ATEŞ TANRILARI kitap kapağı

60. bölüm / 91

59 BÖLÜM

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 91Şu an: 59 BÖLÜM
  1. 1 Giriş725 kelime
  2. 2 1 BÖLÜM1.141 kelime
  3. 3 2 BÖLÜM877 kelime
  4. 4 3 BÖLÜM1.209 kelime
  5. 5 4 BÖLÜM1.508 kelime
  6. 6 5 BÖLÜM692 kelime
  7. 7 6 BÖLÜM1.056 kelime
  8. 8 7 BÖLÜM739 kelime
  9. 9 8 BÖLÜM1.359 kelime
  10. 10 9 BÖLÜM1.636 kelime
  11. 11 10 BÖLÜM1.866 kelime
  12. 12 11 BÖLÜM1.622 kelime
  13. 13 12 BÖLÜM1.642 kelime
  14. 14 13 BÖLÜM1.584 kelime
  15. 15 14 BÖLÜM1.312 kelime
  16. 16 15 BÖLÜM1.200 kelime
  17. 17 16 BÖLÜM1.183 kelime
  18. 18 17 BÖLÜM1.078 kelime
  19. 19 18 BÖLÜM805 kelime
  20. 20 19 BÖLÜM1.681 kelime
  21. 21 20 BÖLÜM1.237 kelime
  22. 22 21 BÖLÜM1.608 kelime
  23. 23 22 BÖLÜM1.417 kelime
  24. 24 23 BÖLÜM1.617 kelime
  25. 25 24 BÖLÜM1.138 kelime
  26. 26 25 BÖLÜM1.096 kelime
  27. 27 26 BÖLÜM1.328 kelime
  28. 28 27 BÖLÜM908 kelime
  29. 29 28 BÖLÜM1.372 kelime
  30. 30 29 BÖLÜM1.029 kelime
  31. 31 30 BÖLÜM1.176 kelime
  32. 32 31 BÖLÜM1.530 kelime
  33. 33 32 BÖLÜM1.270 kelime
  34. 34 33 BÖLÜM1.172 kelime
  35. 35 34 BÖLÜM1.235 kelime
  36. 36 35 BÖLÜM863 kelime
  37. 37 36 BÖLÜM1.024 kelime
  38. 38 37 BÖLÜM1.142 kelime
  39. 39 38 BÖLÜM1.413 kelime
  40. 40 39 BÖLÜM883 kelime
  41. 41 40 BÖLÜM893 kelime
  42. 42 41 BÖLÜM1.416 kelime
  43. 43 42 BÖLÜM983 kelime
  44. 44 43 BÖLÜM1.024 kelime
  45. 45 44 BÖLÜM1.332 kelime
  46. 46 45 BÖLÜM656 kelime
  47. 47 46 Bölüm1.377 kelime
  48. 48 47 BÖLÜM1.100 kelime
  49. 49 48 Bölüm1.504 kelime
  50. 50 49 BÖLÜM921 kelime
  51. 51 50 BÖLÜM940 kelime
  52. 52 51 BÖLÜM1.074 kelime
  53. 53 52 BÖLÜM855 kelime
  54. 54 53 BÖLÜM983 kelime
  55. 55 54 BÖLÜM1.087 kelime
  56. 56 55 BÖLÜM1.570 kelime
  57. 57 56 BÖLÜM1.157 kelime
  58. 58 57 BÖLÜM986 kelime
  59. 59 58 BÖLÜM888 kelime
  60. 60 59 BÖLÜM1.427 kelime · Okuduğun bölüm
  61. 61 60 BÖLÜM1.100 kelime
  62. 62 61 BÖLÜM1.219 kelime
  63. 63 62 BÖLÜM1.252 kelime
  64. 64 63 BÖLÜM1.181 kelime
  65. 65 64 BÖLÜM1.812 kelime
  66. 66 65 BÖLÜM1.176 kelime
  67. 67 66 BÖLÜM1.270 kelime
  68. 68 67 BÖLÜM984 kelime
  69. 69 68 BÖLÜM1.345 kelime
  70. 70 69 BÖLÜM2.086 kelime
  71. 71 70 BÖLÜM1.037 kelime
  72. 72 71 BÖLÜM1.180 kelime
  73. 73 72 BÖLÜM926 kelime
  74. 74 73 BÖLÜM1.358 kelime
  75. 75 74 BÖLÜM1.594 kelime
  76. 76 75 BÖLÜM1.167 kelime
  77. 77 76 BÖLÜM1.140 kelime
  78. 78 77 BÖLÜM1.097 kelime
  79. 79 78 BÖLÜM917 kelime
  80. 80 79 BÖLÜM1.271 kelime
  81. 81 80 BÖLÜM925 kelime
  82. 82 81 BÖLÜM846 kelime
  83. 83 82 BÖLÜM1.117 kelime
  84. 84 83 BÖLÜM1.196 kelime
  85. 85 84 BÖLÜM1.106 kelime
  86. 86 85 BÖLÜM936 kelime
  87. 87 86 BÖLÜM1.026 kelime
  88. 88 87 BÖLÜM817 kelime
  89. 89 88 BÖLÜM637 kelime
  90. 90 89 BÖLÜM997 kelime
  91. 91 90 BÖLÜM1.320 kelime

Astralokya’nın o devasa, sonsuzluğa uzanan obsidyen koridorunda çizmelerinin çıkardığı yankılı seslerle ilerleyen Cafer, her an bozulmaya hazırmış gibi duran bu ağır sükûneti yarmaya devam ediyordu. Zeminle tavanı ayıran o ince çizgide, galaksilerin soğuk ışığı tenini yalayıp geçerken, genç savaşçı henüz kılıcından başka bir ses duymuyordu. Lakin bu derin sessizlik, yukarıdaki sonsuz kozmik kubbede birdenbire kopan tiz ve metalik bir çatırtıyla bölündü. Sanki milyarlarca yıllık bir yıldız kümesi yerinden oynamış gibi havada keskin bir basınç dalgası oluştu.

Yukarıdaki o devasa, karanlık tavanın en derin katmanından iki siluet, adeta gök gürültüsünü arkalarına alarak aşağıya doğru süzüldü. Yere ayak bastıkları anda etrafa yayılan şok dalgası, çevredeki kadim mermer sütunlarda ince çatlaklar oluşturdu. Bunlar, Aehetgard panteonunun en korkulan iki muhafızıydı; Göklerin adaletini simgeleyen, gözlerinde fırtına bulutları dönen erkek kardeş **Orion** ve yıldızların ebedi sükûnetini koruyan, ellerinden buzdan keskin ışık demetleri süzülen kız kardeş **Casia**.

Casia, yüzündeki o buz gibi ve küçümser gülümsemeyle ellerini önünde kavuşturup Cafer’e doğru bir adım attı; sesindeki alaycı tona bürünerek yukarıdan bakan bir kibirle konuştu:
— Bak buraya, sevgili kardeşim... Kim varmış meğer Astralokya’nın bu kuytu köşesinde? Zavallı tanrı Cafer... Kendi elleriyle can vermeye gelmiş, farkında bile değil.

Orion, iri yarı gövdesini öne doğru esnetip elindeki fırtına enerjisiyle parlayan çift ağızlı baltasını omzuna yerleştirdi. Kardeşinin sözlerini onaylar gibi başını sallayarak kalın, tok bir sesle alaya katıldı:
— Acaba gerçekten buraya bilerek mi geldi, yoksa o akılsız başıyla yolunu mu kaybetti bu zavallı? Yazık... Buraya kadar yürüyüp yorulması asıl trajedinin en güzel parçası olacak.

Cafer, duruşunu hiç bozmadan, yüzündeki o sarsılmaz ve buz gibi ifadeyle ikisinin gözlerinin içine baktı. Kılıcının kabzasını daha sıkı kavrayarak, boğuk ama son derece net çıkan o kararlı sesiyle karşılık verdi:
— Sizinle bir derdim yok, buradaki hiçbir canın kanı ellerime bulaşsın istemiyorum... Çekilin önümden. Benim tek bir meselem var, o da kardeşim Astra’dır. Yolumdan çekilin.

Orion, Cafer’in bu uyarısına karşı alayla sesli bir şekilde güldü ve baltasını yere vurarak etrafa mavi kıvılcımlar saçtı:
— Astra’ya ulaşmak mı? Öyle elini kolunu sallayarak kardeşimize varabileceğini mi sandın, ölümlü tanrı? Babamızın o Yüce Tahtı’na ve takımyıldızlarının merkezine ulaşmak istiyorsan, önce bizim cesedimizi çiğnemelisin!

Casia, ağabeyinin bu hamlesiyle birlikte ellerini havaya kaldırarak parmak uçlarından süzülen buz keskinliğindeki yıldız tozlarını ileriye doğru fırlattı. Savaşın o nefes kesen, yıkıcı anı işte bu salisede koptu.

Orion, devasa gövdesinin verdiği o hantal olmayan inanılmaz bir çeviklikle ileriye atıldı ve elindeki fırtına baltasını Cafer’in kafasına doğru gaddarca savurdu. Çeliğin havada yarattığı o keskin vızıltı kulakları sağır ederken, Cafer son anda başını eğerek darbeden sıyrıldı. Lakin aynı anda Casia’nın ellerinden fırlayan buzdan keskin oklar, sol omuz boşluğunu sıyırarak arkadaki duvara saplandı. Cafer, iki koldan gelen bu eş zamanlı saldırı karşısında geri çekilmek yerine, içindeki o korkusuzluk tanrısının verdiği saf öfkeyi damarlarında patlattı.

Bedenini saran mavi şimşekler ve yıldız elementinin o kavurucu enerjisi, etraftaki yer çekimini altüst eden bir patlamayla dışarı taştı. Cafer, ani bir dönüşle kılıcını savurarak Orion’un baltasının keskin ağzını sertçe karşıladı. İki devasa enerjinin çarpışmasından doğan şok dalgası, Astralokya’nın yüksek kubbesindeki yıldız kandillerini patlattı. Orion, karşılaştığı bu beklenmedik direnç karşısında gözlerini büyütürken, Cafer boşta kalan sol elini yumruk yapıp bütün gücüyle Orion’un göğüs kafesine geçirdi.

*“Kzzt! Krak!”*

Şimşek enerjisinin zırhı delip geçtiği Orion, ağzından koyu renkli bir kan kusarak geriye doğru savruldu. O an arkasından sinsi bir hamle yapan Casia, ellerindeki buz bıçaklarıyla Cafer’in sırtına atılmak istedi. Lakin Cafer, kız kardeşin hareketini sezmişçesine ani bir manevrayla eğildi; Casia’nın savurduğu buz bıçakları boşa düştü. Genç savaşçı, dengesini kaybeden Casia’nın bileğini yakaladığı gibi bütün gücüyle çekti ve onu kendi ön savurmasının savurduğu ivmeyle mermer zemine çiviledi.

Casia, sırtüstü yere kapaklanıp nefessiz kalırken, Orion öfkeden çılgına dönmüş bir halde ayağa kalkıp baltasını iki elle kavrayarak yeniden Cafer’in üzerine atıldı. — Seni parça pinçik edeceğim! diye kükredi Orion.

Cafer, üzerine gelen bu devasa öfkenin altında ezilmek bir yana, son derece sakin bir ölüm meleği gibi bekledi. Orion tam baltasını indirmek üzere havaya kalktığı an, Cafer yıldız elementinin hızını bacaklarına vererek bir şimşek gibi rakibinin altına sızdı. Kılıcını yukarıya doğru kusursuz bir açıyla savurarak Orion’un sağ kolunu omuz başından gövdesine bağlayan eklem yerinden tek bir hamlede koparıp çıkardı.

*“Fışkıran kanlar obsidyen zemini boyarken, Orion’un acı dolu çığlığı bütün Astralokya’nın duvarlarında yankılandı.”*

Yerde tek koluyla kıvranan Orion’a acımayan Cafer, kılıcını ters çevirip adamın göğsünün tam ortasına, kalbinin üzerine sapladı. Orion’un gözlerindeki o kibirli ışık sönüp gitmeden önce, Cafer adamın cansız bedenini ayağıyla iterek bir kenara bıraktı.

Şimdi meydanda sadece, az önce yaşadığı şoktan yeni yeni kurtulup dehşet içinde ayağa kalkmaya çalışan Casia kalmıştı. Genç kız, elleri titreyerek geri geri kaçmaya çalışırken, sırtı soğuk mermer sütuna çarptı. Gözlerinde ölümün o mutlak korkusu vardı.

Cafer, ayağının altındaki kan birikintilerini eze eze, elinden damlayan damlaların çıkardığı o sessiz ritimle Casia’ya doğru yürüdü. Tam önünde durup kılıcını indirdi. Casia titreyen sesle, — Dur... Lütfen... diye fısıldayacak oldu, lakin Cafer onun konuşmasına izin vermedi.

Yıldızların sükûnetini koruyan o kibirli kız kardeşin saçlarından sertçe kavradığı gibi havaya kaldırdı ve hemen yandaki devasa, parıldayan mermer sütunun keskin köşesine başını arka arkaya, gaddarca çarpmaya başladı.

*“Küt! Krrrak! Paralanan kemiklerin ve ezilen kafatasının sesi havada patladı.”*

Her bir darbede Casia’nın bedeni biraz daha dirayetini yitirdi; son şiddetli vuruşla birlikte genç kızın başı tamamen ezildi ve cansız bedeni, ağabeyinin cesedinin yanına ağır bir çuval gibi yığıldı. Cafer, ellerindeki kanı ve kıyafetine sıçrayan lekeleri umursamadan, kılıcını yeniden kınınına yerleştirdi ve Astra’nın taht odasına açılan o nihai kapıya doğru, kararlı ve durdurulmaz adımlarla yürümeye devam etti.

Orion ve Casia’nın cansız bedenlerini o kanlı obsidyen zemin üzerinde arkasında bırakan Cafer, Astralokya’nın koridorlarını kat etmeye devam ederek sonunda sarayın en iç katmanına, Yıldız Tanrısı Astra’nın taht odasına açılan o devasa ve kadim kapının önüne geldi. Bu kapı, şimdiye kadar gördüğü diğer mermer veya taş engellere hiç benzemiyordu. Karşısında yükselen yapı, taştan ya da demirden değil; doğrudan uzayın karanlığından ve solidified (katılaşmış) galaktik maddeden örülmüş gibi duruyordu. Üzerinde hiçbir kilit dili, hiçbir anahtar deliği yoktu. Bunun yerine kapının tam ortasında, gökyüzündeki takımyıldızlarının haritasını andıran kusursuz bir oyuk ve bu oyuğun etrafına dağılmış parıldayan beş farklı yıldız parçasından oluşan boşluklar yer alıyordu.

Cafer, belindeki kılıcını kınından sıyırarak kapının o devasa yüzeyine doğru yaklaştı. İçindeki mavi şimşek elementini ve saf elektrik enerjisini kılıcın ucuna yükleyerek kapının merkezine doğru var gücüyle dayadı. Akkor mavisi elektrik akımları kapının yüzeyi boyunca örümcek ağı gibi yayıldı, patlamalar yarattı; lakin kapı bu şiddetli saldırı karşısında en ufak bir titreme bile göstermedi.

Genç savaşçı bu kez şimşek gücünün işe yaramadığını görünce ellerini yere vurarak toprak elementini çağırdı. Yerin derinliklerinden koparıp çıkardığı devasa kaya kütlelerini ve basınçlı taş bloklarını doğrudan kapının ortasına çarptı.

*“Güm! Güm! Krak!”*

Tonlarca ağırlığındaki kayalar kapıya çarptığı an toz bulutları içinde un ufak olurken, kapının kendisi bırakın kırılmayı, yerinden bir milim bile hareket etmedi. Saf kaba kuvvetin ve fiziksel gücün burada tamamen geçersiz olduğunu anlayan Cafer, nefes nefese geriye çekildi ve gözlerini kapının üzerindeki o karmaşık mekanizmaya, parıldayan yıldız bilmecesine dikti.

Kapının üzerine kazınmış olan kadim yazı, adeta evrenin kendi dilinden fısıldıyordu:

> *"Göklerin kalbi ne doğudan doğar, ne batıdan batar.*
> *O, diğer dördünün omuzlarında yükselen ilk ışıktır.*
> *Eğer karanlığın ötesine geçmek diliyorsan,*
> *Sonsuzluğun pusulasını doğru yere mühürle;*
> *Aksi takdirde bu kapı, senin ebedi mezarın olacaktır."*

Bu sadece düz bir yazı değil, göksel bir denklemdi. Kapının üzerinde asılı duran beş başıboş yıldız parçası; *Kuzeyin Soğuk Gözü*, *Güneyin Kırmızı Kor'u*, *Doğunun Şafak Pırıltısı*, *Batının Alacakaranlık Çizgisi* ve tam ortada duran, diğer tüm takımyıldızlarının etrafında döndüğü eksen olan *Kozmik Çekirdek (Kutup Yıldızı)* parçasından ibaretti.

Cafer, derin bir soluk alarak ellerini kapının yüzeyine doğru uzattı. İçinde taşıdığı o yıldız elementinin doğası, bu kozmik yapıyla zihinsel bir frekans yakalamasını sağladı. Göğsünden yayılan o hafif, gümüş rengi yıldız ışıltısı parmak uçlarına kadar ulaştı. Bilmecenin mısralarını zihninde tek tek tarttı: *“Göklerin kalbi ne doğudan doğar, ne batıdan batar. O, diğer dördünün omuzlarında yükselen ilk ışıktır.”*

Bu cümle, pusulanın ana yönlerinin (Doğu, Batı, Kuzey, Güney) merkezde birleşmediğini, aksine tağın ve göğün dengesini sağlayan o ana eksen yıldızın en tepedeki yuvaya oturması gerektiğini söylüyordu.

Cafer, tereddüt etmeyen bir el hareketiyle parmak uçlarındaki yıldız elementini kullanarak *Kuzeyin Soğuk Gözü* parçasını sol üst oyuğa, *Güneyin Kırmızı Kor'u* parçasını sağ alt oyuğa, *Doğunun Şafak Pırıltısı* ile *Batının Alacakaranlık Çizgisi* parçalarını ise yan taraflardaki yuvalarına kusursuz bir simetriyle yerleştirdi. Son olarak, ellerinde parlayan o saf kozmik enerjiyle birlikte asıl parça olan *Kozmik Çekirdek* yıldızını, bilmecenin işaret ettiği üzere tam merkezdeki en yüksek yuvaya bastırdı.

*“Zzzzt! Click!”*

Son parçanın yerine oturmasıyla birlikte, kapının yüzeyindeki o asırlık taşlar ve karanlık maddeler derin bir mekanik sesle titremeye başladı. Bilmecesini çözen kapı, ortadan iki yana doğru kayarak açıldı ve içeriye doğru sızan o göz kamaştırıcı, saf yıldız ışığı bütün koridoru aydınlattı. Cafer, kılıcını sıkıca kavrayıp içeriye doğru adım atarak Yıldız Tanrısı Astra ile yüzleşmek üzere nihai odaya giriş yaptı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

26okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…