1. bölüm / 91
ATEŞ TANRILARIGiriş
Bölümler 91Şu an: Giriş
- 1 Giriş725 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 1 BÖLÜM1.141 kelime
- 3 2 BÖLÜM877 kelime
- 4 3 BÖLÜM1.209 kelime
- 5 4 BÖLÜM1.508 kelime
- 6 5 BÖLÜM692 kelime
- 7 6 BÖLÜM1.056 kelime
- 8 7 BÖLÜM739 kelime
- 9 8 BÖLÜM1.359 kelime
- 10 9 BÖLÜM1.636 kelime
- 11 10 BÖLÜM1.866 kelime
- 12 11 BÖLÜM1.622 kelime
- 13 12 BÖLÜM1.642 kelime
- 14 13 BÖLÜM1.584 kelime
- 15 14 BÖLÜM1.312 kelime
- 16 15 BÖLÜM1.200 kelime
- 17 16 BÖLÜM1.183 kelime
- 18 17 BÖLÜM1.078 kelime
- 19 18 BÖLÜM805 kelime
- 20 19 BÖLÜM1.681 kelime
- 21 20 BÖLÜM1.237 kelime
- 22 21 BÖLÜM1.608 kelime
- 23 22 BÖLÜM1.417 kelime
- 24 23 BÖLÜM1.617 kelime
- 25 24 BÖLÜM1.138 kelime
- 26 25 BÖLÜM1.096 kelime
- 27 26 BÖLÜM1.328 kelime
- 28 27 BÖLÜM908 kelime
- 29 28 BÖLÜM1.372 kelime
- 30 29 BÖLÜM1.029 kelime
- 31 30 BÖLÜM1.176 kelime
- 32 31 BÖLÜM1.530 kelime
- 33 32 BÖLÜM1.270 kelime
- 34 33 BÖLÜM1.172 kelime
- 35 34 BÖLÜM1.235 kelime
- 36 35 BÖLÜM863 kelime
- 37 36 BÖLÜM1.024 kelime
- 38 37 BÖLÜM1.142 kelime
- 39 38 BÖLÜM1.413 kelime
- 40 39 BÖLÜM883 kelime
- 41 40 BÖLÜM893 kelime
- 42 41 BÖLÜM1.416 kelime
- 43 42 BÖLÜM983 kelime
- 44 43 BÖLÜM1.024 kelime
- 45 44 BÖLÜM1.332 kelime
- 46 45 BÖLÜM656 kelime
- 47 46 Bölüm1.377 kelime
- 48 47 BÖLÜM1.100 kelime
- 49 48 Bölüm1.504 kelime
- 50 49 BÖLÜM921 kelime
- 51 50 BÖLÜM940 kelime
- 52 51 BÖLÜM1.074 kelime
- 53 52 BÖLÜM855 kelime
- 54 53 BÖLÜM983 kelime
- 55 54 BÖLÜM1.087 kelime
- 56 55 BÖLÜM1.570 kelime
- 57 56 BÖLÜM1.157 kelime
- 58 57 BÖLÜM986 kelime
- 59 58 BÖLÜM888 kelime
- 60 59 BÖLÜM1.427 kelime
- 61 60 BÖLÜM1.100 kelime
- 62 61 BÖLÜM1.219 kelime
- 63 62 BÖLÜM1.252 kelime
- 64 63 BÖLÜM1.181 kelime
- 65 64 BÖLÜM1.812 kelime
- 66 65 BÖLÜM1.176 kelime
- 67 66 BÖLÜM1.270 kelime
- 68 67 BÖLÜM984 kelime
- 69 68 BÖLÜM1.345 kelime
- 70 69 BÖLÜM2.086 kelime
- 71 70 BÖLÜM1.037 kelime
- 72 71 BÖLÜM1.180 kelime
- 73 72 BÖLÜM926 kelime
- 74 73 BÖLÜM1.358 kelime
- 75 74 BÖLÜM1.594 kelime
- 76 75 BÖLÜM1.167 kelime
- 77 76 BÖLÜM1.140 kelime
- 78 77 BÖLÜM1.097 kelime
- 79 78 BÖLÜM917 kelime
- 80 79 BÖLÜM1.271 kelime
- 81 80 BÖLÜM925 kelime
- 82 81 BÖLÜM846 kelime
- 83 82 BÖLÜM1.117 kelime
- 84 83 BÖLÜM1.196 kelime
- 85 84 BÖLÜM1.106 kelime
- 86 85 BÖLÜM936 kelime
- 87 86 BÖLÜM1.026 kelime
- 88 87 BÖLÜM817 kelime
- 89 88 BÖLÜM637 kelime
- 90 89 BÖLÜM997 kelime
- 91 90 BÖLÜM1.320 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ateş Ananın Ocağı ve İlk İhanet
Zamanın henüz bizzat biçim almadığı, Zaqros dağlarının zirvelerinin göğü delip geçen kılıçlar gibi yükseldiği o kadim çağlarda, Mannai toprakları üzerinde insan sesinden eser yoktu. O ilkel coğrafyanın en derin magma damarlarında kaynayan kozmik hırs, nihayet formunu bulmuş ve bütün varlığın ulu kaynağı olan Ateş Ana’yı doğurmuştu. Ateş Ana, sıradan bir varlık değil; kayalara biçim veren, gökyüzünü tutuşturan ve evrenin ilk soluğunu üfleyen mutlak kudretin ta kendisiydi. Onun ihtişamından, evrenin dengesini kurmak adına yedi farklı veçhe, yedi ilahi irade doğdu.
Bu yedi ilahi varlığın en büyüğü, gök kubbenin en karanlık bulutlarını yırtarak inen, çakan her şimşekle dağları ikiye bölen Yıldırım Tanrısı Valak’tı. Onun ardından, Mannai’nin en derin katmanlarında yatan kayaları, kıtaları yerinden oynatacak kadar ağır ve sarsılmaz bir kudretle Toprak Tanrısı Toros şekillendi. Üçüncü oğul, o kızgın toprakların üzerini serinleten, kuraklığı bir nefeste yok eden okyanusların ve taşkın nehirlerin efendisi Su Tanrısı Hydra idi. Dördüncü oğul, zirvelerde uluyan, estiği her yöne fırtınalar taşıyan, görünmez ama her şeyi deviren Rüzgar Tanrısı Zephyr’di. Beşinci oğul, toprağın altındaki en cılız kökten en ulu çınarlara kadar bütün yeşeren hayatın ve ormanların hakimi Doğa Tanrısı Silvan idi. Altıncı oğul ise gözlerini gökyüzünün o sonsuz boşluğuna dikmiş, kaderin yazgısını uzak galaksilerdeki parıltılarla ören Yıldızlar Tanrısı Astra idi.
Ve nihayet, bütün bu ilahi kudretin ötesinde, Ateş Ana’nın rahminden kopan son ve en kusursuz parça dünyaya geldi: Cafer.
Cafer, diğer kardeşleri gibi tek bir elementin dar sınırlarına hapsedilmemişti. Onun küçük bedeninde, yıldırımdan toprağa, sudan rüzgara, bitkilerden en karanlık yıldız parıltılarına kadar evrendeki bütün elementlerin özü, devasa bir fırtına gibi dans ediyordu. Ateş Ana, bu en küçük oğlunun üzerine titremiş, ona diğer hiçbir evladına vermediği o derin şefkati ve imtiyazlı sevgiyi göstermişti.
Lakin ilahi sarayın o altın mermerlerle örülü salonlarında, ilahi bir sevgi asla karşılıksız kalmazdı; özellikle de söz konusu güç ve kıskançlık olduğunda.
Günler günleri kovaladıkça, Ateş Ana’nın Cafer’e gösterdiği o derin sevgi, diğer altı kardeşin ruhunu yavaş yavaş kemiren zehirli bir sarmaşığa dönüştü. Kardeşlerin gözlerindeki o ilahi ışıltı, yerini kan kırmızı bir öfkeye bıraktı. Onlar, tek bir elementin sınırlarında koca feleklere hükmederken, bu küçük kardeşin bütün evrenin gücünü avucunda tutacak olmasını hazmedemiyorlardı. Sevgi, yerini amansız bir nefrete; kardeşlik bağı ise karanlık bir sürgün planına terk etti.
Bir gece, Mannai’nin göğündeki en parlak yıldızlar dahi o dehşet verici sükûnetten saklanırken, altı kardeş bir araya geldi. Karar alınmıştı; o küçük varlık, bu ilahi tahtın varisi olamayacaktı. Bu işi en soğukkanlı şekilde halletmesi gereken kişi, göklerin ve kaderin yollarını bilen Yıldızlar Tanrısı Astra’ydı.
Astra, uyumakta olan küçük Cafer’i kucağına aldı. Çocuğun teninden yayılan o hafif elementel sıcaklık parmaklarını yaktı lakin kalbindeki kin o sıcağı anında dondurdu. Astra, onu ilahi sarayın yüksek balkonlarından, Mannai’nin henüz insan eli değmemiş o vahşi, dipsiz ve buz gibi vadilerine doğru taşıdı.
Yolun sonu, kıta boyunca uzanan ve kışın en sert ayazıyla donmuş olan Araxes Nehri’nin kıyısıydı. Su Tanrısı Hydra’nın suları o gece öfkeden kabarıyor, kıyılara buzdan pençeler geçiriyordu. Astra, küçük Cafer’i nehrin kenarındaki ıslak çakılların üzerine, o korumasız ve acımasız dünyanın ortasına bıraktı. Arkasına bile bakmadan, o karanlık gecenin rüzgarına karışıp sarayın güvenli duvarları arasına geri döndü. Ölümlü dünyada bir tanrı çocuğun hayatta kalma şansı yoktu; donarak, açlıktan ya da nehrin sularında boğularak yok olup gidecekti.
Lakin kader, o ilahi kibrin hesap edemediği başka bir yazgı fısıldıyordu.
Aynı saatlerde, Mannai’nin sınırlarını koruyan o devasa orduların başkomutanının malikanesinden yükselen tütsü kokuları geceye karışıyordu. Komutanın asil eşi, saray protokollerinin o boğucu havasından uzaklaşmak, ruhunu dinlendirmek için sabahın ilk ışıklarıyla birlikte nehir kenarına inmişti. Yanında taşıdığı keten kumaşları yıkamak için suyun kenarındaki yassı kayalara doğru yaklaştığında, gözüne çakılların arasında parlayan küçük bir siluet çarptı.
Kadın duraksadı. Adımlarını yavaşlattı. Nehrin o dondurucu ayazına ve buz tutmuş dalgalarına rağmen, o noktadan yayılan garip, alışılmadık bir ısı dalgası hissetti. Kayaların arasına eğildiğinde gördüğü manzara nefesini kesti.
Karşısında, henüz bebek yaşlarında sarı saçlı, teninden hafif bir köz parıltısı yayılan olağanüstü bir çocuk yatıyordu. Kadın ellerini uzatıp çocuğu kucağına aldığında, minik bedenin o narin görünümünün aksine demirden bir zırh gibi ağır, mermerden daha sağlam bir öz taşıdığını fark etti. Çocuğun nefesi, en sert kış rüzgarını bile eritecek kadar sıcak, gözlerindeki o derinlik ise bütün bir orduyu dize getirecek kadar asil bir kudret barındırıyordu.
Ölümlü dünyanın acımasızlığına terk edilen o ilahi çocuk, Mannai’nin en kudretli komutanının ellerinde yeniden can bulurken, gökyüzündeki o devasa sarayda fırtınalar kopmak üzereydi. Kardeşlerin işlediğini sandığı o suç, aslında bütün bir tarihin akışını değiştirecek olan o büyük kıvılcımın ta kendisiydi.
Bölüm etkileşimi
