82. bölüm · ATEŞ TANRILARI

81 BÖLÜM

Keskin Kalem

Rüzgar Muhafızlarının toz bulutuna dönüşüp yok olmasının ardından Cafer, zaferin verdiği yorgun adımlarla saraya giden dar dağ patikasında ilerlemeye devam etti. Lakin gökyüzündeki o zümrüt yeşili ve gümüşi bulutlar bir anda korkunç bir uğultuyla dönmeye başladı. Rüzgâr ve fırtına tanrısı Zeyheyır’ın iradesiyle yeryüzünden kopan vahşi hava akımları, saniyeler içinde devasa bir fırtına hortumuna dönüşerek Cafer’in etrafını sardı. Yerin ve göğün çekimini altüst eden bu dev hortum, koca kayaları yerinden sökerek havaya savurdu ve zapt edilemez bir güçle Cafer’i yerden kesip içine çekti.

Hortumun o vahşi ve kör edici merkezinde dönmek, insanı içten dışa parçalayacak kadar korkunç bir işkenceydi. Keskin rüzgâr bıçakları tenini dilimlerken, basınç kulak zarını patlatacak dereceye ulaşmıştı; nefes almak imkânsızlaşmış, gözleri dönen toz bulutları ve elektrik kıvılcımlarından başka bir şey göremez olmuştu. Dengesini tamamen kaybeden Cafer, bu ölüm çarkının içinde ezilmemek için son bir iradeyle kılıcını iki eliyle sımsıkı kavradı. İçindeki tüm yıldırım elementini ve rüzgâr gücünü çeliğin ucunda topladı; hortumun merkezindeki o en yoğun dönen enerji duvarına karşı tüm gücüyle kılıcını savurdu.

*ZIZZZT! KRRAAA-KOOM!*

Kılıcın yarattığı o devasa plazma patlaması ve rüzgârı kesen yıkıcı darbe, fırtına hortumunu ortadan ikiye yardı. Hortum büyük bir gürültüyle dağılıp gökyüzüne fışkırırken, Cafer hızla aşağıya doğru düşerek sert kayaların üzerine yuvarlandı; üzerindeki çizikler ve kanlar içinde soluk soluğa ayağa kalktı. Lakin fırtına tanrısı Zeyheyır’ın öfkesi henüz dinmemişti; dağın tepesindeki bulut yığınları arasında devasa, buzdan kafatasına ve buluttan kanatlara sahip korkunç bir **bulut kertenkelesi (ejderhamsı fırtına yaratığı)** belirdi. heybetli ve dehşet verici varlık, ağzından yıldırımlar saçarak doğrudan Cafer’in üzerine hücum etti.

Bulut Kertenkelesi, devasa kanatlarını çırparak yarattığı fırtına dalgalarıyla birlikte pençelerini Cafer’in üzerine indirdi. Cafer, son anda sağa doğru atılarak dev pençelerin altından kıl payı kurtuldu; yaratığın kuyruğundan fışkıran hortumlar etraftaki kayaları toz duman ederken, Cafer havaya sıçrayarak kılıcını kertenkelenin buzlu sırtına geçirdi. Çelik ile bulut yapısındaki sert buz kütlesi birbirine çarparken etrafa mavi kıvılcımlar saçıldı. Yaratık acıyla başını geriye savurup ağzından yoğun bir fırtına nefesi püskürttü; bu dondurucu ve keskin rüzgâr nefesi Cafer’i geriye doğru savurarak metrelerce sürükledi.

Zeyheyır’ın gönderdiği bu canavar, sıradan bir yaratık değil, fırtınanın bizzat kendisiydi. Cafer, dizlerinin üzerine çöktüğü yerden kalkarken dişlerini sıktı; gözlerindeki intikam ateşi rüzgârın soğukluğunu yakıp geçecek kadar büyümüştü. Bulut Kertenkelesi yeniden üzerine atıldığında, Cafer bu kez kaçmadı; doğrudan yaratığın üzerine doğru koştu ve son bir hamleyle kılıcını kertenkelenin göğsündeki o parlayan hortum çekirdeğine doğru sapladı.

*ŞLLAAAK! GÜM!*

Kılıcın ucu çekirdeğe ulaştığı anda devasa bir enerji dalgası patlak verdi; bulut kertenkelesi yüksek sesli bir çığlıkla birlikte parça parça dağılarak gökyüzünde yok oldu. Fırtına yavaşça dinerken, Cafer kanlar içinde kalan elleriyle kılıcını sıkıca tutarak Zeyheyır’ın sarayına giden son tepeye doğru yürümeye devam etti.

Bulut Kertenkelesi’nin kalıntısı gökyüzünde eriyip giderken, dağın zirvesindeki kadim sarayın kapısına dayanan Cafer’in kulaklarını sağır eden devasa bir rüzgâr uğultusu yırttı. Gökyüzündeki kara bulutların ve fırtına girdaplarının ortasından, rüzgâr ve fırtına tanrısı **Zephyr**’in hırıltılı, yankılanan sesi her yönden üstüne çöktü:

— Zephyr: Nasılsın bakalım, Cafer? Yolculuk nasıl geçiyor, buraları beğendin mi?
— Cafer: Ben gayet iyiyim, Zephyr... Ama seni bekleyen sonun pek de öyle iyi olmayacağından çok eminim.
— Zephyr: Onu birazdan yakından göreceğiz!

Zephyr’in alaycı kahkahasıyle birlikte gökyüzünden tonlarca ağırlıkta, dağları yerinden oynatacak şiddette devasa fırtına duvarları ve elektrik akımlı dev dalgalar üst üste indi. Cafer ayaklarını yere mıh gibi saplayıp kılıcını siper ederek bu ezici fırtınanın karşısında dimdik tutundu; rüzgârın ve tazyikin derisini soyar gibi yaktığı o anlarda içindeki yıldırım gücünü serbest bıraktı. Göz açıp kapayıncaya kadar mavi bir şimşek çizgisine dönüşen Cafer, yıldırım hızıyla fırtınayı delip gökyüzünün katına, doğrudan Zephyr’in huzuruna yükseldi.

Bulutların arasında yankılanan korkunç bir çatırtıyla birlikte Zephyr, ikinci ve en yıkıcı formuna bürünerek ortaya çıktı. Gövdesi zırhlı kas yığınlarıyla kaplanmış, omuzlarından fırtına bulutları sarkan ve en üstte keskin, öfkeden parlayan gözleriyle **kocaman kartal başlı bir ilahi varlığa** dönüşmüştü. Ellerinden fışkıran yeşil fırtına topları ve yıldırımlarla Cafer’in üzerine yürüyen Zephyr, göğü inleten sesiyle kükredi:

— Zephyr: Karımı öldürmenin bedelini bu gök kubbede sonuna kadar ödeyeceksin, katil! Yollarda katlettiğin o kardeşlerimin intikamını tek tek alacağım senden! Ruhun bu fırtınaların ve kasırgaların arasında kaybolup gitmeye mahkûm!

İkili arasında gökyüzünde kopan savaş, evrenin dengesini sarsacak boyuttaydı. Zephyr’in kanatlarını her çırpışında fırlattığı keskin rüzgâr bıçakları ve elektrik mızrakları havayı patlatırken, Cafer çevikliğini konuşturarak bu ölümcül darbelerden kıl payı sıyrılıyor, kılıcıyla devasa kartal tanrının zırhlı kollarında derin kesikler açıyordu. Savaşın hızı saniyede kabuk değiştirirken, Cafer anlık bir fırsat yakaladı; fırtınanın merkezinde dönen Zephyr’in üzerine doğru uçtu ve onu o devasa ilahi formundan, göğsündeki zırhından yakalayarak dışarıya, sert rüzgârın ortasına çekti.

Gökyüzünün boşluğunda asılı kalırken ikili yumruk yumruğa vahşi bir boğuşmaya tutuştu. Zephyr durmaksızın yumruklayarak Cafer’in yüzünü ve zırhını kan içinde bırakırken, Cafer o acıya ve baskıya boyun eğmeyip tüm gücünü ellerinde topladı. Zephyr’in savurduğu son bir yumruğu havada bileğinden yakalayan Cafer, ani ve acımasız bir manevrayla rakibinin boynunu kavradı.

*ÇIT! KRAAAK!*

Zephyr’in boynundan gelen kemik kırılma sesi fırtınanın uğultusunu bastırırken, Cafer bir saniye bile tereddüt etmeden ellerini yaratığın boynuna doladı ve koca kartal kafasını gövdesinden tamamen koparıp aldı.

*GÜM!*

Başsız kalan devasa ilahi beden gökyüzünden aşağıya, aşağıdaki yanan sarayın harabelerine doğru hızla düşerken, fırtına tanrısının ölümüyle birlikte etraftaki tüm kasırgalar ani bir sessizlikle dağıldı. Cafer, gökyüzünün ortasında kanlar içinde soluklanarak zaferin ağırlığını omuzlarında hissedip sarayın taht salonuna doğru süzüldü.