83. bölüm / 91
ATEŞ TANRILARI82 BÖLÜM
Bölümler 91Şu an: 82 BÖLÜM
- 1 Giriş725 kelime
- 2 1 BÖLÜM1.141 kelime
- 3 2 BÖLÜM877 kelime
- 4 3 BÖLÜM1.209 kelime
- 5 4 BÖLÜM1.508 kelime
- 6 5 BÖLÜM692 kelime
- 7 6 BÖLÜM1.056 kelime
- 8 7 BÖLÜM739 kelime
- 9 8 BÖLÜM1.359 kelime
- 10 9 BÖLÜM1.636 kelime
- 11 10 BÖLÜM1.866 kelime
- 12 11 BÖLÜM1.622 kelime
- 13 12 BÖLÜM1.642 kelime
- 14 13 BÖLÜM1.584 kelime
- 15 14 BÖLÜM1.312 kelime
- 16 15 BÖLÜM1.200 kelime
- 17 16 BÖLÜM1.183 kelime
- 18 17 BÖLÜM1.078 kelime
- 19 18 BÖLÜM805 kelime
- 20 19 BÖLÜM1.681 kelime
- 21 20 BÖLÜM1.237 kelime
- 22 21 BÖLÜM1.608 kelime
- 23 22 BÖLÜM1.417 kelime
- 24 23 BÖLÜM1.617 kelime
- 25 24 BÖLÜM1.138 kelime
- 26 25 BÖLÜM1.096 kelime
- 27 26 BÖLÜM1.328 kelime
- 28 27 BÖLÜM908 kelime
- 29 28 BÖLÜM1.372 kelime
- 30 29 BÖLÜM1.029 kelime
- 31 30 BÖLÜM1.176 kelime
- 32 31 BÖLÜM1.530 kelime
- 33 32 BÖLÜM1.270 kelime
- 34 33 BÖLÜM1.172 kelime
- 35 34 BÖLÜM1.235 kelime
- 36 35 BÖLÜM863 kelime
- 37 36 BÖLÜM1.024 kelime
- 38 37 BÖLÜM1.142 kelime
- 39 38 BÖLÜM1.413 kelime
- 40 39 BÖLÜM883 kelime
- 41 40 BÖLÜM893 kelime
- 42 41 BÖLÜM1.416 kelime
- 43 42 BÖLÜM983 kelime
- 44 43 BÖLÜM1.024 kelime
- 45 44 BÖLÜM1.332 kelime
- 46 45 BÖLÜM656 kelime
- 47 46 Bölüm1.377 kelime
- 48 47 BÖLÜM1.100 kelime
- 49 48 Bölüm1.504 kelime
- 50 49 BÖLÜM921 kelime
- 51 50 BÖLÜM940 kelime
- 52 51 BÖLÜM1.074 kelime
- 53 52 BÖLÜM855 kelime
- 54 53 BÖLÜM983 kelime
- 55 54 BÖLÜM1.087 kelime
- 56 55 BÖLÜM1.570 kelime
- 57 56 BÖLÜM1.157 kelime
- 58 57 BÖLÜM986 kelime
- 59 58 BÖLÜM888 kelime
- 60 59 BÖLÜM1.427 kelime
- 61 60 BÖLÜM1.100 kelime
- 62 61 BÖLÜM1.219 kelime
- 63 62 BÖLÜM1.252 kelime
- 64 63 BÖLÜM1.181 kelime
- 65 64 BÖLÜM1.812 kelime
- 66 65 BÖLÜM1.176 kelime
- 67 66 BÖLÜM1.270 kelime
- 68 67 BÖLÜM984 kelime
- 69 68 BÖLÜM1.345 kelime
- 70 69 BÖLÜM2.086 kelime
- 71 70 BÖLÜM1.037 kelime
- 72 71 BÖLÜM1.180 kelime
- 73 72 BÖLÜM926 kelime
- 74 73 BÖLÜM1.358 kelime
- 75 74 BÖLÜM1.594 kelime
- 76 75 BÖLÜM1.167 kelime
- 77 76 BÖLÜM1.140 kelime
- 78 77 BÖLÜM1.097 kelime
- 79 78 BÖLÜM917 kelime
- 80 79 BÖLÜM1.271 kelime
- 81 80 BÖLÜM925 kelime
- 82 81 BÖLÜM846 kelime
- 83 82 BÖLÜM1.117 kelime · Okuduğun bölüm
- 84 83 BÖLÜM1.196 kelime
- 85 84 BÖLÜM1.106 kelime
- 86 85 BÖLÜM936 kelime
- 87 86 BÖLÜM1.026 kelime
- 88 87 BÖLÜM817 kelime
- 89 88 BÖLÜM637 kelime
- 90 89 BÖLÜM997 kelime
- 91 90 BÖLÜM1.320 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Zephyr’in başsız bedeni gökyüzünün yükseklerinden aşağıya, sarayın eteklerindeki yıkıntıların arasına büyük bir gürültüyle çakılıp kaldığında, ölümlü manna şehrinde ise büyük fırtına başlasın. Cafer zaferin getirdiği ağır ve keskin soluklarla kadim kılıcını toparladı. Sarayın devasa, mermer işlemeli ana kapısına doğru attığı her adımla birlikte, içeriden yeryüzünü kavuracak derecede yoğun ve geniz yakan bir mangal kömürü kokusu yayılmaya başladı. Ateş tanrısının en korkunç ve ölümcül muhafızları olan **Alevli Savaşçılar**, bu kez cehennemin katmanlarından fırlamış gibi görünen devasa, gözlerinden ve nallarından kor alevler saçan **alevli atların** üzerinde zifiri karanlığı yararak dışarı fırladılar.
Atların zırhlı nallarından mermer zemine çarptıkça sıçrayan kızıl kıvılcımlar ortalığı ateşe verirken, süvariler ellerindeki kalın, kor alevli zincirleri havada dairesel hareketlerle vahşice sallayarak etrafta kaçışsız bir yakıcı çember oluşturdu. Cafer, kılıcını sıkıca kavrayarak bu kızıl cehennemin tam ortasında duruşunu hiç bozmadan bekledi. Süvarilerin komutanı olan, üzerinde erimiş demirden zırhlar taşıyan lider, alevler içinde parlayan dev atını kışkırtarak doğrudan Cafer’in üzerine dörtnala sürdü ve elindeki zinciri kamçı gibi patlatarak savurdu.
— Alevli Süvari: Sarayın kapısına kadar dayanman senin buradaki kaderini değiştirmeyecek, insan! O pırıl pırıl parlayan yıldırım kılıcın ve o küstah iraden, bu kor ateşin ve demirin içinde eriyip kül olmaya mahkûm!
— Cafer: Ateşiniz ne kadar harlı, zincirleriniz ne kadar derin olursa olsun... Taşıdığınız o külleri bu sarayın en yüksek duvarlarına bile sürmezsem bana da Cafer demeyin!
Cafer kelimelerini bitirdiği an yıldırım hızıyla sağa doğru sıçradı; alevli zincirin yarattığı o kavurucu ısı dalgası, geçtiği yerdeki havayı patlatarak arkasındaki kalın mermer sütunu paramparça etti. Süvariler kusursuz bir askeri nizam ve vahşi bir uyumla etrafını sararak çemberi daraltmaya, kaçış alanını sıfırlamaya çalıştılar. Her saniye bir taraftan gelen alevli at darbesi veya kor halindeki zincir kamçısı Cafer’in zırhını sıyırıp geçiyor, teninde derin ve acı veren yanık izleri bırakıyordu. Lakin Cafer, acıyı ve yorgunluğu adeta zihnen silerek rüzgâr ve yıldırım elementlerini kılıcının üzerinde en üst düzeyde yoğunlaştırdı.
Savaşın en hararetli ve nefes kesen anında, üzerine dörtnala koşan bir alevli süvarinin savurduğu zincir darbesini kılıcının üstünde karşılayan Cafer, metalin çıkardığı o kulak tırmalayan gıcırtıyla birlikte atın boynuna basarak havaya fırladı. Havada baş aşağı dönerken kılıcını iki eliyle sımsıkı kavradı ve tüm öfkesini toplayarak aşağıda kalan süvarinin üzerine yıkıcı bir yıldırım darbesi indirdi.
*GÜM! KRAAA-KOOM!*
Oluşan devasa plazma patlaması alevli atı ve üstündeki süvariyi parçalara ayırarak kor külüne dönüştürdü. Diğer süvariler bu vahşi yıkım karşısında şoke olup geri çekilmeye çalışsa da, Cafer fırtınanın o durdurulamaz hızıyla aralarından geçip kılıcını peş peşe savurarak kalan alevli süvarileri devasa kesiklerle birer birer yere serdi. Son süvari de bellerinden ikiye ayrılarak ateşi sönmüş bir şekilde yere kapaklandığında, dev avlu tamamen derin ve kanlı bir sessizliğe büründü. Cafer, vücudundan sızan taze kanlar ve dumanı tüten yanık izleriyle soluk soluğa kılıcını temizledi ve taht salonunun gümüş kapısına doğru kararlı adımlarla yürümeye devam etti.
Alevli süvarilerin kor halindeki küllerini arkasında bırakan Cafer, taht salonunun o heybetli, göğe uzanan gümüş kapısına ulaştı. Lakin kapı kapalıydı; önünde ise ateş tanrısının mabetlerinden fırlamış gibi duran, kucağı boş kalmış hüzünlü bir kadın heykeli duruyordu. Kadın, sanki ebediyen kaybolmuş bir şeyi bekliyormuş gibi kollarını boşluğa doğru uzatmıştı. Gümüş kapıdaki kadim mühür, ancak ve ancak o boşluğa yerleştirilecek kayıp bir **bebek heykelinin** iradesiyle açılabilirdi.
Cafer, yorgun ve yaralı bir halde devasa salonun tozlu köşelerini, yıkılmış sunakları ve ateş tanrısının ganimet odalarını didik didik etmeye başladı. Yıkılan sütunların arasından geçerken, odanın en karanlık ve unutulmuş köşesindeki, üzeri küllerle kaplı, işlemeli küçük bir sandık dikkatini çekti. Sandığı açtığı an, içeriden gelen hafif, narin ve masum bir enerji dalgasını hissetti. Kültürü temizlediğinde, içinde kundağa sarılmış, yüzünde ebedi bir tebessüm donmuş olan o mükemmel yontulmuş **bebek heykelini** buldu. Heykel, adeta canlıymış gibi sıcaktı ve etrafına loş, huzurlu bir mavi ışık saçıyordu.
Heykeli eline alan Cafer, ağır adımlarla gümüş kapının önündeki hüzünlü kadın heykelinin yanına döndü. Tam heykelciği kadının boş kucağına yerleştireceği sırada, sarayın her köşesinden yankılanan ilahi bir ses duyuldu; ateş tanrısı Valak’ın sesiydi bu:
— Valak: Buraya kadar gelmen bir hataydı, insan... O masumiyet sembolü, senin bu cehennemde ebediyen yanmana neden olacak tek anahtardır. Bu kapıyı geçmeye kalkışmak, kendi sonuna mühür basmaktır.
Valak’ın tehditleri karşısında Cafer, sadece buz gibi bir ifadeyle başını iki yana salladı. Titreyen, yaralı elleriyle tuttuğu o narin bebek heykelini, bekleyen kadının boş kucağına yavaşça, büyük bir saygıyla yerleştirdi. Heykel yerine oturduğu an, avlunun dört bir yanındaki meşaleler bir anda maviye döndü. Kadın heykelinin gözlerinden yaşlar süzülürken, kucağındaki bebek heykelinden yayılan saf mavi ışık dalgaları gümüş kapının üzerindeki tüm mühürleri birer birer çözdü.
*GÜM! ŞAT!*
Gümüş kapı, içeriden gelen güçlü bir mekanizma sesiyle ve gürültülü bir sarsıntıyla iki yana doğru açıldı. Kapının ardındaki ışık, tüm salonu aydınlattı; ateş tanrısı Valak’ın taht odası, tüm ihtişamı ve korkunç atmosferiyle gözler önüne serildi. Cafer, derin bir nefes alıp kanlar içindeki kılıcını bir kez daha kavrayarak bu parlak eşikten içeri adım attı. İntikam yolculuğunun artık sonuna gelinmişti.
Gümüş kapının ardındaki o devasa ve ışıltılı eşikten içeri adım atan Cafer, devasa taht salonunun koridorlarında ilerlemeye başladı. Beklediğinin aksine karşısına ne alevli süvariler ne de başka bir muhafız çıkmıştı; içerisi mutlak, buz gibi ve ağır bir sessizlikle kaplıydı. Yüksek tavanlardan sarkan devasa avizelerin kristal yansımaları, yerdeki cilalı mermer zemin üzerinde ürkütücü gölgeler oluşturuyordu. Adım atarken botlarının çıkardığı ses, bomboş koridorlarda yankılanarak duvarlara çarpıyor, sarayın ne kadar derin ve kasvetli bir yapıda olduğunu gözler önüne seriyordu.
Cafer kılıcını elinde sıkıca tutarak dikkatli adımlarla ilerlerken, tavanın en yüksek noktalarındaki kalın bulut kümelerinin ve gölgelerin arasından, rüzgâr ve fırtına tanrısı Zephyr’in oğlu, iki başlı garip varlık **Duality**’nin tok ve yankılanan sesi duyuldu. Kendisi ortalıkta görünmüyor, sadece sesi sarayın kubbesinde yankılanıyordu.
— Duality (Birinci Baş - Sert): Buraya kadar gelebilmen bir mucize sanıyorsun insan... Ama bu mermer koridorlar, senin gibi haddini bilmez bir ölümlünün mezarından başka bir şey olmayacak! Kemiklerin bu sarayın temellerinde çürümeye mahkûm!
— Duality (İkinci Baş - Yumuşak ve Kibar): Ah, yapma ama sevgili dostum, abartıyorsun... Belki de o kadar sert olmamalıyız. Yorgun görünmüyor mu sizce de? Bak, elleri kan içinde, ne kadar da narin bir çabayla yürümeye çalışıyor... Belki de burada huzurlu bir istirahati hak ediyordur, kimbilir?
— Duality (Birinci Baş - Sert): Huzur mu?! O buraya yıkım getirdi, babamızın ve akrabalarımızın kanını döktü! Onun hak ettiği tek şey ebedi bir karanlık ve acıdır! Yumuşak kalpliliğinle bu katilin kurbanı mı olacaksın?
— Duality (İkinci Baş - Yumuşak ve Kibar): Sadece biraz merhamet, hepsi bu... Ölüm bile bu kadar yorulmuş bir ruha fazla gelebilir. Ama tabii, kaderin çizdiği o kaçınılmaz çizgiyi değiştiremeyiz ki, değil mi? Ne dersin Cafer, bu sessizlik seni korkutuyor mu yoksa sonunun yakın olduğunu bildiğin için sessizliği mi tercih ediyorsun?
Cafer, iki başın birbiriyle çelişen ve zihni bulandıran bu fısıltılı sesleri karşısında duraksadı; başını yukarıya, gölgelerin derinliklerine doğru kaldırıp kılıcını daha da sıkı kavradı. Gizlenmeye devam eden Duality’nin bu psikolojik baskısı salonun atmosferini daha da gererken, Cafer karşısına çıkacağı o kaçınılmaz yüzleşme için koridorun karanlığına doğru kararlı adımlarla yürümeye devam etti.
Bölüm etkileşimi
