’un sesi alçaldı. “Şehrin kuruluş öncesi idari
çekirdeği. Eski veri merkezi, ilk afet koordinasyon yapısı, bazı tıbbi ve güvenlik
altyapıları… Sonra kapatıldı.”
“Fiilen?” dedi Lidya.
“Fiilen hiçbir şey tamamen kapanmaz,” dedi Sloane.
Haritada Sektör-0’ın üzerinde eski bir isim belirdi:
MERKEZ ALTI / İLK UYUM ÇEKİRDEĞİ
Lidya’nın içinden soğuk bir çizgi geçti.
Merkez.
Noah’ın kaydı, Harlan’ın protokolü, Lidya’nın işaretlenmesi… Hepsi dönüp yine Merkez
kelimesine bağlanıyordu. Ama bu kez eğitim merkezi değil. Daha derin bir yer.
Gideon sessizce konuştu. “Ben oraya gitmedim.”
Sloane ona baktı. “Emin misin?”
Gideon cevap vermedi.
Lidya ekrana daha yakından baktı. Sektör-0’a giden hat aktif görünüyordu ama üzerinde
bir uyarı vardı:
YALNIZCA EŞİK TAŞIYICILARI İÇİN GEÇİŞ
Sloane hemen yorumladı. “Tanık nesne taşıyanlar.”
“Ben ve sen,” dedi Lidya.
“Belki Gideon da,” dedi Sloane. “Tanık-04 alınmış ama onun profili hâlâ sistemde olabilir.”
Gideon iki elini açtı. “Harika. Çocukluğumun bendeki tek yararı güvenlik açığı olmak.”
Lidya haritada başka bir şey fark etti. Sektör-0’ın yanında küçük bir simge vardı: üç çizgi,
halka ve merkezde nokta.
“Bu ne?”
Sloane ekranı büyüttü.
Simgenin altında yazı belirdi:
REN DÜĞÜMÜ
Oda tamamen sustu.
Noah Ren.
Düğüm.
Bir insanın soyadı artık altyapı terimiydi.
Gideon çok yavaş konuştu. “Onu gerçekten merkeze koymuşlar.”
Sloane’un sesi teknikleşti. Bu, onun korkunca yaptığı şeydi; duyguyu kavramlara çevirirdi.
“Ren Düğümü, BK-12 yönlendirme katmanının güven kalibrasyon çekirdeği olabilir. Tanık00 orada.”
Lidya ekranı kapattı. “O zaman oraya gidiyoruz.”
“Hayır.” Sloane’un cevabı hemen geldi.
Lidya ona döndü.
Sloane devam etti. “Bu gece değil. Böyle değil. Sektör-0’a doğrudan geçiş, şehir sistemi
tarafından kaydedilir. Oraya girersen, Harlan sadece yerini değil niyetini de bilir.”
“Zaten biliyor.”
“Hayır.” Sloane’un sesi sertleşti. “Tahmin ediyor. Tahminle kayıt arasında fark var. Bunu
öğren.”
Lidya sustu. Sloane haklıydı. Yine.
Gideon çalışma odasına dönüp defteri karıştırmaya başladı. “Belki doğrudan gitmemize
gerek yoktur.”
Sloane, “Ne arıyorsun?” dedi.
“Babamın beni satarken aldığı makbuzu.”
“Gideon.”
“Şaka yapıyorum.” Bir an durdu. “Kısmen.”
Lidya da çalışma odasına döndü. Kutuların içinde başka tanık nesne kayıtları, eski
protokol notları ve bazı aile yazışmaları vardı. Harlan’ın el yazısı birçok yerde
görünüyordu. Ama aralarda başka imzalar da vardı.
Bir isim Lidya’nın dikkatini çekti:
Dr. M. Arden
“Sloane,” dedi. “Bu isim?”
Sloane belgeye baktı. “Mara Arden. Harlan’ın klinik ekibinden. Ses ve çağrışım
protokolleri üzerine çalışıyordu.”
“Yaşıyor mu?”
“Bilmiyorum.”
Gideon başka bir kutudan eski bir fotoğraf çıkardı. “Bunu görmelisiniz.”
Fotoğraf sararmıştı. Büyük bir toplantı masası etrafında yedi kişi vardı. Genç Dr. Harlan,
Sloane’un babası olduğu belli olan sert yüzlü bir adam, Gideon’un babasına benzeyen
başka biri, iki doktor, bir kadın ve arka tarafta ayakta duran Noah.
Lidya’nın nefesi daraldı.
Noah fotoğrafta gülümsüyordu. Rahat, biraz yorgun, ama canlı. Bir elinde dosya vardı.
Diğer eli cebindeydi. Gözleri kameraya değil, fotoğrafı çeken kişinin hemen yanına
bakıyordu. Sanki orada birini izliyor, koruyor gibiydi.
Lidya fotoğrafın arkasını çevirdi.
El yazısıyla bir tarih ve cümle vardı:
Eşik çekirdeği tamamlandı. Ren itiraz etti.
Gideon’un yüzü karardı. “Noah başından beri itiraz etmiş.”
Sloane fotoğrafı aldı, arkasındaki yazıyı inceledi. “Bu babamın yazısı.”
Lidya fotoğraftaki kadını işaret etti. “Bu Mara Arden mı?”
Sloane başını salladı. “Evet.”
Kadın kameraya doğrudan bakıyordu. Harlan gibi pürüzsüz değildi. Bakışlarında
huzursuzluk vardı. Sanki o da masadaki herkesle aynı fikirde değildi ama henüz kalkıp
gitmemişti.
Lidya fotoğrafı masaya bıraktı. “Mara Arden’ı bulabilirsek, Ren Düğümü’ne gitmeden önce
Noah’ın nasıl aktarıldığını öğrenebiliriz.”
Sloane düşünmeye başladı. “Arden resmi kayıtlarda yıllar önce görevden ayrıldı. Sonra
izini kaybettirdi.”
Gideon gülümsedi. “İzini kaybettiren insanlar benim uzmanlık alanım.”
Sloane ona şüpheyle baktı. “Senin uzmanlık alanın çoğunlukla sorun çıkarmak.”
“Bazen sorun çıkarmak, iz bulmanın tek yoludur.”
Lidya başını salladı. “Arden’ı bulacağız. Sektör-0’a sonra.”
Tam o sırada evin üst katından bir ses geldi.
Bu kez piyano değildi.
Çocuk sesi.
Kısa bir gülüş.
Sloane’un yüzündeki bütün kan çekildi.
Gideon hiç kıpırdamadı.
Lidya başını kaldırdı. “Evde kayıt sistemi hâlâ aktif mi?”
Sloane’un sesi kısıldı. “Olmamalı.”
Üst kattan bir gülüş daha geldi. Sonra küçük bir kız çocuğunun sesi:
“Tekrar oynayalım mı?”
Sloane geri çekildi.
“Bu benim sesim,” dedi.
Lidya ona yaklaştı. “Sloane.”
Sloane eliyle onu durdurdu. Gözleri merdivenlerdeydi.
Üst kattan başka bir ses geldi. Daha yetişkin, daha pürüzsüz.
Harlan.
“Tabii. Bu sadece bir oyun.”
Sloane’un yüzünde bir şey kırıldı. Ama kırılma gözyaşı gibi olmadı. Daha sessiz, daha
sertti. Yıllardır düz duran bir camın içinde ilk çatlağın belirmesi gibi.
Gideon yavaşça, “Bu ev bizi hâlâ okuyor,” dedi.
Lidya ekrana döndü. Cihazda yeni bir satır belirmişti:
TANIK-02 TEPKİSİ ALGILANDI
ARŞİV HATIRLATMA BAŞLADI
Sloane’un çocukluk sesi yukarıdan yine geldi.
“Babam da oynayacak mı?”
Sonra yetişkin erkek sesi. Sloane’un babası olmalıydı.
“Baban sadece izleyecek.”
Sloane birden çalışma odasından çıktı.
“Sloane!” diye seslendi Lidya.
Kadın merdivenlere yöneldi. Lidya peşinden gitti. Gideon da arkalarından geldi.
Üst kata çıktıklarında koridor karanlıktı ama bir odanın kapısının altından ışık sızıyordu.
Sloane o kapının önünde durdu. Eli kapı koluna gitti ama açmadı.
İçeriden çocuk Sloane’un sesi geldi.
“Bu düğmeyi seviyorum.”
Harlan’ın sesi: “Neden?”
“Çünkü annem dikti.”
“Anneni düşününce ne hissediyorsun?”
Küçük Sloane’un sesi neşeliydi. “Sıcak.”
Harlan: “Sıcaklığı sayıya çevirebilir miyiz?”
Küçük Sloane güldü. “Hayır.”
Harlan’ın sesi yumuşadı.
“Deneyelim.”
Sloane’un eli kapı kolunda titredi.
Lidya yavaşça, “Bunu dinlemek zorunda değilsin,” dedi.
Sloane’un gözleri kapıya sabitlenmişti. “Evet,” dedi. “Zorundayım.”
Kapıyı açtı.
Oda boştu.
Ama duvarlardan biri görüntü yayıyordu. Hologram değildi; eski bir projeksiyondu. Titrek,
soluk, bozuk renkli.
Ortada küçük Sloane sandalyede oturuyordu. Üzerinde açık renk bir hırka vardı. Hırkanın
düğmelerinden biri gümüş renkteydi. Karşısında genç Harlan oturuyordu. Yan tarafta
Sloane’un babası ayakta, not alıyordu.
Küçük Sloane elini hırkasının düğmesine götürdü.
Harlan gülümsedi. “Bunu bana verir misin?”
Küçük kız kararsız kaldı. “Ama bu benim.”
Sloane’un babası konuştu. “Sloane. Dr. Harlan’a yardım et.”
Küçük Sloane’un yüzü değişti. İtaat etmeyi bilen çocukların yüzü. Soru sormayı bırakıp
sonucu tahmin eden yüz.
Düğmeyi koparmaya çalıştı. Kopmadı. Babası eğildi, küçük bir makasla düğmeyi kesti.
Harlan avucuna aldı.
Küçük Sloane hırkasındaki boşluğa baktı.
“Annem kızar,” dedi.
Babası cevap verdi. “Annen bilmeyecek.”
Yetişkin Sloane’un nefesi kesildi.
Görüntü devam etti.
Harlan düğmeyi küçük bir cihazın içine yerleştirdi. “Şimdi tekrar düşün. Anneni düşün.”
Küçük Sloane’un yüzü gerildi. “Sıcak.”
Harlan ekrana baktı. “Daha düşük.”
Babası not aldı. “Tepki azaldı.”
Küçük Sloane kafasını kaldırdı. “Düğmemi geri alabilir miyim?”
Harlan ona gülümsedi.
“Sonra.”
Görüntü kesildi.
Odadaki ışık söndü.
Sloane kıpırdamadı.
Lidya, onun yanında durdu ama dokunmadı. Bazı anlarda dokunmak yardım değil,
müdahale olurdu.
Gideon da sessizdi. Bu kez tek bir cümle bile kurmadı.
Sloane çok uzun bir sessizlikten sonra konuştu.
“Ben annemin o hırkayı kaybettiğini sanıyordum.”
Sesi dümdüzdü.
“Annem bana, bazı şeyler kaybolur, üzülme, demişti. Meğer kaybolmamış. Alınmış.”
Lidya’nın içi acıdı.
Sloane devam etti. “Benim bütün hayatım boyunca iyi olduğum şey neydi biliyor
musunuz? Bir şeyi kaybetmiş gibi davranmak.”
Hiç kimse cevap vermedi.
Sloane döndü. Gözleri artık korkmuş değildi. Kızgındı. Ama bu kızgınlık patlamıyordu.
Yön bulmuştu.
“Listeyi açacağız.” dedi.
Lidya başını salladı. “Açacağız.”
“Ren Düğümü’nü bulacağız.”
“Bulacağız.”
“Noah’ı kurtarmaya çalışmayacağız.” Sloane’un sesi sertleşti. “Önce onun neye
dönüştürüldüğünü anlayacağız.”
Lidya kısa bir an sustu.
Noah’ın kaydı: Beni kurtarmaya çalışma.
“Tamam,” dedi.
Ama içinde başka bir cümle vardı.
Anlamak bazen kurtarmanın ilk biçimidir.
Aşağı indiklerinde çalışma odasındaki ekran hâlâ açıktı. Bu kez yeni bir dosya
kendiliğinden belirmişti.
ARDEN, MARA / SON BİLİNEN KONUM: DIŞ ÇEPER / SERBEST KLİNİK
Gideon kaşını kaldırdı. “Ev artık bize yardım ediyor mu?”
Sloane’un yüzü sertti. “Hayır. Ev, tepki veriyor. Arada fark var.”
Lidya dosyayı açtı. Mara Arden’ın eski fotoğrafı, tıbbi lisans numarası, görev geçmişi ve
son notu çıktı.
Son not kısa ve el yazısıyla taranmıştı:
Ren hâlâ cevap veriyor. Ama artık doğru sorulara değil.
Onu bulmak isteyen, önce kendi tanığını geri almalı.
Lidya metal parçaya baktı. Sloane düğmesini avucunda tutuyordu.
Gideon ise kendi boş eline baktı.
Tanık-04 alınmıştı.
Lidya ona döndü. “Seninkini bulmamız gerekiyor.”
Gideon’un yüzü ifadesizleşti. “Benim tanığımın ne olduğunu bile bilmiyorum.”
Ekran bir kez daha titredi.
Yeni bir satır belirdi:
TANIK-04 / HALE ARŞİVİ / DURUM: AKTİF DEĞİL
Gideon kısık sesle güldü.
“Tabii ki.” dedi. “Sıra benim aile cehennemime geldi.”
Sloane’un sesi soğuktu ama içinde beklenmedik bir yumuşaklık vardı. “Gitmek zorunda
değilsin.”
Gideon ona baktı. “Az önce kendi çocukluğunu izledin. Şimdi bana nezaket mi
gösteriyorsun?”
“Hayır.” dedi Sloane. “Uyarıyorum.”
Gideon’un gülüşü söndü.
Lidya ekrandaki konumu okudu:
HALE ARŞİVİ / ESKİ LİDERLİK VAKFI / SEKTÖR-5
Haritada yeni bir nokta yandı.
Sektör-5.
Ama aynı anda başka bir şey oldu.
Ekranın sağ üst köşesinde kırmızı bir uyarı belirdi:
BK-12 TAŞIYICI YAKLAŞIYOR
Lidya’nın kalbi hızlandı.
Sloane fısıldadı: “Rowan.”
Gideon pencereye yöneldi. Dışarı baktı.
Ev duvarlarının ötesinde, bahçe kapısının yanında bir araç durmuştu. Işıkları kapalıydı.
Kapı açıldı.
Rowan indi.
Yalnız değildi.
Arkasında iki kişi daha vardı. Kıyafetleri güvenlik görevlisi gibi değildi. Daha sade, daha
klinik, daha sessiz.
Lidya perde aralığından Rowan’a baktı.
Rowan başını kaldırdı.
Doğrudan onun olduğu pencereye baktı.
Sanki yerini biliyordu.
Ya da biri ona gösteriyordu.
Sloane düğmesini cebine koydu. “Arka geçit.”
Gideon başını iki yana salladı. “Hale arşivine gitmeden önce kendi evinden kaçmayı
alışkanlık haline getirmişsin.”
“Ben alışkanlıkları severim.” dedi Sloane. “Hayatta tutanları.”
Lidya metal parçayı aldı, kartuşu cebine yerleştirdi.
Rowan bahçe yolunda yürümeye başladı.
Yüzü yine sakindi.
Ama bu kez Lidya onun gözlerinde bir şey aradı.
Bir çatlak.
Bir yardım işareti.
Bir “beni hatırla” gölgesi.
Göremedi.
Bu daha kötüydü.
Çünkü ya Rowan artık kendini saklamayı öğrenmişti…
Ya da gerçekten biraz daha kaybolmuştu.
Üçü çalışma odasından çıktı. Sloane onları mutfağın arkasındaki dar servis kapısına
götürdü. Kapı eskiydi, kilidi mekanikti. Sloane anahtarı çevirdi ama kapı açılmadı.
“Olmaması gereken şey,” dedi.
Gideon, “Bu gece bu cümleyi fazla duyduk,” dedi.
Lidya kapıya yaklaştı. Metal parçayı çıkardı.
Sloane hemen, “Burası senin kapın değil,” dedi.
Lidya durdu. “Biliyorum.”
Sonra Sloane’un elindeki düğmeye baktı.
“Bu senin kapın.”
Sloane birkaç saniye anlamadı. Sonra düğmeyi çıkardı. Kapının yanındaki küçük metal
plakaya yaklaştırdı.
Hiçbir şey olmadı.
Sloane’un yüzü karardı.
Lidya yavaşça konuştu. “Düşün.”
“Neyi?”
“Düğmeyi aldıkları anı değil. Ondan öncesini.”
Sloane’un nefesi değişti.
“Anneni.”
Sloane gözlerini kapatmadı. Ama bakışı uzağa gitti.
Düğme elindeydi. Kapı hâlâ kapalıydı.
Bir saniye.
İki.
Üç.
Sonra mekanizmadan çok hafif bir ses geldi.
Bip.
Kapı açıldı.
Sloane’un yüzünde korku ve öfkenin arasından geçen üçüncü bir şey belirdi.
Geri dönüş.
Lidya fısıldadı: “Tanık nesne anıyı değil, tepkiyi taşıyor.”
Sloane’un sesi çok kısıktı. “Sıcak.”
Kapı arka bahçeye açıldı.
Üçü dışarı çıktı. Arkalarında ev sessizce duruyordu. Ön taraftan Rowan’ın sesi duyuldu.
“Sloane.”
Kadın durmadı.
Rowan’ın sesi daha yakın geldi.
“Lidya.”
Lidya da durmadı.
Ama Rowan üçüncü kez seslendiğinde, cümle değişti.
“Gideon.”
Gideon olduğu yerde kaldı.
Lidya ve Sloane ona döndü.
Gideon’un yüzü gerilmişti. Rowan’ın sesi, ona başka bir yerden dokunmuş gibiydi.
Bahçenin karanlığında Rowan’ın sesi tekrar duyuldu.
“Tanık-04 sende değil. Ama nerede olduğunu biliyorsun.”
Gideon’un bütün hafifliği kayboldu.
Sloane fısıldadı: “Gideon, dinleme.”
Rowan devam etti.
“Baban aldı. Ama onu saklamadı.”
Gideon’un yüzü bembeyaz oldu.
Lidya yaklaştı. “Gideon.”
Rowan’ın sesi bahçede, sakin ve acımasız şekilde yayıldı.
“Onu sana içirdiler.”
Gideon geri çekildi.
Bir saniyeliğine gerçekten küçük göründü. Çocukken Merkez’e gönderilmiş, kendini bozuk
sanan, birinin ona su verdiğini hatırlayan çocuk.
Lidya onun kolunu tuttu.
“Gideon, bana bak.”
Gideon bakmadı.
Rowan’ın sesi yine geldi.
“Tanık-04 senin içinde.”
Sloane sertçe fısıldadı: “Bu yönlendirme.”
Lidya Gideon’un yüzünü kendine çevirdi.
“Bana bak,” dedi.
Bu kez Gideon baktı.
Gözleri korkuyla doluydu ama o korkunun arkasında hâlâ Gideon vardı. Alaycı, zeki,
öfkeli, kırgın Gideon.
Lidya çok net konuştu.
“Onun söylediği şey doğru olabilir. Ama ne anlama geldiğini o belirlemeyecek.”
Gideon nefes aldı. Bir kez. Sonra bir kez daha.
Ağzının kenarı titredi.
“Bana bunu içirdilerse,” dedi, sesi kırılarak, “ben ne kadar benim?”
Lidya’nın cevabı hiç gecikmedi.
“Bunu sorman bile hâlâ sen olduğunu gösterir.”
Bahçenin ön tarafından bir kapı sesi geldi. Rowan yaklaşıyordu.
Sloane arka duvardaki dar geçidi açtı. “Şimdi.”
Gideon sendeledi ama yürüdü.
Üçü Mercer evinin arka geçidinden çıktı. Dar bir taş yol onları yan sokağa götürdü.
Arkalarında evin yüksek duvarları, önlerinde karanlık eski şehir vardı.
Lidya bir an durup geriye baktı.
Rowan görünmüyordu.
Ama sesini duyar gibi oldu:
Beni hatırla.
Lidya yürümeye devam etti.
Sıradaki durak Hale Arşivi’ydi.
Ama artık mesele sadece Gideon’un tanığını bulmak değildi.
Eğer Tanık-04 gerçekten onun içindeyse, sistem tanık nesneleri sadece saklamamıştı.
Bazılarını insanlara geri gömmüştü.
Ve bu, metal parçanın son sırrının çok daha büyük olduğu anlamına geliyordu.
Bölüm etkileşimi
