42. bölüm / 91
ATEŞ TANRILARI41 BÖLÜM
Bölümler 91Şu an: 41 BÖLÜM
- 1 Giriş725 kelime
- 2 1 BÖLÜM1.141 kelime
- 3 2 BÖLÜM877 kelime
- 4 3 BÖLÜM1.209 kelime
- 5 4 BÖLÜM1.508 kelime
- 6 5 BÖLÜM692 kelime
- 7 6 BÖLÜM1.056 kelime
- 8 7 BÖLÜM739 kelime
- 9 8 BÖLÜM1.359 kelime
- 10 9 BÖLÜM1.636 kelime
- 11 10 BÖLÜM1.866 kelime
- 12 11 BÖLÜM1.622 kelime
- 13 12 BÖLÜM1.642 kelime
- 14 13 BÖLÜM1.584 kelime
- 15 14 BÖLÜM1.312 kelime
- 16 15 BÖLÜM1.200 kelime
- 17 16 BÖLÜM1.183 kelime
- 18 17 BÖLÜM1.078 kelime
- 19 18 BÖLÜM805 kelime
- 20 19 BÖLÜM1.681 kelime
- 21 20 BÖLÜM1.237 kelime
- 22 21 BÖLÜM1.608 kelime
- 23 22 BÖLÜM1.417 kelime
- 24 23 BÖLÜM1.617 kelime
- 25 24 BÖLÜM1.138 kelime
- 26 25 BÖLÜM1.096 kelime
- 27 26 BÖLÜM1.328 kelime
- 28 27 BÖLÜM908 kelime
- 29 28 BÖLÜM1.372 kelime
- 30 29 BÖLÜM1.029 kelime
- 31 30 BÖLÜM1.176 kelime
- 32 31 BÖLÜM1.530 kelime
- 33 32 BÖLÜM1.270 kelime
- 34 33 BÖLÜM1.172 kelime
- 35 34 BÖLÜM1.235 kelime
- 36 35 BÖLÜM863 kelime
- 37 36 BÖLÜM1.024 kelime
- 38 37 BÖLÜM1.142 kelime
- 39 38 BÖLÜM1.413 kelime
- 40 39 BÖLÜM883 kelime
- 41 40 BÖLÜM893 kelime
- 42 41 BÖLÜM1.416 kelime · Okuduğun bölüm
- 43 42 BÖLÜM983 kelime
- 44 43 BÖLÜM1.024 kelime
- 45 44 BÖLÜM1.332 kelime
- 46 45 BÖLÜM656 kelime
- 47 46 Bölüm1.377 kelime
- 48 47 BÖLÜM1.100 kelime
- 49 48 Bölüm1.504 kelime
- 50 49 BÖLÜM921 kelime
- 51 50 BÖLÜM940 kelime
- 52 51 BÖLÜM1.074 kelime
- 53 52 BÖLÜM855 kelime
- 54 53 BÖLÜM983 kelime
- 55 54 BÖLÜM1.087 kelime
- 56 55 BÖLÜM1.570 kelime
- 57 56 BÖLÜM1.157 kelime
- 58 57 BÖLÜM986 kelime
- 59 58 BÖLÜM888 kelime
- 60 59 BÖLÜM1.427 kelime
- 61 60 BÖLÜM1.100 kelime
- 62 61 BÖLÜM1.219 kelime
- 63 62 BÖLÜM1.252 kelime
- 64 63 BÖLÜM1.181 kelime
- 65 64 BÖLÜM1.812 kelime
- 66 65 BÖLÜM1.176 kelime
- 67 66 BÖLÜM1.270 kelime
- 68 67 BÖLÜM984 kelime
- 69 68 BÖLÜM1.345 kelime
- 70 69 BÖLÜM2.086 kelime
- 71 70 BÖLÜM1.037 kelime
- 72 71 BÖLÜM1.180 kelime
- 73 72 BÖLÜM926 kelime
- 74 73 BÖLÜM1.358 kelime
- 75 74 BÖLÜM1.594 kelime
- 76 75 BÖLÜM1.167 kelime
- 77 76 BÖLÜM1.140 kelime
- 78 77 BÖLÜM1.097 kelime
- 79 78 BÖLÜM917 kelime
- 80 79 BÖLÜM1.271 kelime
- 81 80 BÖLÜM925 kelime
- 82 81 BÖLÜM846 kelime
- 83 82 BÖLÜM1.117 kelime
- 84 83 BÖLÜM1.196 kelime
- 85 84 BÖLÜM1.106 kelime
- 86 85 BÖLÜM936 kelime
- 87 86 BÖLÜM1.026 kelime
- 88 87 BÖLÜM817 kelime
- 89 88 BÖLÜM637 kelime
- 90 89 BÖLÜM997 kelime
- 91 90 BÖLÜM1.320 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kızıl Çekiç’in devasa cesedinin yanından yükselen son dumanlar ormanın serin rüzgârına karışırken, ağaçların arasından süzülerek gelen ayak sesleri sessizliği böldü. Doğu patikasındaki son ucubeyi de alt edip kendi cephesini temizleyen Cafer, ellerindeki kanı silerek Demsun’un bulunduğu noktaya doğru yaklaştı. Yerdeki o paramparça olmuş devasa kafatasına ve etrafa saçılan volkanik korlara şöyle bir göz attıktan sonra başını yaşlı demirciye çevirdi.
Demsun, omzundan sızan kanı umursamayarak elindeki lav çekicini yere dayamış, derin bir nefes alarak soluklanıyordu. Cafer yaklaşırken hafifçe başını kaldırıp gence baktı ve yüzündeki o yorgun ama zafer kazanmış gülümsemeyle konuştu:
— Demek senin taraf da temizlendi... dedi Demsun, derin bir soluk alarak. — Bakıyorum da bu sonuncusu epey uğraştırmış seni. Benimki de azılı bir kalfaydı ama ocağını söndürdük nihayet. Bu da sonuncusuydu Cafer; cehennemden kaçan o yedi lanet varlığın geride kalan izini de böylece kuruttuk.
Cafer, elindeki çelik kılıcını kınına yerleştirirken gözlerini ormanın ötesine, uzaktaki vadilere dikti; sesindeki o sabırsız ve buz gibi tınıyla karşılık verdi:
— İyi bari... dedi Cafer, kollarını göğsünde kavuşturarak. — Hepsini tek tek bulup o leşlerini cehenneme geri postaladığımıza göre buradaki işimiz bitti. Hadi gidelim buralardan, Demsun; bu ıssız topraklar ve o ucubelerin kokusu artık midemi bulandırıyor, sıkıldım bu dığandan.
Demsun, elindeki çekici omzuna atıp yaşlı gözleriyle gencin yüzüne baktı; hafifçe tebessüm ederek başını iki yana salladı:
— Nereye gideceksin, deli oğlan? dedi Demsun, sakin ve nasihat verir gibi bir sesle. — İstersen kalabilirsin burada... Manna topraklarında, ölümlü insan arasında, ocağın başında huzurlu bir hayat kurup demir dövebilirsin. Yaşlı bir demirci için bundan daha iyi bir emeklilik olamaz. Ne dersin?
Cafer, yaşlı demircinin bu teklifi karşısında alayla güldü; gözlerindeki o mavi parıltı geçmişin öfkesiyle yeniden alevlendi:
— Sen istersen kalabilirsin, Demsun baba... dedi Cafer, kararlı ve sert adımlarla yürümeye hazırlanırken. — Benim yerim bu ölümlülerin arası değil. Ben doğrudan tanrıların ülkesi Aehetgard’a gideceğim. Orada kardeşimle ve o taht oturanlarla görecek bir hesabım var. Onlar beni daha bebekken, o soğuk saraylarda ölüme terk ettiler; şimdi o hesaplaşmanın vakti geldi.
İkili yolları ayırmak üzere vadiye doğru bakarken, gözlerine çarpan manzara bütün konuşmayı bir anda kesti. Sarp kayalıkların altındaki geniş ovada, Manna krallığının sancakları altında sefere çıkmış, savaşa hazırlanan Manna ordusu bütün ihtişamıyla dizilmişti. Fakat asıl dehşet verici olan, tepelerden ovaya doğru sel gibi akan düşman kuvvetiydi; Manna ordusunun tam on katı büyüklüğünde olan devasa bir Pers ordusu, gürültüyle ve toz bulutları kopararak Manna askerlerinin üzerine doğru yürüyordu.
Pers ordusunun en öndeki hatları, emir komuta zinciriyle birlikte aynı anda yaylarını gerdi. Gökyüzü bir anda binlerce okla karardı; atılan oklar adeta güneşi kapatarak koca bir bulut gibi Manna ordusunun üzerine doğru yağmur gibi inmeye başladı. Manna askerleri dehşet içinde başlarını kapatırken, ölüm kaçınılmaz görünüyor, ordu birkaç saniye içinde ok yağmurunun altında yok olmak üzereydi.
Lakin Cafer elini uzattı.
Genç savaşçı bir an bile tereddüt etmedi; ellerini havaya kaldırıp içindeki o kudretli rüzgâr elementini serbest bıraktı. Ovada kopan devasa bir kasırga ve şiddetli bir fırtına, saniyeler içinde gökyüzündeki o ok bulutunu yakaladı. Cafer’in iradesiyle yön değiştiren rüzgâr, binlerce ölümcül oku havada tersine çevirdi; oklar yönünü değiştirerek bu kez o kalabalık Pers ordusunun tam üzerine, acımasız bir sağanak gibi geri yağdı. Pers saflarından yükselen çığlıklar ve zırhların delinme sesleri ovayı inletirken, düşman ordusu ağır bir kayıp vererek kaosa sürüklendi.
Manna ordusunun komutanı, gördüğü bu mucize karşısında kılıcını havaya kaldırıp coşkuyla bağırmaya başladı:
— Tanrılar bizimle! dedi Manna komutanı, sevinç gözyaşları içinde ordusunu coşturarak. — Rüzgâr tanrısı Zeyheyir bizi koruyor! Tanrılar bizim safımızda zafer kazandı!
Cafer, fırtınayı dindirerek Manna ordusunun tam önüne, onların ve düşmanın arasına ağır adımlarla düştü. Komutanın o cehalet dolu bağırtısını duyduğunda durdu, başını hafifçe geriye çevirip o buz gibi bakışlarını dikerek gür bir sesle kükredi:
— Hayır, seni aptal korkusuz tanrı bozuntusu! diye bağırdı Cafer, sesindeki o öfkeli ve net tınıyla. — Sizi koruyan o hayali tanrılar değil... Sizi az önce mutlak bir ölümden kurtaran benim!
Manna askerleri ve komutan şaşkınlık içinde oldukları yerde dondular. Başlarını kaldırıp önlerinde duran bu adama baktıklarında nefesleri kesildi; boyu iki metreyi aşan, gözlerinden mavi elektrikler saçılan bu tanrısal figür karşısında ne diyeceklerini bilemiyorlardı. Askerler hem derin bir şaşkınlık hem de kurtulmuş olmanın verdiği o garip sevinçle ellerindeki mızrakları indirdiler.
Cafer arkasına bile bakmadan ellerini salladı ve askerlere emir veren o tok sesiyle seslendi:
— Geri çekilin! Sizin bu savaşla baş edecek gücünüz yok!
Aynı anda, uzaktaki kayalıkların tepesinden bu sahneyi izleyen Demirci Tanrı Demsun, elindeki lav çekicini omzuna yaslamış, hafifçe başını iki yana salladı. Kendi kendine mırıldanarak eski dostuna sesli bir şekilde takıldı:
— Hey gidi Cafer... dedi Demsun, sesindeki o hayranlık ve tecrübe dolu tonla. — Şansa bak hele... Benim de şu ellerimde senin gibi yıldırım veya rüzgâr gücü olsaydı, yemin ederim ben de aynısını yapar, o Pers ordusunu tek hamlede denize dökerdim. İhtiyar Demsun’a bu kadarcık kıyak geçilmemiş ki... Neyse, bırakalım o gençliğin ocağında biraz daha demir dövsün bakalım!
Manna askerlerinin şaşkınlık dolu bakışları arasında kılıcını iki eliyle sımsıkı kavrayan Cafer, bir an bile tereddüt etmeden devasa Pers ordusunun üzerine doğru bir yıldırım gibi atıldı. Genç savaşçının çeliğinden fışkıran o mavi elektrik akımı, toprağa çarptığı anda binlerce voltluk bir cehennem yarattı. Cafer, önünde dirlik düzen kurmaya çalışan Pers öncü birliklerinin ortasına daldığı gibi kılıcını savurdu; her bir hamlesinde gökten inen mavi yıldırım sütunları on binlerce askeri saniyeler içinde küle çeviriyordu.
Pers ordusu, karşılarında insan suretinde yürüyen bu tek kişilik felaket karşısında neye uğradığını şaşırdı. Savaş meydanı bir anda mahşer yerine döndü; korkuya kapılıp arkasını dönerek kaçmaya çalışan askerler bile Cafer’in ellerinden saçılan o ölümcül elektrik dalgalarından kaçamadı. Kaçanı da duranı da saniyeler içinde kömür karası birer cesede dönüştüren bu acımasız güç, devasa orduyu dakikalar içinde darmadağın etti. On binlerce kişilik o mağrur ordu, tek bir adamın öfkesi karşısında çaresiz bir kum tanesi gibi eriyip gidiyordu.
Manna askerleri arkadan yükselen o coşkulu ve minnettar seslerle zafer çığlıkları atmaya başlarken, Cafer soluk soluğa kılıcını indirip başını sahil şeridine çevirdi.
Gökyüzüne doğru kaldırdığı kılıcından yayılan o devasa yıldırım enerjisi havada büyük bir halka oluşturduktan sonra şiddetle yere, sahilin tam ortasına indi. Lakin o an, toz bulutları dağıldığında sahilin manzarası herkesin kanını dondurdu; ufuk çizgisi boyunca dizilmiş, karayı karartacak kadar çok binlerce Pers savaş gemisi demir atmıştı. Gemilerden inmeye hazırlanan binlerce yeni asker kıyıya akın ediyordu. Cafer, o devasa donanmayı yok etmek için yıldırımlarını yeniden gemilerin üzerine odaklayacağı o salisede, bulutsuz ve masmavi gökyüzünün ortasında doğaüstü bir gürültü koptu.
Gökyüzünden yankılanan, dağları ve taşları titreten o kibirli ses, Yıldırımların Tanrısı Valak’a aitti; kendisi görünmüyordu ama sesi bütün ovayı inletiyordu:
— Teşekkür ederim kardeşim... dedi Valak, bulutsuz gökten süzülen o alaycı ve tepeden bakan tonla. — Halkımı, Aehetgard’ın sınırlarını koruduğun için sana minnettarım.
Cafer, öfkeden kasılan yüz hatlarıyla gökyüzüne doğru bakarak dişlerinin arasından tısladı:
— Ben senin kardeşin değilim, Valak! diye kükredi Cafer, sesindeki o derin kinle. — Siz benim annemi öldürdünüz... Ateş Ana’yı o soğuk tahtlarınızın uğruna katlettiniz!
Aynı anda, ovanın üzerindeki rüzgârlar sarsıldı ve esen şiddetli fırtınanın içinden Rüzgâr Tanrısı Zeyheyir’in alaycı sesi havada yankılandı:
— Bak sen şu işe... dedi Zeyheyir, rüzgârın uğultusu arasında kahkaha atarak. — Demek kimliği belirsiz o zavallı küçük kardeşimiz gerçeği nihayet öğrenmiş! Peki ne yapacaksın şimdi, Cafer? Oturup ağlayacak mısın, yoksa o çocuk aklınla intikam mı alacaksın?
Cafer, kılıcını sıkmaktan parmak eklemleri beyazlaşarak gökyüzüne doğru bağırdı:
— Tabii ki hepinizi teker teker öldüreceğim! Sizi o yüksek tahtlarınızdan indirip o kanlı bedelleri ödeteceğim!
Bu kez okyanusun derinliklerinden, yerin altından gelen gürültülü ve baskın bir ses denizi sarstı; Okyanusların Tanrısı Hydaran’ın sesi dalgaların arasından yükseldi:
— Çok konuşma, Cafer! Tanrı olabilmiş olabilirsin ama biz tanrıların en kadimleriyiz, bizi asla yenemezsin!
Cafer, dudaklarında beliren o buz gibi ve korkutucu tebessümle karşılık verdi:
— Kim demiş onu? Unutmayın ki bende sadece bir tanesinin değil, altı elementin de gücü var!
Valak, gökyüzündeki o görünmez sığınğından fısıldar gibi ama buyurgan bir sesle söze girdi:
— Öyle olsun... Lakin bizimle hesaplaşmadan önce, halkının huzuru ve geleceği için gitmeli ve Pers Kralı’nı öldürmelisin, Cafer. O kral, sarayının en karanlık zindanlarında çeşitli cehennem yaratıkları besliyor ve muhtemelen bu ordu yok olsa bile Manna’ya yeniden saldacak. Onu durdurabilir misin?
Cafer, sahildeki o devasa Pers donanmasına ve gökyüzündeki seslere son bir kez göz gezdirdi; omuzlarını silkip kılıcını kınına yerleştirirken umursamaz bir tonla karşılık verdi:
— Bu, bir sinek öldürmekten bile daha kolay... Tamam, hallederim! dedi Cafer.
Aynı anda ayaklarının altından kopan devasa bir rüzgâr sütunuyla birlikte gökyüzüne doğru şimşek gibi yükseldi. Lakin o yükselirken, Hydaran’ın okyanusu çağıran emriyle sahil şeridinde deniz suları dağlar gibi kabardı; devasa dalgalar o binlerce Pers gemisini ve içindeki askerleri oyuncak gibi yutarak denizin dibine çekti. Suların altına gömülen gemilerden geriye sadece su yüzeyinde salınan kırık tahta parçaları kalırken, Cafer Pers Kralı’nın sarayına doğru gökyüzünde bir yıldırım gibi akıp gitti.
Bölüm etkileşimi
