ATEŞ TANRILARI kitap kapağı

18. bölüm / 91

17 BÖLÜM

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 91Şu an: 17 BÖLÜM
  1. 1 Giriş725 kelime
  2. 2 1 BÖLÜM1.141 kelime
  3. 3 2 BÖLÜM877 kelime
  4. 4 3 BÖLÜM1.209 kelime
  5. 5 4 BÖLÜM1.508 kelime
  6. 6 5 BÖLÜM692 kelime
  7. 7 6 BÖLÜM1.056 kelime
  8. 8 7 BÖLÜM739 kelime
  9. 9 8 BÖLÜM1.359 kelime
  10. 10 9 BÖLÜM1.636 kelime
  11. 11 10 BÖLÜM1.866 kelime
  12. 12 11 BÖLÜM1.622 kelime
  13. 13 12 BÖLÜM1.642 kelime
  14. 14 13 BÖLÜM1.584 kelime
  15. 15 14 BÖLÜM1.312 kelime
  16. 16 15 BÖLÜM1.200 kelime
  17. 17 16 BÖLÜM1.183 kelime
  18. 18 17 BÖLÜM1.078 kelime · Okuduğun bölüm
  19. 19 18 BÖLÜM805 kelime
  20. 20 19 BÖLÜM1.681 kelime
  21. 21 20 BÖLÜM1.237 kelime
  22. 22 21 BÖLÜM1.608 kelime
  23. 23 22 BÖLÜM1.417 kelime
  24. 24 23 BÖLÜM1.617 kelime
  25. 25 24 BÖLÜM1.138 kelime
  26. 26 25 BÖLÜM1.096 kelime
  27. 27 26 BÖLÜM1.328 kelime
  28. 28 27 BÖLÜM908 kelime
  29. 29 28 BÖLÜM1.372 kelime
  30. 30 29 BÖLÜM1.029 kelime
  31. 31 30 BÖLÜM1.176 kelime
  32. 32 31 BÖLÜM1.530 kelime
  33. 33 32 BÖLÜM1.270 kelime
  34. 34 33 BÖLÜM1.172 kelime
  35. 35 34 BÖLÜM1.235 kelime
  36. 36 35 BÖLÜM863 kelime
  37. 37 36 BÖLÜM1.024 kelime
  38. 38 37 BÖLÜM1.142 kelime
  39. 39 38 BÖLÜM1.413 kelime
  40. 40 39 BÖLÜM883 kelime
  41. 41 40 BÖLÜM893 kelime
  42. 42 41 BÖLÜM1.416 kelime
  43. 43 42 BÖLÜM983 kelime
  44. 44 43 BÖLÜM1.024 kelime
  45. 45 44 BÖLÜM1.332 kelime
  46. 46 45 BÖLÜM656 kelime
  47. 47 46 Bölüm1.377 kelime
  48. 48 47 BÖLÜM1.100 kelime
  49. 49 48 Bölüm1.504 kelime
  50. 50 49 BÖLÜM921 kelime
  51. 51 50 BÖLÜM940 kelime
  52. 52 51 BÖLÜM1.074 kelime
  53. 53 52 BÖLÜM855 kelime
  54. 54 53 BÖLÜM983 kelime
  55. 55 54 BÖLÜM1.087 kelime
  56. 56 55 BÖLÜM1.570 kelime
  57. 57 56 BÖLÜM1.157 kelime
  58. 58 57 BÖLÜM986 kelime
  59. 59 58 BÖLÜM888 kelime
  60. 60 59 BÖLÜM1.427 kelime
  61. 61 60 BÖLÜM1.100 kelime
  62. 62 61 BÖLÜM1.219 kelime
  63. 63 62 BÖLÜM1.252 kelime
  64. 64 63 BÖLÜM1.181 kelime
  65. 65 64 BÖLÜM1.812 kelime
  66. 66 65 BÖLÜM1.176 kelime
  67. 67 66 BÖLÜM1.270 kelime
  68. 68 67 BÖLÜM984 kelime
  69. 69 68 BÖLÜM1.345 kelime
  70. 70 69 BÖLÜM2.086 kelime
  71. 71 70 BÖLÜM1.037 kelime
  72. 72 71 BÖLÜM1.180 kelime
  73. 73 72 BÖLÜM926 kelime
  74. 74 73 BÖLÜM1.358 kelime
  75. 75 74 BÖLÜM1.594 kelime
  76. 76 75 BÖLÜM1.167 kelime
  77. 77 76 BÖLÜM1.140 kelime
  78. 78 77 BÖLÜM1.097 kelime
  79. 79 78 BÖLÜM917 kelime
  80. 80 79 BÖLÜM1.271 kelime
  81. 81 80 BÖLÜM925 kelime
  82. 82 81 BÖLÜM846 kelime
  83. 83 82 BÖLÜM1.117 kelime
  84. 84 83 BÖLÜM1.196 kelime
  85. 85 84 BÖLÜM1.106 kelime
  86. 86 85 BÖLÜM936 kelime
  87. 87 86 BÖLÜM1.026 kelime
  88. 88 87 BÖLÜM817 kelime
  89. 89 88 BÖLÜM637 kelime
  90. 90 89 BÖLÜM997 kelime
  91. 91 90 BÖLÜM1.320 kelime

Gökyüzünün Öteki Yüzü ve Gri Sükûnet
Zagros Dağları’nın tepesinden yıldırımların o görkemli kanatlarıyla gökyüzüne fırlayan Cafer, rüzgârın ve fırtınanın en vahşi kollarında saatler, belki de günlerce süren uzun ve yorucu bir yolculuk kat etti. Bulut denizlerini yara yara, zamanın ve mekânın sınırlarının büküldüğü o ilahi sınırları aşarak sonunda gökyüzünün o en gizemli, o öteki yüzüne geçmeyi başardı.

Burada gökyüzünün o tanıdık maviliği tamamen kaybolmuştu; ayak basılan her yer, en koyu fırtınaların bile unuttuğu, gözün alabildiğine uzanan kasvetli ve puslu bir gri dünyaydı. Burası, Demir Tanrısı Metatron’un egemenliğinin hüküm sürdüğü, evrenin en sert ve en acımasız demir yasalarının yazıldığı bölgeydi. Aethelgard’ın o parlak saraylarından ve ilahi ihtişamından çok uzakta, çelik kokulu bir ıssızlık hakimdi. Cafer bu toprakların adını, cehennemin paslı dehlizlerinde ve mazlumların dualarında çok duymuştu; şimdi ise o efsanenin ta kalbine, demirin ve ateşin asıl sahibinin kapısına dayanmıştı.

Gökyüzünün o asılı duran katı topraklarına ayak basan Cafer, parmak uçlarından sızan o soluk mavi şimşeklerin aydınlığında, belindeki uzun kılıcını kınından yavaşça çekti. Çeliğin havayla buluştuğunda çıkardığı o keskin ve tiz çınlama, bu gri sessizliği yırtan ilk ses oldu. Kılıcını sıkıca kavrayan Cafer, etrafı saran o ağır ve zehirli demir tozunu göğüsleyerek yürümeye başladı.

Adımları o gri düzlükte yankılanırken, uzakta, ufkun o sisle kaplı en kör noktasında ani ve göz alıcı bir parıltı patladı.

Bu parıltı, Metatron’un bölgesindeki o gri ve soluk atmosfere hiç benzemiyordu; saf, neredeyse ilahi bir beyazlıkla yanıp sönüyor, sanki uzaktan onu çağırıyormuş gibi hafifçe titreşiyordu. Cafer, gözlerindeki o kararlı sükûnetle duruşunu bozmadan o ışığa doğru yürümeye, ardından adımlarını hızlandırıp koşmaya başladı.

Lakin bu garip bir takipti. Cafer koştukça, o gizemli parıltı da önünden kaçar gibi aynı hızla uzaklaşıyor, sisin ve paslı bulutların arasında adeta bir hayalet gibi kaybolur gibi yapıp yeniden beliriyordu. Gri düzlükte rüzgârın uğultusu dışında başka hiçbir ses yoktu; sadece o kaçan ışık ile o ışığın peşinden koşan, durdurulamaz bir öfkeyle dolup taşan Cafer’in ayak sesleri vardı.

Kilometrelerce süren bu yorucu ve esrarlı takibin sonunda Cafer, soluk soluğa ama kararlılığından hiçbir şey kaybetmeden nihayet o parıltının tam merkezine, ışığın doğduğu o ıssız tepeye varabildi.

Karşısında duran bu gizemli ışık kümesi, etrafındaki gri evreni yutacak kadar yoğun bir enerji yayarak duruyordu. İçinden neyin çıkacağı, hangi kadim sırrın veya tehlikenin aralanacağı henüz hiç belli değildi; lakin Cafer kılıcını daha da sıkı kavrayarak o parıltının karşısında dimdik durdu ve beklemeye başladı.

Gri ve puslu düzlüğün ortasında, etrafa kör edici bir beyazlık yayan o gizemli parıltının tam karşısında duran Cafer, elindeki uzun kılıcı tetikte tutarak bekliyordu. Saniyeler geçtikçe ışık halkası dalgalandı, yoğunlaştı ve yavaşça açılmaya başladı.

O saf aydınlığın içinden süzülerek çıkan figür, ne bir canavar ne de Demir Tanrısı Metatron’un bir muhafızıydı. Karşısında duran; zamanın ve kaderin iplerini ellerinde tutan, evrenin en kadim ve esrarlı mitolojik varlığı, Kadron’du. Üzerindeki zamansız kıyafetleri ve gözlerinde asırların bilgeliğini taşıyan duruşuyla Kadron, gri düzlüğün sessizliğini bozan o sakin ve yankılı sesiyle konuştu:

"Hoş geldin, Mirimos..."

Cafer duyduğu bu isim karşısında bir an duraksadı; kılıcını tutan eli hafifçe titredi. Çatık kaşlarıyla karşısındaki kadına bakarak sert bir tonda sordu:

" Sen kimsin, ne istiyorsun benden?"

Kadron, yüzünde hiçbir korku izi olmaksızın, aksine yıllardır beklediği bir anın huzuruyla hafifçe gülümserdi:

"Benim adım Kadron, genç tanrı," dedi, sesi rüzgâr gibi etrafta dolaşarak. "Zamana ve kadere bağlıyım. Senin bu gri topraklara, bu saatte geleceğini asırlar öncesinden biliyordum."

Cafer, kelimelerin tartısını yapmaya çalışarak şüpheyle baktı:

"Nasıl yani?" dedi Cafer. "Geleceği görebiliyor musun?"

Kadron başını yavaşça salladı:

"Evet, görüyorum."

"O zaman," dedi Cafer, gözlerindeki o soluk mavi şimşekler parıldarken, "buraya Demir Tanrısı Metatron’u öldürmek için geldiğimi de biliyorsundur."

Kadron hiç tereddüt etmeden cevap verdi:

"Evet, biliyorum... Ve bu savaştan galip çıkacağını, başarılı olacağını da biliyorum. Ama ileriye adım atmadan önce, o zihnindeki sisleri dağıtıp sana bütün gerçekleri söylemeliyim. Sen bir ölümlü değilsin, Cafer."

Cafer duydukları karşısında alaycı bir gülüşle başını salladı:

"Nasıl yani? Günlerdir insanlarla aynı topraklarda yürüyen, cehennemde işkence çeken bir adam nasıl ölümlü olmaz? Bunlar yalan, hepsi palavra!"

Kadron’un yüzündeki o sakin ifade bir an olsun bozulmadı; aksine sesindeki o ilahi ağırlık daha da arttı:

"Hepsi gerçektir!" diye karşılık verdi Kadron. "Hangi ölümlü yerden göklere, tanrıların diyarından bu gri sınırlara kadar yürüyebilir? Hangi ölümlü altı farklı elementi bedeninde taşıyıp emir verebilir? Hangi ölümlü cehennemin o kadim ordularını darmadağın edebilir? Sen, insanlığın sonradan var olduğunu düşünüyorsun ama yanılıyorsun. Sen, insanlığın bu evrende varoluşundan çok ama çok önce yaratıldın."

Cafer duyduğu bu akıl almaz kelimeler karşısında geriye doğru bir adım attı; inkar etmek istedi ama içindeki o durdurulamaz gücün nereden geldiğini şimdiye kadar hiç sorgulamadığını fark etti. Kadron anlatmaya devam etti:

"Ben, henüz çok genç bir mitolojik varlıkken seni o ölümcül soğuk göllerin arasından, o büyük kıyımdan ellerimle aldım. Zamanın ve kaderin o kırılmaz ipleri sayesinde seni asırlarca bebek formunda tuttum. Sen o bebek formundayken, dışarıda kardeşlerinin çocukları büyüdü, nesiller değişti, tanrılar taht kurdu. Ben ise insanlığın bu evrende doğmasını, gelişmesini ve çoğalmasını bekledim. İnsanlık var olup dünyaya ayak bastığı o gün, seni o nehrin kenarına, masum bir ölümlü gibi bıraktım."

Kadron durdu, bir adım daha yaklaşıp gözlerini Cafer’in gözlerine dikti:

"Senin adın Mirimos değil... Senin gerçek adın Cafer; sen korkusuzluğun ve cesaretin bizzat tanrısısın! Şimdi kaderinin o gerçek yolundan yürü. Lakin bil ki; bugün öldürmeye geldiğin o Demir Tanrısı Metatron, senin öz amcandır."

Bu cümle, Cafer’in zihninde kopan en büyük fırtına oldu. Yıllardır inandığı her şey, bildiği bütün o ölümlü hayatı, anasının babasının hatıraları bir anda paramparça oldu. Dizlerinin bağının çözüldüğünü hissederek kılıcını yere doğru sarkıttı; o devasa gerçekler altında bir kez daha yıkılmıştı.

Lakin Kadron’un bitmeyen sözleri, damarlarındaki o ilahi kanı bir zehir gibi kaynatmaya devam etti:

"Ve sırası geldiğinde..." dedi Kadron, sesindeki o acımasız kehanet tonuyla, "Yıldızların Tanrısı Astra’dan, Doğa Tanrısı Silva’dan, Rüzgar Tanrısı Zephyra’dan, Okyanusların Tanrısı Hydra’dan, Toprak Tanrısı Toros’tan ve Yıldırımların Tanrısı Valak’tan... Hepsinden tek tek intikam alacaksın! Onlar, geçmişte senin o gerçek ananı, Ateş Ana’yı kalleşçe katlettiler. Adını evrenin dört bir yanına duyur, Cafer... Unutma; Valak her ne kadar benim bu evrendeki eşim olsa da, ona asla acıma!"

Cafer, duyduğu bu ihanetler zinciri, bu tanrılar silsilesi ve dökülen o ilahi kanın ağırlığı altında başını kaldırdı. Gözlerindeki o soluk mavi şimşekler artık kontrol edilemez birer cehennem ateşine dönüşmüştü. Yüzünde maske gibi sertleşen o ifadeyle arkasına bile bakmadan, o gri düzlüğün karanlığına doğru yürümeye başladı.

"Kimseye... Hiç kimseye acımak yok!" diye fısıldadı Cafer, adımlarını hızlandırarak.

O arkasına dönüp giderken, Kadron durduğu yerde hafifçe gülümserdi; ve etrafını saran o saf beyaz parıltıyla birlikte rüzgâra karışarak sessizce ortadan kayboldu. Şimdi gri dünyada tek başına kalan Cafer, hem öz amcası Metatron’la hem de bu evreni kuran o kanlı tanrılar soyuyla hesaplaşmak için kaderin en keskin virajına girmişti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

41okunma 5beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…