ATEŞ TANRILARI kitap kapağı

83. bölüm / 91

ATEŞ TANRILARI

82 BÖLÜM

Yazar: Keskin Kalem

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 91Şu an: 82 BÖLÜM
  1. 1 Giriş725 kelime
  2. 2 1 BÖLÜM1.141 kelime
  3. 3 2 BÖLÜM877 kelime
  4. 4 3 BÖLÜM1.209 kelime
  5. 5 4 BÖLÜM1.508 kelime
  6. 6 5 BÖLÜM692 kelime
  7. 7 6 BÖLÜM1.056 kelime
  8. 8 7 BÖLÜM739 kelime
  9. 9 8 BÖLÜM1.359 kelime
  10. 10 9 BÖLÜM1.636 kelime
  11. 11 10 BÖLÜM1.866 kelime
  12. 12 11 BÖLÜM1.622 kelime
  13. 13 12 BÖLÜM1.642 kelime
  14. 14 13 BÖLÜM1.584 kelime
  15. 15 14 BÖLÜM1.312 kelime
  16. 16 15 BÖLÜM1.200 kelime
  17. 17 16 BÖLÜM1.183 kelime
  18. 18 17 BÖLÜM1.078 kelime
  19. 19 18 BÖLÜM805 kelime
  20. 20 19 BÖLÜM1.681 kelime
  21. 21 20 BÖLÜM1.237 kelime
  22. 22 21 BÖLÜM1.608 kelime
  23. 23 22 BÖLÜM1.417 kelime
  24. 24 23 BÖLÜM1.617 kelime
  25. 25 24 BÖLÜM1.138 kelime
  26. 26 25 BÖLÜM1.096 kelime
  27. 27 26 BÖLÜM1.328 kelime
  28. 28 27 BÖLÜM908 kelime
  29. 29 28 BÖLÜM1.372 kelime
  30. 30 29 BÖLÜM1.029 kelime
  31. 31 30 BÖLÜM1.176 kelime
  32. 32 31 BÖLÜM1.530 kelime
  33. 33 32 BÖLÜM1.270 kelime
  34. 34 33 BÖLÜM1.172 kelime
  35. 35 34 BÖLÜM1.235 kelime
  36. 36 35 BÖLÜM863 kelime
  37. 37 36 BÖLÜM1.024 kelime
  38. 38 37 BÖLÜM1.142 kelime
  39. 39 38 BÖLÜM1.413 kelime
  40. 40 39 BÖLÜM883 kelime
  41. 41 40 BÖLÜM893 kelime
  42. 42 41 BÖLÜM1.416 kelime
  43. 43 42 BÖLÜM983 kelime
  44. 44 43 BÖLÜM1.024 kelime
  45. 45 44 BÖLÜM1.332 kelime
  46. 46 45 BÖLÜM656 kelime
  47. 47 46 Bölüm1.377 kelime
  48. 48 47 BÖLÜM1.100 kelime
  49. 49 48 Bölüm1.504 kelime
  50. 50 49 BÖLÜM921 kelime
  51. 51 50 BÖLÜM940 kelime
  52. 52 51 BÖLÜM1.074 kelime
  53. 53 52 BÖLÜM855 kelime
  54. 54 53 BÖLÜM983 kelime
  55. 55 54 BÖLÜM1.087 kelime
  56. 56 55 BÖLÜM1.570 kelime
  57. 57 56 BÖLÜM1.157 kelime
  58. 58 57 BÖLÜM986 kelime
  59. 59 58 BÖLÜM888 kelime
  60. 60 59 BÖLÜM1.427 kelime
  61. 61 60 BÖLÜM1.100 kelime
  62. 62 61 BÖLÜM1.219 kelime
  63. 63 62 BÖLÜM1.252 kelime
  64. 64 63 BÖLÜM1.181 kelime
  65. 65 64 BÖLÜM1.812 kelime
  66. 66 65 BÖLÜM1.176 kelime
  67. 67 66 BÖLÜM1.270 kelime
  68. 68 67 BÖLÜM984 kelime
  69. 69 68 BÖLÜM1.345 kelime
  70. 70 69 BÖLÜM2.086 kelime
  71. 71 70 BÖLÜM1.037 kelime
  72. 72 71 BÖLÜM1.180 kelime
  73. 73 72 BÖLÜM926 kelime
  74. 74 73 BÖLÜM1.358 kelime
  75. 75 74 BÖLÜM1.594 kelime
  76. 76 75 BÖLÜM1.167 kelime
  77. 77 76 BÖLÜM1.140 kelime
  78. 78 77 BÖLÜM1.097 kelime
  79. 79 78 BÖLÜM917 kelime
  80. 80 79 BÖLÜM1.271 kelime
  81. 81 80 BÖLÜM925 kelime
  82. 82 81 BÖLÜM846 kelime
  83. 83 82 BÖLÜM1.117 kelime · Okuduğun bölüm
  84. 84 83 BÖLÜM1.196 kelime
  85. 85 84 BÖLÜM1.106 kelime
  86. 86 85 BÖLÜM936 kelime
  87. 87 86 BÖLÜM1.026 kelime
  88. 88 87 BÖLÜM817 kelime
  89. 89 88 BÖLÜM637 kelime
  90. 90 89 BÖLÜM997 kelime
  91. 91 90 BÖLÜM1.320 kelime

Zephyr’in başsız bedeni gökyüzünün yükseklerinden aşağıya, sarayın eteklerindeki yıkıntıların arasına büyük bir gürültüyle çakılıp kaldığında, ölümlü manna şehrinde ise büyük fırtına başlasın. Cafer zaferin getirdiği ağır ve keskin soluklarla kadim kılıcını toparladı. Sarayın devasa, mermer işlemeli ana kapısına doğru attığı her adımla birlikte, içeriden yeryüzünü kavuracak derecede yoğun ve geniz yakan bir mangal kömürü kokusu yayılmaya başladı. Ateş tanrısının en korkunç ve ölümcül muhafızları olan **Alevli Savaşçılar**, bu kez cehennemin katmanlarından fırlamış gibi görünen devasa, gözlerinden ve nallarından kor alevler saçan **alevli atların** üzerinde zifiri karanlığı yararak dışarı fırladılar.

Atların zırhlı nallarından mermer zemine çarptıkça sıçrayan kızıl kıvılcımlar ortalığı ateşe verirken, süvariler ellerindeki kalın, kor alevli zincirleri havada dairesel hareketlerle vahşice sallayarak etrafta kaçışsız bir yakıcı çember oluşturdu. Cafer, kılıcını sıkıca kavrayarak bu kızıl cehennemin tam ortasında duruşunu hiç bozmadan bekledi. Süvarilerin komutanı olan, üzerinde erimiş demirden zırhlar taşıyan lider, alevler içinde parlayan dev atını kışkırtarak doğrudan Cafer’in üzerine dörtnala sürdü ve elindeki zinciri kamçı gibi patlatarak savurdu.

— Alevli Süvari: Sarayın kapısına kadar dayanman senin buradaki kaderini değiştirmeyecek, insan! O pırıl pırıl parlayan yıldırım kılıcın ve o küstah iraden, bu kor ateşin ve demirin içinde eriyip kül olmaya mahkûm!
— Cafer: Ateşiniz ne kadar harlı, zincirleriniz ne kadar derin olursa olsun... Taşıdığınız o külleri bu sarayın en yüksek duvarlarına bile sürmezsem bana da Cafer demeyin!

Cafer kelimelerini bitirdiği an yıldırım hızıyla sağa doğru sıçradı; alevli zincirin yarattığı o kavurucu ısı dalgası, geçtiği yerdeki havayı patlatarak arkasındaki kalın mermer sütunu paramparça etti. Süvariler kusursuz bir askeri nizam ve vahşi bir uyumla etrafını sararak çemberi daraltmaya, kaçış alanını sıfırlamaya çalıştılar. Her saniye bir taraftan gelen alevli at darbesi veya kor halindeki zincir kamçısı Cafer’in zırhını sıyırıp geçiyor, teninde derin ve acı veren yanık izleri bırakıyordu. Lakin Cafer, acıyı ve yorgunluğu adeta zihnen silerek rüzgâr ve yıldırım elementlerini kılıcının üzerinde en üst düzeyde yoğunlaştırdı.

Savaşın en hararetli ve nefes kesen anında, üzerine dörtnala koşan bir alevli süvarinin savurduğu zincir darbesini kılıcının üstünde karşılayan Cafer, metalin çıkardığı o kulak tırmalayan gıcırtıyla birlikte atın boynuna basarak havaya fırladı. Havada baş aşağı dönerken kılıcını iki eliyle sımsıkı kavradı ve tüm öfkesini toplayarak aşağıda kalan süvarinin üzerine yıkıcı bir yıldırım darbesi indirdi.

*GÜM! KRAAA-KOOM!*

Oluşan devasa plazma patlaması alevli atı ve üstündeki süvariyi parçalara ayırarak kor külüne dönüştürdü. Diğer süvariler bu vahşi yıkım karşısında şoke olup geri çekilmeye çalışsa da, Cafer fırtınanın o durdurulamaz hızıyla aralarından geçip kılıcını peş peşe savurarak kalan alevli süvarileri devasa kesiklerle birer birer yere serdi. Son süvari de bellerinden ikiye ayrılarak ateşi sönmüş bir şekilde yere kapaklandığında, dev avlu tamamen derin ve kanlı bir sessizliğe büründü. Cafer, vücudundan sızan taze kanlar ve dumanı tüten yanık izleriyle soluk soluğa kılıcını temizledi ve taht salonunun gümüş kapısına doğru kararlı adımlarla yürümeye devam etti.

Alevli süvarilerin kor halindeki küllerini arkasında bırakan Cafer, taht salonunun o heybetli, göğe uzanan gümüş kapısına ulaştı. Lakin kapı kapalıydı; önünde ise ateş tanrısının mabetlerinden fırlamış gibi duran, kucağı boş kalmış hüzünlü bir kadın heykeli duruyordu. Kadın, sanki ebediyen kaybolmuş bir şeyi bekliyormuş gibi kollarını boşluğa doğru uzatmıştı. Gümüş kapıdaki kadim mühür, ancak ve ancak o boşluğa yerleştirilecek kayıp bir **bebek heykelinin** iradesiyle açılabilirdi.

Cafer, yorgun ve yaralı bir halde devasa salonun tozlu köşelerini, yıkılmış sunakları ve ateş tanrısının ganimet odalarını didik didik etmeye başladı. Yıkılan sütunların arasından geçerken, odanın en karanlık ve unutulmuş köşesindeki, üzeri küllerle kaplı, işlemeli küçük bir sandık dikkatini çekti. Sandığı açtığı an, içeriden gelen hafif, narin ve masum bir enerji dalgasını hissetti. Kültürü temizlediğinde, içinde kundağa sarılmış, yüzünde ebedi bir tebessüm donmuş olan o mükemmel yontulmuş **bebek heykelini** buldu. Heykel, adeta canlıymış gibi sıcaktı ve etrafına loş, huzurlu bir mavi ışık saçıyordu.

Heykeli eline alan Cafer, ağır adımlarla gümüş kapının önündeki hüzünlü kadın heykelinin yanına döndü. Tam heykelciği kadının boş kucağına yerleştireceği sırada, sarayın her köşesinden yankılanan ilahi bir ses duyuldu; ateş tanrısı Valak’ın sesiydi bu:

— Valak: Buraya kadar gelmen bir hataydı, insan... O masumiyet sembolü, senin bu cehennemde ebediyen yanmana neden olacak tek anahtardır. Bu kapıyı geçmeye kalkışmak, kendi sonuna mühür basmaktır.

Valak’ın tehditleri karşısında Cafer, sadece buz gibi bir ifadeyle başını iki yana salladı. Titreyen, yaralı elleriyle tuttuğu o narin bebek heykelini, bekleyen kadının boş kucağına yavaşça, büyük bir saygıyla yerleştirdi. Heykel yerine oturduğu an, avlunun dört bir yanındaki meşaleler bir anda maviye döndü. Kadın heykelinin gözlerinden yaşlar süzülürken, kucağındaki bebek heykelinden yayılan saf mavi ışık dalgaları gümüş kapının üzerindeki tüm mühürleri birer birer çözdü.

*GÜM! ŞAT!*

Gümüş kapı, içeriden gelen güçlü bir mekanizma sesiyle ve gürültülü bir sarsıntıyla iki yana doğru açıldı. Kapının ardındaki ışık, tüm salonu aydınlattı; ateş tanrısı Valak’ın taht odası, tüm ihtişamı ve korkunç atmosferiyle gözler önüne serildi. Cafer, derin bir nefes alıp kanlar içindeki kılıcını bir kez daha kavrayarak bu parlak eşikten içeri adım attı. İntikam yolculuğunun artık sonuna gelinmişti.

Gümüş kapının ardındaki o devasa ve ışıltılı eşikten içeri adım atan Cafer, devasa taht salonunun koridorlarında ilerlemeye başladı. Beklediğinin aksine karşısına ne alevli süvariler ne de başka bir muhafız çıkmıştı; içerisi mutlak, buz gibi ve ağır bir sessizlikle kaplıydı. Yüksek tavanlardan sarkan devasa avizelerin kristal yansımaları, yerdeki cilalı mermer zemin üzerinde ürkütücü gölgeler oluşturuyordu. Adım atarken botlarının çıkardığı ses, bomboş koridorlarda yankılanarak duvarlara çarpıyor, sarayın ne kadar derin ve kasvetli bir yapıda olduğunu gözler önüne seriyordu.

Cafer kılıcını elinde sıkıca tutarak dikkatli adımlarla ilerlerken, tavanın en yüksek noktalarındaki kalın bulut kümelerinin ve gölgelerin arasından, rüzgâr ve fırtına tanrısı Zephyr’in oğlu, iki başlı garip varlık **Duality**’nin tok ve yankılanan sesi duyuldu. Kendisi ortalıkta görünmüyor, sadece sesi sarayın kubbesinde yankılanıyordu.

— Duality (Birinci Baş - Sert): Buraya kadar gelebilmen bir mucize sanıyorsun insan... Ama bu mermer koridorlar, senin gibi haddini bilmez bir ölümlünün mezarından başka bir şey olmayacak! Kemiklerin bu sarayın temellerinde çürümeye mahkûm!
— Duality (İkinci Baş - Yumuşak ve Kibar): Ah, yapma ama sevgili dostum, abartıyorsun... Belki de o kadar sert olmamalıyız. Yorgun görünmüyor mu sizce de? Bak, elleri kan içinde, ne kadar da narin bir çabayla yürümeye çalışıyor... Belki de burada huzurlu bir istirahati hak ediyordur, kimbilir?
— Duality (Birinci Baş - Sert): Huzur mu?! O buraya yıkım getirdi, babamızın ve akrabalarımızın kanını döktü! Onun hak ettiği tek şey ebedi bir karanlık ve acıdır! Yumuşak kalpliliğinle bu katilin kurbanı mı olacaksın?
— Duality (İkinci Baş - Yumuşak ve Kibar): Sadece biraz merhamet, hepsi bu... Ölüm bile bu kadar yorulmuş bir ruha fazla gelebilir. Ama tabii, kaderin çizdiği o kaçınılmaz çizgiyi değiştiremeyiz ki, değil mi? Ne dersin Cafer, bu sessizlik seni korkutuyor mu yoksa sonunun yakın olduğunu bildiğin için sessizliği mi tercih ediyorsun?

Cafer, iki başın birbiriyle çelişen ve zihni bulandıran bu fısıltılı sesleri karşısında duraksadı; başını yukarıya, gölgelerin derinliklerine doğru kaldırıp kılıcını daha da sıkı kavradı. Gizlenmeye devam eden Duality’nin bu psikolojik baskısı salonun atmosferini daha da gererken, Cafer karşısına çıkacağı o kaçınılmaz yüzleşme için koridorun karanlığına doğru kararlı adımlarla yürümeye devam etti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

22okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kategoriler ve temalar yükleniyor…